krizantem şiir defteri...

Konusu 'Şiir' forumundadır ve krizantem7 tarafından 11 Şubat 2009 başlatılmıştır.

    11 Şubat 2009
    Konu Sahibi : krizantem7
  1. krizantem7

    krizantem7 krizantem Üye

    Katılım:
    3 Şubat 2009
    Mesajlar:
    63
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Seni Sana bırakıyorum ...
    Acılarımı gergef yapıp gidiyorum..
    Sol yanıma bıraktığın hediyene iyi bakacağım söz ...
    Unutmayacağım Seni Sensiz yaşamayı...
    SÖZ ..
    Sandıklarda unutmayacağım hiç bir sözünü söz!...
    Her gün güneşe çıkarıp tuzlayacağım yüreğimi söz!
    Nasıl olsa bendeki bir yürek-ti senin için çok değil ya...
    Yanmayı öğreteceğim dilsiz yüreğime Yanmayı söz!
    SÖZ

    S
    Ö
    Z
    !
     
  2. 11 Şubat 2009
    Konu Sahibi : krizantem7
  3. krizantem7

    krizantem7 krizantem Üye

    Katılım:
    3 Şubat 2009
    Mesajlar:
    63
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    [​IMG]


    Sana "sevdam"
    Sonu olmayan bir yol..

    "Sensizlikse"
    Kaçınılmaz bir sondu...



    Ne kadar yürüsem,
    Gözlerine varamaz,
    Ellerine dokunamazdım...
    Biliyorum...
    Yüreğine asla ulaşamazdım...
    Bana bu kadar uzakken,
    Kendimle daha fazla savaşamazdım...


    /...Karşılıksız aşk bir güzelin gözlerinde dumansız yanmakmış.../


    ...Karşılıksız aşk yaşarken ölmekmiş.../

    Sana sevdam,
    Sonu olmayan bir yol...

    Sensizlikse,
    Kaçınılmaz bir sondu...

    Ne kadar yürüsem,
    Gözlerine varamaz,
    Ellerine dokunamazdım...
    Biliyorum...
    Yüreğine asla ulaşamazdım...
    Bana bu kadar uzakken,
    Kendimle daha fazla savaşamazdım...

    /...Karşılıksız aşk bir güzelin gözlerinde dumansız yanmakmış.../


    Bir sözünle,
    Kolumu kanadımı kıra kıra
    Bıraktın içimde...
    Karşılıksız aşk denilen,
    " Acı bir hatıra "


    Oysa;
    Sen benim,
    Sevgi pınarımdın...
    Ellerine susar,
    Gözlerine kanardım /sevseydin /...

    Sevseydin de keşke,
    Bir damla aşk'ınla
    Bir ömür yansaydım...


    /...Sevmek yüreği olan herkes içinse neden? - yasaktın bana...- //
     
  4. 11 Şubat 2009
    Konu Sahibi : krizantem7
  5. krizantem7

    krizantem7 krizantem Üye

    Katılım:
    3 Şubat 2009
    Mesajlar:
    63
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    [​IMG]
    başı olmayan, sonu bildik masallar yazılıyor gecelerime
    okurken üstünü çizdiğim satırlar dikiliyor karşıma, bir daha çiziyorum!
    gece benden, masallar çizgilerden bıkmış.......
    ben hepsinden.......



    [​IMG]


    içimi karıştırıyorum, düşüncemi yakan cümleler eşliğinde..
    yüzüm soluyor, kanı çekiliyor günahlarımın
    bir çığ olup aksam, kaç masum can verir toğrağımda?


    [​IMG]


    zaman alehimde, gün ne zaman başlayıp bitiyor bilmiyorum
    farkındalıklarım derin susmalarda...
    öylesine uzağım ki kendimden,
    hayatla arama "ben" girdi, yaklaşamıyorum..


    [​IMG]


    düştüm suçluyum,
    öznesi kayıp cümlelerime, kalbimi pazarlıyorum...
    kimse anlamasın diye, gözyaşlarımı satıyorum şiirlerde....
    uykuları haram ediyorum kendime,
    adı konmamış sabahlara açıyorum ellerimi...
    tenim, gölgeler arasında anlamsız bir bekleyişte
    renginden utanıp, yaralıyor kendini..





    [​IMG]



    adını heceleyerek söylüyorum, her harfe yeni anlamlar yükleyerek
    medcezirlere inat -kal- diyorum içimde,
    sesimden kan damlıyor, bir çocuk küsüyor bana...
    bütün şehirden duyulur mu kalbimin atışı?
    korkuyorum....


    [​IMG]


    bir kelebeğe takılıp sürükleniyor gözlerim
    vakti az biliyorum, bırakıyorum kendimi gözlerime...
    bir çocuk daha düşüyor ruhumdan......











    sezen aksu / vazgeçtim
     
  6. 11 Şubat 2009
    Konu Sahibi : krizantem7
  7. krizantem7

    krizantem7 krizantem Üye

    Katılım:
    3 Şubat 2009
    Mesajlar:
    63
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Gitmeye hazır yüreğim..

    Düşünme bununda üstesinden gelebilirim.
    Ne sandın beni,bu darbeyle yıkılırmı yüreğim..
    Ben ne yıkımlar gördüm..Bu bana basit bir kördüğüm.
    Çözemediğim neler var içimde bilsen..
    Ne çok paramparçayım.Ne çok yitirdim kendimden.
    Bir köşede sızlayışım,yorganlara sarılıp ağlayışım var gözlerimde..
    Yüreğimi susturmalarım,bağrımı eze eze ona karşı koyuşlarım.
    Bunu yapsamda durduramadığım duygularım..
    Ne sandın beni..
    Sağlammıyım sanki..
    Her bir adımımda ızdırabım vardır benim..
    Ve her gülümseyişimin haksız bir nedeni..

    Gülmeye nedenimmi var sanki
    Acıyarak bakma gözlerimin içine..Onlar senin gördüğün kadar yeşil değiller..
    Kana buladığım günler var gözlerimi..Görsen o zamanlar görebilirsin içimi.
    Deli yanlarım var..
    Esmesede hep içimde bir rüzgar..
    Ne sandın beni yıkılırmıyım..
    Bana sökmez bu fırtınalar
    Bir ağacın gölgesinde soluklanmayı bilmez bedenim..
    O gölgeler nasıl ferahlık verir insana bilmez..
    Ben yandıkça ateşimle,kimse durup dinlemez..
    Bu zamana kadar sanki senmi vardın yanımda.Bundan sonrada istemem olma..
    Hanimişbenimensevdiğim..
    Dar zamanımda kimse yoktu yanımda..
    Ondandır bu umursamazlığım..
    Sen hiç gördünmü rüzgarın kökünden söküp attığı ağacı..
    İçimde bu ve bunun gibi gelgitler yaşadım işte ben..
    Ne kadar inanılması güçse,o kadar inandım.
    .Sonunda bende bir gün mutlu olurum sandım..
    İyilik eden iyilik bulurmuş..Öyle sandım.
    Sevdim en değersizini bile..Sevdim ciğeri beş para etmesede..
    Sonunda inandım,mutlu olmak hayal değil derlerdi,inandım..
    Her söze kandım..
    Aklına gelebilecek her saçmalığa.
    Düştüğümde kanayan dizlerime ağladım..
    Geçecek dediler inandım...
    Sevdiğimde kavuşamadım..
    Kavuşursun dediler inandım..
    Artık gücüm kalmadı dediğimde bile,İnanmaya inandım..
    Ben kaybettim sen kazandın..
    Halada inanıyorum ara sıra..Yağmur yağınca hava güzel olurmuş ya..
    Bu içimdeki hava aynı..Farketmiyor yağmur yağsada..
    Hiç görmedim ben mutluluğu..Nerde bulunur bilirmisin.?
    Yada onu gören olmuşmudur..?
    Ufacık mutluluğumda bile sakladım hüznümü içimde..
    Sanmaki yıkılırım gidince..
    Benim isyanım dönmeyişlere..
    Sanmaki dönerim geriye..
    Benim beklediğim bir kez olsun dönüpte şaşırt benide..
    Kızamam kadere böyle olmasını istediyse..
    Ne biliyim işte hayat böyle.
    Bilirsin hala inanırım yeminlere..İnsanların en masum hallerine..
    Acılarına,kederlerini ortak olup,Hiç bir zaman çıkamamak düze..
    Kes be yüreğim kes sende..
    Nerden çıktı bu lodos niye?Aklına şimdimi geldi söyle..
    Benden mutluluğu alıp kaçırana isyan etmek kadere..
    Ben bakarım bundan sonrası için önüme..
    Artık kızaran gözlerimden önümü göremesemde..
    Takılıp düşersem yine..Bırak bu sefer öleyim bende..
    Bırak kanasın dizlerim..Kana bulansın ellerim..
    Acının başka rengini görmedim..
    Ne sanıyorsun beni..
    Düşersem ağlarmıyım sence..?
    Hala çocukmuyum,hala inanırmıyım yeminlere..?
    Kes be yüreğim kes artık sende..

    Bırak oynasın kader benimle...










    sezen aksu / son sigara
     
  8. 11 Şubat 2009
    Konu Sahibi : krizantem7
  9. krizantem7

    krizantem7 krizantem Üye

    Katılım:
    3 Şubat 2009
    Mesajlar:
    63
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Yüreğim ardımda,

    Yüreğimde sen...
    Geliyorum bir yerlere, bir yerlerdense gidiyorum.

    Ardımdan gelen bu aşkı sahiplenmek öyle huzur verici ki.

    Yol yol uzuyoruz,
    Ardımızda ne bir siren sesi,
    Ne bir karabasan gürültüsü..

    [​IMG]

    [​IMG]



    Sen gittiğinden beridir, portre fotoğrafım yok benim. Sadece gidişime şahit yol resimleri...

    Yol yol sana uzuyorum...

    Bağlayacağım yüreğine yüreğimi kör düğümlerle...
    Kararlıyım!
    Çünkü;

    ...








    tuğba özerk / sende kaldı
     
  10. 11 Şubat 2009
    Konu Sahibi : krizantem7
  11. krizantem7

    krizantem7 krizantem Üye

    Katılım:
    3 Şubat 2009
    Mesajlar:
    63
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Gitmek var, kalmak var...
    Gitmeye karar vermek, kalmaya mahkum olmak var....
    Dünyanın bin bir türlü hali var yani....
    En kötüsü de sonuçta ayrı düşmek iki gözüm. Yalandan yanlıştan, beceriksizlikten, sorumluluktan, sorumsuzluktan, kaçıştan, gurbetin çağırışından, mecburiyetten, velhasıl pek çok nedenden dolayı ayrı düşüyoruz…

    Dilimizden koptuk. Dilimiz döndüğünce de anlatmaya çalışıyoruz. Kökümüzden, kültürümüzden kopup iki arada bir derede sıkışıp kaldık. Ruhen göçebe insanlarız biz. Göçebeliğin tüm şartlarını sonuna dek zorlayarak evimiz, köyümüz, kentimiz ve hatta ülkemizden koptuk. Yaban ellerde, değersiz ayrık otları gibi dikilmiş duruyoruz. Ayrık otu ne kadar dikse, o kadar işte! Demem o ki, yaşamaya devam ediyoruz. Yaşamak ise önce ayrı düşüp, sonra da ayrı düşmenin çilesini çekmek değil midir zaten...

    Ne tür bir kısır döngü bu; kaç üstü kaç oluyor cezamız!

    Bana kalırsa uzun süre dert çekmez insanoğlu. Onarılır bir biçimde. Doğa onarır onu. Aslında kahır çeken gönüldür. Gönül bir kez darbe yemeye görsün, iflah olmaz artık. İflah da etmez... Bazı felaketlerin alameti yoktur! Ayrı düşmek de öyle bir şey. Bir bakarsınız aniden, uyarılmaksızın ayrı düşüvermişsiniz.

    En ağır ceza ise sevdadan ayrı düşene kesilir. Sevdası kaçmış gönül ne işe yarar ki! Gönüle heyecan, telaş ve hüznü veren sevda olmayınca, at o gönül’ü çöpe; sonra da kutuyu ebediyen boşalt gitsin!

    Ne yapmalı o halde?

    Yaşamanın, ayrı düşüp eksilmek olduğu bir dünyada bizleri yeniden yaratmayı beceren sevgi, sevda, aşk, bağlılık, umut veya adı her neyse ona sahip çıkmalı sanırım. O “adı her neyse” var ya, işte insanı yaşama bağlayan ve hayatta tutan köklerin ta kendisidir o.

    Gönül, sevda, çile çekmek, ayrı düşmek, ayrılık...
    Karatahtamda bunlar var bugün...
    Yaşamı çoğaltan ve tenhalığı yok eden o “adı her neyse”ye mutlaka sahip çıkın dostlar.

    Belki bugün UMUT'tur adı...

    Ve sahip çıkın tüm sevgilere!









    gökhan türkmen / büyük insan
     
  12. 11 Şubat 2009
    Konu Sahibi : krizantem7
  13. krizantem7

    krizantem7 krizantem Üye

    Katılım:
    3 Şubat 2009
    Mesajlar:
    63
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    hoşgeLdin

    Gidişinin biLmem kaçıncı yıLdönümü? gaLiba biR eyLüL ayıydı.. yok yok asLında eyLüL değiLdi ama; ben eyLüLe "eyLüL" diye koymuştum isimsiz gidişini ve o eyLüLde biR itin azı düşüyLe ısıRıyoRdu soğuk tenimi...


    hoşgeLdin..
    Sen hatıRLayabiLdin mi gidişini? hava pek dost sayıLmayacak kadaR ayazdı; ve akLa iLk geLen beyazdan öte kaRanLığa çaLan yaLanLaRdı... O gün hep sen konuşuyoRdun ve daha sonRa beLki ısıtıR ümidiyLe mumLaR yakıyoRdun döRt taRafımız.. Yatsıya çok vaRdı ama; mumLaR biR biR sönüyoRdu hep; ve biz yine suskun kaLıyoRduk.. Bense hiç sevemediğin susşLaRımı takınıyoRdum, susyoRdum ve susmanın tüm haLLeRinide iyi biLiyoRdum...

    hoşgeLdin
    gideRken götüRdüğün yağmuRLaRda getiRmişsin... biLmem hatıRLaRmısın o gün buLutLaR peRvasızca üzeRimize akın ediyoR ve yağmuRda biR o kadaR şuuRsuza yağıyoRdu... Çok ısLanmıştık, ısLakLığın anason etkisini hücRe hücRe vücutLaRımızda hissediyoRduk... çıRıL çıpLaktık sanki ve yağmuR öpücükLeR konduRuyoRdu çıRıLçığLakLığımıza. Daha sonRa sıktı bu aRızaLı sevişme bizi ve aLdığımız haz, ahmakLık hissine dönüşmüştü,
    bense sadece yağmuRa değiL ahmakLığımada sövüyoRdum o gün.. oysa ne çok seveRdik yağmuRu, ne zaman eL eLe yüRüsek hafif biR yağmuR diLeRdik gökLeRden ve düşeRken bedenimizin çıpLakLığına damLacıkLaR biz onu aşk beLLeRdik...

    neyse hoşgeLdin
    hatıRLıyoRmusun? sevdayı hep deminde ve tadında içeRdik... hiçte aceLe etmezdik sevmek ve sevişmek için, son modeL aşıkLaE gibi yaRış hızında aşk yaşanıLmayacağını biLenLeRdendik.

    Gündüzden çok geceyi sevdik ve nedense aşkı kaRanLıkLa peRçinLeştiRiRdik.. kaRanLığın kusuRLaRımızı öRteceğini düşünüRdük beLkide... ve kaRanLık başLadığında çökmeye biz asLa
    çiRkinLeşmezdik.. Günün doğuşunuda bekLemez ve izLemezdik hiç, gaLiba çiRkinLeşmekten yada ayRıLmaktan koRkuyoRduk.. çünkü bahçesinde ayRıLık yetiştiRip cüzzi biR fiyata satanLaRdan değiLdik...

    Uzun metRajLı geceLeRde, yine uzun ve aRasız fiLmLeR izLeRdik ve ne zaman ayRıLık düşse başRoL oyuncuLaRına o sahneyi es geçeRdik.. Bu es beLkide ayRıLığı kabuLLenmeyişimizin doğuRduğu biR RefLeksti kimbiLiR beLkide o yağmuRLu gğnde hani adını "eyLüL" koyduğum isimsiz gidişin önsezisiydi..

    HoşgeLdinde
    HoşgeLdinde, zaman çoktan yüRümedi mi sevdasızLığımızın üzeRine? Rüştünü beLgeLeRLe ispat etmedi mi ayRıLık? Ve mevziLenmedi mi eLi siLahLı adamLaR yüReğimize? GiReRsek menziLe basmayacakLaRmıydı tetiğe... YakıLmadımı ResimLeR, çoktan kefenLenmedimi hayaLLeR?
    ve çıkmadı mı yüReğimizen tabutLaRLa masum düşLeR?...

    HoşgeLdinde sahi neden geLdin? sencede çok oLmadı mı biz gideLi ve bu aşk biteLi? pek çok eyLüL geçmedi mi o "eyLüLün" üzeRinden? üzeRime yıkıp gittiğin bedeLLeRi ödemedim mi? AyRıLığın yaptıRımı idam sehpaLaRına tek tek bindiRmedim mi umutLaRımı...

    Sahi hoşgeLdinde hangi yüzLe geLdin?

    Hani "Susmanın tüm haLLeRini biLiyoRdum ya" hani sen gideRkende susmanın buLunma haLiyLe susyoRdum sana, şimdiyse; sen geLdin ve ben yine susyoRum; fakat bu kez "Susmanın ayRıLma haLiyLe susuyoRum sana.." eyvALLah..








    ahmet aslan /susarak özlüyorum
     
  14. 11 Şubat 2009
    Konu Sahibi : krizantem7
  15. krizantem7

    krizantem7 krizantem Üye

    Katılım:
    3 Şubat 2009
    Mesajlar:
    63
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    [​IMG]




    hep böyle mi bakar gözlerinin içi senin?

    hep böyle mi sevdiğini söylersin bana?

    içinde biryerlerde uçan martılar
    gözlerinde bilmediğim pırıltılarla,
    “seni seviyorum” deme bana!
    içim bir tuhaf oluyor
    dokunmak istiyorum ellerine sonra,
    büyüttüğün kuşlara ekmek atmak birde
    güle-oynaya...

    “seni seviyorum” deme işte bana...
    alıp başımı gitmek istiyorum, çok uzaklara
    ya da senin yanına!..
    gelsene hadi,
    al beni buralardan...
    bırakma bir başına....
    acıyor biryerlerim sen olmayınca
    “seni seviyorum” deme bana...
    unutuyorum kanatsız olduğumu,
    melekler gibi uçmak istiyorum sonra...

    tarifsiz boşluklar var, tarifsiz korkular
    sen yine sevdiğini söyleme bana...
    sarılma öyle hemen ...
    ellerim üşüyormuş - “ kaç yazar?”
    Ödünç istemem ellerini...
    Sıcak elleri bırakmak zordur bilirim ...
    En iyisi al bendeki emaneti
    Gökkuşağının 8.rengi olma hayallerini
    “seni seviyorum” deme bana
    gitmek istemiyorum sonra...
    oysa biliyorsun
    gitmem gerektiğini
    ilk ben söylemiştim.......
    gözyaşlarım burnumda

    “seni seviyorum” deme bana ...
















    KADER / SEVMİYORUM
     
  16. 11 Şubat 2009
    Konu Sahibi : krizantem7
  17. krizantem7

    krizantem7 krizantem Üye

    Katılım:
    3 Şubat 2009
    Mesajlar:
    63
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Hatırlar mısın bilmem o mutlu ve yağmurla süslenmiş günü. Hani elimi tutup “sevdiğim” dediğin günü. Yağmur damlacıkları süzülmüştü yanaklarımızdan o gün, utangaç dudaklarımıza. Titremişti ellerimiz, yanmıştı yüreklerimiz. O gün bugün oldu şimdi. Döndüm dolaştım, o günün hatırına bugünü andım. Yıllar önce tam da bugünde. Ilık bir yağmurdan hemen sonra karşı karşıya gelmiştik. Sonra sarılmış ve ağlaşmıştık birlikte. Gözyaşlarımız karışmıştı yağmura. “Olmaz,” demiştim o sıra. “Olmaz ayrılık. Böyle yanarken, böyle severken yakışmaz ayrılık…”



    İyi görmüştüm. Yağmurun ıslatıp yumuşattığı saçlarından bir tutam alnından aşağı sarkmıştı. Dokunmak istemiştim o an içimden. Dokunamadım. Bekledim sadece. İzledim saçlarının kıvrımlarını. Sonra o saç tutamından bir damla süzülmüştü. İyi görmüştüm o gün. O yağmur damlası sessizce, içini gıdıkladığını hissettiğim bir şekilde kayıvermişti sağ gözünün kenarından yanağına doğru. Gamze dediğimiz yerde bitmişti damlacığın yolculuğu. Ve o anda sen, elinle eritmiştin. İçim burkulmuştu…


    Şimdi eski hatırlarımızla avunduğumu bilsen ne hissedersin..¿? Bencil bir edayla hala seni sevdiğimi, seni düşündüğümü gülümseyerek mi karşılarsın..¿? O yağmurlu günü düşünüp hayallere daldığımı bilsen, bunu benden bıraktığın en etkili iz’in olduğunu düşünür müsün yoksa bırakıp giderken ne kadar acımasızca davrandığını mı anlarsın..¿? Biliyorum verecek cevabın bile yoktur. Cevap vermezsin sen çünkü. Sadece öylece sarhoş gibi çekip gidersin..
    Ardına bile bakmadan..


    Gidersin…


    Bu da itirafım olsun o ölü kalbine. O kendinden başkasını düşünmeyen salaş kalbine. Unutmadım işte! Unutmadım seni. O yağmurlu günü. O damlacığı. Ellerini tutarkenki sıcaklığı. Unutmadı hiçbir şeyi. Sana inat, senin kör vicdanına inat unutmadı...
    Kaldı içinde öylece bir yara gibi. Her yağmurda hatırladı ve kabuk bağlamış yarayı yeniden deşti. Deştikçe acı çekti, acı çektikçe deşmek istedi. Nasıl bir “gelecek” bıraktın gördün mü..¿? İtiraf ettim işte. Beni de skor hanene artı diye yazar mısın bilmem ama unutamadım seni, o günü, birbirimize bakışımızı, ağlaşmamızı. Unutamadım işte




    Bir "giden"in ardından ağlayan gözün vitrini...









    YALIN / ŞİMDİ SENDEN VAZMIGEÇMELİ???
     
  18. 11 Şubat 2009
    Konu Sahibi : krizantem7
  19. krizantem7

    krizantem7 krizantem Üye

    Katılım:
    3 Şubat 2009
    Mesajlar:
    63
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Ey yâr, susuşum sözümü esirgemekten değil. Sana değen sözleri çoktan yitirdim; dudağım avare, dilim perişan.

    Aklım ermiyor ki, sustuğumu bileyim. Kalbim ayılmıyor ki sana hitap edeyim. Kelimelerin sıcağı kaçmış, hece hece küllenmişler; sükût lehçesinde aç susuz bir mülteciyim şimdi. Seni taşa benzettiler. Öyle dilsiz, öyle hayatsız, öyle duygusuz diye. Değirmende konuşan taş değil midir peki? Acıyı öğütüp ekmek eyleyen senin dönüşün değil mi? Sen değil misin kabrimi bekleyen sadık yâr? Dillerin sustuğu yerde sen değil miydin ısrarla adını söyleyen unutulanların? Sen değil misin nice dertlinin derdini hiç itirazsız dinleyen?

    Sahiden taş mı kesildin? Oysa, sen sözlere efsûn bağışlayan dudaksın. Nefesi boşluğun hapsinden kurtarırsın. (Belki de her ses bir mahpusun kırılmış zincirlerinin şakırtısıdır.) Sana değdiği yerde dirilir sessizlik. Sana vuruldukça hece hece kanatlanır suskunluk; şiirlerin ufkuna yükselir söz, öykülerin kuytularında giyinir. Sen, dağı delen Ferhat’sın; söz ki dağı kar gibi eritir de Şirin yâri sımsıcak kucaklar. Sen Aslı’ya Kerem’sin; ses ki çatlak dudaklardan sızan kevserdir. Sen Kerem’in Aslı’sın; söz ki tek bir hecesi bizi varlığın koynuna saklar; “Ol!”sözü hatırına yokluk varlığa yüz bulur.

    Taşın sözü yok mudur ey yâr? Taş dediğin konuşur. Zamanın dudağıdır. Çatlaklarından acılar sızar; kuytularında çocuk gülüşleri gibi neşeler saklar. Taş dediğin susar. Zamanın dilidir; bir bakışında nice gürültüyü susturur; anlamsız telaşları dağıtır, hoyrat koşturmaları durdurur. Kadîm zamanlar içinden sızıp gelen bir kan gibidir taş; nabzımızı doldurur.

    Taş zamanla eskimez mi? Sen zamansın, ey yâr, gelir ve gidersin. Saatlerin kadranında uslu uslu gezinirsin amma saçlarımı değil sadece kemiklerimi dağıtırsın. Usulca sokulursun odama; “tik-tak”, sadece “tik-tak”, eşyalarımı değil sadece beni de benden çalarsın; elbisemi değil sadece tenimi de soyarsın. sevdiğimle arama ayrılıklar koyansın. Sen çoğaldıkça ben azaldım; seni tükettim derken ben tükendim. Sen zamansın, ey yâr, pek kıskançsın.

    Taş kesilmişsin ki sana vefasız dediler. Tanımazmışsın beni. Adımı bile anmazmışsın. Güzellikten hiç anlamazmışsın. Mehtabı kucaklayan sen değil misin her defasında? Günün ilk ışıkları sana koşmadı mı her sabah? Nice surlarda masum bebekleri bekleyen sendin. Nice sütunlarda fısıltılı dualara fısıltını ekleyen sensin. Köprülerde kemerlerde yâri yâre kavuşturan senin metanetin değil mi? Çeşmelerden serin sulara yol veren senin serinliğin değil mi? Dereler boyu suların elinden tutup şarkılar söyleyen sen değil misin?

    Aslında kendi taşını dikiyor değil mi insan? Her gün bir önceki günde bırakırız bedenimizi. Her yeni günün sabahında eskimiş bedenlerini yüklenir gibi insan. Sanki yakamızda çocukluk fotoğrafımızı taşır gibi yürürüz yeni zamanlara. Kendi cenazesini kaldırır gibidir insan. Baktığımız her yüzün ardında eskimiş yüzler saklıdır. Şimdiki bedenimiz daha öncekilerin başını bekleyen konuşkan bir taştır. Ölmüş yanlarımızı hatırlatır. Bir taş gibi ağırlaşır gözlerimizin karası. Var-yok arası bir titreyişe dönüşür nefesimiz. İki nefes ortasında dikilir taşımız. Taştan taşa koşar bakışımız. Hatıralarda saklı, solgun fotoğraflara nakışlı yüzler üzerine uzanır gölgesi.

    Sen değilsin; taş benim ey yâr. Kendimi taşımaya mecâlim yok. Kendime söyleyecek sözüm yok. Kabrimden kalbine taşınıyorum ey yâr. Suskunluğum taş olmaklığımdan. Sözsüzlüğüm sözümü taşa devrettiğim için.

    Bağrımda ağır ve soğuk bir suskunluk… / Taşıdığım sensin ey yâr. / Söze sığdıramadığım. / Ve hiç susturamadığım. / Ne oldu kalbime? / Katılaştı, katılaştı. / Taştan da katılaştı. / Ağlarsa, taşlar ağlar. / Ben ağlayamadım; sen ağla… / Taş değil misin ey yâr?