Kurgular

Konusu 'Alıntı Yazılar' forumundadır ve rabiayuksel tarafından 27 Şubat 2007 başlatılmıştır.

    27 Şubat 2007
    Konu Sahibi : rabiayuksel
  1. rabiayuksel

    rabiayuksel Aktif Üye Üye

    Katılım:
    2 Kasım 2006
    Mesajlar:
    90
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Kurgular

    Hani biliyorsun, hep bahsettiğim bir şarkı var.. Bir şarkı; aradığım, özlediğim, aslında nasıl, benim de bilmediğim.. İşte onu düşünüyorum bazen, hele yüreğime dokunan bir şarkı duyduğumda. "Bu, o mu acaba?" diye soruyorum kendime, korkak ve zavallı bir ruh haliyle. Korkak; çünkü ya o ise, bu kadar zaman, bu kadar hüzün sonrası ne olacak halim? Zavallı; çünkü ya o değilse, daha ne kadar zaman geçmesi gerekecek?

    Bazen duyduğum bir şarkının, aradığım o şarkı olduğunu düşünüyorum ama her seferinde çatlak notalar veya detone bir vokal bozuyor her şeyi. "Hiç dinlememiş olsaydım" dedirtiyor insana. Öyle ki, acaba aramak mı hata, yoksa bulduğunu sanmak mı, onu bile bilemiyorum. Vazgeçeyim diyorum kendi kendime, ama insan kendinden vazgeçemiyor ki.. O etine batıp duran umut yok mu, kancasını derine saplamış, çıkarıp atamıyorsun içinden istesen bile. Çaresiz yürümeye devam ediyorsun ve aramaya, aradığını bilmeden, bulacağını ummadan..

    Hani bir kez söylemiştim, "bu kadar zor mu olmalı bazı şeyler" diye sana.. Sen de bana kolay olursa kıymeti olmayacağını söylemiştin.. Aslında beni yanlış anlamıştın. Çünkü ben sadece "bazı" şeylerin kolay olmasını istemiştim, zaten diğer her şeyin zor olacağını biliyordum. Sadece bazı şeyler, belki küçük şeyler, ama insana devam etme gücü verecek minik, miniminnacık umut çiçekleri. Onlar bile bu kadar dikenli olmak zorunda mı? Olmalı mı? Ey Tanrım, ne çok vaktin var bizlerle eğlenmek için!

    Hatırlıyorum, hep ellerinin ne denli yaralı olduğunu söylerdin.. Ben de seni iyileştirmek istediğimi.. Belki de bir şarkı değil aradığım, ne dersin? Belki de.. Hani küçükken okuduğumuz çizgi romanlar vardı.. Sonunda ne olursa olsun iyi ve yürekli kahraman tüm kötüleri yener ve güzeller güzeli sevgilisini kurtarır. Ama ilginçtir ki, sevgilisi kahramanın gerçekte kim olduğunu bilmez hiç.. Aslında onu tanımaktadır ama kostümü ile değil, bir kahraman olarak değil. İşte belki de ben o kahraman olmak istiyorum, sen de o sevgilisin, sevgilimsin. Bir şarkı değil belki de aradığım, bir kahramanlık hikayesi. Şarkı sadece o hikayenin tamamlayıcısı.

    Aslında düşünüyorum da, ne önemi var? Şarkıyı bulsam ne olacak? Veya o kahraman olabilsem? Tüm dünya dizlerinin üstüne çöküp bana selam mı verecek? Her şey olduğu gibi kalacak, yeni olanlar ise eskiyecek ve farklılığını yitirecek. İşte, ne kadar böyle düşünsem de o bahsettiğim umut çiçekleri yok mu.. "Peki ya bu sefer farklı olursa, farklı kalırsa; senin kalırsa" diye çınlatan kulaklarımı. İşte o çiçekleri seviyorum ben. Biliyorsun, ben küçük ihtimallerin adamıyım; en sevdiğim ihtimal %1 benim, çünkü en kıymetlisi o. Aradığım o küçük ihtimal sanırım. Veya ben ne aradığımı bilmiyorum.. Umut çiçekleri bile çoktan solmuş veya hiç varolmamış; her şeye hakim olan ne şarkı, ne kahraman ne de küçük ihtimal; aslında benim deliliğim.

    Peki, sen benim deliliğim olur musun?


    Eray ÇINAR, 02/02/2007
     
  2. 27 Şubat 2007
    Konu Sahibi : rabiayuksel
  3. rabiayuksel

    rabiayuksel Aktif Üye Üye

    Katılım:
    2 Kasım 2006
    Mesajlar:
    90
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Kurgular - 2

    Delilik dedim de... Bildiğini sanıyorsun ne deli olduğumu, ama bir bilsen gerçekte nasıl birisiyim.. Bir bilsen şu fırtınaların ne denli güçsüz kaldığını, yüreğimde esen meltemlerle bile kıyaslandığında.. Yorgun görünüyorum, belki gerçekten çok yoruldum, ama içimde benim de bilmediğim bir çark dönüyor ve beni bir şekilde ayakta tutuyor, görebilsen..

    Delilik dediğimiz acaba kendimize ve her şeye yabancılaşmamız mı, yoksa kendimize daha çok yaklaşmamız mı, kestiremiyorum. Bazen öyle yabancı geliyor hissettiklerim, sanki içimde biri var, beni reddeden, yadsıyan.. Bazen de ben içimden bakıyorum her şeye, en derinden, merkezinden.. Veya delilik, bu yazdıklarımı yazdıran halim mi, karar veremeyen, anlayamayan?

    Durup düşünüce ne çok netice çıkartıyor insan küçük şeylerden aslında.. Mesela, deliliğim aslında sensin, sen oldun çoktan da ben farkına varamadım. Hangi gölgenin ardına baksam bir başka netice çıkıyor, ben de şaşırıyorum. Hepsinin içinde de sen varsın, o veya bu şekilde. Acaba bu, seni düşünerek delirdiğim anlamına mı geliyor?

    Parmaklarım bile beni dinlemiyor; ben ne düşünüyorum, onlar ne yazıyor. Kötü bir his, insanın kendine hükmedememesi. Biraz yüzeysellikten vazgeçince bu durum öyle bariz görünüyor ki.. Kalbime hükmedemiyorum; beni takmıyor. Aklım zaten bir karış havada. Ayaklarım hep istemediğim yönlere yürüyor. Kulaklarım istemediğim her şeyi duyuyor neredeyse. Ağzımdan çıkanlar, söylemek istediklerim dersem yalan olur. Normal olarak parmaklarım da klavyede kendileri çalıp kendileri oynuyorlar. Delilik bu mu? Sen misin?

    Eğer sensen, beni sever misin?


    Eray ÇINAR, 02/02/2007
     
  4. 27 Şubat 2007
    Konu Sahibi : rabiayuksel
  5. rabiayuksel

    rabiayuksel Aktif Üye Üye

    Katılım:
    2 Kasım 2006
    Mesajlar:
    90
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Kurgular - 3

    Bu kuzgun gözler
    Bu çatal yürek
    Güneşe düşen gölge
    Bu yaralı eller
    Bu puslu akıl
    Felsefe taşındaki gizem
    Hangisi, hangimiz
    Çılgınlık, salt çılgınlık
    Akrep yelkovanın izinde
    Ben ise deliliğin
    Deliliğimin, senin.


    Aklımıza sahip olmalıyız arada, ama nasıl yapacağız bunu? Sen nasıl yapıyorsun, bana da öğretir misin? Hangi kör kuyuda hapis kaldığımı unuttum.. Kapı yok ki anahtarın yerini bulayım. Bir ışık süzülüyor yukarıdan ama uzanmak ne mümkün çıkışa. Zaten çıksam ne olacak, dışarısı daha mı iyi sanki.. Kimbilir..

    Sen biliyorsan, beni kurtarır mısın?


    Eray ÇINAR, 02/02/2007
     
  6. 27 Şubat 2007
    Konu Sahibi : rabiayuksel
  7. rabiayuksel

    rabiayuksel Aktif Üye Üye

    Katılım:
    2 Kasım 2006
    Mesajlar:
    90
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Kurgular - 4


    "Özledim" deriz bazen.. Çoğunlukla "seviyorum"lar kadar hızlı ve kolay tüketiriz "özledim"leri, oysa ki ne büyük haksızlık ederiz bu kelimelere. Sert sessizler içermediklerinden belki, bir çırpıda çıkarlar ağzımızdan, sanki bir görev yerine getirmek için harekete geçmiş askerler gibi.. Basit, duygusuz, görevine odaklanmış askerler. Ama anlamları kendilerinden büyüktür bu kelimelerin, bilemeyiz kıymetlerini. Harcarız bozukluk gibi.. Kuru düşük bozukluklar gibi.

    Ben özlüyorum biliyor musun? Hem de pek çok şeyi. Delilikten bahsetmiştim, bazen aklımın başında olduğu zamanları özlüyorum. Evet, dert ve tasa boğuyordu beni ama salt ehliyetsizlik de çok matah değilmiş. Belki de "farkındalık" özlediğim, bilmiyorum. Ne çok şeyi bilmiyorum, değil mi? Bilsem ne olacaksa.. Laf işte. Sanki bildiklerimden dolayı çok huzurluyum da...

    Huzur dedim de, aklıma ne geldi bak.. Yahu, ben gerçekten huzuru özlüyorum. Hem de nasıl bir şey olduğunu bilmeden özlüyorum. Mutlaka huzurlu olduğum anlar olmuştur ama o kadar kısa sürmüşler ki, anlayamamışım. 3 yaşındaki bir çocuğun elindeki son model bilgisayar kadar anlamsız geçmiş benden huzur. Aslında gözlerim kapalı değildi; yani görsem tanırdım, bilirdim, hatırlardım. Hayat işte. İnsanı öyle bir hale sokuyor ki, hissettiklerini bile bilemez oluyorsun. Düşündükçe derinlere gömülüyor, gömüldükçe zırvalamaya başlıyorsun; başlıyorum. Halbuki şöyle huzurlu bir an yakalasam tüm uçuşan diğer anlar içinden, kimbilir ne kadar iyi bakardım o ana. Öper, okşar, kimselere vermezdim. Kıymetlim olurdu, hiç bırakmazdım. Ama nerede...

    Hakikaten neredesin sen? Ben seni bu kadar özlerken, senin için aklımı yıkıp yeni baştan kurarken, sen neredesin? Çok mu uzaktasın, yoksa içimdesin de ben mi göremiyorum seni? Gözlerim kararıyor bak, sanırım iyi değilim son zamanlarda. Öyle çok özledim ki seni, "özledim" kelimesi çok zavallılaşıyor söylerken, benden bile çok.

    Peki, sen de beni özledin mi?


    Eray ÇINAR, 03/02/2007
     
  8. 27 Şubat 2007
    Konu Sahibi : rabiayuksel
  9. rabiayuksel

    rabiayuksel Aktif Üye Üye

    Katılım:
    2 Kasım 2006
    Mesajlar:
    90
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Kurgular - 5


    Sorular.. Cevapları olmayan sorular.. Ne çok yoruyor insanı. Gerçi cevabı olmayan soru diye bir şey olmadığını hepimiz biliyoruz; bu biz büyüklerin, kendini büyümüş sananların kendini kandırmasından ibaret. Sevmediğimiz cevapları yok saydığımızdan, soruların cevabı yokmuş gibi davranıyoruz. Oysa dev bir buzdağı gibi tüm gerçekliği ve soğukluğu ile dikiliyor cevaplar karşımızda. Sadece biz korkuyoruz o cevapları görmekten. Kendi cevaplarımızı, güneşli sahillerimizi yaratmak istiyoruz.

    Sana söylediğim gibi, ben üşüsem de vücudum hep sıcak olur. Neden bilmem. Yani o buzdağları beni ürkütse de üşütemiyor aslında. Ama yine de pırıl pırıl bir güneşin altında, sadece tatlı meltem ile hafifçe danseden dalgaların sesinin duyulduğu, insanın ayaklarını okşayan o ipeksi kumların üzerinde, boynu bükük palmiyelerin altındaki o kumsalı tercih ediyorum soğuğa. Sebebi o kumsalı hiç görmemiş ve hep hayal etmiş olmam. Bahsetmiştim, özlediğim belki de huzur demiştim sana; işte o kumsalda huzurdan başka bir şey yok. Ölünce nereye gideceğimizi bilmiyoruz ama sanırım ben o kumsala gideceğim; tabi Tanrı'nın biraz vicdanı varsa.


    Sessizliğin içinden yükselen çığlık
    Sanki bir sakin tını
    Aklımın sınırlarını zorlayan
    Hangi güneş öldürdü beni
    Ne zaman öldüm
    Öldüm de dirilemedim bu kez
    Korkuyorum, tut ellerimi.

    Ben, kendi aklında tutsak
    Kendi düşlerinde yaşayan
    Çoktan ölmüş bir adam, Nemet.


    Ölüm tüm sorularımızın cevabı olacak mı? Meksikalıların dediği gibi, bir son değil de bir başlangıç mı? Belki öyle, belki değil. Ama düşündükçe korkmak yerine bir rahatlama hissi yayılıyor içime, sıcacık bir his. Huzur dedikleri bu sıcak ve akışkan his mi? Eğer oysa, çok güzel bir his olduğunu söyleyebilirim, en azından kendini olmasa da geldiğini bile hissetmek güzel; çünkü kayıtsız bir hal alıyorum o anda. Kayıtsızlık..

    Hiç üşümem dedim, üşüsem de sıcağımdır dedim ama...

    Gerçekten üşürsem beni ısıtır mısın?


    Eray ÇINAR, 05/02/2007
     
  10. 27 Şubat 2007
    Konu Sahibi : rabiayuksel
  11. rabiayuksel

    rabiayuksel Aktif Üye Üye

    Katılım:
    2 Kasım 2006
    Mesajlar:
    90
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Kurgular - 6

    Tereddütler.. Cevabı olmayan sorular kadar haince yaklaşıyorlar bize. Nasıl da kemiriyorlar ruhumuzu. Biz izin verdiğimiz için mi, yoksa gönülsüz mü kapılıyoruz onlara? Düşünüyorum da, tereddütlerim yok seninle ilgili. Bu kez bir şeylerin ruhuma zarar vermesini istemediğimden veya direndiğimden değil, sen çok berraksın. Evet, bir çok soru var kafamda ama cevabını bulacağımı biliyorum hepsinin. Kimileri beni veya seni öldürecek türden olsa bile; kimsenin ölmesine izin vermeyeceğim. Evet, berraksın; krem şantili dondurmanın üstünde duran ahududu tanesi kadar görünürsün. Garip bir benzetme değil mi? Ama ben çok yiyemesem de (biliyorsun tatlı ile aram yoktur çok) çok severim o tatlıyı. Nasıl Tac Mahal bir abidedir mimaride, işte üstü krem şantili, içinde meyve ve çikolata parçaları, üstünde ise bir tane ahududu olan karışık dondurma da öyledir tatlılar içinde. Gene deli yanım hakim oldu bana galiba, seni tatlının üzerindeki ahududu ile tasvir ediyorum, komik değil mi?

    Bir saniye durmuyorum seni düşünürken.. Tereddüt etmiyorum seni özlerken.. İstediğim için, böyle olduğun için. Böyle olmanı istemedim senden ama belki de diledim gizliden gizliye. Diledim, çünkü eskisin istemedim aramızdaki hiç bir şey. Aslında duygular eskimiyor, biz eskitiyoruz onları. Kolaylıkla tükettiğimizden olsa gerek. Dediğim gibi, sıradan bir yemek sonrası alışkanlık ile söylenen "eline sağlık" gibi çıkıyor ağzımızdan "seni seviyorum" çoğu zaman. Ömrü de etkisi ve hissedilişi gibi kısacık oluveriyor. Sonra da eskiyip yıprandığından bahsediyoruz ilişkilerin, duyguların. Halbuki bizleriz onları eskiten; yaratıcıları biziz bir kere, kendiliklerinden nasıl azalsınlar? Biz flu bakıyoruz hislerimize, onlar flu değil aslında. Öyle ki, gözlerimize çektiğimiz o perdeden dolayı şeffaflaşıp görünmez olduklarını sanıyoruz bir süre sonra. Oysa ki başından beri hiç kontrastları yüksek olmamış ki onların.

    "Mutlu aşk yoktur
    Ama bu aşk ikimizin öyle de olsa"

    Bunu söylediğini anımsıyorum. Zaten mutluluğun peşinde olan kim ki? Aşkın, tüketilemeyecek olan aşkın peşindeyim ben. Senin peşindeyim.

    Bir cesur şövalye
    Cydonia'nın surlarında duruyor
    Yüreği zırhından güçlü
    Aşkını bekliyor haşmetiyle.

    Ben senin şövalyen olabilir miyim, tereddütsüz?


    Eray ÇINAR, 05/02/2007
     
  12. 27 Şubat 2007
    Konu Sahibi : rabiayuksel
  13. rabiayuksel

    rabiayuksel Aktif Üye Üye

    Katılım:
    2 Kasım 2006
    Mesajlar:
    90
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Kurgular - 7

    "Hani derler, bilirsin mutlaka; gün mahşer günü, ortalığa düşmüş seni arıyorum..."

    Bu sözünün üzerine düşünüyorum söylediğinden beri. Nedir bu arayışlarla alıp veremediğimiz? Neden bazı şeyler biz istemeden çıkıp gelemez ki? Neden sonu gelmez arayışların çilesini çekeriz durmadan? Bir şey istesek, aklımızdan geçirsek ve sihirli değnek değimiş gibi karşımıza çıkıverse? Çok mu imkansız? Aslında galiba biliyorum neden çıkmaz.. Tanrı hiç bir şeyi kolaylaştırmak istemiyor bize. Hep ölümden sonraki cehennemden bahseder dururuz, ama ya cehennem burası ise?

    Ben çoktandır arıyordum seni, bunu ne kadar biliyorsun ki.. Mahşer gününü bekleyemedim, hem sadece bu yaşantımda da aramadım seni. Kaç yüz yıldır aradığımı ben bile unuttum. Anla çilemin ne denli ızdırap verici ve büyük olduğunu. Benim geçmişim ve tüm eski hayatlarım adeta kazığa oturtulmuş bir adamın son saatleri gibi geçti.. Bir an evvel ölmeyi dileyen.. Acısının bitmesi için yalvaran.. Öyle çok aradım seni, öyle umutsuzca. Mahşer günü dediğin nedir ki, ben her gün cehennemi yaşadım seni ararken. Kaç kez geçtim işkence sehpalarından bilsen.. Kaç kez diri diri yandım.. Kaç kez kemiklerim kırıldı ve kaç kez canlı canlı doğrandım.. Seni ararken.. Seni.

    Cehennem dediğin nedir ki? Şeytan ne kadar zalim olabilir, seni ararken çektiklerimi düşünürsen? Hem melekler ağlamaz değil mi?

    Olur da ağlarsam gözyaşlarımı siler misin?


    Eray ÇINAR, 05/02/2007
     
  14. 27 Şubat 2007
    Konu Sahibi : rabiayuksel
  15. rabiayuksel

    rabiayuksel Aktif Üye Üye

    Katılım:
    2 Kasım 2006
    Mesajlar:
    90
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Kurgular - 8

    Sessizlik diyordun.. Gerçekten kötü, değil mi? Halbuki hep kalabalıktan, boş konuşmalardan, saçma sorunlar ve sorulardan sıkılıp kendi kabuğumuzun içine kaçmak isteriz.. Ama içimizdeki sessizlik bizi ne kadar boğacak bilemeyiz. Her zaman o sessizlik huzur vermiyor galiba. Hem ben verdiği zamanı da bilmiyorum, biliyorsun. Nedense o sessizlik yüreğimizi ferahlatan, derin bir nefes alabilmemizi sağlayan türden olmuyor. Tersine, daha da boğuluyor gibi oluyoruz. Düşündüm de, ben çok uzun zamandır derin nefes alamıyorum. İster sessizlikte, ister curcunanın orta yerinde olayım. Garip miyim ben sence? Amacım kendime eziyet edip bundan farkında olmadığım bir haz mı almak? Yoksa realist olmasa da mantıklı isteklerim mi var? Sen de haklısın; ben bilmiyorsam sen nereden bileceksin.

    Sessizliğin bir kötü yanı da insanın kendi sesini fazlasıyla duyabilmesi sanırım. Hep o anlarda duymak istemediklerimiz muzur çocuklar gibi tepinmeye başlar kafamızın içinde. Ne kadar kovalasak da, muzurluk yapacaklar ya, kaçar gibi yapıp geri gelir "nanik" yaparlar yüzümüze. çaresiz kaçarız tekrar o bilindik kalabalıklara, karışmaya çalışırız her zamanki kakafoniye.

    Ben ne isterdim biliyor musun? Kimselerin olmadığı o kumsalda seninle başbaşa olmayı.. Sessizliğin gölgesinde. Biz bile konuşmasak olur. Senin varlığın yeterli. Belki o zaman aradığım huzurdan fazlasını bulmuş olurum.. Belki o zaman senin aradığın olmuş olurum tastamam.. Belki aradığımızın "biz" olduğunu anlarız o zaman..

    İstesem, benimle "biz" olur musun?


    Eray ÇINAR, 06/02/2007
     
  16. 27 Şubat 2007
    Konu Sahibi : rabiayuksel
  17. rabiayuksel

    rabiayuksel Aktif Üye Üye

    Katılım:
    2 Kasım 2006
    Mesajlar:
    90
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Kurgular - 9

    Hangi düş idi aklımıza hakim olan? Hangi düş idi, gerçek olması için canımızı bile verebileceğimiz? Acaba herkesin böyle bir düşü var mıdır?

    Benim pek çok düşüm var. Açıkçası hangisi için hayatımı verirdim, bilmiyorum. Çünkü her birisi ayrı ayrı öyle özel ki.. Kıymam mümkün değil hiç birisine.. Ayıramam yani diğerlerinden.

    Kimi düşüm var, bir sabun köpüğü olmuşum, diyar diyar geziyorum kayıtsızca ve sonunda patlayıp evrene karışıyorum. Kimi düşüm var, olduğum yerde durmuşum, etrafımda dönen dünyayı izliyorum, koşuşturan insanlara bakıp onlar için üzülüyorum. Bir de düşüm var, o kumsaldayım, hani sana anlattığım. Onu çok sık görüyorum nedense. Her seferinde sen olmuyorsun yanımda, bazen yalnız oluyorum kumsalda, ama belli ki seni bekliyorum orada.

    Bu düşler midir bizi ayakta tutan sence? Yoksa düşler sadece Tanrı'nın aklımıza oynadığı oyunlar mı? Ama kimisi gerçek oluveriyor, bu yüzden mi hepsinin bir gün gelip gerçekleşeceği umudunu taşıyoruz? Veya düşlerde, gerçek hayatta asla bulamadığımız mutlu anları bulabildiğimiz için mi onlara inanmak bizi cezbediyor? Yani, düşlerde mi yaşıyoruz aslında?

    Ne çok soru sordum gene.. Ve farkındayım, neredeyse hepsi de cevapsız sorular, hani şu aklımızın içinde gezen muzur çocuk olanlardan. Ama sormak kötü sayılmaz, değil mi? Bir cevap bulamayacak da olsak, sormaya devam etmeliyiz, değil mi?

    Peki sen benim gerçekleşen en güzel düşüm müsün?


    Eray ÇINAR, 07/02/2007
     
  18. 27 Şubat 2007
    Konu Sahibi : rabiayuksel
  19. rabiayuksel

    rabiayuksel Aktif Üye Üye

    Katılım:
    2 Kasım 2006
    Mesajlar:
    90
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Kurgular - 10

    Hızlı adımlarla yürüdü
    Onu bekleyen soğuk sonsuzluğa
    Tereddüt etmedi bir an bile
    Etrafındakilere baktı
    Yüzünde tatlı bir gülümseme ile
    "Üzülmeyin" dedi
    "Yeniden doğuyorum"
    Cellat sıcak ipi boynuna geçirdi
    Ve kolu çekti,
    Sessizlik.


    Ben bir adım attım, sen de bir adım atasın diye değil; sana yaklaşmak için. Karşılık verirsin diye düşünmedim, inan. Hatta senin ne düşüneceğini bile düşünmedim; düşünsem bu adımı atmazdım belki de. Çünkü seni ne kadar zora soktuğumu biliyorum. Zordur birinden böyle bir adımı görmek, hele ki o kişinin seni sevdiğinden şüphen yoksa. Kalakalırsın, karşılık vermek istersin, ama senin adım atman öyle kolay değildir. Sanki bir uzvun mengeneye sıkıştırılmıştır ve görünmeyen birisi o mengeneyi sıktıkça sıkmaktadır. Ya bıraksınlar kurtulayım veya kopsun dersin; ama ne kurtulmak kolaydır ne de uzvundan vazgeçmek. Acı beynini kemirirken hangisinin daha iyi olacağını düşünmeye çalışırsın ama odaklanamazsın. Cellatına bırakırsın kararı isteksizce ama lanet olsun ki o da sadece işkenceyi uzatmaktadır. Ne yapacağını bilememek o anda, işte böyle acı verir.

    Böyle hissedeceğini bile bile bu adımı neden attığımı sorma bana.. Benim de farklı bir acıyla iç içe olmadığımı nereden biliyorsun? Ben kurtuldum acımdan, bir an bile olsa. Bir bebek adımı yaklaştım sana. Hem bebek adımı atmak, kocaman ama yanlış adımlar atmaktan iyidir. Vaktim var, zaten beklediğim süreyi düşünürsen daha çok vaktim var.

    Ben sana yaklaşırken sen bu adım karşısında ters yöne kaçabilirsin, bu ihtimali düşünmedim değil. Her ne kadar küçük de olsa bu adımıma karşılık bana yaklaşacak bir adım atma ihtimalin var; hep dediğim gibi, ben küçük ihtimallerin adamıyım. O küçük ihtimaller hep daha kıymetli benim gönlümde. Varsın, gerçek olmasınlar; ya olurlarsa?

    Üzüldün; üzülme. İnsan böylesine sevdiğine kıyamaz; ben sana kıyamam. Şaşırdın; şaşırma. Sana ne zaman adım atacağımı söylemeyeceğimi söylemiştim. Sıkıldın; sıkılma. Seni sıkmak için atmadım bu adımı. Düşünüyorsun; düşünme. Ne yapacağını düşünme, hemen bir karar verme. Ne zor olduğunu biliyorum adım atmanın; o yüzden acele etme.

    Ne garip değil mi? İnsan bu kadar isterken diğerini, bir adım nasıl da şaşırtıp elini bağlıyor. Halbuki hep bunu düşlemesine rağmen. İstemiyorsan da bırak, düşlerde yaşayalım. Ona da razı bu yorgun gönül.

    Bu kez sana bir şey sormayacağım. Unutma; ne sen mahkumsun, ne de ben cellat.


    Eray ÇINAR, 08/02/2007