Kürtaj, Bir Doğum Kontrol Yöntemi Değildir!

Konusu 'Arşiv' forumundadır ve Ev -Hanxixmxix tarafından 23 Nisan 2008 başlatılmıştır.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
    23 Nisan 2008
    Konu Sahibi : Ev -Hanxixmxix
  1. Ev -Hanxixmxix

    Ev -Hanxixmxix sevgiler Üye

    Katılım:
    27 Mart 2008
    Mesajlar:
    2.647
    Beğenildi:
    5
    Ödül Puanları:
    106
    Dünyada yaklaşık 50 milyon gebelik, sonlandırılıyor. Bunların 20 milyonu yasadışı gerçekleştiriliyor. Her gün 200'ün üzerinde kadın ise, uygunsuz şartlarda kürtaj yaptırdığı için hayatını kaybediyor. Geriye ise dramatik hikayeler kalıyor!
    Nuray Günaydın ismi 2005 yılında dramatik bir hadiseyle yansıdı basına. Dört aylık hamileydi Nuray Hanım; ama eşi çocuk istemiyordu. Almanya’da kürtaj yasak olduğundan Türkiye’nin yolunu tuttu. Ankara’da bir hastanede bıçak altına yattı. Belli bir büyüklüğe ulaşmış ceninin operasyon sırasında sadece kolları alınıp geri kalan kısmı rahminde bırakıldığından dolayı kısa bir süre sonra rahatsızlandı ve yoğun bakıma yatırıldı. Kalan parçalar ikinci bir ameliyatla alındıysa da Nuray Günaydın kurtarılamadı.

    Her yıl 50 milyon kadın kürtaj oluyor

    Yaşananlar genç bir kadının trajedisiydi aslında. Ancak etkileri düşünüldüğünde bu olay kürtajın toplumu nasıl da içten içe çürüttüğünü gözler önüne serdi. Elbette bu yönüyle kürtaj, ülkemizde olduğu gibi dünyada da çok konuşulan bir konu. Oysa rakamlar kürtajın ne kadar vahim boyutlara ulaştığının bir göstergesi. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2005 yılında açıkladığı bir rapora göre, her yıl yaklaşık 50 milyon gebelik tıbbî yöntemlerle sonlandırılıyor. Bu operasyonların 20 milyonu yasa dışı yollarla ve uygunsuz şartlarda gerçekleştiriliyor. Her gün 200’ün üzerinde kadın, uygunsuz şartlarda kürtaj yaptırdığı için hayatını kaybediyor. Üçüncü dünya ülkelerinde ise her beş dakikada bir.

    Türkiye’de durum çok da farklı değil. 1965 yılında çıkarılan bir yasayla serbest hale getirilen kürtaja, 1983 senesinde yapılan bir düzenlemeyle 10 haftalık bir zaman sınırı getirildi. Yani, gebeliğin ilk 10 haftasına kadar kürtaj yaptırmak meşrû kabul ediliyor. Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması’nın (TNSA) 2003 raporuna göre, Türkiye’deki her 100 gebelikten 15’i istenmediği için sonlandırılıyor, evli çiftlerin yüzde 76’sı yeni bir çocuk istemiyor. Raporda, ayrıca, Türkiye’de kürtaj oranının diğer ülkelere nazaran hızla arttığı da dile getiriliyor.

    Bugün toplumun genel yapısı hakkında önemli ipuçları veren kürtaj, tıbbî müdahale ve doğum kontrol yöntemi olarak kabul ediliyor çoğu insan tarafından. Tabii, gayrimeşrû ilişki sonucu hamile kalan, hayat standardını düşürmemek için ikinci ya da üçüncü bebeği istemeyen, anomali (engelli-beyin özürlü) bir çocuğa gebe olduğu söylenen kadınlar için de bir kurtuluş.

    Kadının ruh sağlığını bozuyor

    Hepsinin gerekçesi farklı olsa da sonrasında yaşanan duygular ortak aslında. Bazıları için yıllar geçse de dinmeyen bir sızı, kimileri için de bir travma sebebi; çünkü vücut hamile kaldığı andan itibaren annelik hormonu salgılıyor ve döllenmeden itibaren bebekle anne arasında bir bağ kuruluyor. İşte kürtaj bu sevgi bağını yok etmekle kalmıyor hormonal dengeleri altüst ederek kadının ruh sağlığını da bozuyor. Kürtaj sonrası her kadın muhakkak depresyona giriyor.

    Psikologlara göre, yaşanan travmanın şiddeti kadının bebeğine yüklediği anlama göre değişiyor. Eğer kadın bebeğini hayatının merkezine koymuş ve her an varlığını hissediyorsa kürtajla hayat bir anda anlamını kaybediyor. Kürtaj konusundaki çalışmalarıyla bilinen Hayat Vakfı’nın 34 ilde yaptığı araştırmaya göre, kürtaj yaptıran kadınların yüzde 47,3’ü çok pişmanken yüzde 36’sı değil. Geri kalanı da duygularını tanımlayamıyor.

    Her kürtaj bir yıkım

    Ankara’da ikamet eden M.Y’nin (27) hikâyesi üniversite son sınıfta yaşadığı bir ilişki sonucu başlar. Üç haftalık hamile olduğunu öğrenir. Erkek arkadaşından ayrılalı iki hafta olmuştur. İlk belirtilerden sonra yaptırdığı test pozitif çıkar. “Parmağında alyans olmadan gebelik testi yaptırmak kadar utanç verici bir şey yoktur.” diyor. M.Y, erkek arkadaşına, hamile olduğunu söyler. Evlenme ihtimalleri olmadığından kürtaj yaptırmaya karar verirler: “Gözlerimi açtığımda sedyeye alıyorlardı. Bir saat yattım. Çıkışta arkadaşımla yemek yedik. Beni evime bıraktı. Bir daha da onu hiç görmedim.”

    Aradan geçen dört yıla rağmen hâlâ rüyasında üç haftalıkken ayrıldığı bebeğini gördüğünü belirterek, “Kürtajın kadını etkilememesi mümkün değil. En kalpsiz insanlar bile bunu aylarca üzerinden atamıyor. Kimseyle paylaşamıyorsun. İçinden hiç çıkmıyor. Ruh sağlığım açısından hatırlamamaya çalışıyorum; ama gün içinde hatırlatan o kadar çok şey var ki…” diyor. M.Y, bugün hâlâ bekâr. Evlenmeyi istese de bu sırrı paylaşıp anlayışla karşılayacak birini zor bulacağını düşünüyor.


    BEBEK 6. AYINDA İLAÇLA ÖLDÜRÜLÜYOR!
    Bankacı E.T’nin eşi S.T, üç haftalık gebeyken bebekte bir haftalık gelişme esikliği tespit edilir. Gerileme dördüncü ayda 3 haftaya çıkar. Amniyosentez testi sonucunda bebeğin kromozom sayısı fazla çıkar. Alınması gerektiği söylenir. Bebek 6. ayında ilaçla öldürülür ve anne karnından alınır. Hastane defin işlemleri için E.T’yi arar. Bütün sıkıntıları da bu andan itibaren başlar. Bebeği cam kavanozda görür. Normal de görünüyordur. O an gebeliğin sonlandırılmasında hata ettiklerini düşünür. Eşlerin sıkıntısı gün geçtikçe artar. S.T, üzüntüden ağlama krizlerine girer. E.T, bir yandan eşinin yanında olmaya çalışır bir yandan da kavanozdaki bebeği gözünün önünden gitmez. Üstelik hayalindeki gibi erkektir. Eşinin kendi kendine zarar vermesinden korkan E.T, bankadaki görevinden istifa eder: “Hastaneye üç kişi gidip iki kişi dönmek kadar zor bir şey olamaz. Bir an bile eşimi güldürebilmek için elimden ne gelirse yaptım. Eşimin bir gülümsemesi dünyalara bedeldi.”

    Psikolog Mehmet Yıldırım’a göre, acısını tek başına yaşadığı için kürtaj her kadın için bir yıkımdır. Kadınların çok azı isteyerek kürtaj yaptırırken hepsi kendine geldiğinde pişmanlık duyar, doktora asla teşekkür etmez. Yumurtanın döllenmesinden itibaren psikolojik olarak anne olmaya hazırlanır. Ceninin organları oluşmamış bile olsa kadının zihninde sevimli bir bebek halini çoktan almıştır. Yıldırım, çok nadir de olsa kısa sürede kürtaj psikolojisinden kurtulan kadınların olduğunu hatırlatarak, “Bu kadınlar hamileliği ya evlilik dışı ilişki sebebiyle ya da evlenmek istediği erkeği elde etmek için yaşıyor. İstediğini elde edemeyince bir an önce kurtulmak istiyor ve kendini buna inandırıyor. Fakat, doğurganlık özelliğini yitirmesinden itibaren gençlik yıllarında bastırdığı duygular açığa çıkıyor, depresyon başlıyor.” diyor.

    Beden acısı geçer, ya ruhtaki acı?

    Psikolog Yıldırım’a katılmayanlar da yok değil. Y.O, (25) üç yıl önce Çanakkale’de üniversite öğrencisidir. Erkek arkadaşıyla aynı evi paylaşırken hamile kalır. Testler pozitif çıkınca 18. gününde bebeğini aldırır. Ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi final sınavına girer ve hayata kaldığı yerden devam eder. Kürtaj yaptıran birçok kadının aksine travma yaşamayan ve herhangi bir üzüntü hissetmeyen Y.O’ya göre yaşadıkları çok sıradandır. Aldırdığı pıhtılaşmış kan parçaları olduğu için bebeğinin hayatını sonlandırdığını düşünmüyor. Kürtajı ‘normal’ gördüğünü belirten Y.O, “Babam Türk, annem Fransız. Üniversiteye başlayana kadar Fransa’da yaşadım. Dolayısıyla bana bu durum doğal geliyor. Türkiye’ye gelmeden önce birçok arkadaşım kürtaj olmuştu. Onlar da en az benim kadar rahattı. Bundan dolayı travma yaşayan ya da unutamayan kadınları anlamıyorum.” diyor. “Eğer kalp atışlarını duysaydın yine de kürtaj yaptırır mıydın?” sorusunu ise şöyle cevaplıyor: “Üniversite öğrencisiydim. Dünyaya getirsem annem babam ayrı olduğu için kimse sahip çıkmazdı. Yalnız kalıp acı çekeceğine kalp atışlarını duysam da kürtaj yaptırırdım. Eğer her kadın böyle düşünseydi bu kadar sahipsiz çocuk olmazdı.”

    Kadınlar kürtajın sebep olduğu acıyı dindirmek için alternatif çözüm yöntemleri arıyor. Bazıları düşürdükleri bebeğin acısını dindirmek için tekrar hamile kalıyor, bazıları da kendilerince uğraşlar bularak unutmaya çalışıyor. Ayşe Kilimci aslında emekli bir sosyal hizmet uzmanı. 13 yıldır çocuk ve yetişkinler için öyküler yazıyor. Üç çocuk annesi Kilimci, yazarlığının da ötesinde başından kürtaj geçmiş milyonlarca kadından biri ve kaybettiği bebeği adına iki yüzün üzerinde şiir yazmış. Kendi sızlanışını bu şekilde ifade ettiğini belirterek, “Çok yoğun yaşadım, kimse bunun farkına varmadı. Sanki annelik üzüntüsüyle bebeğin sitemi karışıp tahammül sınırımı aşıyordu. Kürtajla kadın ölümü yaşıyor. Beden acısı geçiyor. Önemli olan içteki acıyı dindirebilmek. İnsanın kalbine kürtaj kara bir nokta gibi oturup yaşananları unutturmuyor.” diyor. Kilimci’ye göre kürtaja karar vermek, gitmek ve kürtajdan dönmek çok zor. Kadınlar bunu tek başına yapmayı tercih ediyor. Yani, kendi başına bir şeyi dağıtmaya, yıkmaya gidiyor.


    KADINLARIN PSİKOLOJİSİ BOZULUYOR!

    Dr. Kaan Kocatepe , “Kadınların yüzde 30’u gözlerini açar açmaz hıçkırıklara boğuluyor. Aslında kadının doğasında doğum yapmak var. İster sekizinci ister onuncu çocuğu olsun kesinlikle aldırmak istemiyor. Ama sosyal ve ekonomik şartlar onu mecbur bırakıyor. Erkek arkadaşı ‘evleneceğiz’ ya da eşi ‘tamam bu bebeği dünyaya getir’ dese kadınların yüzde doksanı kürtaj olmayacaktır.” diyor.

    Türkiye’de her geçen yıl kürtaj sayısı artıyor. Hatta kimi doktorlar kürtajın toplum içinde normalleşmeye başladığını söylüyor. Kadının toplum içindeki yerinin değişmesi, ahlâkî değerlerde farklılaşma, gençlerin daha özgür yaşamak istemesi, bireylerin üçüncü ya da dördüncü çocukla hayat standardını düşürmek istememesi sebepler arasında. TNSA’nın yaptığı araştırmaya göre, yaşayan çocuğu olmayan kadınların kürtaj yaptırma oranı yüzde 3 iken bu rakam üç ya da dört çocuğu olanlarda yüzde 33’e çıkıyor.

    Çocuklar hamile kaldığını anlamıyor

    Dr. Sare Davutoğlu, doğum kontrol yöntemlerinin tanınmasıyla evli çiftlerde kürtajın azaldığını; fakat yaşanılan ahlâkî yozlaşmayla birlikte evli olmayan genç kızların kürtaj olma sayısında artış olduğunu söylüyor: “Aile bağları zayıfladığından nikaha verilen önem azaldı. Geleneksel aile yapısında kadının en önemli görevi çocuk doğurmak ve yetiştirmekti. Şimdi çalışan kadınlar daha az çocuk sahibi olmak istiyor. Eğer hamile kalırsa da kürtaja başvuruyor.” Dr. Yıldız Tanrıseven ise insanların artık mükemmeli aradığını, yaşam kalitesinin düşmemesi için ikinci üçüncü çocuğu istemediğini vurgulayarak, “Olacaksa bir tane olsun, sağlıklı olsun, uğraştırmasın mantığı var. Eğer bebeğin sağlıklı olmadığı da anlaşılmışsa kürtaj kaçınılmaz hale geliyor.” diyor.

    TNSA’nın araştırmasına göre, Türkiye’de yaş gruplarına göre kürtaj olma oranı 15-19 yaş grubunda yüzde 6, 20-24 yaş grubunda yüzde 7, 25-29 yaş grubunda yüzde 20, 30-34 yaş grubunda yüzde 27, 35-44 yaş grubunda yüzde 38 ve 45-49 yaş grubunda yüzde 42. Uzmanların dikkat çektiği konu ise küçük yaşlarda yaşanan gebelikler. 20 Şubat 2005 verilerine göre İngiltere’de 14 yaşındaki bin kız kürtaj yaptırmış. Bunlardan 148’inin 14 yaşından da küçük olması ise gelinen noktayı göstermesi bakımından oldukça dikkat çekici. Türkiye’de yasalara göre 18 yaşından küçüklerin kürtaj olması yasak. Pek çok genç muayenehanelerde kürtaj oluyor. Ancak, bunların sayısını bilmek mümkün değil. Kayıtları tutulmuyor çünkü. 14-15 yaşlarında ortaokul çağındaki çocukların kürtaja geldiğini dile getiren Dr. Yıldız Tanrıseven, yakın zamanda yaşadığı bir olayı şöyle anlatıyor: “Muayenehaneme üç kız, iki erkek geldi. Kızlardan biri kürtaj olacakmış. Servis saatine kadar biter mi dediler. Kürtaj yapmadığımı söyleyince aceleyle çıkıp gittiler. Öğleden sonra onları karşı caddede gördüm. Koşarak yanlarına gittim. ‘Ne yaptınız?’ diye sorduğumda cadde üzerindeki başka bir doktora yaptırdıklarını söylediler. Muayenehane ortamında yapılmaması gerekiyordu. Kanaması durdurulamayabilir, kız ölebilirdi.”

    Türkiye’de yapılan kürtajların üçte biri, “üçlü tarama ve amniyosentez testi” sonucunda bebeğin anomali olduğu söylendiği için yapılıyor. Birçok doktora göre engelli çocukların rahatlıkla yaşayabileceği bir ortam olmadığı gibi bu bireylerin topluma yapacağı katkı da yok. Gerçi her şeye rağmen bebeklerini dünyaya getirmeyi göze alanlar da var. Betül İlkay (30) bir erkek bebeğe sahip olacağını öğrenir. Dört aylık hamileyken iş yerinde rahatsızlanır. Kanında mikrop, bebeğin kesesinde de ufak bir yırtık vardır. Doktorlar, tedavide kullanılan ilaçlardan dolayı bebeğin sakat olabileceğini, annenin hayatının bebekten daha önemli olduğunu söyleyerek gebeliği sonlandırmak ister.

    Betül Hanım, sakat çocuğun beraberinde getireceği tüm sıkıntılara rağmen bebeğini aldırmayı düşünmez: “Doktorlar bebeğin baş ölçüsünün büyük, bir bacağının diğerinden kısa ve rahmimde çentik olduğunu söyledi. Psikolojim öyle bozuktu ki aileme ‘Eğer bebeğim sakatsa sakın bana başkasının bebeğini vermeyin.’ dedim. Ailem şaşırıp güldü. Gerçi bunların yaşanmaması için bir sebep de yoktu.” Risklere rağmen bebeğini dünyaya getirir. Söylenenin aksine aynı boyda bacakları vardır ve gelişimi de normaldir.

    29 yaşındaki S.B, bir ev hanımı. 20 yaşında başından ‘zorunlu’ kürtaj geçer. İlk gebeliğidir ve bebek 2,5 aylıktır. Bebeğin kafatası gelişmemiştir. Üstelik kolları ve ayakları vücuduna göre uzundur. Bebek canlı olduğundan hamileliğini sonlandırmak istemez. Yedi aylık olduğunda bebek vücuttan kendini atmak ister fakat anneyle arasındaki bağı bir türlü koparamaz. Bu sırada S.B, dayanılmaz karın ağrıları çeker. Sonunda bebek ilaçla öldürülür.

    Bu kazı-kazan başka!

    Kürtaja karşı olan Dr. Sare Davutoğlu’na göre, doktorun amacı öldürmek değil, yaşatmak olmalı. Yıldız Tanrıseven ise kürtaj için gelenleri “Beni bebeğinin katili mi yapmak istiyorsun?” diyerek geri çeviriyor. Yasal çerçevede en fazla 8 haftalık bebeklere kürtaj yaptığını söyleyen Dr. Kağan Kocatepe, aslında hiçbir doktorun isteyerek kürtaj yapmadığını öne sürüyor: “Evli değilse ve bebeğe bakamayacaksa onu doğurmasının bir anlamı yok bana göre. İşin etik yönüne bakınca da bu sorunun cevabı yok. Doktor yapmazsa kadın kendisi gebeliği sonlandırıp hayatını tehlikeye atacak. Kürtaj yaptığım kadınların yüzde 95’i gayrimeşrû ilişki sonucu hamile kalmış.”

    Dr. Ferhat Uysal da kanunlar çerçevesinde kürtaj yapanlardan. Belli haftaya kadar istenmeyen durumlarda kürtajın uygulanabileceğini düşünüyor. Ona göre, kürtaj bir doğum kontrol yöntemi değil. Eğer aileler çocuğa bakamayacaksa tahliye kaçınılmaz. Dr. Davutoğlu ve Dr. Tanrıseven, kürtaja gelen anne adaylarını herhangi bir açıklama yapmadan muayene ediyor ve bebeğin kalp atışlarını anneye dinletiyor. Böylece kürtaj yaptırmak için gelen kadın ne zaman doğum yapacağını öğrenerek gidiyor. Meslek hayatlarında bu metotla hayata döndürdükleri yüzlerce bebek var.

    KÜRTAJ ÜCRETİ!

    Kürtaj ücreti doktora ve kürtaj yapılan ortama göre değişiyor. 50 YTL’den başlıyor ve 700 YTL’ye kadar yükseliyor. Ortalama ise 300 YTL civarında. Normal muayene ücreti ise 100-200 YTL arasında. Bu rakamlar kürtajın doktorlar için iyi bir gelir kapısı olduğunu gösteriyor. Hatta şu tabir kimi doktorlar arasında espri konusu: “Kazı-kazan.” Bu ifadenin yaygın olduğunu doğrulayan Dr. Kağan Kocatepe’ye göre, kadınlar istenmeyen gebeliklerini sonlandırmak istiyor, doktorlar da işini yapıyor. Doktorların kürtaj yaparak riski göze aldığını belirten Kocatepe, “Bu müdahaleyi yapabilmek için on yıl eğitim alıyoruz. Hastadan sorumluyuz. Problem yaşadığında hemen arıyor. Parayı alayım her şey bitti değil. Gelen telefonlar arasında ‘Bana bir hafta önce kürtaj yapmıştınız’ diye başlayan cümleler çok tedirgin ediyor. İçerde parça kalmış, kanama, enfeksiyon olabilir. Doktorların bazıları bu riskleri göze alamadığı için kürtaj yapmaz.” diyor.

    Kürtaj ya rahim içine vakumla girip bebeğe ait dokular çekilerek ya da küre denen demir kaşıklarla rahim içi kazılarak yapılıyor. Müdahale steril ortamda yapılmazsa anne enfeksiyon kapıyor. Küreyle yapılan kürtajlarda rahim delinebiliyor. Enfeksiyon kaparsa rahmin dokuları birbirine yapıştığından kadının hayatı boyunca bir daha adet görememesine sebep olabiliyor. TNSA’nın araştırmasına göre, Türkiye’deki kürtajların yüzde 57’si özel muayenehanede, yüzde 21’i özel hastane ve klinikte, yüzde 22’si ebe hemşireler tarafından yapılıyor. M.C’nin yaşadıkları kürtajların hangi şartlarda ve nasıl yapıldığını tekrar düşündürüyor.

    Bir annenin başına gelenler

    İstanbul’da yaşayan M.C’nin zihinsel engelli çocuğu 8 yaşında ölür. M.C acısını unutmak için ikinci kez gebe kalır. Hamileliğin 4. ayında bebeğin zihinsel engelli olabileceği söylenir. İkinci bir engelli çocuğa tahammülü olmayan eşi, bebeği aldırmaktan yanadır. M.C ise bebeğini dünyaya getirmek ister. Bebek 6 aylıkken eşi M.C’yi ansızın Ankara’ya götürür ve bir doktora muayene ettireceğini söyler. Muayeneden sonra doktor M.C’yi bayıltır ve ameliyata alır. Kanunlara göre muayenehanede anestezi yaparak müdahalede bulunmak yasaktır. M.C, eşinin ve doktorun oyununa gelmiştir. Gözlerini açtığında karnında bebeği yoktur. Saatlerce ağlar. İstanbul’a döndükten sonra dayanılmaz ağrıları başlar. Kürtaj esnasında enfeksiyon kapmıştır. Ayrıca doktor M.C’nin rahminin yarısını almıştır. Bir daha bebeğinin olmayacağı söylenir kendisine. Bir ay hastanede kaldıktan sonra eşinden boşanır. Yaşadığı psikolojik bunalımdan kurtulmak için üniversite sınavlarına girer ve psikoloji bölümünü kazanır. Şimdi evli ve iki çocuk annesi M.C’ye göre rahminin yarısı alınmış bir kadının iki çocuk dünyaya getirmesi Allah’ın lütfundan başka bir şey değil. Kürtaj sonrası sağlık problemi yaşayanlardan biri de 31 yaşındaki hemşire N.E. İlk hamileliği ‘boş gebelik’tir ve kürtaj olması gerekir. Müdahale sırasında çok fazla kazındığı için rahminde yapışıklık olduğundan iki ay adet görmez. İlaç tedavisiyle de düzelmez. Altı ay geçtikten sonra ameliyat olur ve eski sağlığına kavuşur.

    Defalarca kürtaj yaptırmasına rağmen herhangi bir sağlık problemi yaşamayanlar da yok değil. Ankara’da yaşayan Fatma Özaraç (41) altı çocuk annesi ve 20 yıldır evli. Kürtaj yaptırdığı bebekleri de sayarsak şimdiye kadar 24 çocuğu olmuş. Bu kadar çok hamile kalmasının sebebi eşinin doğum kontrol metotlarını kabul etmemesi. Kendisi gibi çok kadının olduğunu söyleyen Özaraç, kürtajı devlet hastanesinde oluyor. Kürtaj sonrası sağlık problemi yaşamıyor olmasını “Allah çocuklarıma acıyordur.” sözleriyle yorumluyor. Kürtaj yasaklanırsa ne yaparsınız dediğimizde, “Son iki yıldır hiç kürtaj yaptırmadım. Yaşım ilerledi. Bundan sonra da yaptırmak zorunda kalmam herhalde.” diyor.

    Bütün dinlerde yasak

    Kürtaj konusunda insanların dikkat ettiği hususlardan biri de konuyla ilgili dinî hükümler. Ancak, çoğu insan bu konuda halk arasında dolaşan hurafelere göre karar veriyor. Bunlardan en yaygını bebeğin ruhunun kırk günlükken üflendiği, o zamana kadar da kürtaj yapılabileceği şeklinde olanı. Doktorlar kadınların yüzde 80’inin bu nedenle rahatça kürtaj yaptırdığını söylüyor. Prof. Dr. Hayrettin Karaman, meselenin hiç de anlaşıldığı ya da anlamak istendiği gibi olmadığına dikkat çekiyor: “Sahih hadislerde, ana rahmindeki çocuğa ruhun üflenmesi ile ilgili süre sonu 40 küsur günden 120 güne kadar farklı rakamlarla veriliyor. Ruh üflemenin mâna ve mahiyeti, tıpkı ruhun kendisinin de bilinmediği gibi bilinmiyor. Peygamberimizin cenine ruhun üflenmesi ile ilgili açıklamaları yapmasının sebebi, sadece insanın yaratılışının safhalarını ve alın yazısını anlatma amacını güdüyor. Bu safhaların herhangi birinde ceninin imha edilmesi ile alakalı hiçbir açıklama yok.”

    İslam’a göre ana rahmindeki çocuğu (cenini) herhangi bir döneminde öldürmek, düşürmek, aldırmak cinayet. Bu cinayeti kasten işleyenlerin cezası üzerinde eski fıkıhçıların farklı görüşleri olsa da “Cezası olmaz.” diyen fıkıhçı yok. Çocuğun ana rahminde sağ olduğu, müdahale ile öldüğü sabit olursa cezası bir kısım fıkıhçılara göre kısas (idam cezasıdır), bir kısmına göre de tam diyettir. Ama, ana rahminde sağ olduğu bilinen çocuğun (ceninin) bir müdahale ile öldürülmesi ve çıkarılması, bazı fıkıhçılara göre, yalnızca annenin hayatını kurtarmak için uygun görülmüş. Diğer fıkıhçılar, bu iki hayatı birbirine eşit gördüklerinden -bu durumda bile- çocuğun öldürülerek, parçalanarak çıkarılmasını doğru bulmuyor.

    İslam gibi diğer dinler de çocuk düşürmeyi yasaklıyor. Hinduizm’de kürtaj yasak. Kadın bunu yaparsa kast sisteminin dışına atılıyor. Budizm ve Zerdüştilikte de yasak. Musevilerin kutsal kitabında evlilik ve çoğalma emredildiğinden (Tekvin, 1/28), çok kadınla evlilik, kısır eşin boşanması ve cariyelik meşru sayılıyor. Dolayısıyla kürtaj da yasaklanıyor. Tevrat’ta, kadının kürtajla çocuğunu öldürmesi yasaklanırken annenin hayatı söz konusu olduğunda gebeliğin ilk döneminde bebeğin düşürülmesine izin verilir. Ama, cenin belli bir şekil almışsa kadının hayatı tehlikeye girecek bile olsa buna izin verilmiyor. İsrail yasalarına göre çocuk düşürmek suç, ve hapisle cezalandırılıyor. Hıristiyanlıkta da çocuk düşürmek büyük günah kabul ediliyor.

    Türk Sağlık-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, kürtajı ciddiyetle izlenmesi gereken bir olgu olarak görüyor. Türkiye’de kürtajın modern yöntemlerle tam teşekküllü hastanelerde yapılması gerektiğini söyleyen Kahveci, “Muayenehanelerde derme çatma şartlarda kürtaj operasyonları yapılmasının önüne geçilmeli.” diyor. Kahveci’ye göre, kürtajın ülkemizdeki yaygınlığı hemen hemen batılı ülkelerle aynı. Kürtaj sayısının artmasında çıkarılan yasanın etkili olduğu kanaatinde. Türkiye’de kürtaj oranlarının yüksek olduğunu vurguluyor: “Toplum, kürtaja son çare gözüyle bakmalı. Sıkı kuralları olmalı. Herkes istediği zaman ulaşamamalı.”


    CENİNLER NE OLUYOR?

    Günümüzde cenin ve plasentalar tıbbi atık olarak değerlendiriliyor. Zaten 10 haftaya kadar olan bebekler rahimden parçalanarak çıkarılıyor ve yoğun kan pıhtıları halinde olduğundan plasentadan ayrılamıyor. 13-20. haftaya kadar olan bebeklerin patolojiye gitme zorunluluğu var. 20. haftadan büyük olanlara istenirse otopsi yapılıyor ya da ölü bebek statüsünde aileye veriliyor. Kimileri alırken kimi de almıyor. Hastanede kalanlar tıbbî atık olarak çöpe atılıyor. İstanbul Zeynep Kamil Hastanesi’nde bir uzman hekim beş yıl önceye kadar plasentaların nasıl değerlendirildiğini şöyle anlatıyor: “Hastanede plasentaların saklandığı özel dolaplar vardı. Bebek doğar doğmaz plasentasından ayrılıyor ve dolaba atılıyordu. Hastane belli firmalarla anlaşmış yetkililer 15 günde bir gelip alırdı. Kozmetik ürünler yapılırken plasentanın hücrelerinden yararlanılıyormuş. Zaten hastaneye konan dolaplar da kozmetik firmalarınındı. Hepatit B ve C yaygınlaştıktan sonra firmalar plasentaları almamaya başladı. Çünkü bu hastalıklar plasentalarda olabiliyor ve temizlemek de mümkün değil. Şu an Zeynep Kamil, Göztepe gibi büyük doğum hastanelerinde plasentalar çöpe atılıyor.”
     
  2. 4 Ocak 2010
    Konu Sahibi : Ev -Hanxixmxix
  3. Saruboceq

    Saruboceq İki Kız Annesi :) Pro Üye

    Katılım:
    17 Ekim 2007
    Mesajlar:
    12.405
    Beğenildi:
    102
    Ödül Puanları:
    198
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.