kutu bebeği...

Konusu 'Alıntı Yazılar' forumundadır ve talin tarafından 15 Ekim 2008 başlatılmıştır.

    15 Ekim 2008
    Konu Sahibi : talin
  1. talin

    talin Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    20 Haziran 2007
    Mesajlar:
    4.253
    Beğenildi:
    19
    Ödül Puanları:
    148
    Her kadının tutkusudur aslında güzel olmak… Ancak kutu bebeklerinin bu tutkuları o kadar aşırıdır ki hayatlarının merkezlerine sadece “güzel” olmayı koyarlar. Güzel olurlarsa sevileceklerini, kabul ve onay göreceklerini düşünürler çünkü. Kaşından, gözüne, burnundan bacaklarına derken kendine yabancılaşma başlar; kendine yabancılaşma ve kendinden kaçış…

    Sorunun temelini oluşturan özgüven eksikliği, kendini sevmeme, kendine değer vermeme; kendini fiziksel olarak beğenmeme şeklinde ortaya koyar. Öyle ya, güzel olursa sevilir ancak bir kutu bebeği, güzel olursa değerli ve yeterlidir… Ama her aynaya baktığında gördüğü sadece bir çirkin ördektir!

    Fiziksel görünümüne olan takıntısı o kadar fazladır ki, sürekli çirkin olduğundan yakınır. Ona “Ne kadar güzelsin,” dediğinizde bu bir hakarettir, sinirlenir anlaşılmamaktan şikâyet eder çünkü o güzel değil ki! Bu yüzdendir sevilmemesi… Hem de bir kutu bebeği olmasına rağmen… Olduğunda da fark etmez zaten ya da fark etse de içindeki o derin boşluğu bir türlü dolduramaz ki!

    Nedir o boşluk?

    Çocukluk yılları… Babadan sevgi ve onay görmemiş bir kız çocuğu, mutsuz ve huzursuz aile ilişkileri, eleştirilme, başkalarıyla kıyaslanma, belki de karşılıksız ilk aşk ya da fiziksel özelliklerinden dolayı dalga geçilmesi ilk gençlik yıllarında… Bu da özgüveni ve özsaygısı yerlerde olan bir kadın yaratıyor zamanla… O da ancak bir kutu bebeği olursa var olacağı ve sevileceği gerçeğine inandırmaya başlıyor kendini.

    İşte tuzak!

    Zihninin ona oynadığı bir oyun! Ah bir de o gözü gibi baktığı, onun için çok önemli olan vücudunda derin izler oluşursa! Vücudu da ona itaat etmediyse ya da yarı yolda bıraktıysa! Onu kim sever ki!

    …

    Hayatımızın merkezinde sadece saçımız, burnumuz, dudağımız, vücudumuz olmamalı. Beyimizin ve kişiliğimizin içi de donanımlı olmalı.

    En başta özsaygımız, özdeğerimiz, özsevgimiz sonra yeteneklerimiz, sosyalliğimiz, duyarlılığımız, gelişimimiz, ilişkilerdeki mutluluk ve doyumumuz besler ve gerçek anlamda güzelleştirir bizi.

    Çevremizdeki gerçek kişiler, salt fiziki güzelliğimizle değil, kişilik özelliklerimiz ve kendimize verdiğimiz değer ölçüsünde bize saygı ve sevgi duyarlar. Eğer fiziki güzellikse bir insanın bizde aradığı; işte o anda, o insana selam verip bir an önce arkamıza bakmadan uzaklaşmalı…

    Hiç kimse fiziksel olarak mükemmel değil. Her ne kadar daha küçücük bir kızken tanıdığımız, yıllarımızı birlikte geçirdiğimiz, hayranı olduğumuz, onun gibi saçlarımız, bacaklarımız olsun diye öldüğümüz Barbie bebekler ya da genç kızlığımızla hayatımıza giren moda dergilerinin içindeki kusursuz yüzler ve vücutlar bize bunun aksini söylese de!

    Eğer hayatta mükemmelliği ararsak yaşanmamış anlar biriktiririz elimizde, yaşanmamış anlarda mutsuz bir hayattır aslında, bol “keşke”li, öfkeli, suçlayan, affetmeyen, kendi bedeniyle ve ruhuyla barışık olmayan…

    Biz en iyisi mutluluğun peşinden gidelim dostlar ve kendimizi kusurlarımızla, hatalarımızla sevelim önce.

    Önce kendimizi sevelim, kendimize değer verelim ki; sevgiyi ve mutluluğu içimizden başka bir yerde; pahalı evlerde, arabalarda, giysilerde, mücevherlerde, başka bir ülkede, birinciliklerle bezeli, bol ödüllü okul yıllarında, sosyal statüde, beyaz atlı prenste ve “mükemmel” bir bedende aramayalım.


    ne dersinizyerimseniben

    sevgilera.s.
     
  2. 16 Ekim 2008
    Konu Sahibi : talin
  3. janet

    janet Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Aralık 2007
    Mesajlar:
    2.642
    Beğenildi:
    5
    Ödül Puanları:
    106
    cok gercekci ve ğüzel bir yazı ellerine saglık