Kuvayi Milliye Destanı Nazım Hikmet

Konusu 'Şiir' forumundadır ve XOXzgxuxrCe tarafından 28 Ocak 2008 başlatılmıştır.

    28 Ocak 2008
    Konu Sahibi : XOXzgxuxrCe
  1. XOXzgxuxrCe

    XOXzgxuxrCe Popüler Üye Üye

    Katılım:
    20 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    2.875
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    106
    Erzurum'da on dört gün sürdü Kongre :
    orda, mazlum milletlerden bahsedildi
    bütün mazlum milletlerden
    ve emperyalizme karşı dövüşlerinden onların.

    Orda, bir Şûrayı Millî'den bahsedildi,
    İradei Milliyeye müstenit bir Şûrayı Millî'den.
    Buna rağmen,
    "Âsi gelmiyelim" diyenler vardı,
    "makamı hilâfet ve saltanata."
    Hattâ casuslar vardı içerde.

    Buna rağmen,
    "Bütün aksâmı vatan birküldür" denildi.
    "Kabul olunmaz," denildi,
    "Manda ve Himaye..."

    Buna rağmen,
    İstanbul'da birçok hanımlar, beyler, paşalar,
    Türk halkından kesmişlerdi umudu.
    Yağdırıldı telgraflar Erzurum'a :
    "Amerikan mandası altına girelim," diye.
    "İstiklâl, diyorlardı, şâyanı arzu ve tercihtir, amma
    bugün bu, diyorlardı, mümkün değil,
    birkaç vilâyet, diyorlardı, kalacak elde,
    şu halde, diyorlardı, şu halde,
    Memâliki Osmaniye'nin cümlesine şâmil
    Amerikan mandaterliğini talep etmeği
    memleketimiz için en nâfi
    bir şekli hal kabul ediyoruz."

    Fakat bu şekli halli kabul etmedi Erzurumlu.
    Erzurum'un kışı zorludur balam,
    buz tutar yiğitlerin bıyığı.
    Erzurum'da kaskatı, dimdik ölür adam,
    kabullenmez yılgınlığı...

    İstanbul'da hanımlar, beyler, paşalar,
    tül perdeler, kravatlar, apoletler, şişeler,
    çıtı pıtı dilleri ve pamuk gibi elleri
    ve biçare telgraf telleri
    devretmek için Amerika'ya Anadolu'yu
    şöyle diyorlardı Erzurum'dakilere :
    "Bizi bir başımıza bıraksalar,
    tarafgirlik, cehalet
    ve çok konuşmaktan başka müspet
    bir hayat kuramayız.
    İşte bu yüzden Amerika çok işimize geliyor.
    Filipin gibi vahşi bir memleketi adam etti Amerika.
    Ne olacak,
    Biz de on beş, yirmi sene zahmet çekeriz,
    sonra Yeni Dünya'nın sayesinde
    İstiklâli kafasında ve cebinde taşıyan
    bir Türkiye vücuda geliverir.
    Amerika, içine girdiği memleket ve millet hayrına
    nasıl bir idare kurduğunu
    Avrupa'ya göstermek ister.
    Hem artık işi uzatmağa gelmez.
    Çok tehlikeli anlar yaşıyoruz.
    Sergüzeşt ve cidâl devri geçmiştir :
    Türkiye'yi, geniş kafalı birkaç kişi belki kurtarabilir."

    4 Eylül 919'da toplandı Sıvas Kongresi,
    ve 8 Eylülde
    Kongrede bu sefer
    yine ortaya çıktı Amerikan mandası.
    Ak koyunla kara koyunun
    geçitte belli olduğu günlerdi o günler.
    Ve İstanbul'dan gelen bazı zevat,
    sapsarı yılgınlıklarıyla beraber
    ve ihanetleriyle birlikte
    bir de Amerikan gazeteci getirmiştiler.
    Ve Erzurumlulardan ve Sıvaslılardan ve Türk milletinden çok
    işbu Mister Bravn'a güveniyorlardı.
    Bu zevata :
    "İstiklâlimizi kaybetmek istemiyoruz efendiler!"
    denildi.
    Fakat ayak diredi efendiler :
    "Mandanın, istiklâli ihlâl etmiyeceği muhakkak iken,"
    dediler,
    "Herhalde bir müzâherete muhtacız diyorum ben,"
    dediler,
    "Hem zaten,"
    dediler,
    "birbirine mani şeyler değildir
    istiklâl ile manda.
    Ve esasen,"
    dediler,
    "müstakil kalamayız böyle bir zamanda.
    Memleket harap,
    toprak çorak,
    borcumuz 500 milyon,
    vâridat ise 15 milyon ancak.
    Ve Allah muhafaza buyursun
    İzmir kalsa Yunanistan'da
    ve harbetsek,
    düşmanımız vapurla asker getirir.
    Biz Erzurum'dan hangi şimendiferle nakliyat yapabiliriz?
    Mandayı kabul etmeliyiz, hemen,"
    dediler.
    "Onlar dretnot yapıyor,
    biz yelkenli bir gemi yapamıyoruz.
    Hem, İstanbul'daki Amerikan dostlarımız :
    Mandamız korkunç değildir,
    diyorlar,
    Cemiyeti Akvam nizamnamesine dahildir,
    diyorlar."

    Ve böylece, bin dereden su getirdi İstanbul'dan gelen zevat.
    Sıvas, mandayı kabul etmedi fakat,
    "Hey gidi deli gönlüm,"
    dedi,
    "Akıllı, umutlu, sabırlı deli gönlüm,
    ya İSTİKLAL, ya ölüm!"