Mahmud Derviş Şiirleri

Konusu 'Şiir' forumundadır ve Puskuut tarafından 19 Ocak 2009 başlatılmıştır.

    19 Ocak 2009
    Konu Sahibi : Puskuut
  1. Puskuut

    Puskuut de profundis Yönetici Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    8.952
    Beğenileri:
    390
    Ödül Puanları:
    83
    Özel Mesaj At

    [​IMG]

    Mahmud Derviş, 1941 yılında, halihazırda İsrail sınırları içinde bulunan Akko kentinin köylerinden El-Berva’da doğmuş; köyünün 1948 Arap-İsrail savaşı sırasında saldırıya uğramasıyla, ailesi ile birlikte köyünü terketmek durumunda kalmıştı.

    Çocuk yaşta şiir yazmaya başlayan Mahmud Derviş, ilk şiirlerini yayımladığı dönemde, El-Ard (Toprak) hareketinde de çalışmaya başlamıştı.

    Filistinliler’in yaşadığı zorlukları dizelerine taşıyan çağdaş Filistin şiirinin önde gelen temsilcisi, El İttihad gazetesi ile El Cedid dergisinin yazı işleri müdürlüklerini yapmış, şiirleri ve yazıları nedeniyle bir kez İsrail ordusu tarafından tutuklanmış, 1970 yılında İsrail’den sürgün edilmiş, 2 yıl bir çok Arap ülkesinde dolaşmıştı.

    Şiirleri 20’den fazla dile çevrilen Filistinli şair, 2003 yılında uluslararası Nazım Hikmet şiir ödülüne de layık görülmüştü.

    Birçok şiiri Arap besteciler tarafından bestelenen Mahmud Derviş’in adı, 2006 Nobel Edebiyat Ödülü adayları arasında yer almıştı.

    Mahmud Derviş’in Türkiye’de basılan şiir kitapları arasında Zeytin Yaprakları (1964), Filistinli Sevgili (1971), “Gecenin Sonu, Uzak Bir Sonbahar’ın Hafif Yağmuru, Celile’de Kuşlar Ölür, Düğünler, Uykudan Uyanıyor Sevgilim, Yedinci Deneme” bulunuyor.

    Derviş, 1982 Eylül’ünde Sabra-Şatilla’da yaşananların ardından Beyrut Kasidesi’ni yazmış ve bu kaside ile 1984’te de dönemin Sovyetler Birliği’nde Lenin ödülünü almıştı.

    "Filistin halkına kimlik duygusunu kazandıran şair" olarak tanımlanan Derviş, Ağustos 2008 tarihinde vefat etti.



    Kaynak: ntvmsnbc
  2. 19 Ocak 2009
    Konu Sahibi : Puskuut
  3. Puskuut

    Puskuut de profundis Yönetici Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    8.952
    Beğenileri:
    390
    Ödül Puanları:
    83
    Özel Mesaj At

    Kimlik Kartı


    Kütükte kayıtlıyım.
    Arabım.
    Saçlar: Kara.
    Gözler: kahve rengi.
    Özel belirtiler: Alnındaki bir çatkı.
    El ayası deniz kabuğunun içi gibi kırmızı.
    Uyuşturur tuttuğu eli bu eller.
    Ayrıca zeytin yağını, bir de kekiği çok severim.
    Arayan bulsun beni
    bir yitik köyde,
    adsız yollarda unutulmuş.
    Tarlalarda ter döker insanlar,
    taş ocaklarında ter döker.
    Özlüyor insanlar
    insan gibi yaşamayı.


    Mahmud Derviş
    (Çeviren: A.Kadir - Afşar Timuçin)
  4. 19 Ocak 2009
    Konu Sahibi : Puskuut
  5. Puskuut

    Puskuut de profundis Yönetici Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    8.952
    Beğenileri:
    390
    Ödül Puanları:
    83
    Özel Mesaj At

    Ahmed Zaatar


    Kekikten ve karamış taştan
    O eller için
    Bu çığlık
    Unutulmuş ve yapayalnız
    Ahmed için.
    Gelip geçen bulutlar
    Yurtsuz ve yabancı koydu beni
    Ve yalnız dağlar cesaret ediyor
    Beni bağrına basmaya
    Kıraç bir toprakta.
    Doğuyorum yine o eski yaralardan
    Sokuluyorum toprağa
    Bütün ayrıntılarını görünceye dek
    Doğuyorum yine
    Denizin taştığı yıl
    Kül olmuş kentlerden
    Kendimi yapayalnız bulduğum.

    Ahmed'di o deniz
    Kurşunlar arasından köpük köpük
    Bir kamptı öfkeyle büyüyen
    Yağan kekikti üstümüze
    Ve savaşçılara
    Ellerine ayaklarına baktı Ahmed
    Unutulmuş trenlerin
    Anılarıyla büyüyen
    Kimsenin karşılamadığı
    Kimsenin el sallamadığı
    Yaseminlerle.
    Ayakta dikildi yapayalnız
    Kendini dinlediği gecelerde
    Hakkın hasretini çekerek
    Yirmi yıl
    Yirmi yıl o yer senin bu yer benim
    Dolaştı bir kimliği sora sora
    Yalnız yanardağların yanıtladığı.

    Ben Arap Ahmet'im
    Dedi
    Ben kurşunlar
    Ben portakallar
    Ve düşler.
    Benim çadırımdır Tel Zaatar
    Anayurt benim
    Sürüp giden o yolculuk anayurda
    Doğu'dan ta Batı'ya
    Bilendi bütün kılıçlar
    Ahmed tanımaya başlarken
    Ellerini ayaklarını
    Süzülen bir yıldız gibi
    Bakıp bakıp Hayfa' ya.
    Ahmed'di seçilen kurban
    Kentler asfalt organlarını
    Bırakıp arkalarında
    Düştüler peşine Ahmed'in
    Öldürmek için.
    Doğu'dan ta Batı'ya
    Cenaze törenini hazırlıyorlardı.
    Giyotinlerden giyotin beğenip.

    Ben Arap Ahmed
    Gelsin kuşatmacılar!
    Benim kal'am gövdem
    Gelsin kuşatmacılar!
    Ateş hattıyım ben
    Kuşatacağım onları
    Çünkü göğsüm
    Sığınaktır halkıma
    Gelsin kuşatma!

    Uzanmış suyun karşısına
    Küçük ayrıntılar arasında geziniyorum
    Derken dağılmaya başlıyorlar
    Akşamla birlikte
    Yitiyorum
    Uzaklardan gelen
    Çıngırak seslerinin içinde.
    Kanayan yerlerimden
    Anlıyorum yaşadığımı.

    Ayak bastığım her yol
    Kaçınıyor benden
    Kaçıyor
    Gönül verdiğim her kent
    Ceketimi fırlatıyor bana.

    Şiirlere sığınıyorum
    Düşlere
    Anlıyorum çok geçmeden
    Düşlerime kadar girmiş bıçaklar.
    Bir mum yakıyorum
    Kapanmayan yaramdan.
    Bu gece
    Bütün çakıl taşları soluyor

    Ve damarlı.
    Uzaklardaki güzel karım
    Sessizliğin senin
    Eritti bu ölgün geceyi
    Banklar ve ağaçlar
    Donup kaldı gölgende.
    Hatırla beni
    Kendimi unutmadan önce.
    O kayalar mektubumdur
    Yeryüzüne.
    Yükseleceğim
    Meyve küfelerinden
    Denizden
    Yükseleceğim yoksulun şarkısından
    Onların şarkısından:
    Yaşayacağız!
    Yaşayacağız! diyen.

    Kekikten ve taştan Ahmed
    Yükseleceksin
    Hayır! diyerek
    Derinden esvap yapacak
    Kırlardan gelen köylüler
    Zalimleri ortadan kaldırmaya.
    Bir çiçek olacak yumruğun
    Bir bomba
    Her gün hayır! demek için kalkan.
    Kılıçlardan kesik kesik gövden
    Yeniden yapılacak
    Doğacak güneşlerden
    Ve dalgalarla nikâhlanacak
    Giyotin altında
    Hayır! diyeceksin
    Hayır!

    Akan kanımda öleceksen
    Yeniden doğmak için
    Un çuvallarından.
    Geleceğiz ses vermek için sesine
    Bizi çağırdığın zaman
    Ve ölümün çehresi
    Yitip gidecek sözlerimizden.
    Eli ölümün
    Savurup atacak bizi
    Yalın bir yurda doğru
    Yasemin bir düşün beklediği.

    Kuşlar bana bıraktı şarkılarını
    Ve ben koştum
    Yürek atışına tarlaların.
    Kanımın derinliklerine in
    Derinliklerine in
    Derinliklerine ekmeğin
    Yalın bir yurdumuz olsun
    Yasemin bir düşün beklediği.
    Her günkü Ahmed
    Saf ve Basit Ahmed
    Nasıl kaldırdın ayrılıkları
    Meyveyle taş arasında
    Kurşunla geyik?
    Arap Ahmed, diren!
    Kuşatma altında gezeceğiz
    Ulaşıncaya dek kıyısına
    Ekmeğin ve dalgaların.
    Öleceğiz düşü uğruna
    Bir yurdun
    Ve bekleyen yaseminlerin.

    Onda Güz'ün eğrileri var.
    Kandaki şiirdir Ahmed.
    Dağlar gibi kırışık yüzü
    Yankısı çağıran seslerin
    Birleşen gövdelerin.
    Ey tanınmayan Ahmed
    Nasıl yaşadın aramızda
    Tam yirmi yıl
    Hâlâ belli belirsiz yüzün
    Hep çizgilerinde dolaştığımız
    Tanınmayan yüzün
    Ey ormanlar
    Alevler kadar gizli Ahmed
    Bize yüzünü tanıt
    Söyle son sözünü
    Dağılacağız sessizlikte
    Geri adım atacağız
    İşitsin diye ölüler sözlerini
    Yaşayanlar
    Belki tanır diye çizgilerini.
    Ahmed
    Ahmed kardeşim
    Kahramanca ölümünü bekliyoruz
    Ne zaman?
    Ne zaman?
    Ne zaman?



    Mahmud Derviş
    (Çeviren : Erdal ALOVA)



    Açıklama :
    Beyrut'ta bir Filistin kampı olan Tel Zaatar Lübnan iç savaşı sırasında
    iki ay kuşatma altında kalmıştı. Filistinliler güç koşullar altında kuşatmaya
    karşı direnmişlerdi. Arapça'da "kekik dağı" anlamına gelen Tel Zaatar
    Filistin direnişinin bir sembolü haline geldi. Hayali bir kahraman olan
    Ahmed Zaatar sürekli yerinden edilen ve sürgünde yaşayan Filistinlilerin
    binlerce adsız kahramanını temsil etmektedir.
  6. 19 Ocak 2009
    Konu Sahibi : Puskuut
  7. Puskuut

    Puskuut de profundis Yönetici Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    8.952
    Beğenileri:
    390
    Ödül Puanları:
    83
    Özel Mesaj At

    Filistinli Sevgili

    Gözlerin bir diken
    yüreğe saplanmış,
    çıldırasıya sevilen,
    işkencesine dayanılamayan.
    Gözlerin bir diken,
    rüzgârdan koruduğum,
    ötesinde acıların, gecelerin,
    derinlere sapladığım.
    Kandiller yanar ışığınla,
    geceler dönüşür sabaha.
    Bense unuturum birden,
    - göz rastlar rastlamaz göze-,
    yaşadığımız bir vakitler
    kapının ardında
    yanyana.



    *
    Şakırdın sanki konuşurken.
    İsterdim konuşmak ben de.
    Dudaklarda hayır mı kalmıştı ki,
    O bahar gibi dudaklarda!

    Sözlerin
    güvercin gibi
    yuvamdan
    uçtu gitti.
    Kapımız,
    sonbahar kadar sarı
    basamakları ardından
    fırladı gitti
    canının çektiği yere.
    Aynalar oldu paramparça,
    yığıldı içimize
    acı üstüne acı.
    Topladık sesin küllerini
    getirdik bir araya.
    Böylece söyler olduk
    acılı türküsünü yurdumuzun.
    Hep birlikte sazın bağrına
    ektik bu türküyü,
    evlerin damlarına taş fırlatır gibi
    fırlattık attık bu türküyü,
    alın, dedik,
    sancıdan kıvranan kalplere.
    Oysa her şeyi unuttum ben şimdi.
    Ya sen, ya sen, sevgili,
    sesini kimselerin bilmediği!
    Belki de gidişindir senin
    ya da susmandır
    sazı paslandıran.



    *
    Dün seni limanda gördüm,
    yapayalnız, yolluksuz yolcu.
    Bir yetim gibi sana doğru koşuyordum,
    arıyordum sanki yaşlı anamı.

    Nasıl, nasıl, yemyeşil bir portakal ağacı
    kapanır bir hücreye ya da bir limana,
    nasıl saklanır gurbet elde
    ve yemyeşil kalır?
    Yazıyorum not defterime:
    Limanda durakaldım...
    En dondurucu kış kadar soğuk gözler gibiydi dünya,
    doluydu portakal kabuklarıyla ellerimiz.
    Ve hep çöl, ve hep çöl, ve hep çöldü ardım.



    *
    Seni yalçın dağlarda gördüm,
    kuzularınla, kovalanan çoban kızı.
    Sen benim bahçemdin,yıkıntılar ortasında.
    Bendim o yabancı, bendim kapını vuran.
    Ey gönül! Ey gönül!
    Kapı kalbimin üzerinde yükseliyordu,
    pencere, taşlar ve çimento
    Kalbimin üzerinde.



    *
    Seni su testilerinde gördüm,
    buğday başaklarında,
    yıkık dökük, parça parça, unufak.
    Hizmet ederken gördüm gece kulüplerinde,
    sancıların şimşeklerinde gördüm ve yaralarda.
    Bağrımdan koparılmış ciğer parçası sensin.
    Dudaklarıma ses olacak yel sen.
    Ateş ve akarsu sensin.
    Gördüm seni bir mağaranın ağzında
    yetimlerinin çamaşırlarını iplere asarken.

    Gördüm sokaklarda seni ve ateş ocaklarında,
    kaynayan kanında güneşin.
    Ve ahırlarda...
    Ve bütün tuzlarında denizin.
    Ve kumlarda...
    Toprak gibi güzel,
    yasemin gibi,
    ve çocuklar gibi.



    *
    Ve ant içerim ki,
    bir mendil işleyeceğim yarına kadar,
    gözlerine sunduğum şiirlerle süslü
    ve bir tümceyle, baldan ve öpücüklerden tatlı:
    "Bir Filistin vardı,
    bir Filistin gene var!"



    *
    Gözleriyle Filistin,
    kollardaki, göğüslerdeki dövmelerle Filistin,
    adıyla sanıyla Filistin.
    Düşlerin Filistin'i ve acıların,
    ayakların, bedenlerin ve mendillerin Filistin'i,
    sözcüklerin ve sessizliğin Filistin'i
    ve çığlıkların.
    Ölümün ve doğumun Filistin'i,
    taşıdım seni eski defterlerimde
    şiirlerimin ateşi gibi.
    Kumanya gibi taşıdım seni gezilerimde.
    Koyaklarda çağırdım seni bağıra bağıra,
    inlettim senin adına koyakları:

    Sakının hey
    kayaları döve döve şarkımı koparan şimşekten!
    Benim gençliğin yüreği!
    Benim beyaz kanatlı atlı!
    Benim yıkan putları!
    Kartalları tepeleyen şiirleri benim eken
    tüm sınırlarına Suriye'nin!
    Zalim düşmana bağırdım, ey Filistin, senin adına:
    "Ölürsem, ey böcekler, vücudumu didik didik edin!"
    Karınca yumurtasından kartal çıkmaz hiçbir vakit,
    yalnız yılan çıkar zehirli yılanlardan!
    Ben barbarların atlarını iyi bilirim.
    Bir ben dururum onların karşısında,
    bir ben,
    gençliğin yüreğiyim her daim,
    yüreğiyim beyaz kanatlı atlıların.


    Mahmud Derviş
    (Çevirenler: A. Kadir - Süleyman Salom)
  8. 19 Ocak 2009
    Konu Sahibi : Puskuut
  9. Puskuut

    Puskuut de profundis Yönetici Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    8.952
    Beğenileri:
    390
    Ödül Puanları:
    83
    Özel Mesaj At

    Bir Katile


    Eğer ölenin yüzüne baka bilseydin

    gaz odasında ki anneni hatırlardın

    Ve düşüne bilseydin

    Silahın hikmetinden kurtulurdun

    Ve fikir değiştirirdin

    bu şekilde kaybettiğin kimliğine kavuşamassın !

    (Başka bir katile)
    Eğer cenine 30 gün daha bıraka bilseydin

    Olasılıklar farklı olurdu

    İşgal bittiğinde,

    yeni doğan ,

    kuşatma günlerini unuturdu

    Sağlıklı bir şekilde büyür, bir delikanlı olurdu

    Kızlarından biriyle kadim Asya tarihini öğrenirdi

    Birbirilerini sevebilirlerdi,

    Bir kız dünyaya getirirlerdi
    (Doğuştan yahudi olurdu)

    Peki sen ne yaptın ?

    Kızın bu gün dul

    Torunun yetim

    Firari ailene ne yaptın ?

    Tek kurşunla üç güvercini nasıl vurabildin ?



    Babalara ve oğullara başsağlığı... Kerrema'llâhü veche şehid

    Kısa bir süre sonra, bu yeni doğum için tebrik ederiz

    Kuşatma , düşmanın cahiliye devri şiirimizi öğrenene kadar sürecektir

    Kuşatma, işgale uğrayan gibi işgalcinin de can sıkıntısının bir beşeri özellik olduğunu öğrenene kadar sürecektir

    Her yeni güne başladığımda şehid beni kuşatıyor

    Ve beni sorguluyor: Nerdeydin ?

    Bana verdiğin bütün kelimeleri sözlüğe iade et

    Ve uyuyanları yankının uğultusundan kurtar

    Şehit bana : "özgürlüğümün dışında hiçbir güzelliğin olmadığını" öğretiyor

    Şehid beni uyarıyor:

    Onların cambazlıklarına inanma

    Fotoğrafıma bakan gözü yaşlı babama inan:

    Görevlerimizi nasıl değiştirdin, nasıl önüme geçtin ?

    Önce ben, ilkin ben !

    Şehid beni kuşatıyor

    Acılarımı hafifletmek için

    Yalnızca yerimi ve aşınmış mobilyaların yerini değiştirdim

    Yatağımın üzerine bir ceylan ve parmağımın üzerine bir hilal koydum

    Şehid beni kuşatıyor

    Canazeme yalnızca beni tanıyorsan gel

    Övülmek için kimseye ihtiyacım yok !

    (...)

    Şehide

    Şehidenin kızı, şehidin kızı

    Şehidin kız kardeşi, şehidenin kız kardeşi

    şehid annesi

    Şehidin dedesinin torunu

    Şehidin dayısının komşusu

    Vs.... vs....

    Uygar alemde her hangi bir değişiklik yok

    Vahşet dönemi geride kaldı

    Ölenin ismi meçhul, bayağı

    Mağdur hakikat gibi... nisbî

    Vs... vs...

    Çılgınlıkla seni işgal edeni kuşat

    Çılgınlıkla ve çılgınlıkla

    Sevdiklerin çoktan gitti

    O zaman ol yoksa hiçbir zaman olamayacaksın !


    Mahmud Derviş
    (Çeviren : Sinan Özdemir )