Makyaj

Konusu 'Alıntı Yazılar' forumundadır ve mehalp76 tarafından 6 Temmuz 2007 başlatılmıştır.

    6 Temmuz 2007
    Konu Sahibi : mehalp76
  1. mehalp76

    mehalp76 Guest

    Makyaj

    Bir ressamın kusursuzca yarattığı beyaz kağıt üzerine karakalem bir resimdi yüzü. Çocuk yaşının getirdiği saflıkla, ruhu da kağıt kadar beyazdı. Resim ise siyah beyaz... O anki ruh haline göre renk verirdim hayallerimde onun güzel yüzüne. Saatlerca bakardım. Sonra bu durumu garipseyip başımı başka yöne çevirirdim ama kendimi alıkoyamayıp istemsizce yine bakmaya başlardım. İçimi dolduran kıskançlığı bastırmaya çalışırdım.
    Bu siyah beyaz kusursuzluk canını sıkardı. Bir an önce büyümek için anlamsız renklere boyamak istedi yüzüne yansıyan ruhunu. Elinde makyaj çantasıyla odaya girdi ve bakmaktan korkar gibi utangaçça aynaya yaklaştı. Önce boş gözlerle ve anlamsız bir surat ifadesiyle yansımasını inceledi. Sonra gördüğünden iğrenmiş gibi yüzünü buruşturdu. Tuhaftır ki bu değişken haliyle ve farketmeden renkten renge boyadığı ruhuyla bile hala çok güzeldi. Aynada gördüğü ve iğrendiği uyumsuzluk ise loş ışığın küçük bir şakasıydı sadece. Şaka kaldıramayacak kadar çocuktu hala.
    Önce eline fondöteni alıp bu uyumsuzluğu yok etmek istedi. Ben de aynada birbirimizi görebileceğimiz açıda bir yere oturdum. Onun siyah beyaz kusursuzluğu yokedişini çaresizce izledim. Her fırça vuruşu yüreğime dokunuyordu ve canımı acıtıyordu. "Yüzüne sadece bir maske taktığının farkında mısın?"dedim. Umursamadı bile. O mu sağırdı ben mi dsilsizdim, anlayamadım. O, bu aldırmazlık oyununu bir süre daha oynayacaktı. Aynaya yaklaşıyor, uzaklaşıyor, dudaklarını garip biçimlerde büküyor,gözlerini kısarak boyadığı resmi inceliyordu. Çok tuhaf bir biçimde asla kendisinin olamayacağı birilerini taklit ediyordu sanki.
    "Taktığın maskenin altındaki sen hep sen olarak kalacaksın. Çıkardığında yine aynı çocukla karşılaşacaksın. Farkında olmadığın güzellik sana oyun oynayan ışıkta yine aynı görünecek. Belki üzüleceksin, yapma.
    Ses yok. Sadece bir onuz silkiş.
    Sıra gözlerindeydi. Konuşurken, susarken, ağlarken çok şey anlatan gözleri aynadaki görüntüye dalga geçercesine boş bakıyordu. Amacı gözlerine yeni bir senaryo yazmaktı siyah kalemiyle. Beni dinlemeyecekti biliyordum ve artık ben de susuyordum. Yeni senaryo yalnızca bir laf kalabalığıydı. Saçma ve karmaşık kelime yığınlarından ibaretti. Bu amaçsız yoğunluk hikayenin ana fikrini öldürmüştü. Küçük gözlerindeki yıldız tozları karanlığa yenik düşüp bir bir ışıklarını yitirmişlerdi.
    Sanki acelesi varmış gibi çantayı karıştırdı ve rımelini bulup çıkardı. Aslına o kirpikleri ağladığında o kadar güzel olurdu ki... Soğuk bir gecenin sabahında düşen çiy damlaları çimenleri nasıl süslerse yaşadıkları yüreğini üşüttüğünde öyle çiy düşerdi kirpiklerine. İçim acırdı ama yine de bakmaya doyamazdım.
    Demir parmaklıkları da eklemişti önce kalın perdelerini astığı pencerelerine.
    O an karşımda annesinin kırmızı rujuyla dudaklarından başka yüzünün her yerini boyayan küçük bir kız çocuğu var karşımda sandım ki aslında zaten öyleydi. Yalnız oldukça büyük gelen topuklu ayakkabıları yoktu ayağında.
    O küçücüktü. Ben biraz daha büyüktüm ama içimde o zaman da ona gösterilen ilginin uyandırdığı bir kıskançlık vardı. Ona alındı diye bana da almak zorunda kaldıkları elma şekerlerini ağır ağır yemiştik. İçimizde bir korku vardı. Kiminki önce biterse diğeri daha büyük bir iştahla yalayarak diğerini özendirecekti. Dün gibi hatırlıyorum. O elma şekerinin dudaklarında bıraktığı kırmızı renkli ve tatlı öpücük o kadar yakışmıştı ki... Siyah beyaz resim henüz bir eskizden ibaretti.
    Kapağı açtığında parçalanmış alllığın tozları yere döküldü. Annesinin azarından korkan küçük kız çıplak ayağının parmaklarıyla yere saçılan delilleri yok etmeyi başarmıştı. Fırçayı yanaklarına dokundurdu. O kadar fazla boyadı ki sanki çok koşmuş da yorulmuştu sadece hızlı hızlı nefes alıp vermiyordu.
    Onunla yolda yürümek demek adım başı ilgili bakışlara maruz kalmak demekti. Beğenisini sesli ifade edenler de küçümsenecek gibi değildi. Çok sinirlenirdi. Çocuksu görüntüsüne hiç yakışmayan bir küfür savuruverirdi arkalarından. Utanırdı. Utancından yanakları pespembe olurdu. Bir bakan dönüp bir kez daha bakardı. Benim her bir araya gelişimizde yaptığım gibi.
    Geriye çekildi. Bu sefer bakışlarında orta yaşlarında bir kadının karşısındakileri etkilemek için fırlattığı bir bakış vardı. Gözlerinden gözlerini ayırdı ve bana döndü. Duygularım, kafamdan geçenler allak bullak olmuştu. Gülümsemeye çalıştım, beceremedim. Yakıştıramadım dudaklarıma. Önüne döndü ama bir kez daha başını kaldırp bakmaya cesaret edememişti aynadaki maskeli balo kaçkınına. Ayak parmakları ritim tutar gibi kıvrılıyor, yere vuruyordu. Hafifçe ileri geri sallanıyordu.
    Çıplak ayağına bir damla çiy düştü. Bir rüzgar esti yüreğinden yüzüme doğru. Kalbinin derinliklerinden gelen fırtınanı sesinin az biraz duyabiliyordum. Hıçkırarak ağladığını hiç duymamıştım. Sessizdi çığlıkları. Yağmurun dinmesini bekledim. Söylenecek şey çoktu ama kelimeler yoktu o an dilimde. Elinin tersiyle dudaklarını sildi. Başını kaldırdı. Yağan yağmur siyah yollar çizmişti yanaklarına doğru. Rımelleri akmıştı. Bakışında herşeye ramen özlediğim bir anlam vardı. Dudakları sanki kendi rengiymişcesine bir renk almıştı. Tıpkı elma şekerinin tadında...
    Baktım, baktım bu sefer ve başımı başka yöne çeviremedim. Bir kaç sene önce hala sokaklarda elimden tutan melek yüzlü kız çocuğu vardı karşımda. Annesinin odasına girmiş, eline geçeni yüzüne gözüne bulaştırmış. Sadece zeminde çıkardığı sesten büyük bir mutluluk duyduğu topuklu ayakkabılar yoktu ayağında.
    SELİN DEĞİRMENCİ