maneviyat ve kıskançlık üzerine

Konusu 'Kişisel Gelişim' forumundadır ve ema1 tarafından 8 Ekim 2009 başlatılmıştır.

    8 Ekim 2009
    Konu Sahibi : ema1
  1. ema1

    ema1 Hayat, sen plan yaparken başına gelenlerdlr Pro Üye

    Katılım:
    10 Ağustos 2009
    Mesajlar:
    19.460
    Beğenildi:
    7.408
    Ödül Puanları:
    238
    Aidiyet Sahibiyet Ve Kıskançlık / Korkut Keskiner

    Okunması kolay bir yazı değil bu. Çünkü tartışmanın nedenleri yapay. İnsan ilişkilerini özgür irade dışında tanımlamak anlamsız. Ait olmak - sahip olmak, insanın kendisi için kazdığı kuyular. Kurtulamadığımız kurtlar bizi kemiren. “Mal da yalan, mülk de yalan, var biraz da sen oyalan”.

    Ait olma güdüsü incelenmeden, sosyolojinin bütün kavram ve kuramları temelsiz kalır. Sahip olma güdüsü ve ekonomi arasında da aynı türden bir ilişki vardır. Pekiyi, ait olma ve sahip olma arasındaki ilişki hangi bilimin konusudur?

    Dilbilimsel açıdan, ya da semantik bir inceleme yaparsak bu iki fiili aslında birbirinin zıddı olarak buluruz. Oysa bırakın zıt olmayı, aidiyet ve sahibiyet olarak isimlendirdiğimizde, bu kavramlar, hiç de zıt olmayan, daha da ileri gidelim, birbirini tamamlayan iki duygudurlar. Psikoloji, sosyoloji ya da sosyal bilimlerin her hangi birisi açısından incelediğimizde, durum pek de farklı değildir. Bunlar insanın temel güdüleridir, insan ilişkilerinin temelinde yer alırlar, ve onlarsız bir sosyal bilim düşünülemez.

    Aidiyet ve sahibiyeti bilimin dışında, sevgi açısından incelersek, benim gerçek anlamını ilk kez Sting’in bir şarkısında fark ettiğim ve daha sonra devamını da öğrendiğim, “birini seviyorsan, onu serbest bırak, o da seni seviyorsa geri dönecektir, yok dönmüyorsa, zaten hiç bir zaman senin olmamıştır” önermesini en ön plana almalıyız. İngilizce aslından çok daha iyi tercüme edecekler vardır muhakkak. Bu önermede, önerilen davranış, sahiplenmemek, sahiplenme baskısı yaratmamak, ilişkiyi tarafların birbirini kısıtladığı bir hukuka kıstırmamak. Ama önermenin sonu, başıyla çelişiyor. Zaten hiç bir zaman senin olmamıştır demek, aslında senin olabilirdi, ama hata yaptın, baskı yaptın, kaçırdın, ona sahip olamadın demek. Bir insanın mülkiyeti sana ait olabilirdi demek. “Ya benimsin ya toprağın” önermesi şiddet içerse de, temelde çok farklı değil. Benden başka hiç kimsenin malı olamazsın sapkınlığı. İçerdiği özgüven eksikliğini, bir kopuşla bitirmeye çalışan “malına düşkünlük”. Elli beş yaşında emekli bir hanım öğretmeni, katile dönüştürebilen, garip bir tutku.

    Ait olma kısmına gelince, ait olma güdüsünü snobe ediyor değilim, ama bireyliğinden keyif alamayanların bir defosu olarak görüyor ve doğrusu pek de değerli bulmuyorum. Çocukluğunda ihtiyacı olduğu kadar okşanmamış başların, aşk türü bir sevgiden bekledikleri, yine başlarının okşanması, karşı cinsten bir ebeveyn figürü, ya da nazlanıp şımaracakları bir güvenli liman olmanın ötesine geçebilmeli. Şefkat ya da yumuşak dokunuşlu bir sarılma değil bahsettiğim, marazi, hatta varoluşunun nedenini bir diğer insana bağlama, “sine qua non” (onsuz olamazlık) şartlanmasına giden bir tutku. “Onsuz ölürüm” hissi. “Varlığım onun varlığına armağan olsun”. “Şu renk bu renk akar kanımız!”

    Aidiyet ve sahibiyet arasındaki ilişkiye dönersek, bu iki kavramın ortak noktasının insanı kıskançlık hissine yöneltmek olduğunu görüyoruz. Sahip olduğunuz bir malı paylaşmak istemezsiniz, ama sahibinizin elinde sizin mamalarınıza ortak olacak başka bir varlığın tasmasının olmasını da istemezsiniz. Burada bir başka çelişki var. Ait olduğunuzu, ait olduğunuzun size sağladığı veri ve olasılıkları sahiplenmenizle orantılı olarak kıskanıyorsunuz.

    Bir de zaten kendisine ait olmayanları kıskananlar var. İsimleri, şehirleri, hayvanları ve eşyaları kıskananlar. Yetenekleri, renkleri, nüansları boğmaya çalışan, kendisini yükseltmek yerine, yükselmiş olanı aşağıya çekmek üzerine kurulu hayatlar. Yıkmak için güçlenen güruhlar.

    Kıskançlık, imrenme, özenme, gıpta, haset silsilesi içinde artan bir günah. Önce kendisine sonra başkalarına eziyet etmek isteyenlerin, korkuyu sevgiye dönüştüremeyenlerin, koşulu oldukları koşulların kırbacını özleyenlerin, çekim gücüne karşı koyamadıkları bir girdap.

    Doğrular yüzyıllar önce söylenmiş oysa:

    “Şeriatte bu senindir, bu benim. Tarikatte hem senindir, hem benim. Hakikatte ne senindir, ne benim.”

    “Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi,

    Mal da yalan, mülk de yalan, var biraz da sen oyalan