Mehmet Emin Yurdakul Siirleri

Konusu 'Şiir' forumundadır ve roxett tarafından 30 Ağustos 2006 başlatılmıştır.

    30 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  1. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    13 Mayıs 1869'da İstanbul'da doğdu, 14 Ocak 1944'de aynı kentte öldü. Bir balıkçının oğluydu. Beşiktaş Askeri Rüştiyesi'ni bitirdikten sonra bir süre Mülkiye Mektebi'nin idadisinde okudu. 1887'de Babıâli Sadaret Dairesi Evrak Odası'na aylıksız kâtip olarak atandı. 1899'da Hukuk Mektebi'ne başladı. Öğrenimini ABD'nde tamamlamak üzere okuldan ayrıldı. Ancak bu isteği gerçekleşemedi. Memurluk yaşamına döndü. İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdi. Şiirlerinde dile getirdiği düşünceler, yansıttığı gerçekler saray tarafından kuşkuyla karşılandığı için 1907'de Erzurum rüsumat nazırlığına gönderildi. II.Meşrutiyet sonrası 1909'da bahriye müsteşarlığına, bu görevi istemeyince de Hicaz valiliğine atandı. Bir yıl sonra Sivas valiliğine getirildi. Ancak çalışması engellenince, üç ay sonra bu görevinden de ayrılarak İstanbul'a döndü. Türk Ocağı'nın kurucuları arasında yer aldı, derneğin başkanı oldu. Çıkarılan Türk Yurdu dergisinin de sorumluluğunu üstlendi. İttihat ve Terakki yönetimiyle arası açılınca Erzurum valiliği göreviyle 1911'de İstanbul'dan uzaklaştırıldı. Ertesi yıl da emekliye ayrılmak zorunda bırakıldı. 1913'te Musul milletvekili seçildi. Halide Edip, Köprülüzade Fuat ve Hamdullah Suphi ile birlikte Hars ve İlim Heyeti üyeliğinde bulundu. Milli Türk Fırkası'nın kurucuları arasında yer aldı. I.Dünya Savaşı sonunda İstanbul işgal edilince, emperyalizme karşı düzenlenen Sultanahmet Mitingi'ne konuşmacı olarak katıldı, 1921'de Anadolu'ya geçti. Mustafa Kemal Paşa tarafından ilgiyle karşılandı. Antalya, Adana, İzmir yörelerinde dolaşarak halkın ve ordunun manevi gücünü arttırıcı konuşmalar yaptı. Şebinkarahisar, Urfa ve İstanbul milletvekili seçilerek beş dönem meclise girdi.

    Mehmet Emin Yurdakul edebiyat yaşamına Servet-i Fünun döneminde başlamıştır. İlk kitabı Türkçe Şiirler ilgiyle karşılanmış, yankılar uyandırmıştır. Dönemin şiir anlayışı dışında, hece ölçüsünü kullanarak yazdığı şiirlerinde yalın bir dil kullanmıştır. Türk edebiyatına halk sesini getiren şair olarak nitelendirilmiştir. Osmanlıcılık ve İslamcılık akımlarına karşı Türkçülük akımını savunan, bu konudaki düşüncelerini dile getiren öğretici şiirler yazmıştır. Şiirde biçim yönünden yenilikler yapmıştır. Geleneksel Türk şiirinde sürekli kullanılan kalıpların yerine 15, 17, 19 hece ölçülü alışılmışın dışında kalıplar kullanmıştır. Dörtlük geleneğinin dışına çıkarak üçer, altışar, sekizer dizelik kıtalar kurmuştur. Servet-i Fünun doğrultusunda Batı'dan gelen sone biçiminde şiirler de yazmıştır. Halkçı, ulusçu düşünce ve duyguları dile getirmiştir. Toplumsal ve ulusal konuları işlemiştir. Halkın ve ülkenin gerçeğini, özgürlük istemini yansıtmıştır. Coşku, umut, yüreklendirme ve öğreticilik, şiirinin belirgin öğeleri olmuştur. Ulusçu, halkçı görüşleri savunduğu şiirleriyle Ulusal Edebiyat akımının öncü şairleri arasında yer alan Mehmet Emin Yurdakul, öz ve biçim dengesi bakımından tam bir yetkinliğe çok az sayıda şiirinde ulaşabilmesine karşın, halkın yaşamıyla ve sorunlarıyla ilgili konulardaki içtenliği, geniş soluğuyla, kuru bir didaktizmin ötesine geçmeyi başarmıştır.
     
  2. 30 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  3. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    YAPITLARI


    Türkçe Şiirler (1898)
    Türk Sazı (1914)
    Ey Türk Uyan (1914)
    Tan Sesleri (1915)
    Ordunun Destanı (1915)
    Dicle Önünde (1916)
    Hastabakıcı Hanımlar (1917)
    Turan'a Doğru (1918)
    Zafer Yolunda (1918)
    İsyan ve Dua (1919)
    Aydın Kızları (1919)
    Dante'ye (1920)
    Mustafa Kemal (1928)
    Ankara (1939)
    Şiirler (tüm şiirleri, 1969)

    ŞİİRLERİ

    Benim Ömrüm
    Benim Şiirlerim
    Bırak Beni Haykırayım
    Cenge Giderken
    Şâir
     
  4. 30 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  5. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    BENİM ÖMRÜM


    Genç çağdaydım, kendimi bir dikenli yolda buldum;
    Hıçkırıklar işittim, gül ve bülbül bağlarından.
    Felâketler topladım, Anadolu dağlarından;
    Uzun sazlı Âşıklar diyarında şair oldum.

    Ezgi koydum, âhlarla, figanlarla Türk şi'rine,
    Öz dilimle haykırdım, "Ey milletim, uyan!" diye;
    Viran yurdun dolaştım, bir şehrinden bir şehrine;
    Saç ve sakal ağarttım ben de, "Vatan, vatan!" diye.



    Mehmet Emin YURDAKUL
     
  6. 30 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  7. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    BENİM ŞİİRLERİM



    "Sen kalbsizsin; hani senin gençliğin hayatı?
    "Aşklarım mı? Bir nefeste solabilen bu şeyler,
    "Bir yanar-dağ ateşiyle kömür gibi karardı;
    "Şimdi ise yerlerinde bir sıtmalı yel eser.

    "Evet, benim her şi'rimde yılan dişli diken var;
    "Sizler gidin bal verecek yeni açmış gül bulun.
    "Belki benim acı sesim kulakları tırmalar;
    "Sizler gidin, genç kızların türküsüyle şen olun.

    "Varın sizler, onlar ile korularda el ele
    "Gezin, gülün, bir çift bülbül aşkı ile yaşayın;
    "Yalnız kendi, yalnız kendi rûhunuzu okşayın.

    "Zavallı ben, elimdeki şu üç telli saz ile
    "Milletimin felâketli hayatını söyleyim;
    "Dertlilerin gözyaşını çevrem ile sileyim!.."




    Mehmet Emin YURDAKUL
     
  8. 30 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  9. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    BIRAK BENİ HAYKIRAYIM


    Ben en hakîr bir insanı kardeş sayan bir rûhum;
    Bende esîr yaratmayan bir Tanrı'ya îman var;
    Paçavralar altındaki yoksul beni yaralar;

    Mazlumların intikamı olmak için doğmuşum.
    Volkan söner, lâkin benim alevlerim eksilmez;
    Bora geçer, lâkin benim köpüklerim kesilmez.

    Bırak beni haykırayım, susarsam sen mâtem et;
    Unutma ki şâirleri haykırmayan bir millet,
    Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir;

    Zaman ona kan damlayan dişlerini gösterir,
    Bu zavallı sürü için ne merhamet, ne hukuk;
    Yalnız bir sert bakışlı göz, yalnız ağır bir yumruk!..


    Mehmet Emin YURDAKUL
     
  10. 30 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  11. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    CENGE GİDERKEN


    Ben bir Türk'üm dinim, cinsim uludur
    Sinem, özüm ateş ile doludur
    İnsan olan vatanının kuludur
    Türk evlâdı evde durmaz, giderim.

    Bu topraklar ecdâdımın ocağı
    Evim köyüm hep bu yurdun bucağı
    İşte vatan! İşte Tanrı kucağı!
    Ata yurdun evlât bulmaz, giderim.

    Yaradanın kitabını kaldırtmam
    Osmancığın bayrağını aldırtmam
    Düşmanımı vatanıma saldırtmam
    Tanrı evi viran olmaz giderim.

    Tanrım şâhid duracağım sözümde
    Milletimin sevgileri özümde
    Vatanımdan başka şey yok gözümde
    Yâr yatağın düşman almaz, giderim.

    Ak gömlekle gözyaşımı silerim
    Kara taşla bıçağımı bilerim
    Vatanımçün yücelikler dilerim
    Bu dünyada kimse kalmaz, giderim.
     
  12. 30 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  13. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    ŞÂİR

    Öc Şâiri'ne
    Tarih nankör değildir, bir hizmeti unutmaz;
    İstikbâlin vicdânı aşk istemez, kin tutmaz.


    Bana yirmi yaşımda ateş saçan bir sevdâ,
    İlk şi'rime altundan kanad veren o hulyâ
    Ak saçlarım altında yine alev saçacak.

    Milletinin ruhuyle feryad eden bir dudak
    O şeyleri söyler ki çağlattığı gümüş ses
    Asırların önünde nağmesini dindirmez.

    Hiddet, tahkir hepsi boş!.. Her cefaya katlanan
    Yine şair kalbinden başka bir kalb değildir;
    Bu zayıf kalb en mağrur alınları eğiltir.

    Şu dünyada bir büyük rüya gören kahraman
    O kartala benzer ki en yangınlı şimşekler
    Onun sisli ve korkunç yollarına nur serper.


    Mehmet Emin YURDAKUL
     
  14. 30 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  15. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    Vur



    Ey Türk vur, vatanın bakirlerine
    Günahkar gömleği biçenleri vur
    Kemikten taslarla şarap yerine
    Şehitler kanını içenleri vur

    Vur güzel aşıklar cenazesinden
    Kırmızı meşaleler yakanları vur
    Şehvetin raksına yetim sesinden
    Besteler şarkılar yapanları vur

    Vur o katlin kızıl sapanlarıyla
    Dünyaya ölümler ekenleri vur
    Vur zulmün o kanlı urganlarıyla
    Bir kavmi iplere çekenleri vur

    Vur aşkın ve hakkın zaferi için
    Vur dünya bak senden bunu istiyor
    Vur yerde bak tarih senin seyircin
    Vur gökten bak Allah sana vur diyor

    Vur çelik kolların kopana kadar
    Olanca aşkınla şiddetinle vur
    Son düşman son kızıl ölene kadar
    Olanca aşkınla kuvvetinle vur

    Mehmet Emin Yurdakul
     
  16. 30 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  17. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    Ya Gazi Ol Ya Şehit



    Hadi yavrum ben senmi bugün için doğurdum
    Hamurumu yiğitlik duygusuyla yoğurdum
    Türk evladı odurki yurdu olan toprağı
    Ana ırzı bilerek yad ayağı bastırtmaz
    Bir yabancı bayrağı ezan sesi duyulan
    Hiçbir yere astırtmaz

    Git evladım yıllarca ben oğulsuz kalayım
    Şu yaralı bağrıma kara taşlar çalayım
    Hadi yavrum hadi git ya gazi ol ya şehit

    Hadi yavrum köyüne, nişanlına veda et
    Sabanını tarlanı herşeyini feda et
    O silaha sarıl ki böyle günde bir erkek
    Bir dualı demirden başka birşey kullanmaz
    Bunu tutan bir bilek köleliğin
    Uğursuz zincirine uzanmaz

    Git evladım yıllarca ben oğulsuz kalayım
    Şu yaralı bağrıma kara taşlar çalayım
    Hadi yavrum hadi git ya gazi ol ya şehit

    Hadi yavrum kendine sende yiğit er dedir
    Büyüdüğün gaziler ocağına can getir
    O cenkleri kazan ki senin büyük Türk adın
    Yedi iklim dört bucak içersine ün salsın
    Beş yüz yıllık ecdadın kabirlerde titreyen
    Kemikleri öç alsın

    Git evladım yıllarca ben oğulsuz kalayım
    Şu yaralı bağrıma kara taşlar çalayım
    Hadi yavrum hadi git ya gazi ol ya şehit

    Hadi yavrum bugünde dertli ninen ağlasın
    Ayrılığın oduyla yüreğini dağlasın
    O yaşları saçsın ki senin aslan göğsünde
    Benim kanlı gözyaşım düşman için kin olsun
    Kara yerin yüzünde ayağının bastığı
    Dağlar beller leş olsun

    Mehmet Emin Yurdakul
     
  18. 1 Eylül 2006
    Konu Sahibi : roxett
  19. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    Anadolu

    Gençliğe

    Yürüyordum: Ağlıyordu ırmaklar;
    Yürüyordum: Düşüyordu yapraklar;
    Yürüyordum: Sararmıştı yaylalar;
    Yürüyordum: Ekilmişti tarlalar.

    Bir ses duydum, dönüp baktım, bir kadın:
    Gözler dönük, kaşlar çatık, yüz dargın;
    Derileri çatlak, bağrı kapkara,
    Sağ elinin nasırında bir yara

    Başında bir eski püskü peştemal
    Koltuğunda bir yamalı boş çuval...
    ........................
    -Ne o bacı?
    - Ot yiyoruz, n'olacak!..
    -Tarlan yok mu?
    - Ne öküz var, ne toprak...
    Bugüne dek ırgat gibi didindim;
    Çifte gittim, ekin biçtim, geçindim,
    Bundan sonra...
    - Kocan nerde?
    - Ben dulum;
    Kocam şehit, bir ninem var, bir oğlum.
    - Soyun, sopun?
    - Onlar dahi hep yoksul!
    Ah Efendi, bize karşı İstanbul
    Neden böyle bir sert, yalçın taş gibi?
    Taşraların hayvanlık mı nasibi?..
    ........................
    Hayır hayır, bu nasibi almak için doğmadın.
    Onun için doğdun ki sen kadınlığın hakkiyle
    Ocağının karşısında saadete eresin,
    Göğsünü kabarttıran anneliğin aşkiyle
    Evladına südün gibi pak duygular veresin.
    Sen bir aziz yoldaşsın:
    Senin sesin hayat için dövüşmeğe koşturur;
    Senin sevgin vatan için fedakarlık öğretir;
    Senin yüzün insan için bir merhamet duyurur;
    Senin ile insanoğlu yeryüzünü şenletir.
    Lakin bizler bu hakları unuttuk;
    Kadınlığı hayvanlıkla bir tuttuk;
    Ninen gibi sana dahi hor baktık;
    Seni dahi garip, yoksul bıraktık!..
    ........................
    Kinler için karaları bağlıyan,
    Zevkler için zelil sefil ağlıyan.
    Acı gören, cefa çeken, ezilen,
    Irzdan başka her şeyini veren sen!
    Sen şu güzel vatanında cehennemde gibisin;
    Gözyaşınla ıslattığın kanlı toprak üstünde
    Sana her yer bir çöl gibi cıvıltısız, çiçeksiz;
    "Ekmek" diye ağladığın sağır bir halk önünde
    Sana herkes bir kurt gibi merhametsiz yüreksiz.
    Senin herbir ümidin
    Ayrılıksız, yoksulluksuz bir dünyaya kalmıştır,
    Oraya ki masum çiftler hıçkırıksız yaşarlar;
    O melekçe sevgilerle birbirini okşarlar;
    Ve burada Allah bütün dilekleri yaratır?
    Ne vakte dek gençliğine hakaret,
    Bu ayrılık, bu gözyaşı bu ölüm?..
    Bu sert demir, bu ağır yük. bu zulüm?
    Yazık, sana ağlamıyan şiire;
    Yazık, sana titremiyen vicdana;
    Yazık, sana uzanmayan ellere;
    Yazık, seni kurtarmıyan insana!..
    ........................
    Ey vatanın bağrı yanık bucağı.
    Hani senin bereketli hasadın,
    Yeşil yurdun, mesut çatın, şen çiftin?
    Hani senin medeniyyet hayatın,
    Yolun, köprün, kazman, iğnen, çekicin?
    Ey Türklüğün otağı!
    Ne vakte dek bu acıklı sefalet,
    Bu viranlık, bu inilti, bu kaygu?
    Ne vakte dek bu uğursuz cehalet.
    Bu taassup, bu görenek, bu uyku?
    ........................
    Yazık, sana ağlamıyan şiire;
    Yazık, sana titremiyen vicdana,
    Yazık, sana uzanmayan ellere;
    Yazık, seni kurtarmıyan insana!..

    Kaynak: Türk Sazı, Atlas Kitabevi, s. 45-48