Mektup Yarışması Anketi

Konusu 'Hiçbir başlığa uymayan yazılar !' forumundadır ve UzmaN tarafından 1 Eylül 2007 başlatılmıştır.

?

Mektup Yarışma Anketi

  1. 1. Mektup

    Oylanma: 29
    14,8%
  2. 2. Mektup

    Oylanma: 17
    8,7%
  3. 3. Mektup

    Oylanma: 10
    5,1%
  4. 4. Mektup

    Oylanma: 5
    2,6%
  5. 5. Mektup

    Oylanma: 15
    7,7%
  6. 6. Mektup

    Oylanma: 4
    2,0%
  7. 7. Mektup

    Oylanma: 6
    3,1%
  8. 8. Mektup

    Oylanma: 4
    2,0%
  9. 9. Mektup

    Oylanma: 14
    7,1%
  10. 10. Mektup

    Oylanma: 3
    1,5%
  11. 11.Mektup

    Oylanma: 54
    27,6%
  12. 12.Mektup

    Oylanma: 5
    2,6%
  13. 13.Mektup

    Oylanma: 19
    9,7%
  14. 14.Mektup

    Oylanma: 11
    5,6%
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
    1 Eylül 2007
    Konu Sahibi : UzmaN
  1. UzmaN

    UzmaN Popüler Üye Üye

    Katılım:
    19 Şubat 2007
    Mesajlar:
    5.097
    Beğenildi:
    8
    Ödül Puanları:
    146
    1 no'lu mektup:


    HİÇ GELMEYEN BEBEĞİME…



    Bir anda gelivermiştin bana. Bir anda girivermiştin kanıma. Öyle beklemiştim, öyle özlemiştim ki. İnanamamıştım kapımı çaldığına. Tam da senden umudumu kesmişken, tam da artık sensizliğe alışmışken çıkıp gelmiştin sen bana. Ne güzel olmuştu değil mi? Hiç beklemediğim bir anda gelişin ne güzel olmuştu değil mi bebeğim?

    Peki her şey bu kadar güzel olmuştu da niye bıraktın beni? Niye tutmadın sana uzanan ellerimi? Niye terk ettin anneni? Niye izin vermedin kalp atışlarını duymama? Niye izin vermedin yumuk yumuk ellerini tutmama?

    Niye yaptın bebeğim? Yoksa hiç sevmedin mi beni? Annen olmaya layık olamaz mıydım yoksa?

    Ben ki seni yıllarca beklerken, ben ki seni rüyalarımda her gece görürken, ben ki senin hayalini her dakika yaşarken, annen olmaya layık olamaz mıydım bebeğim?

    Biliyor musun?

    Sen gelmedin ama babanla biz seni umutla bekledik. İsmin bile hazırdı biliyor musun bebeğim? Çisil koymuşlardı ismini. Usul usul yağan yağmur gibi geleceğini söylemişlerdi bana. Umutla bekledim seni bebeğim. Sonrasında benden gideceğini söylediklerinde bile umutla bekledim. Yeter ki sen gitme diye her yolu denedim..

    Şimdi yoksun yanımda. Ellerim bomboş bakıyorum etrafıma. Yavrularının ellerinden tutan anaları görüyorum, içleniyorum. Ah diyorum. Benim Çisil’im de izin verir mi bir gün ellerini böyle tutmama? Ahhhh diyorum, benim Çisil’im de bir gün gelir mi bana?

    Seni arıyorum bebeğim. Dön artık ne olur dayanamıyorum. Boş bırakma artık ellerimi. Öksüz koyma artık beni. İzin ver ellerini tutmama. İzin ver kokunu duymama.

    Ben hala bıraktığın yerde seni bekliyorum. Biliyorum geleceksin. Umudumu yitirmeden gel. Karanlık kuyulara düşmeden gel bebeğim. Tut ellerimden ne olursun. Ellerimi açtım yolunu gözlüyorum. Tut ellerimden hadi. Bekliyorum….



    2 no'lu mektup:

    Sevgili Babacığım;



    Sana bu satırları çok uzaklardan, dile gelen kalbimin derinliklerinden henüz 27 yaşında genç bir kadın iken yazıyorum ve sensizliğin 6.yılında acımdan hala bir eksilme olmadan hasretle gözyaşları ile yazıyorum.Belki hiç bilmeyeceksin belki melek olup yanıma geleceksin ama seninle ilgili yaralarım hala kabuk bağlamamışken sen hislerimi değil yalnızca gözyaşlarımı göreceksin.İnsan sevdiğini kaybedince anladım ki zaman kavramı değerini kaybediyor her gün sanki bir saat her yıl sanki 1 hafta gibi geçip gidiyor hani derler ya acılar zamanla küllenir diye küllenmiyor babacığım aksine o kor insanın içini dağlamaya her an devam ediyor.Sen gittikten sonra sık sık fotoğraflarına baktım anıları gözümde canlandırıp o eski günlerde olduğumu hayal ettim ama gözlerimi açtığım zaman hiç bir şey değişmemiş oluyordu.Rüyalarımda seni görmeyi arzu ederek dualarla uyuyordum rüyalar bizim buluşma yerimiz oluyordu.Sonra yüreğim daha mı sertleşti yada neden bilmiyorum ama acılarımla yüzleşmek istemedim artık.Bana acı veren herkesten ve her şeyden uzak durmak istedim bunun içinde sen de vardın baba…seni hatırlamak bana dünyada ki acıların en büyüğü gibi geliyordu yanan yüreğime su serpemiyor sürekli geçmişe dönüp anılarla yaşıyordum ve bir gün bu durumdan kurtulmak için seninle olan tüm anılarımı rafa kaldırdım babacığım…Ara sıra rafa doğru uzanıp bakmaya çalışsam da bencilliğimden olsa gerek ellerimi geri çekip arkama dönmeden ayrıldım o düşünceden.. amacım seni yüreğimden kazımak değildi babacığım sadece sensizlik fikrinden uzaklaşmaktı. Ama başaramadım.Hayatımın her anında eksikliğini hissettim kanadımın biri kırık uçtum. Hep’baba’kelimesine hasret kaldım içimden haykırdım sana ‘baba’’babacığım’ diye ağladım her kırıldığımda.. zora düştüğümde aklıma hep ilk sen geldin babacığım.Beni bir kartal gibi korumanı sahiplenmeni aradım.Bu hislerimi annemle hiçbir zaman paylaşamadım hatta o konuşmak istediğinde odayı terk etmek zorunda bile kaldım çünkü hasret ve gözyaşıyla bitiyordu seninle ilgili her sohbetin sonu…Annem hala seni özlüyor her gün ağlıyor onu hiçbirimiz ne teselli edebiliyoruz nede mutlu ..Bazen çok güçlü gibi arkamızda dururken bazen vazgeçip yere çömeliyor..Paylaştığımız bu yük ağır geliyor artık ona biliyorum. Bazen oda bırakmak istiyor bizi.Ama bu kadarına dayanamayız artık babacığım ne olur yardım et bana rüyalarıma gir yeniden saçlarımı okşa sarıl kokla ilk gittiğin günler gibi..sonsuza dek terk etme bizi senin yokluğun bizim yokluğumuz babacığım bir gün buluşmak ümidiyle yaşıyoruz.Seni hasretle kucaklar o mübarek ellerinden öperim.



    Biricik kızın …


    3 no'lu mektup:

    HAYATIMIN ANLAMINA;


    Sanki sensiz geçirdiğim tek bir günüm bile yok gibi. Sanki doğduğum andan beri hayatımdasın. Bir insan bu kadar eski olmasına rağmen bu kadar taze kalabilir mi bir başkasının kalbinde? Ona ilk günkü heyecanını seneler de geçse hissettirebilir mi? Bu mucize değildir de nedir bitanem? Bizim yaşadığımız bu aşk başlı başına bir mucize değil mi zaten? Yaşadıklarımız, göğüs gerdiklerimiz, güldüklerimiz, ağladıklarımız hepsi bambaşka bir mucize yaratmadı mı ikimize ait o küçücük dünyamızda?


    Ben öyle sevdim ki seni hani derler ya ''Tüm hücrelerimde hissettim.'' işte ben de bu aşkı taa en derinlerimde bile hissediyorum. Gözlerin aklıma geldiğinde midemde kelebekler uçuşuyor sanki, heyecanlanıyorum... Bazen anlam veremiyorum hissettiklerime bu kadar abartılacak ne var seviyorsun işte o kadar niye büyütüyorsun diyorum... Anlayamıyorum aşkının karşısında hissettiklerimi ve kızıyorum bazen kendime... ''Sanki sadece senin sevgilin var, sanki başka kimse aşk yaşamıyor neden böyle abartıyorsun ki... Yıllar geçti artık siz liseli aşıklar değilsiniz ne bu heyecan?'' diyip duruyorum... Ama içten içe de gurur duyuyorum ben yaşadığım aşkla. Çok insan sahip değil buna bunu da biliyorum... İnsanlar arayıp bulamıyorlar ruh ikizlerini... Ama ben çoktan buldum nasıl gurur duymayayım değil mi?


    Sana sahibim ben, sen benimsin bunu bilmek o kadar güzel ki... Hayatımda verdiğim en önemli karardı zaten seni dahil etmek dünyama… Ve ben pişmanlık duymadım asla... Hep iyi ki ben ona sahibim iyi ki ben onun sevgilisiyim dedim… Bazen kavga ettiğimizde sitem etmeme bakma, nerden girdin hayatıma diye bağırdığım zamanlara hiç kulak asma asla yürekten demedim ben onları… Seni kaybetmekten bu kadar korkarken nasıl pişmanlık duyabilirim ki benim olmandan? Senin eşin yokken bu dünyada ben senden nasıl vazgeçebilirim ki? O kadar başkasın ki benim gözümde… Hani erkekler hep kızlar için der bu dünyadan değil sanki cennetten gelmiş bir melek diye... Seni de öyle görüyorum ben, o kadar mükemmel bir insan ki meleğim o benim diyorum. Sana aşktan başka hayranlık da duyuyorum ben bitanem, bakışına, gülüşüne, kendinden emin oluşuna, efendiliğine, iyi kalpliliğine, bana olan saygına, sevgine, bağlılığına o kadar hayranım ki! Bu güne kadar beni bu düşüncelerimden ötürü bir kere bile utandırmadın bundan sonra da böyle layık ol sana olan büyük aşkıma olur mu bitanem?


    Şimdi ayrıyım senden… Her günüm seni özlemekle, yaşadığımız o anları düşlemekle geçiyor. Kendi kendime ne kadar çok şey sığdırmışız biz bu aşka diyorum. Her şey, her yer o kadar çok senle dolu ki çıkıp gidersen bir gün hayatımdan boşluğun asla dolmaz bunu iyi biliyorum ama sen beni hiç bırakmazsın di mi bitanem? Beni hiç bırakma sensizliğin ne demek olduğunu iyi anladım ben bana bu acıyı yaşatma hiçbir zaman... Evleneceğiz biz di mi sabahları beraber uyanacağız, sarılıp film izleyeceğiz evimizde, ben sana yemekler yapacağım... Bunları düşlemek bile gözlerimin dolmasına yetiyor… Benim en büyük hayalim seninle bir ömür geçirmek, beraber yaşlanmak şimdi olduğu gibi hep el ele... Hiç ayrılmayalım biz olur mu bitanem?


    Bambaşka seviyorum seni bunu sakın unutma ve ben bekliyorum seni sevdiğim, sana kavuşacağım anın hayaliyle yaşıyorum... Çok ama çok seviyorum seni..


    Sözlün...


    4 no'lu mektup:

    İLK GÖZ AĞRIM BİRTANECİK TORUNUM.

    Durağanlaşmaya başlamış dünyama iyi ki geldin. Bana o kadar değişik duygular yaşattın ki inanamazsın. Annenin hamile olduğunu öğrenince, hem sevindim hem de korktum.

    Eyvah galiba yaşlandım anneanne oluyorum duygusuyla, ne güzel yıllar sonra kucağıma küçücük bir bebek alıp, koklayacağım duygularını bir arada yaşadım. Ama sen doğunca anladım ki korkularım yersizmiş. Seni kucağıma aldığım ilk dakikadan itibaren, duygularım büyük bir gurura dönüştü. Her
    yerde seni gururla anlatırken buldum kendimi. Bana bütün insani duyguları
    bir arada yaşatan varlığındı. Daha sonra büyümeye başlayınca, aramızda ki iletişim
    ve güçlü sevgi beni şaşkına çevirdi. Benim gibi merhametli benim gibi sevgi dolu
    olman, bizi birbirimize daha çok yaklaştırdı. Ayrılıklarımız boğazımıza
    düğümlenen ayrılıklara dönüştü. Ve her geçen yıl ayrılıklar daha zorlaştı.
    Kavuşmalar heyecan ve mutluluk kasırgaları haline geldi. Sonunda korktuğumuz
    başımıza geldi. Hani bana derdin ya anneanne ben sensiz yaşayamam, bende sana
    bende yavrucuğum diye cevap verirdim. Şimdi ne yazık ki şartlar gereği benden çok
    uzaklardasın. Aramızda koskoca bir okyanus var. Seni öyle özledim ki, burnumda
    duman duman kokarken bu ayrılığa dayanmaya çalışıyorum. Allah’ıma her gece dualar
    ediyorum. Eğer seni bir daha göremeden ölürsem, Azrail bana senin güzel yüzünle
    gözüksün. Emin ol o zaman ölüm bile düğün bayram gibi gelir bana. Bana böylesine
    güzel duyguları bir arada yaşattığın için çok teşekkür ediyorum. Unutma ki
    uzaklarda da olsa kalbi senin için çarpan hep senin için dua eden bir anneannen
    var kaderin dünyalar güzeli yüzün gibi olsun. Rabbim seni korusun.



    Seni en kısa zamanda görme ümidiyle yaşayan anneannen.


    5 no'lu mektup:

    HER ŞEYİM VE HİÇBİR ŞEYİM!


    Seninle konuşmadan anlaştık, öyle düşündük, öyle inandık. Bu sebeple sormadık birbirimize, tanışmaya dair klasik soruları. Ben soru sormayı sevmiyordum,- soru sormak; benim için insanların özeline yapılan bir baskındı- Sen ise sormadan anlatmayı. Düşünüyorum da tercih değil, mecburiyetmiş aslında. Seni bilmiyorum da ben kendimi kandırmışım. Üzerimde öyle bir ağırlık var ki tonlarca... Konuşamamanın konuşamamamızın ağırlığı.
    Son bir çaba göstermek istiyorum, dostluğumuz adına. Sana yazıyorum. Uzun satırlar okumayı sevmezsin, bilirim. Bir cümleyi geçmemeli senin için yazılan. Belki okumayacaksın belki de ben, göndermeye cesaret edemeyeceğim.
    İkili ilişkilerdeki yol ayrımlarında, hep faturayı kendime kestim, kendimi hırpaladım. Hassaslığımı, çok çabuk incinirliğimi suçladım. Bu denli anlayışlı olmamalıydı bir insan! Dostuna, sevdiğine karşı bile! “Önce kendini düşün!” dedim hep ama hiç yapamadım. Yine böyle bir duraktaydım, seni tanıdığımda. Oyalanmak için kendime yeni alanlar açmaya çalışıyordum. Düşünmek istemiyordum. İşe gidip gelmek, uykum gelene kadar yeni alanımda eğlenmek, yatmak. Tekrar tekrar, yat kalk, git gel... Memnundum boş, bomboş yaşamaktan.
    Mıknatıs özelliği nedir? Bilir misin? Bu özellik bende var sanırım. Canımı acıtan iğneleri çekiyorum üzerime, nereye gidersem gideyim. Bomboş dünyamda, gülüp eğlenirken, dikkatini çekmişim senin. Bulunması imkansız denecek bir yerde, tekrar tekrar buldun beni.
    Buda işin kader kısmımı yahut yine mıknatıslık marifetim mi? Bilmedim... Konuştuklarımız lay lom du bu günlerin tabiriyle. Yeni alanıma da çok uygundu. Gülmeye ihtiyacım vardı. Sen de her zaman güldürüyordun beni. Burada en doğal dürtü girdi devreye merak! İşte! Merak ediyor insan, değil mi? Değer verdiğini, yer edeni. Ben anladım, anlattım sen sormadan. Sen anlamadın, anlatmadın. Ben de sormadım. Sonra nedense sen keyifsizleşmeye başladın.
    Garip davranışlar, sebepsiz çekip gitmeler... Bana yalan söylemiştin, bunun ezikliğini, utanmasını yaşıyordun, sanırım. Bunun için seni affettim, yıkıcı bir yalan olsa da bir hata nedeniyle silme her şeyi dedim, kendime. Silmedim. Bu başlangıç bugünü getirdi aslında, vedasız sonu. Sen bu eziklikle anlatamadın kendini bana. Ben de, bana bir daha hiç yalan söylemen için, sormadım, sana. Sabun köpüğünden kocaman balonlar yaptık, paylaştıklarımızla.
    Sorun ne? Değil mi? Şimdi! Sorun; samimiyetsizlik, güvensizlik, iletişimsizlik, paylaşılanların azlığı ve manasızlığı, kısaca geniş yer kaplayan boşluk. Bu dostluk olamaz dostum! Sadece " derin boşluk".

    Bir şarkı var, severim. "Biz senle sözleri susarak aştık." ; Biz senle aşamadık be dostum! Bu şarkı iyi anlatır bak bizi. "Hayat bazen öyle insafsız ki/ küçük bir boşluğundan yakalar" öyleydi değil mi? Boşluklarımız farklıda olsa da.

    "Hissettirmez en zayıf anında/ Seni taaa yüreğinden yaralar"; Ben kendi adıma yaralarımı, saklıyorum. Yara bantlarını yapıştırdım. Biri iyileştirene kadar. Ya da zaman...
    "Ellerin, kolların bağlansa da/ Başında kasırgalar kopsa da/ Sen tüm gücünle karşı koysan da Seni acımasız sevdaya salar"; Gözlerimi kör ettim, görmemek için, kulaklarımı sağır duymamak için... Güç de ney! Taş kesildim! Rüzgarın bir toz parçası bile kaldırmasın diye yüreğimden.
    "Sende benim kadar gerçekleri görüyorsun/ Beraber olmayız benim gibi biliyorsun/
    Bir başka dünyanın insanısın yavrucağım/Sen kendi toprağında büyüyorsun"; Aynı nakarat ama doğru nakarat işte. Çiçekler, bitkiler kadar, kişilerin toprağı da önemli, dikildikleri yer, aldıkları güneş. Belli bir zamandan sonra, oradan kökleriyle onu çıkartmak, başka topraklarda, yaşa! Vücut bul demek. Ölüm! Başka bir şey değil.
    "Haklısın biraz geç karşılaştık/ Oysa hiç konuşmadan anlaştık/ Bazı şeyler var ki söylenmiyor/ Biz senle sözleri/Susarak aştık"; Bunu başaramadık işte dostum. Belki benim kişiliğimden, hassaslığımdan, ya da didiklememden her şeyi. Sevimsiz bir benzetme olacak ama, tavuklar gibi. Seyredersen onları anlarsın ne demek istediğimi.
    Şarkının ve şarkıyla birlikte tükenen bütün durumların, zamanların sonuna geldik. "İnsan acılarla kıvransa da/ Ve o aşkta bir daha doğsa da/ Dünyasını yeniden kursa da/ Düşler ve gerçekler ayrı ayrı yaşar"; İşte dostum! Hayata, kendimize, birbirimize yapacağımız en büyük iyilik. Gerçeklerin ayrı yaşadığını kabul etmek, iman edercesine. Düşlerimdesin, düşlerimde ki günlerimde, gecelerimde. Mutluklar seninle olsun.

    Hiç kimse.


    6 no'lu mektup:

    SEVGİLİ YAVRULARIM...

    Şu yalnızlığımın çiçekleri...
    Hatırlamıyorum en son ne zaman mektup yazdığımı. Bundan sonra yazarmıyım bilmiyorum?
    Sizler için neler yaptığımı ve nelere katlandığımı yazmayacağım. Çünkü bunlar annenin görevidir. Sizlere okuyup çok beğendiğim satırları yazıyorum. Nasihat olarak almayın... Sadece bir dilek...
    Doğduğunuz zaman sizler ağlarken herkes sevinçle gülümsüyordu.
    Öyle bir ömür geçirin ki, herkes ağlasın öldüğünüz de...
    Siz mutluluktan gülümseyin.
    Sabırlı, Şefkatli ve bağışlayıcı olun, enin de sonun da bütün servetin kendindir.
    Görmeye çalışın, bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen Dünya insan oğlunun, biricik güzel mekanıdır...

    Canlarım...
    Hayat insanı farklı şekillerde sınarmış. Bu sınav da babanız ve siz çiçeklerimle yürüyorum.
    Daha bizi neler bekliyor onları bilmeden. Sizleri çok seviyorum. Emanetiniz Allah'adır.

    Anneniz...


    7 no'lu mektup:

    GELECEĞE MEKTUP



    Merhaba ey yetişemediğim kişilik! Sana ulaşamayacağımı bile bile yazdığım bu kaçıncı mühürsüz, pulsuz mektup.

    Sana ulaşamadığım her an, neden bir an bile çıkmıyorsun aklımdan? Bıraksana yakamı ey yetişilemeyecek olanların en dokunulmazı! Sen gelene kadar kaç kere daha kabuk değiştireceğim? Seninle tesadüf olacağım ana kadar kaç taşımı daha düşüreceğim? Bu randevumuzda boyumdan büyük olan hıçkırıklarımı sana duyurmamak için ses dalgalarımı hangi tarafa yönelteceğim? Farkındayım hep soru soruyorum ama bir kez olsun cevap verdin mi? Sesinin rengini duymadım ki ben hiç. Üzülmüyorum, sen de üzülme çünkü senden cevap değil, tökezleyen hayallerimi bir gün onarmanı istiyorum. Çok şey mi istedim be sayısız yarınlarım? Karşılığında al tüm geçmiş zamanlarım senin olsun ama sakın onları ısıtıp ısıtıp tekrar önüme koyma olur mu ertelenen zamanlarım?

    Tek umarımsın. Sana hiç ulaşamayacak olsam bile, dokunulmazlığını bozamayacak olsam bile, ertelenen zamanım, sayısız yarınım olsan bile şunu bil ki tek umarımsın. Küllenmiş hayallerimi közleyebilecek tek güçsün. Ben yoruldum artık. Közlere üfleyebilecek kadar bile dermanım kalmadı.

    Biliyorum ki mektubuma yine cevap gelmeyecek ve biliyorum ki vuslata beş kalmayacak hiçbir zaman. Ben yine yılmayacağım sana yazmaktan ve ufka bakacağım belki seni görürüm diye. Görüşmek üzere.


    Kalemi silik yazan, çaresiz bir insanoğlu.


    8 no'lu mektup:

    Kızıma,

    Canım kızım bugün itibariyle 14. ayın bitti.Çok tatlısın ve beni çok
    güldürüyosun annecim.

    Dergi okumaya çalışıyorum ve sen izin vermiyosun tepemdesin,saçımdan tokamı
    çektin aldın

    ve tabiki ağzına attın,evirip çeviriyosun ağzında,ağzından(bi dakika su
    istiyorsun vereyim) salyaların akıyor,

    git diyorum sana gitmiyorsun,o zeytin gözlerinle,tüm masumiyetinle bana
    bakıp bişeyler

    geveliyorsun,okadar tatlısınki...

    seni çok seviyorum annecim..

    not:bu anı seninle paylaşmak istedim,içimden geldi.seni çok ama çok
    seviyorum,şuan ağlayarak

    kalemimi istesende..

    annen..


    9 no'lu mektup:

    Masamdayım...gözüm telefon da...elim acma eylemin de...beynim ve gönlüm de
    büyük hüzün...seni aramak istiyorum...cünkü hemen hemen her gün bu saatlerde
    seninle güne başlama konusmalarımız olurdu..o dakikalara neleri
    sıgdırırdık....minik dertleşme saatlerimiz de diyebilirdik...Bugün
    hüzünlüyüm...ilk defa seni aramaktan korkuyorum .....o telefona cevap
    verememenden korkuyorum..seslerimizin buluşmamasından
    korkuyorum......Hastalıgın ilerliyor...henüz ölümcül ciddiyetinden
    habersizsin..aldıgın ilaçların yan tesirleri bedenini sarmıştı...artık o
    hain yan tesirler beyinine de hucum ettiler....duyu kayıpların
    basladı...halsizliğin had safhada ...adına kansızlık yorgunluk adını
    verdigim palavra gecistirmelerime bile inanırdın...cünkü sen bana hep
    inandın..cünkü ben sana hep inandım..bir tek ölmeyeceğine inanamadım..o
    gercegi doktor yüzüme söylediği an yaşadıgım şehir üstüme çökmüştü..bu kadar
    ağır bir gerçeği sevenlerinden ne kadar saklayabileceğimi maskeli ne kadar
    dolaşabileciğimi o dakikalara nasıl sıgdırabildiğime hala şaşırırım...Gözüm
    telefonda aramak istiyorum seni...canimmmm diye açılan o sesin gelemiyeceği
    korkusuyla. yine korkuyorum...işime sarılmak
    istiyorum...yapamiyorum...gücümdemi kalmamiş..hastahane maratonları,
    tahliller peşinde koşmak, doktorların agızlarının içine düşmek, sabah
    ayazlarında hastane banklarında oturup günün ışımasını beklerken yaptıgım
    dualar...hep sen gidince bana kalacak o kocaman boslukları düşünmek caresiz
    kalacağımı bilmek..cok mu yormuştu..gücümü demi alıp götürmüştü...savaşcı
    ruhuma ne olmuştu.farkında olmadan ben teslimiyetin icine mi girmiştim...ki
    dersimi iyi çalısıyordum..yaramaz öğrenciler gibi olup sagdan soldan kopya
    bile çekiyordum..el aman dilenir olmuştum..sırf senin ellerin benim
    ellerimden kayıp gitmesin diye.....yok..yok arayamiyorum..kabullendim..icim
    yansada kabullendim..sen o telefona cevap veremiyecektin..o zil sesini
    duyamiyacaktın ..duysan bile yerinden kalkma gücün olmayacaktı.......
    Biliyormusun sen benden, bizden ayrılalı cok zaman oldu...gittigin günden
    beri ne balkonuna beslediğin kumruların geldi...ne de gözün gibi baktıgın
    çiçeklerin büyüdü..benim de gözüm her sabah bu telefonda takılı kaldı
    ANAMMMMM.SENI SEVIYORUM...


    10 no'lu mektup:

    HAYATIMIN TEK ANLAMI, BİR TANECİK BEBEĞİM OLAN, GÜZELLER GÜZELİME-


    Sana olan sevdamı sözcüklerle anlatabilseydim bu satırları yazmak
    zorunda kalmazdım. Yine bir perşembe gecesi yine bir ayrılık! Bu
    kaçıncı perşembe meleğim bana tahammül edemediğin... Bu sana ilk mektubu
    değil ki asla son da olmayacak. Neden bu kadar agresifsin, neden hep
    istediğin hemen olsun istiyorsun anlamıyorum ki bebeğim... Hatta ne
    yazık ki sen de anlamıyorsun biraz sabırlı olsan her şey zaten senin
    istediğin gibi olacak. Biraz sabır gülüm ne olur biraz sabır...

    Sen benim anam, babam, arkadaşım, dostum, kardeşim, karım, hayat arkadaşımsın.
    Sen ki can yoldaşım, yaşam sevincim; o kocaman yüreğinde ne fırtınalar
    kopuyor, ne öfke kusuyorsun. Bazen bakışlarından bile
    korkuyorum. Sevgimin karşılıksız olduğunu düşündürüyor o delice
    bakışların... Sen benim evim barkımsın, aşkta korkularımsın. Terk_i diyar
    ederek korkutma beni bebeğim...

    Meleğim, sebeb_i hayatım bak göreceksin seni nasıl mutlu edeceğim. O kadar
    mutlu olacaksın ki bebeğim ileride, bugünleri hatırladıkça gülüp
    geçeceksin.
    Sen ki benim canım, kanımsın, derdimin devası, hastalığımın şifasısın.
    Uzaklara dalmasın o güzelim yemyeşil gözlerin, her akan damlaya ben
    kurban olayım...
    Bir gün benden sıkılırsan, yollarımızı ayırmak istersen sakın unutma!
    Her an her yerde bedenim olmasa da ruhum yanında olacak. Her uzaklara
    daldığında gözlerin yaşla dolduğunda kulağına fısıldadığım aşk
    sözcükleri çınlayacak kulaklarında. Seni her kim üzerse üzsün hayattaysam
    bu dünyada, ölmüşsem öbür dünyada iki elim onun yakasında olacak.
    Hatırlar mısın daha 17 yaşımdaydım sana bir bağlılık yemini etmiştim
    EVLENSEN DE ÇOLUK ÇOCUGA KARIŞMIŞ OLSAN DA, ALLAH GÖSTERMESİN BATAKLIĞA
    BULAŞMIŞ BİLE OLSAN YANINDAYIM BEBEĞİM, YANINDAYIM MELEĞİM, YANINDAYIM
    BİRTANEM… DÜŞTÜĞÜN HER ANDA ELİNİ UZATAN BEN, SENİ YERDEN KALDIRAN
    YİNE SADECE BEN OLACAĞIM...

    Bir tek telefonun yeter seni sonsuza kadar çünkü ben seni herkesten çok
    ben seveceğim. Bunu unutma sakın benim hayatım ne şekilde olursa olsun
    benim ruhum son nefesimi verene kadar senin yanında. Mezarımın içine
    girdiğim gün de senin bir an önce yanıma gelmen için dua edeceğim.
    Cennette görüşürüz sevdiceğim.



    İMZA:
    Sevgilin...

    26.11.1999

    cuma 02.30


    11 no'lu mektup:

    Söz Oğlum,Söz Babacığım....

    Sevgili Sibel çok uzun yıllar oldu görüşmeyeli çok uzun..Lisedeki ortak
    bir arkadaşımızdan tesadüfen aldım adresini... Biliyordum duymuştum
    Amerika’ya gitti demişlerdi. Haberi yok Sibel’in senden, oda sana ulaşamamış
    yıllarca dedi....Ve sana yazmak istedim...kim bilir belkide tekrar içimi
    dökmek, eski günlerdeki gibi....seni tekrar bulduğuma öyle sevindim ki,seni
    tekrar bulunca...ama tabiki ne sen beni bıraktığın gibiyim,nede sen benim
    bıraktığım gibisindir..yaşam neler getirdi kim bilir bize...ama hep sen
    benim çocukluklarıma tahammül ederdin..ama ben birden büyüdüm sibelim...
    şimdi eski günlerdeki gibi gene anlatan ben olayım...ama bu sefer
    çocukluklarımızdan değil bahsedeceğim hayatımın köşe başından.....o güzel
    yüreğinle paylaşacağını biliyorum....
    Çocukluğumdan beri sevmem kurban bayramlarını..içimi acıtır,yakardı
    sokaklardaki kan gölüne dönmüş manzaralar..nerden bilebilirdim ki gün gelecek
    bayram gününde saatler duracak hayatımın ikinci devresi
    başlayacak,yaşadığım sürece içimde hissedeceğim tarifsiz acılara yerini
    bırakacak bir bayram gününü hiç düşünmezdim.
    Takvimler 29.nisan.1996 yı gösteriyor...günlerden çarşamba.kurban
    bayramının 2.günü..
    İlk gün ziyaretlerimizi yapmış,bayramın manası ve anlamı olan(!!!) kurban
    koçumuzu da kesmiş vazifelerimizi yerine getirmiştik..
    O gün bayramın ikinci günü idi...hiç unutmam Tatilya eğlence
    merkezinin de ilk açılış günü... arkadaşlarla beraber çoluk çocuk düştük
    yollara..hep beraber gittik..tabiki ilk gün olduğu için izdiham,giremeden
    geri döndük..bu duruma tabii en çok üzülen ağlayan canım oğlum Altan
    olmuştu..Bu arada çok güzel bir oğlum var Sibelim..
    Babası bir şekilde teselli edip,kandırmaya çalıştı..söz oğlum söz
    getireceğim deyip durdu....ama nerden bilebilirdi ki verdiği sözü yerine
    getiremeyeceğini..
    O günde içimdeki tarifi olmayan,anlam veremediğim bir sıkıntı..Allahım
    ne oluyor böyle bana..kendi kendime hayırdır inşallah deyip duruyorum gün
    boyunca kendime....Evdeyiz artık arkadaşımla,Tatilya’ya giremedik diye
    huzursuzlanan, huysuzlaşan Altanımı oyalamaya çalışıp duruyoruz..çocuk işte
    anlarmı laftan..Eşimde arkadaşlarının yanına bayram ziyaretinde bulunmak
    için ayrılıyor evden...
    Bir süre sonra Kemal amca ve aile dostumuz olan ersinle beraber
    geldiler..eşim,kemal amcanın bir işi ile ilgili Keşan’a gideceklerini
    söyledi..(söylediği an sanki içim dahada sıkılmış, ateş düşmüştü..boğazımın
    düğümlendiğini hissettim o an)..birer kahve içerek kalktılar yola
    çıkmak için..
    Giderken gözleri ağlamaklı olan Altan’ıma kapıda bir daha "söz oğlum,söz
    babacığım seni gelince götüreceğim..ama ağlayıp anneni üzmeyeceksin..ben
    hemen dönücem" diyerek vedalaşıp ayrıldı evden.. Sibelcim bu sahne yıllardır
    gitmez gözümün önünden..
    Vakit akşam olmuştu artık..Hava iyiden iyiye kararmaya
    başlamıştı..arkadaşımla sohbete devam ediyorduk..saat 20:00 telefon
    çaldı...arayan kemal amcamın eşi idi..gülsen biliyor musun, Şenollar kaza
    yapmışlar..uzun bir süre cevap veremedim...kelimeler çıkmıyor
    ağzımdan,çenemin titremesine engel olamıyorum.. kendimi toplamaya
    çalışarak,sadece nerde diyebildiğimi hatırlıyorum.. Keşan devlet
    hastahanesindelermiş dediğini duyabildim sadece yaşar yengemin...ve kapattım
    telefonu..
    Ve sibelim hala hatırlamıyorum hastanenin telofununu nerden nasıl
    bulduğumu..ama telefonun diğer ucunda çalan yer Keşan dev.hastahanesi...
    beklemedeyim telefon...açılması için ama beklerken geçen zaman yıl gibi
    İnan,Allah kimseye vermesin böyle bir anı...tlf. açılıyor ürkek ürkek
    soruyorum şenol darman adında bir trafik kazası varmı? aldığım cevap ise çok
    korkutucu.. "evet var..".. belki 5 belki 10 saniye bir sessizlik (ama bana
    asır gibi gelen)..durumu nedir ? ....Öldü... Yineliyorum karşıdaki kişiye
    durumu ne dediniz ? "öldü hanımefendi.."
    Var ondan sonrasını sen hayal et Sibelcim..en iyi bilenlerdensin
    birbirimize olan sevdamızı,aşkımızı...azmı buluşmamıza yardımcı olmuştun..
    saatler 20:15 i gösteriyor hayatımın ikinci devresinin başladığı an..
    Sonra acıyla yaşamayı öğrendiğim yıllar başlıyor..o geçen günler
    anlatılmayacak,kağıda kaleme dökülmeyecek kadar tarifsiz sızılar
    sibelcim..acını gideremiyorsun sadece acınla yaşamayı öğreniyorsun.
    Şimdi daha önemlisi nasıl söylerim ben altana baban sana verdiği sözü
    tutamayacak diye..acımın üzerine bir acı daha..nasıl anlatırım o yaşdaki bir
    çocuğa..
    kendi acımı yaşayamadan hemen oğlum için toparlanmaya çalıştım Sibelcim..okulundaki psikolog dr.hanımın yardımı ile anlattık,anlatmaya
    çalıştık...evde ben,okulda dr.hanımın yardımı ile Altanı kontrol altında
    tutmaya çalıştık..sağolsun dr.hanım dan çok destek aldım..(halada görüşürüz)
    bir keresinde altancım bu doğanın kanunu insanlar doğar,yaşar ve ölürler
    demiş.. bu doğanın kanunu diye telkinde bulunmuş...bu telkinden sonra
    ertesi gün...
    Evdeyim..tlf çaldı..tlf da dr.hanım..hemen okula gelmeniz gerekiyor..bir
    süre sonra okulda dr.hanımın odasındayım..elinde Altanın sınıf arkadaşlarına
    ait defterler..ve her birinde altanın yazdığı tek cümle yazıyor "o zaman
    herkesin babası ölsün" ... işte o an sibelcim benim için kelimelerin bittiği
    an derler yaa sanırım bu oyduu...Dr.hanımın odasında saatlerce ağladığımı
    bilirimm.. Farklı bir duyguydu ve halaa bu duygularımı geçen zamana rağmen
    anlatacak kelimeler bulamamm...
    Zaman her şeyin ilacı derler sibelcim ama zamanın içine alamayıp
    eritemediği acılar da oluyor...kimi zaman hafifletiyor kimi zaman şiddetini
    azaltıyor...ama içinde 40 tane mum yanıyorsa,her biri her gün sönüyorsa..bir
    tanesi seninle beraber hep geliyor...
    O gün bugün oldu arkadaşım, altanı ne ben götürebildim tatilyaya,nede
    okullarındaki tatilya gezilerine katabildim...hiç bir zaman gitmek istemedi
    ve gitmedi..yıllardan beri hep aynı şeyi söyler...bana babam söz
    vermişti...babamla gidecektimm..istemiyorum oraya gitmek..
    Şimdi artık bir genç oldu Altan.. Sibelcim
    ve halaaa ordan geçerken başını çevirirrr..
    insan hayata devam etmek zorunda,kaçış yok..mücadeleye devam..tek
    yapacağımız ise acılarımıza yeni acılar eklenmemesi için dua etmek benim
    güzel arkadaşım...
    uzun yıllar sonra sevdiğim bir dostuma içimi dökmenin bitmek,tükenmek
    bilmeyen acımı paylaşmak hem üzdü hem sevindirdi beniii..arkadaşımm....
    seni yeniden bulduğuma çok sevindimm..
    Hayat bir çok şeyii öğretiyor insana...mesala söz vermemeyii...ya
    tutamazsak değilmiii..Altanın yaşamında unutamıyacağıı bu söz gibiiii...
    söz babacığım,söz seni götüreceğim..sen ağlamaa...
    Bir daha seni kaybetmemek umuduyla sevgiyle kal... dostummmm......


    12 no'lu mektup:

    24/Ağustos/2007

    MERHABA YAVRUM;


    Henüz doğmadın, ama bir gün doğacak ve büyüyeceksin. İşte o zaman, bu mektubu sana vereceğim. Bu bir özür mektubu yavrum. Belki bizi affedersin.
    Yavrum, bir ölümlü olarak geleceksin dünyaya. Yani kutladığımız her doğum gününde bir yıl daha yaklaşmış olacaksın ölüme. Sevdiklerini kaybedeceksin zamanla, acı çekeceksin.
    Sıkıntıların içine doğacaksın yavrum. Hiçbir zaman, isteklerinin çoğunu elde edemeyeceksin. Hep azla yetinmeyi öğreneceksin.
    Büyüdükçe insanlarla tanışıp kaynaşacaksın. Dostum diye sarılacak, bazen de, sırtından vurulacak, ağlayacaksın. Hayal kırıklıkları bekliyor seni, yavrum.
    Özel okullarda okuyamayacaksın. Belki, her gün harçlık bile alamayacaksın. Arkadaşların en güzel giysileri giyerken, sen belki de imrenerek bakacaksın.
    Büyüyeceksin nice sıkıntılar içinde. Çalışmaya başlayacaksın. Kim bilir, ne haksızlıklarla karşılaşacaksın. Yorgun argın geleceksin eve, mütevazı soframıza oturacaksın.
    Bir gün karşına biri çıkacak aşık olacaksın. Belki de terk edilecek, ağlayacaksın.
    Yavrum seni öyle bir dünyaya getiriyoruz ki, zaman zaman susuz kalacaksın. Çölleşen topraklarımıza acıyacak için. “Neden önlem alınmadı?” diye kızacaksın. Ormanların kesildiğine, yakıldığına yanacaksın. Hiç bizi düşünmediniz mi? diye soracaksın.
    Yok olan, azalan hayvan türlerine, çiçeklere acıyacaksın.
    Seni, katillerle, sapıklarla, uyuşturucu tacirleriyle dolu bir dünyaya getiriyorum yavrum. Kendini korumak zorundasın. İnsanların birbirini öldürdüğü, savaşların yaşandığı bir dünyaya geliyorsun yavrum. Zaman zaman, insan olmaktan utanacaksın.
    Daha, sayamadığım nice zorluklar içine doğuracağım seni. Sen katlanacaksın.
    Sevgili yavrum, sana sadece sıcacık sevgi dolu bir yuva verebileceğiz. Umarım bizi affedersin.

    Seni çok seven annen.


    13 no'lu mektup:

    Canımın canı,


    Canımın canı ve hep öyle kalacaksın. Seni ilk gördüğüm günü hatırlıyorum da ne kadar heyecanlanmıştım.Kalbim yerinden çıkacak gibi olmuştu.Evet, dedim. Kendi kendime bu o olmalı kalbimin yegane tek sahibi acaba dedim benim ona karşı hissettiklerimi oda bana hissetimi karşılıklımıydı hislerimiz yoksa ben kendi kendime mi gelin güvey oluyorum hayır öyle değilmiş hislerimde yanılmamışım seninde bana karşı kalp atışların varmış ve bunu duyunca senin ağzından bütün dünya benim oldu kolay olmadı.Ama bana SENİ SEVİYORUM demen ve dediğin günü daha dün gibi hatırlıyorum çok utandın önce bir canımsın dedin ve ben ilk şokumu yaşadım.

    Bana canımsın dedin öncesinde sonra SENİ SEVİYORUM inan canım bu iki sözcüğü senin ağzından duymak öyle güzel bir şey ki o duygu anlatmak bile bana çok zor geliyor ilk defa senin elini tuttum ve ilk defa senden aldım dünyanın en güzel hediyesini yanağıma kondurduğun o güzel öpücük bunu hiçbir şeye değişemem değiştirmem canımsın şarkımızı hatırlıyor musun


    Baharda kuşlar gibi geldin kondun dalıma

    Susamıştın sevgiye

    Çiçekler sundum sana

    Seversin diye, seversin diye


    İstemem senden başka birini

    Tamamlıyoruz birbirimizi

    Kusurumuz sevilmek sevmek olursa

    Kusursuz olmaz insan hayata



    Bu şarkı tam bizi anlatıyor canımın canı “Kusurumuz sevilmek sevmek olursa” inan bitanem ikimizde kelebekler gibi özgürce masumca safça yaşayacağız bir birimize olan sevgimizi beni bırakma ellerimi tutan ellerin her zaman avuçlarımı sıkıca sıksın bırakmasın senin yanındayken dilim tutuluyor beni konuşturmak için elinden geleni yapıyorsun ben ise hep sana tebessüm ederdim ama biliyor musun canımın canı senin yanında tebessüm eden dudaklarım seni ne kadar çok sevdiğini söylüyor ve her zamanda söyleyecek hatırlıyor musun canım benim sana seni ne kadar çok sevdiğimi söylediğimde sende hemen ama ne kadar derdin bende hemen sonsuz bir sevgiyle seviyorum derdim ve sende hemen ardından gülerdin senin o gülüşün benim için dunyalara bedel ah yar yanında olamadığım her vakit geçirdiğimiz o güzel gun ve saatlerle varlığını yanımda hissediyorum iyi ki benim canımın canısın iyi ki gözlerime baktın iyi ki kalbimi ellerine verdim ve bilyorum ki kalbimi sana vermekle en güzel şeyi yaptığımı diliyorum ki gözlerin gözlerimden ellerin ellerimden hiçbir zaman eksik olmasın..

    ALLAH'ım mutluluğumuza hiçbir zaman gölge düşürmesin beni sana seni bana yar etsin.

    Canımın canı ve hep öyle kalacaksın...


    14 no'lu mektup:

    KAYBETTIGIM BEBEKLERIME...

    YAVRULARIM;

    KUCAGIMDA OLAMASANIZDA,SIZI DOYA DOYA KOKLAYAMASAMDA SIZ BENIM HAYALIMDE CANLANDIRDIGIM SADECE KENDI ICIDE BUYUTTUGUM YAVRULARIMSINIZ.SIZI UMUTLARLA BEKLEDIGIM ZAMANLARDA KURDUGUM HAYALLER BENI HAYATA BAGLADI.CAN BULDUGUNUZ ILK YER BENIM CANIM OLDU.HEP SIZI KUCAGIMA ALACAGIM ZAMANI BEKLEDIM.YERI GELDI ELIMI KARNIMA KOYUP SIZI OKSADIM,YERI GELDI SIZINLE HICKIMSEYLE PAYLASMADIGIM DERTLERIMI PAYLASTIM,YERI GELDI AGLADIM,YERI GELDI GULDUM.SIZE BISEY OLMASIN DIYE KENDIMI COGU SEYDEN SAKINDIM.KENDI CANIMIN NE KADAR KIYMETLI OLDUGUNU ANLADIM.CUNKU O CANDA SIZLERDEN BIRISI VARDI YAVRUCUKLARIM...
    ''ANNE''DIYECEGINIZ GUNLERIN HAYALI VARDI HEP ICIMDE.KALP ATISLARINIZI DUYDUGUM ZAMAN,SIZI O ULTRASON EKRANINDA GORDUGUM ZAMAN ICIMDEKI COSKUYU,HEYECANI ANLATAMAM.
    HIC BITMEYECEK SANDIGIM O HEYECANDAN SIMDI ESER YOK YAVRULARIM..BEN SIZI TEKER TEKER KAYBETTIM.AKIP GITTINIZ AVUCLARIMDAN.KOKUNUZU KOKLAYAMADAN SIZE YAVRUM DIYIP SARILAMADAN GITTINIZ.NASIP OLMADI BIRINIZDEN BIRINE KAVUSMAK.YAVRULARIM SIMDI SIZLER BENI BEKLIYORSUNUZ BILIYORUM.SIZE BU DUNYADA ANNELIK YAPAMADIM AMA BIRGUN MUTLAKA YAPACAGIMI DA BILIYORUM.
    VARLIKLARINA DOYAMADAN KAYBETTIGIM MINIK YAVRULARIM!HEP YUREGIMDESINIZ.ILERDE BIRGUN KARDESLERINIZ DE OLSA SIZ BENIM SONRADAN KAVUSACAGIMA INANDIGIM BEBEKLERIMSINIZ..
    YAVRULARIM UNUTMAYIN ANNENIZ SIZI COK SEVIYOR...SIZI ASLA UNUTMAYACAK..
     
  2. 1 Eylül 2007
    Konu Sahibi : UzmaN
  3. UzmaN

    UzmaN Popüler Üye Üye

    Katılım:
    19 Şubat 2007
    Mesajlar:
    5.097
    Beğenildi:
    8
    Ödül Puanları:
    146
    Arkadaşlar!!!

    Mektup yazan eller ve bu mektuplara oy verecek eller dert görmesin..
    Tüm amacımız rekabet ve eğlencenin yan yana olması..

    Tüm mektupların şansı bol olsun,hak eden kazansın..
    Sevgiler..
     
  4. 1 Eylül 2007
    Konu Sahibi : UzmaN
  5. canavar

    canavar Yılmak yok. Yola devam... Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    3.271
    Beğenildi:
    109
    Ödül Puanları:
    353
    Yarışmacı arkadaşlara hayırlı olsun. Oyumu verdim gitti. Yarışma duyurusu topiğinede fazla girmemiştim, kimler yarışmacı bilmiyorum yani... Ondan benim oyda torpil yoksırnaşık şey
     
  6. 1 Eylül 2007
    Konu Sahibi : UzmaN
  7. chatlak

    chatlak özgür Üye

    Katılım:
    26 Ekim 2006
    Mesajlar:
    595
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    86
    bende verdim oyumu ama bu mektup mahvetti beni hala ağlıorumm senağlama ben 11 numaralı mektuba oy verdimm şule yarışma bititkten sona mektup sahiplerini öğrenebilicekmiyiz çok mrk ettim yerimseniben
     
  8. 1 Eylül 2007
    Konu Sahibi : UzmaN
  9. NILBERA

    NILBERA SeVGi KeLeBeĞi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    6.271
    Beğenildi:
    82
    Ödül Puanları:
    153
    inşallah hak eden duygularını çok güzel dile getiren kazanır başarılar diliyorumŞeniz
     
  10. 1 Eylül 2007
    Konu Sahibi : UzmaN
  11. Aysecik

    Aysecik Popüler Üye Üye

    Katılım:
    30 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.130
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    106
    Butun arkadaslarima basarilar dilerim, ellerinize yureginize saglik, bol sanslar sevgilerimlea.s.
     
  12. 1 Eylül 2007
    Konu Sahibi : UzmaN
  13. UzmaN

    UzmaN Popüler Üye Üye

    Katılım:
    19 Şubat 2007
    Mesajlar:
    5.097
    Beğenildi:
    8
    Ödül Puanları:
    146
    Yarışmacıları kimse bilmiyor tatlım..Bilinse de hoş,çünkü son kararı jürimiz verecek..
    Yani bu işte arasak da gram torpil bulunamaz..Sen kafanı rahat tutjeyyar
     
  14. 1 Eylül 2007
    Konu Sahibi : UzmaN
  15. BeLLa

    BeLLa Sevgi neydi?Sevgi emekti Üye

    Katılım:
    22 Şubat 2007
    Mesajlar:
    1.390
    Beğenildi:
    8
    Ödül Puanları:
    106
    HAyirli ugurlu olsun, ben de kullandim oyumu... Iyi olan kazanir insallah:)
     
  16. 1 Eylül 2007
    Konu Sahibi : UzmaN
  17. UzmaN

    UzmaN Popüler Üye Üye

    Katılım:
    19 Şubat 2007
    Mesajlar:
    5.097
    Beğenildi:
    8
    Ödül Puanları:
    146
    Valla mektupların hepsi süper..Etkilenmemek elde değil..

    Elbette oylama sonunda,hangi mektup kime ait öğreneceğiz..

    Benim de bir tane favorim var..Jüri olmadığıma göre rahat rahat yazabilirim yaniyerimseniben
     
  18. 1 Eylül 2007
    Konu Sahibi : UzmaN
  19. UzmaN

    UzmaN Popüler Üye Üye

    Katılım:
    19 Şubat 2007
    Mesajlar:
    5.097
    Beğenildi:
    8
    Ödül Puanları:
    146
    Arkadaşlar istediğiniz şekilde yorumlarınızı yazabilirsiniz!!!

    Sohbet havasında,eğlence havasında,yarı şaka yarı ciddi yorumlara anketimiz açıktır..
     
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.