Metin Altıok Şiirleri

Konusu 'Şiir' forumundadır ve seaBahAR tarafından 4 Mayıs 2008 başlatılmıştır.

    4 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  1. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238
    Metin Altıok Kimdir?
    [​IMG]1941 yılında Bergama, İzmir'de doğdu. Karşıyaka Lisesi ve Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe bölümünü bitirdi. Bingöl'ün Genç ilçesinde, Karaman imam hatip lisesinde felsefe öğretmenliği yaptı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Şenliği için gittiği Sıvas’ta, 2 Temmuz 1993 günü şeriatçıların saldırısına uğrayan Madımak Oteli’ndeki yangından ağır yaralı olarak kurtulduysa da 9 Temmuz 1993 günü, yangında yaşamlarını yitiren 36 arkadaşının kaderini paylaştı.

    Metin Altıok'u şiirleri 70'li yıllarda yayınlanmasına karşın, şiirlerinin kaynakları bakımından 60'lı yılların geç ürün veren (ya da geç yayınlanan) bir şairi olarak nitelemek gerekir. Gezgin'de Servet-i Fünun'dan, Haşim'den, Dranas'dan, İkinci Yeni'ye, ve 60'lı yıllar şiirinin bazı ortak söyleyişlerine kadar çeşitli etkilenmeler var. Bu kuşağın en romantik, duygucu şairleri arasında. Dili yalın. Benzetme yapmayı, anlaşılması güç olmayan simgeler kullanmayı seviyor. Bu kitabında halk şiiri biçimlerinden de yararlanıyor. Yerleşik Yabancı'da tüm şiirler tek bir şiirmiş izlenimi uyandırıyor..Söyleyişte ve konularda tekdüzelik var. Buna karşılık Kendinin Avcısı'nda kendine özgü bir sese, romantik, acılı ve yalın bir söyleyişe ulaşıyor. Simge, alegori ve mecazlardan ölçülü bir tutumla yararlandığı bu şiirleriyle şiirimizin lirik geleneklerine bağlanıyor.


    Bir acıya kiracı-ydı..................

     
  2. 4 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  3. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238
    HANÇERİN SAPI


    Bekliyorum kaç zamandır;
    Uykusuzum, sabırsızım.
    Başımı acıtıyor
    Geceleri yastığım.
    Dilim kurumuş
    Bir su yatağı,
    Katı sözcüklerle
    Dolu tozlu ağzım.

    Bakıyorum eski
    Fotoğraflara.
    Hafız Burhan dinliyorum
    Taş plaklardan.
    Bir pencere çarpıyor
    Viran yüreğimde,
    Sıvalar dökülüyor
    Pervazından.

    Dörtnal giden
    Ürkek bir attan
    Düşüyorum da sanki,
    Takılı kalıyor
    Ayağım üzengiye.
    Sürükleniyorum
    Sırtüstü
    Çalılar, dikenler içinde.

    Mevsim kışa dönüyor,
    Hızar sesleri geliyor
    Dört bir yandan.
    Odun taşıyor
    Yorgun kamyonlar.
    Kuşlar da gitti.
    Çiçekler gelecek bahara
    Tohum saçıyor.


    Metin Altıok
     
  4. 4 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  5. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238
    YÜZÜN


    Yüzün müdür acaba yolumu dolaştıran?
    Acının bu solgun haritasında,
    Kendime yeni duraklar bulduğum.
    Ulaştığım ıssız dağ doruklarında
    Yüzün müdür hep sorular sorduğum,
    Bakışının titrek aydınlığında?

    Aslında ne bulunur bir gezginin yanında
    Kendi yüzünden başka,
    Hüzünle bileyen direncini.
    Bir suyun ürpermiş aynasında
    Apansız gözgöze geldiğim.
    Ayakları ayaklarıma bitişik
    Kımıltısız bir gövdeyle rüzgârın sildiği.
    Bir bulup bir kaybettiğim
    Yani bir gezginin hep gittiği,
    Senin yüzün benim yüzüm değil mi?


    Metin Altıok
     
  6. 4 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  7. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238
    KİMLİKSİZ ÖLÜLER


    5.
    Yanında dağılmış kağıtlar
    Ve tütün tabakası var

    Bir bez parçasıyla
    Ağzını tıkamışlar

    Cesetini sırt üstü
    Boyunca uzatmışlar

    Bir deniz kabuğunda
    Dalgaları duyanlar

    Boş bir mermi kovanı
    Sizce nasıl uğuldar

    Metin Altıok
     
  8. 4 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  9. h_i_s

    h_i_s OĞLUM BERKİN'İM <3 Pro Üye

    Katılım:
    29 Kasım 2007
    Mesajlar:
    8.351
    Beğenildi:
    36
    Ödül Puanları:
    153
    Acı bir şekilde kaybettik güzel bir şekilde hatırlayalım...

    GÜNLERDEN ÖYLE BİR GÜN


    Günlerden öyle bir gündü;
    Üstüne tarih düştüğüm.
    Gözümün önüne geldi birden
    Balkıyan güzel yüzün.

    Ve yüreğim yandı söndü,
    Ter bastı avuçlarımı.
    Bir işlek kovan uğultusu
    Kapladı kulaklarımı.

    Uzandım usulca cigarama;
    Yavan ömrüme katık.
    Ben o gün öldüm gülüm,
    Bir daha ölmem artık..


    Metin Altıok
     
    Son düzenleme: 4 Mayıs 2008
  10. 4 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  11. h_i_s

    h_i_s OĞLUM BERKİN'İM <3 Pro Üye

    Katılım:
    29 Kasım 2007
    Mesajlar:
    8.351
    Beğenildi:
    36
    Ödül Puanları:
    153
    SONLUDUR AŞK DA

    Güzel anılar biriktirdim senden,
    Dudağıma solgun gülücükler getiren.
    Özenle sakladım belleğimde,
    Bir yığın oldu daha şimdiden.
    Nasıl olsa bir sonu olacaktı bu aşkın,
    Bir gün apansız gerçekleşiveren.

    Bir terazinin durgun pirinç kefesine
    Pat diye inince kara kiloluk,
    Nasıl kalkar havaya birdenbire
    Boşa kalan zavallı kefe.
    Nasıl titreşir terazi uzun süre,
    Denge sağlanıncaya kadar başka şeylerle.

    Anılarla bozdum o dengeyi ben önce,
    İkimiz için de yaptım bunu.
    Yaşadığımız günlerden biriktirdim sessizce,
    bir kefede sana hiç sezdirmeden.
    Koyabilirsin kara kiloyu artık,
    Bak, terazi nasıl kolay gelecek dengeye.

    Mutluydum yine de ben kendimce
    senin girdilerin, çıktılarım benim
    Doğrusu uygundu birbirine,
    Yanyana gelince, bir resmi tamamlayan.
    Vazgeçilmezdi ellerin sonra,
    Yangınımdan yorgan döşek kaçıran.

    Ama inan sonludur aşk da,
    Kovalar sonunu kendi kendinin.
    Bana bir uçurum gerek şimdilerde,
    Yeterince dik ve derin.
    Bir çavlan istiyorum çünkü,
    Kırmak için kristalini hayatın ve şiirin.


    Metin Altıok
     
  12. 4 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  13. h_i_s

    h_i_s OĞLUM BERKİN'İM <3 Pro Üye

    Katılım:
    29 Kasım 2007
    Mesajlar:
    8.351
    Beğenildi:
    36
    Ödül Puanları:
    153
    ÖLÜMDEN KONUŞACAKTIK


    Evet sırasıdır, ölümden konuşacaktık,
    İntiharın ebruli ipliğiyle
    Bir düğün gecesinde senin
    Yakası işlemeli giysinden.
    Kapı kapı dolaşıp, etamin ve goblen
    Örtüler satan bohçacı ölümden.
    Boynuna taktığın eğri taneli
    İki sıra inciden konuşacaktık,
    Seni ürküten tren sesinden
    Ayı gölgeleyen tekinsiz gecede
    Karşımıza apansız çıkıveren
    O ihtiyar dilenciden.

    Gel ölümden söz etmeden önce
    Bir şeyler içelim seninle.
    Buğulu bir bardağın içinde,
    Buzlu ve limonlu votkayla birlikte
    Konuşalım ölümden,
    Bir samanyolu olsun masamızın üstünde.
    Hadi gel konuşalım,
    Sulanmış bir taşlığın serinliğinde.
    Akşam sefaları içinde,
    Bir masa, birkaç sandalye
    Ve ikimiz ölümden konuşalım,
    Senin ağzında gül, benimkinde menekşe.

    Yarına var mısın söyle?
    Doğacak çocuğa, çığlığa, ishak kuşuna,
    Rüzgarın savurduğu tohuma,
    Kavağın pamuğuna var mısın,
    Bir ağacın kavına,
    Deri değiştirmesine yılanın,
    Kozadan çıkan kelebeğe,
    Hatmiye, atkestanesine?
    Hadi gel öyleyse ölümden konuşalım.
    Belki de tümüyle aykırıdır gerçeğe,
    Ama ne olursa olsun biz yine
    Ölümden konuşalım seninle

    Ölüm de vardır yaşadığımız her şeyde.
    Bir bardak çatlarsa durduğu yerde,
    Bir aşk ansızın biterse,
    Ayna kırılırsa yüzünle birlikte,
    Zamanıdır konuşmanın ölümden.
    Bir çiçek olağanüstü güzellikte
    Açıvermişse bir sabah,
    Bir topal aksamadan yürümüşse,
    Hadi gel ölümden konuşalım;
    Yüzünü al basmış hasetçiden
    Ve onun elindeki kuru değnek bile
    Filizlenir sevgimizden.


    Metin Altıok
     
  14. 8 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  15. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238
    EKSİLEN


    Öyle yıpranmış ki
    Bir forması eksik içinden,
    Sahafa düşmüş bir kitap
    Gibi sararmış üzüntüsünden.
    Bir ay doğuyor usul usul
    Karanlığın göğsüne,
    Dünden bugüne kendini
    Biraz daha eksilterek getiren
    Küsmüş göğüne besbelli
    Geleceği göremediğinden
    Taşıyor oysa hüzünlü bitişinde
    Doğuşunu yeniden

    Metin Altıok
     
  16. 10 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  17. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238
    BÖYLE BAŞLAR SEVİŞMEK

    İlk önce :
    Benli gözlerini öptüm
    Sonra gözlerimin değdiği heryeri
    Böyle başlamaz mı
    Sevişmek

    Bir sevda için ölüp ölüp dirilmek
    Yanlızlığına inanıp
    Bir anıyı hatırlayıp
    Bir bukle öpücük kondurmak
    Yanağına

    Deli gibi ölürcesine
    Hatıralarla sarılıp
    Ufuklara dalmak gibi
    Bir kez sevip
    Bin defa ölmek gibi yaşam

    Söylesene çiçeğim

    Böyle başlamaz mı
    Sevişmek

    METİN ALTIOK
     
  18. 18 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  19. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238
    RÜZGARIN YIRTIK YERİ

    Saçlarında şimşek parçaları, dilinde kırağı,
    Sen kimin yetimisin,
    Kimi bekliyorsun durduğun yerde?
    Sağır bir günün sonunda dilsiz bir gece
    Sarıp sarmalıyor seni,
    Gökyüzü gıcırtıyla kapanıyor üstüne.
    Bak ömrün yarılandı,
    Karanlığı kullanmayı öğrenmelisin.
    Yazısı akmış ıslak bir sayfa elinde,
    Yara bere içinde morarıyor şiirlerin.

    Artık tutunacak kimsen kalmadı,
    Nasıl biliyorsan öyle düğümle zamanı.
    Bütün ölümleri gör,
    Birini evlat edin kendine.
    Oysa sen, boş bir kabın taş darası.
    Yine de denkleştirip gidiyorsun hayatı.
    Tuzağa yem, hançere bağ oluyorsun.
    Zehire katıyorlar seni, şair ne duruyorsun
    Gemilere bin, trenlere atla.
    Kimsenin umursamadığı, hiçbir işe yaramayan
    Kaldır şu gereksiz tanıklığı ortadan.

    Ne kadar tıkasan kulaklarını,
    Duymamaya çalışsan
    Göğsünde bir titreşimdir konuşmaları.
    Görmesen seslerden anlıyorsun.
    Kazdıkları çukuru, ördükleri duvarı.
    Çakılısın buzdan çivilerle
    Boynu bükük bir haçın üstünde.
    Yerde buluyorsun kendini her sabah,
    Yeniden gerilmek üzere,
    Saçlarında şimşek parçaları, dilinde kırağı
    Daha ne bekliyorsun durduğun yerde?

    Katmerli yalanı gördün, yalınkat gerçeği,
    Bilicinin ürpererek söylediği
    Sevgi gereksinimlerini gördün kimilerinin,
    Tırnaklarını denemek için
    Yılanın deri değiştirmesini,
    Gülüşün kurdunu, sineğini gözün;
    Yüreğinde bir ağaç gürültüyle devrilirken,
    Aksayarak yürüyen umudun arkasından
    Gülün kanayan hüznünü gördün.

    İşte tanıksın ölümün pazarlık ettiğine
    Toptan ve perakende,
    Pantolon ütüsünün keskinliğine,
    Bozulup bütünlenmesine paranın,
    Mevsimsiz bir çocuğun kekre yüzüne,
    Yabancı işçiliğine martının
    Deniz olmayan bir uzak ülkede,
    Daha binlerce, binlerce şeye.
    Yaz bunları ve imzala sana yetecekse.

    Bana delik deşik bir yürekle
    Pası küflü, çürümeyi söyle.
    Yangın yerlerinin katran gözyaşlarını,
    Bana göçüğün kırık kemiklerini,
    Sancısını suyun, rüzgarın yırtık yerini
    Ve bunlardan payına düşeni söyle.
    Ne kadarı kaldı babandan,
    Sen ne ekledin üstüne,
    Acının sana getirdiği ürem ne?
    Şair bana mutluluktan söz etme,
    Beyaz baston kullanan bir dille.

    İşte tanıksın daha nelere?
    Testi gömüyorlar göğsüne eskisin diye,
    Keçe gibi kimi zaman, parlatmak için
    Bakır kaplara sürüyorlar seni
    Şair hiçbir tansık bekleme,
    Dolaş yıkıntılar, çöplükler içinde,
    Sen ey gülünç ve deli mesih;
    Ölmeyi bilmediğine göre,
    Saçlarında şimşek parçaları, dilinde kırağı
    Pelteleşmiş yapışkan haçını
    Islık çalarak sokaklarda sürükle.


    Metin Altıok