metres

Konusu 'İlişkiler, Duygular ve Hayatın İçinden' forumundadır ve husel tarafından 11 Ağustos 2007 başlatılmıştır.

    11 Ağustos 2007
    Konu Sahibi : husel
  1. husel

    husel er:) Üye

    Katılım:
    16 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    1.849
    Beğenildi:
    6
    Ödül Puanları:
    148
    Metresliğin de kuralları vardı.. Metres olan kadın adama sonuna kadar sadık olurdu.

    Oldum olası metreslik nasıl birşeydir diye merak etmişimdir. Adamın karısı, çocuğun anası, iş arkadaşı, hocanım, yengehanım, kızkardeş olmanın dışında; farklı birşey bu...

    Eskiden, evli bir adamla ilişkisi olan kadına metres denirdi. Şimdikilerin lisanında bu var mı bilemiyorum?

    O zamanlar boşanmak pek moda değildi. Adamlarda bu kadar "şey" değildi ki demek ki... Bir tarafta eşleri ve çocukları diğer tarafta metresleri durup dururdu.

    Metres olan kadın adama sonuna kadar sadık olurdu. Kadın bir evde otururdu -ki hayalimdeki bu ev Yeşilköyde sarmaşıklı iki-üç katlı lüx bir evdi-

    Adam akşamları, haftasonları mercedes (kesinlikle 200E) arabasını park eder... Mutlu ve huzurlu merdivenlerden çıkardı...

    Gelir düzeyi daha düşük olan metres sahipleri, kadınlarına "şeker, çay, bulgur, teneke kutuda vita yağı, beyaz sabun" getirirlerdi...

    Metres kadınların çocuğu pek olmazdı. Belki adam öyle isterdi belki de kadın ortada kalmaktan korkardı.

    Metres, genellikle "ev hanımı" olurdu. Normal yaşantısını sürer giderdi. Sabah kahvesine, komşunu çağırırdı. Komşusuyla "adam" hariç herşeyi konuşurlardı.

    Herkes bilirdi. Ama bilmezden gelirdi.
    Metreslerin, çevre erkekler tarafından taciz edildikleri de görülmezdi.(Hey yavrum be! Adamlar alemi bu işte! Sahipli kadından korkarlardı. Ama yalnız yaşıyorsa iş başkaydı)
    O zamanlar telefon falan yoktu -cep telefonu mu?-

    Metres uslu uslu adamını beklerdi
    Yazları Florya'da... Kışları Adada...
    Adamlar, metreslerini "çalıştırmazlardı". Kadın "evinin kadınıydı"
    Şimdikiler gibi, bir arkadaşının yanına sekreter ya da manken veya bijuteri dükkanı açmazlardı. Adam yakayı iyice kaptırmışsa çok çok fabrikaya hissedar filan yapardı.

    Kadın, adamın "karısı" olmayı hem sıkıcı birşey görür hem de kıskanmadan edemezdi. Karısı bile metresi daha az kıskanırdı.
    Şimdi bu kurum kaldı mı bilemiyorum...

    O zamanlarda metresliğin görünmeyen ama herkesçe bilinen kuralı kanunu vardı... Kadını erkeği, kedisi köpeği, kapıcısı çöpcüsü bu insanları tanırdı ...
    Hala aklımda o kadın var...
    O bir metres !
    Kırmızı sabahlığıyla sert kahvesinin yanında more&eve sigarası içen...
    Genelde sarı kumral saçlı, soluk yüzlü donuk bakışlı
    Öğleden sonraları sıkıntısını fazlasıyla gizleyerek köpeğini gezdiren...
    Akşamları "O" gelmediyse şarabını açan...
    İki damla gözyaşı döküp sonra kalkıp danseden genelde eğitimini yarıda bırakmış...
    Herşeyini paylaştığı bir tane can arkadaşı olan...
    Yaz tatillerinde teyze kızlarıyla sahile giden...
    Yıllar boyu sadakatinin ödülünü çoğu zaman kendini maddi güvenceye aldırmış, "seni seviyorum" sözünü yalnızlığıyla ödemiş bir kadın. Yalnız bir kadın!
    Yeşilköydeki sarmaşıklı lüx ev, araba, seven bir adam iyi güzel hoş...
    Ben yapamazdım sanırım (Metres te benim hayatımı yaşamazdı büyük ihtimal)
    Bu yazıda yazmadığım daha çok var aslında. Metresliğin de kuralları vardı...

    Yaşadığımız o zamanlarda mutlu olmak adına yapılan şeylerle aslında kimse tamamen kötü değildi.

    Ödülünü alabileceğimiz bir hayat yaşamayı diliyorum , cezasını değil .

    alıntıdrı