Mevlana türbesinin sırrı!..

Konusu 'Bunları biliyor muydunuz ?' forumundadır ve realist tarafından 3 Eylül 2007 başlatılmıştır.

    3 Eylül 2007
    Konu Sahibi : realist
  1. realist

    realist Popüler Üye Üye

    Katılım:
    3 Aralık 2006
    Mesajlar:
    3.088
    Beğenildi:
    75
    Ödül Puanları:
    148
    Anlatıldığına göre her şey 1273'te Konya'da kaldırılan bir cenazeden sonra başladı.

    Mevlana Celaleddin-i Rumi, 17 Aralık 1273 günü vefat ediyor.

    Cenazesine yüzbinlerce insan katılmış. Naaşı, İplikçi Camii'nden, 500 metre ilerdeki bu türbeye 8 saatte getirilebilmiş.

    Müslümanlar Mevlana'nın naaşını defnedebilmek için gayrimüslimlerin cenaze cemaatinden çıkmasını istemiş. Ancak onlar, 'Bize İsa'yı da Musa'yı da Mevlana öğretti' diyerek bunu reddetmişler.

    Mevlana'nın kabrinin altına bir 'mezar odası' bulunuyor.

    MEZAR ODASINA 700 YILDA 1 KİŞİ İNDİ

    Eski Türklerde mezarların altına Farsça 'zir-i zemin' yani 'zeminin altı' denilen bir mezar odası yapılırmış.

    Mevlana'nın naaşı da böyle 4 metrelik bir mezar odasına konmuş.

    Ancak o tarihten bu yana mezar odasına kimse inmemiş.

    Sadece bir kişi hariç.

    Rivayete göre Sultan Dördüncü Murad, Mevlana'nın türbesini ziyarete geldiğinde, mezar odasının içinde ne olduğunu çok merak etmiş ve bu odaya girmek istemiş.

    Ancak dönemin Mevlevi büyükleri, buna kesinlikle karşı çıkmış ve girmesini engellemişler.

    Bunun üzerine Sultan, elindeki tespihi, ağzı açık odanın içine atmış.

    Veya düşürmüş.

    Bu tespihi almak üzere 7 yaşında bir kız çocuğu mezar odasına indirilmiş.

    Bilinen tek şey, odanın iki tarafından aşağı doğru merdivenlerin indiğiymiş.

    Kız çocuğu mezara inip çıktıktan sonra dili tutulmuş.

    Dr. Naci Bakırcı, 'Çocuğun dilinin neden tutulduğu hálá bilinmiyor' diyor.

    KÜÇÜK KIZ MEZAR ODASINDA NE GÖRMÜŞTÜ

    İşte bu olaydan sonra 'mezar odasının sırrı' iyice merak edilmeye başlanmış.

    Acaba kız çocuğu orada ne görmüştü de dili tutulmuştu?

    Bir iddiaya göre, oda çok karanlık olduğu için çocuk çok korkmuş ve geçirdiği travmadan dolayı dili tutulmuştu.

    Ancak bir başka iddia daha var ki, o 'mezar odasının sırrını' daha da koyulaştırıyordu.

    Selçuklu Türkleri o tarihte mumyalama tekniğini biliyorlarmış. Fatih Sultan Mehmed dahil 7 padişahın naaşı mumyalanmış.

    Mevlana'nın naaşı da mumyalandığı için muhtemelen öyle duruyordu.

    Kız çocuğu orada yatan Mevlana'yı görünce bu hale gelmiş olabilirdi.

    Bu olay dönemin önde gelen Mevlevilerini harekete geçiriyor ve 1640 yılında mezar odasının ağzı tuğlayla örülüp üzeri kurşunla kaplanıyor.

    O tarihten sonra mezar odasının ağzındaki kurşun hiçbir zaman kaldırılmadı.

    Mezar odası, sırlarıyla birlikte belki de ebediyete kadar sessizliğe gömüldü.

    1930'LU YILLARDA MÜZE MÜDÜRÜNÜN ODASINDA

    Ancak odanın hikáyesi burada bitmiyor.

    Aradan 300 yıl geçtikten sonra, Mısır'daki piramit sırlarına benzeyen bir dizi olay daha yaşanacaktı.

    Bu olayın iki tanığı vardı.

    Biri olayı yaşayan Yusuf Akyurt isimli biri.

    Öteki de onun yaşadığını Murat Bardakçı'ya anlatan Abdülbaki Gölpınarlı Hoca.

    1930'lu yılların güzel bir gününde, Mevlana Müzesi'nin Müdürü Yusuf Akyurt odasında tek başına otururken, aklına sandukanın altındaki mezar odası gelir.

    İçinden 'Acaba şu odaya bir girsem de içinde ne olduğunu görsem' diye geçirir.

    Ancak tepki çekeceğini düşündüğü için kararsızdır.

    O AN KAPI ÇALINDI YAŞLI ADAM GİRDİ

    Tam o esnada kapı çalınır ve içeri, müzenin yaşlı odacısı girer.

    Bu yaşlı adam aslında, Mevlevi dedesidir. Cumhuriyetin ilanından sonra tekke ve zaviyeler kapandığı için müzeye çevrilen türbede odacı olarak çalışmayı kabul etmiştir.

    Yaşlı Mevlevi dedesi saygılı bir şekilde içeri girer ve Yusuf Akyurt'un tüylerini diken diken eden şu cümleyi söyler:

    'Sakın oraya inmeyi düşünmeyin...'

    Ancak bu şaşkınlık, müdürü kararından vazgeçirmez. Mezara inmek üzere kurşunla kaplı kapağın önüne gelir.

    Halıyı kaldırır. Tam kapağı açmak üzereyken, bir adam haykırarak içeri girer:

    'Müdür bey, yetiş evin yanıyor...'

    Yusuf Akyurt gelinceye kadar evi kül olmuştur.

    İşte tam o sırada eline bir telgraf tutuşturulur.

    Müze müdürü başka bir yere tayin edilmiştir.

    KONYA-ANKARA YOLUNDAKİ KAZA

    Konya-Ankara yolu o gün çok ıssızdı.

    Gün batmış, alacakaranlık etrafa hákim olmaya başlamıştı.

    Uzaktan gelen kamyonun farları, henüz tam karanlık hale gelmemiş ufukta cılız iki nokta gibi duruyordu.

    Şoförün yanında kapıya dayanmış şekilde oturan çocuk kimbilir hangi hayallere dalmıştı.

    Kamyon bir kavise girdiği sırada kapı aniden açılır ve çocuk alacakaranlığın içinde kaybolur.

    Kamyon durup, içindeki iki adam kapıdan uçan çocuğa ulaştıklarında iş işten geçmiştir.

    Çocuk öteki dünyaya göçmüştür.

    Çocuğun başında duran ikinci adam, başı ellerinin arasında hüngür hüngür ağlamaktadır.

    O adam, Konya'dan tayini çıkan Müze Müdürü Yusuf Akyurt'tur.

    Kimine göre, mezar odasının sırrı, onu hálá takip etmektedir.

    MEZARIN BAŞINDA SÖYLENEN SON SÖZLER

    Yusuf Akyurt oğlunun cenazesini alıp Konya'ya döner. Cenaze töreninden sonra doğruca Mevlana Müzesi'ne gider ve sandukanın başında ellerini açıp haykırmaya başlar:

    'Yetmedi mi? Affet artık...'

    Bütün bunlar neydi? Efsane mi? Gerçek mi?

    Küçük kızın dili niye tutulmuştu? Yaşlı odacı, müdürün kafasından geçen düşünceyi nasıl anlamıştı?

    Bunların cevabı yok.

    Ben bunları anlatan insanlardan dinledim.

    Bildiğimiz tek şey var. Mezar odası 731 yıldan bu yana sırrını muhafaza ediyor.

    Umarım bundan sonra da muhafaza etmeye devam eder.

    Çünkü bilinmezliğin yarattığı bazı mistik duygulara ebediyen ihtiyacımız olacak.

    Çünkü hepimizin içinde, sadece kendimize ait sırların saklandığı küçücük odalar var.
    Üzerleri kurşunla kaplı küçücük odalar...
     
  2. 3 Eylül 2007
    Konu Sahibi : realist
  3. yaseemin

    yaseemin Popüler Üye Üye

    Katılım:
    23 Ocak 2007
    Mesajlar:
    1.461
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    106
    dursun işte merak bazen iyi bazende öldürücü olabiliyor
     
  4. 6 Eylül 2007
    Konu Sahibi : realist
  5. meyil

    meyil Aktif Üye Üye

    Katılım:
    4 Eylül 2007
    Mesajlar:
    7
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    paylaştığın için saol ama biraz batıl inanç gibi geldi bana. nedersin bilmiyorum:uhm:
     
  6. 8 Eylül 2007
    Konu Sahibi : realist
  7. Yeliz

    Yeliz Popüler Üye Üye

    Katılım:
    19 Mart 2007
    Mesajlar:
    3.046
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    canım çok güzelde kaynak güvenilirmi. mezar odası doğrudurda,bu yaşananların gerçeklik payı ne derece doğru.keşke kaynak verseydin.ama eline sağlık güzeldi.
     
  8. 9 Eylül 2007
    Konu Sahibi : realist
  9. realist

    realist Popüler Üye Üye

    Katılım:
    3 Aralık 2006
    Mesajlar:
    3.088
    Beğenildi:
    75
    Ödül Puanları:
    148
    Maalesef aldığım yerde de kaynak belirtilmemişti!..İnanıp inanmamak sizlere kalmış.Doğruluğundan emin değilim çünkü.
     
  10. 9 Eylül 2007
    Konu Sahibi : realist
  11. sarxix papatya

    sarxix papatya Popüler Üye Üye

    Katılım:
    21 Nisan 2007
    Mesajlar:
    1.556
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    kedıyı de merak oldurur derler.boyle seyler cok duydum.
     
  12. 25 Haziran 2008
    Konu Sahibi : realist
  13. hatay-yozgat

    hatay-yozgat Popüler Üye Üye

    Katılım:
    13 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    209
    Beğenildi:
    6
    Ödül Puanları:
    108
    evet ben konyalıyım bunlar gerçek şeyler. o mezar odası haricinde mevlana türbesinden alaaddin camii arasında bir tünel varmış. bu tünelide kimse araştırmaya cesaret edememiş. o müzeye çocukluğumda çok sık giderdim. çok farklı bir atmosfer. en son mayısta gittim. hala içeri girince kendimi garip hissediyorum. ömrünüz boyunca yalnızca 1 kere bile olsa mevlanayı ziyaret etmenizi öneririm
     
  14. 25 Haziran 2008
    Konu Sahibi : realist
  15. Archalais

    Archalais Popüler Üye Üye

    Katılım:
    9 Kasım 2007
    Mesajlar:
    301
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    106
    Bundan birkaç yıl önce etkisinden hiç kurtulamadığım bir rüya görmüştüm. Aneannemle birlikte mevlana türbesinin altında tünellerde geziniyorduk anneanemin elinde kuran vardı. Yıllardır anlamını düşündüm bu rüyanın. Kafam iyice karıştı şimdi fisfisfis
     
  16. 25 Haziran 2008
    Konu Sahibi : realist
  17. hatay-yozgat

    hatay-yozgat Popüler Üye Üye

    Katılım:
    13 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    209
    Beğenildi:
    6
    Ödül Puanları:
    108
    güzel bi rüya. hiç ziyaret ettinmi mevlana müzesini. eğer gitmediysen bu rüya üstüne kesin gitmelisin
     
  18. 25 Haziran 2008
    Konu Sahibi : realist
  19. Archalais

    Archalais Popüler Üye Üye

    Katılım:
    9 Kasım 2007
    Mesajlar:
    301
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    106
    tabiki gittim. Çok yakın bir şehirdeyim. Çok küçükkende yine böyle bir rüya görmüştüm. Mevlananın resimleri vardır bilirsin, cübbesine sarılmış oturur vaziyette. Tablolarda falan vardır bu resim. Mevlanayı o şekilde tesbih çekerken, yıkılmış bir türbe veya ona benzer bir yerde görmüştüm. Bilmiyorum bu rüyaların anlamı ne ama Hz. Mevlana ve Şeyh hamidi veli Hz. ayrı bir muhabbetim var..