Mit'ler

Konusu 'Dünya Tarihi' forumundadır ve Yagmurun_kizi tarafından 9 Şubat 2007 başlatılmıştır.

    9 Şubat 2007
    Konu Sahibi : Yagmurun_kizi
  1. Yagmurun_kizi

    Yagmurun_kizi Çocuklarım benim herşeyim... Üye

    Katılım:
    11 Aralık 2015
    Mesajlar:
    6.654
    Beğenildi:
    8.429
    Ödül Puanları:
    113
    MİTLERİN YÜKSELİŞİ VE ÇÖKÜŞÜ


    Dünyayı Açık Kılmak


    Mitlerle anlatılan başka dünya insanüstü nitelikte olan, “aşkın” bir düzeyi, mutlak gerçekler düzeyini temsil eder. Bir şeyin gerçekten var olduğuna insana kılavuzluk edebilecek ve insan yaşamına bir anlam verebilecek mutlak değerlerin var olduğu düşüncesi, kutsalla tanışmada, insan-ötesi bir gerçeklikle karşılaşmada ortaya çıkar.

    Mitin açık olan tartışmasız değeri hep aynı süreler içinde yinelenen ritüellerle yeniden doğrulanır. En eski olayın yeniden anımsanması ve yeniden gerçekleşme aşamasına getirilmesi, ilkel insana gerçek olanı ayırt etmesinde ve akılda tutmasında yardımcı olur. Paradigmatik bir hareketin sürekli yinelenmesi sayesinde herhangi bir şey, evrensel akış içinde sabit ve sürekli olarak kendini gösterir. Başlangıç zamanında yapılanın hep aynı süreler içinde yinelenmesiyle, herhangi bir şeyin mutlak bir biçimde var olduğu kesinleşir. Bu “herhangi bir şey” “kutsal”dır, yani insan-ötesidir ve dünya-ötesidir; ancak insan bunu kendi deneyimiyle öğrenebilir. “Gerçeklik”, “aşkın” bir düzeyden hareketle kendini belli eder ve oluşturulmaya elverişli bir duruma gelir; ama bu “aşkın” düzey, ritlerde yaşanmaya elverişlidir ve giderek sonunda insan yaşamının bütünleyici bir parçası durumuna gelir.

    Tanrıların, mitsel Kahramanların ve Atalar’ın bu “aşkın” nitelikteki dünyasına girilebilir, çünkü arkaik insan, Zaman’ın tersine çevrilemezliğini kabul etmez . Bunu birçok kez saptadık: Ritüel yardımıyla dindışı ve kronolojik olan Zaman ortadan kaldırılır, mitin kutsal zamanı yakalanır. Tanrıların, başlangıç zamanında gerçekleştirdikleri başarılarla çağdaş duruma gelinir. Zaman'’ın tersine çevrilemezliğine karşı başkaldırı, insana “gerçekliği oluşturma”da yardımcı olur, öte yandan da onu ölmüş olan Zaman’ın ağırlığından kurtarır, geçmişi yıkabileceğine, yaşamına yeniden başlayabileceğine ve kendi dünyasını yeniden yaratabileceğine inandırır.

    İlk bakışta, arkaik toplum insanının, aynı ilk örnek jestini durmaksızın yinelemekten başka bir şey yapmadığı sanılır. Ama gerçekte, o, bıkıp usanmadan dünyayı fethetmektedir, onu düzenlemekte, doğal görünümü kültür ortamına dönüştürmektedir. Kozmogoni mitinin açıkladığı örnek oluşturan model sayesinde, insanda yaratıcı olur. Mitler, dokunulmaz modeller olarak ortaya çıkmakta, insanın girişimini engellemeye yönelik gibi görüneceklerine, gerçekte insanı yaratıcı olmaya sürüklerler, onun yaratıcı karakterine yeni ufuklar açarlar.

    Mit, insana yapmaya hazırlandığı şeyin daha önce yapılmış olduğu konusunda güvence verir, girişiminin sonucuyla ilgili aklına gelebilecek kuşkuları kovmasında kendine yardımcı olur. Madem ki mitsel kahraman daha önce mitolojik bir zamanda gerçekleştirmiş, o halde bir deniz seferi karşısında neden duraksamalı? Tek yapılacak şey, onun örneğini izlemektir.

    Miti, yaşayan bir şey olarak kabul eden toplumların insanı, “şifreli” ve gizemli olmasına karşın “açık” bir dünyada yaşar, Dünya insanla konuşur, bu dili anlamak için de mitleri bilmek ve simgeleri çözmek yeterlidir. İnsan mitleri bilince dünya artık, raslantısal olarak bir araya fırlatılıp atılmış nesnelerden oluşan yoğun bir kütle değil, yaşayan, eklemli bütünlüğü olan ve anlam taşıyan bir kozmos olur. Dünya insan ile kendi öz var olma biçimi, kendi yapıları ve kendi ritmleri aracılığıyla konuşur.

    Dünya’nın varoluşu tanrısal bir yaratma eyleminin sonucudur; yapıları ve ritmleri de Zaman’ın başlangıcında olup biten olayların ürünüdür. Ay’ın kendi mitsel tarihi , ama aynı zamanda Güneş’in de, Sular’ın da, bitkiler ve hayvanlarında kendi mitsel tarihi vardır. Her kozmik nesnenin bir tarihi vardır. Bu da onun insanla konuşabilecek güçte olduğu anlamına gelir. Nesne kendisinden kökeninden en eski olaylardan söz ettiği için gerçek ve anlamlı durumuna gelir. Artık bir bilinmeyen, saydamsız, anlaşılamaz ve anlamdan yoksun, kısacası gerçekdışı olmaktan kurtulmuştur. İnsanın dünyasıyla aynı olan dünyaya katılır.

    Böyle bir ortak katılım, Dünya’yı yalnızca bildik ve anlaşılır kılmakla kalmaz aynı zamanda onu saydamlaştırır. Bu dünyanın nesneleri aracılığıyla başka bir dünyaya ait varlıkların ve güçlerin izleri farkedilir. İşte biz bu nedenle arkaik insan için dünya’nın hem açık hem de gizemli olduğunu söyledik. Dünya kendisinden söz etmekle, kendini yaratanlara ve koruyucularına iletir ve kendi tarihini anlatır. İnsan durgun ve saydamsız bir dünyada yaşamaz, öte yandan dünyanın dilini çözüp deşifre ederken gizemle karşı karşıya gelir. Çünkü doğa doğaüstü olan’ı aynı zamanda hem açıkça ortaya koyar hem de kamufle eder; arkaik insan için de, temel ve ortadan kaldırılamaz olan gizemde işte burada yatar.

    İnsan ve Dünya

    Böylesi bir dünyada, insan kendisini kendi varoluş biçiminin duvarları içine kapanmış hissetmez. O da açıktır. Dünya ile ilişki içindedir çünkü onunla aynı dili kullanır, bu dil simgedir. Dünya onunla yıldızları, bitkileri ve hayvanları, ırmakları ve kayaları, mevsimleri ve geceleri aracılığıyla konuşur; insan da rüyaları ve düşsel yaşamıyla Ataları ya da, totemleriyle aynı zamanda inisyasyon törenlerinde ritlere uygun olarak ölme ve dirilme yeteneğiyle maske takarak bir ruhu canlandırma gücüyle vb. ona yanıt verir. Dünya arkaik insan için saydamdır, insan da Dünya’nın kendisine baktığını ve kendisini anladığını hissedir. Av hayvanı ona bakar ve onu anlar (Hayvan çoğu kez kendisini yakalatır çünkü insanın aç olduğunu bilir) ama kaya yada ağaç veya ırmakta onu anlar. Herbirinin ona anlatacağı kendi tarihi, ona verebileceği bir öğüdü vardır.

    Mitin işlevi, modelleri açıklamak ve böylelikle Dünya’ya ve insanın varlığına bir anlam vermektir. Bu nedenle de insanın oluşumundaki rolü son derece önemlidir. Dediğimiz gibi, mit sayesinde gerçeklik, değer aşkınlık fikirleri yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar. Mit sayesinde Dünya Kozmos olarak, yetkin bir biçimde eklemlenmiş, bütünlenmiş, anlaşılır ve anlamlı bir kozmos olarak kavranmaya başlar. Mitler şeylerin nasıl gerçekleştiğini anlatırken, bunların kimler tarafından, niçin ve hangi koşullarda yapıldıklarını da açıklığa kavuşturur. Bütün bu açıklamalar insanı az çok dolaysız biçimde bağımlı kılar, nedeni de kutsal bir tarih oluşturmalarıdır.

    Hayalgücü ve Yaratıcılık

    Sonuç olarak, mitler Yeryüzünde çok büyük olayların olup bittiğini ve bu “görkemli geçmiş”in belli ölçüde yakalanıp geri alınmaya elverişli olduğunu sürekli biçimde anımsatır. Rit, insanı kendi sınırlarını aşmaya zorlar; onu, Tanrıların ve Mitsel kahramanların yanında yer almak zorunda bırakır; bundaki amaç onların eylemlerini insanın da yapabilmesini sağlamaktır. Mit, doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak insanın “yücelme”sini sağlar. Bu durum arkaik toplumlarda, mitoloji geleneklerinin ezberden söylenmesinin birkaç bireye özgü kaldığı göz önünde tutulursa daha açık seçik biçimde belli olur. Mitleri ezberden söyleyenler kimi toplumlarda şamanlar ve sihirbaz-hekimler ya da gizli derneklerin üyelerinden oluşur. Her, ne olursa olsun, mitleri ezberden söyleyen kişi yeteneğini kanıtlamış ve yaşlı ustalar tarafından yetiştirilmiş olmalıdır. Kişi her zaman ya belleğinin gücü yada yazınsal yeteneğiyle çevresindekilerden ayrılır.

    Bir mitin yada bir folklor temasının varyantları kaydedilebilmiştir, ama yeni bir mitin uydurulduğu kaydedilememiştir. Her daha önce var olan bir metnin, bir dokunun az çok hissedilir değişiklikleri sözkonusudur.

    Geleneksel mitoloji konusunu yenileyen, dinsel hayal gücü düzeyindeki bir yaratıcılıktır. Buradan da , yaratıcı kişiliklerin rolünün sanıldığından da büyük olması gerektiği ortaya çıkar.

    Arkaik toplumlarda, tıpkı başka heryerde olduğu gibi kültür, birkaç bireyin yaratıcı deneyimleri sayesinde oluşur ve yenilenir. Ancak arkaik kültür, mitlerin çevresinde döndüğü için ve mitleri de kutsalla ilgili usta kişiler tarafından sürekli olarak yeniden yorumlandıkları ve derinleştirildiklere için, toplum bütün olarak bu birkaç bireyin ortaya çıkardığı ve ilettiği değerler ve anlamlara doğru sürüklenir. Bu anlamlarda, mit insana, kendi sınırlarını ve koşullanmalarını aşmada yardımcı olur, onu “en büyüklerin yanına” yükselmede yüreklendirir.


    HOMEROS

    Mit, epik şiire, trajediye ve komediye olduğu kadar plastik sanatlarada yalnız Yunanistan’da esin kaynağı olmuş ve yön vermiştir; ama aynı zamanda, mit yalnız Yunan kültüründe uzun uzadıya ve derinlemesine bir incelemeden geçirilmiş ve bundan kesin biçimde mitleri yıkılmış olarak çıkmıştır. İyon akılcılığının gelişmesi, Homeros ve Hesiodos’un yapıtlarında olduğu gibi , klasik mitolojinin giderek daha yıpratıcı nitelik kazanan bir eleştirisi ile aynı döneme rastlar. Bütün Avrupa dillerinde mit sözcüğünün bir kurmacayı belirtmesinin nedeni Yunanlıların daha yirmibeş yüzyıl önce bunu ilan etmiş olmasıdır.

    Akılcıların yaptığı saldırıların hedefini özellikle tanrıların serüvenleri ve keyfi kararları, kaprisli ve haksız davranışları, ölümsüzlükleri oluşturmuştur. En önemli eleştiride giderek daha yüce bir Tanrı fikri adına yapılmıştır: Gerçek bir Tanrı adaletsiz, ahlaksız, kıskanç, kinci, cahil vb. olamazdı. Aynı eleştiri, daha sonra Hıristiyanlığın savunucuları, apolojistler tarafından yeniden ele alınmış ve daha da sertleştirilmiştir. Bu sav, yani ozanların sunduğu, tanrılara ilişkin mitlerin gerçek olamıyacakları savı , başlangıçta Yunanlı aydın seçkinler arasında egemen olmuş sonunda da Hıristiyanlığın kendini kabul ettirmesiyle tüm Yunan – Roma dünyasında benimsenmiştir.

    Ama burada Homeros’un bir tanrıbilimci yada bir mit yazarı olmadığını anımsanmak yerinde olur. O Yunan dini ve mitolojisini bir bütün olarak sistem ve tümü kapsayıcı bir biçimde sunmak savında değildi. Platon’un söylediği gibi Homeros’un tüm Yunanistan’ı eğittiği doğruysa da, o , şiirleriyle çok özel bir okur topluluğuna seslenmişti: Bu okurlar, askeri ve feodal bir aristokrasi üyelerinin oluşturduğu topluluktu. Onun, yazın alanındaki dehası erişilmemiş derecede bir etki ve hayranlık uyandırmıştır; bu nedenle de Yunan kültürünün birlik ve eklemli bütünlüğünün sağlanmasında Homeros’un yapıtlarının büyük katkısı olmuştur.

    Ancak Homeros’un dehası ve klasik sanatın bu tanrısal dünyaya eşsiz bir parıltı kazandırmış olması, önemsenmemiş olan bütün herşeyin karanlık, anlaşılmaz, aşağı düzeyde ya da sıradan olduğu anlamına gelmez. Sözgelimi bir Dionysos vardır ki, onsuz bir Yunanistan düşünülemez, oysa Homeros onunla ilgili olarak yalnızca çocukluk dönemindeki bir olaya telmihte bulunmakla yetinir. Öte yandan, tarihçiler ve bilginlerin kurtarmış oldukları mitoloji parçaları, bizleri hiçte küçümsenmeyecek bir manevi atmosfere sokar. Homeros’a özgü olmayan ve genellikle de “klasik” olmayan bu mitolojiler daha çok “popüler” niteliktedir. Bu popüler mitolojilerin kalıntılarının günümüz Yunan ve Akdeniz inanışlarında örtülü olarak, Hıristiyanlaştırılmış bir biçimde varlıklarını sürdürdükleri de olasılık dışı değildir.

    TEOGONİ VE SOY SOP

    Hesiodos ise başka çeşit bir okur topluluğunun arayışı içindeydi . O, Homeros’un şiirlerinde adı geçmeyen ya da kaba taslak sözü edilmiş olan mitleri anlatırdı. Hesiodos mitleri kaydetmekle yetinmemiştir. Bunları sistemli kılmış ve böyle yaparken de, mitsel düşüncenin söz konusu yaratılarına daha o zaman akılcı bir ilkeyi getirmiştir. Hesiodos’un Tanrıların soy sopundan anladığı, birbirini izleyen bir dizi dünyaya getirme olgusudur. Dünyaya getirme olgusu ona göre varolmanın ideal biçimidir. Hesiodos'un Kaos ve Dünya’dan sonra ortaya çıkan ilk Tanrı’nın Eros olduğu düşüncesi, daha sonra Parmenides ve Empedokles tarafından geliştirilmiştir. Platon Şölen’de bu anlayışın Yunan felsefesi için önemi üstüne dikkati çekmiştir.

    AKILCILIK VE MİT

    Thales “herşey tanrılarla dolu” dediğinde tanrıları kimi kozmik bölgelerde sınırlı yerlere yerleştiren Homeros’un anlayışına karşı çıkmıştır. Anaksimandros, tanrısız ve mitsiz topyekün bir Evren anlayışı önermiştir. Ksenophanes’e gelince o, Homeros tanrılarına açıkça saldırmaktan çekinmez. Tanrı’nın Homeros’un anlattığı gibi coşup sinirlendiğine, kıpırdanıp durduğuna inanmayı kabul etmez. Ayrıca Ksenophanes tanrılara özgü dünyaya getirme olgusunu da kabul etmez Özellikle de tanrıların insan biçimli olmalarını eleştirir “Öküzlerin ve atların ve aslanların elleri olsaydı, elleriyle de insanlar gibi resim yapabilseler ve yapıtlar oluşturabilselerdi, atlar atlara benzer tanrı figürleri, öküzler de öküzlere benzer tanrı figürleri çizerler ve onlara kendilerininki gibi bedenler verirlerdi “ Ksenophanes’e göre “bütün tanrılar ve insanların üstünde bir tanrı vardır; biçiminin de düşüncesinin de ölümlülerinkilerle hiçbir ortak yanı yoktur

    Bu klasik mitoloji eleştirilerinde, ozanların insan biçimlilikle ilgili anlatımlarından, söz konusu tanrısal varlık kavramını çıkarmak için harcanan çaba sezilmektedir. Pindaros gibi son derece dindar bir yazar da inanılmaz mitleri kabul etmez. Euripides’in Tanrı anlayışı tümüyle Ksenophanes’in eleştirisinden etkilenmiştir. Thukydides’in yaşadığı dönemde mythodes sıfatı, masal gibi ve kanıtlanamaz anlamına geliyordu. Platon ozanları, tanrıları sunuş biçimlerinden dolayı suçladığı zaman olasılıkla önceden ikna olmuş bir okur topluluğuna seslenmiştir.

    ALEGORİZMLER VE EVHEMEROSÇULUK

    Mitler artık sözcüklere bağlı kalınarak anlaşılan şeyler olmaktan çıkmıştı: Artık onlarda gizli anlamlar imalar aranıyordu. Alegori yöntemi Philon tarafından Eski Ahit’teki gizlerin çözülmesi ve açıklanmasıyla yayılmıştır. Belli bir alegorizm Kilise babaları özellikle de Origenes tarafından büyük ölçüde kullanılmıştır. Değişik alegorili yorumlar sayesinde, Homeros ve Hesiedos, Yunanlı seçkin toplulukların gözünde kurtulmuş, Homeros tanrıları da yüksek bir kültür değerini korumayı başarmıştır. Homeros tanrılarının ve mitolojisinin kurtarılması, yalnızca alegori yönteminin işi değildir. İÖ 3. Yy ın başlarında Evhemeros’un felsefi yolculuk biçiminde bir roman yazdığı görülür : “Kutsal Tarih” yapıt kısa sürede büyük başarı sağlamış Evhemeros tanrıların kökenini keşfettiğini sanmıştı ona göre tanrılar nitelik kazanmış eski krallardı. Bu da Homeros tanrılarını akılcı yoldan başka bir koruma olasılığıydı. Söz konusu tanrıların şimdi artık bir gerçekliği vardı.

    Evhemerosçu nitelik kazanmış olan Yunan tanrıları, klasik biçimlerini yitirmiş olsalar ve en beklenmedik kılıklar altına gizlenmiş olsalar bile, bütün Ortaçağ boyunca varlıklarını sürdürmüşlerdir. Rönesans’ın yeniden keşfi özellikle saf klasik biçimlerini yeniden ele alınıp canlandırılmasından oluşur. Batı dünyası da zaten Yunan – Latin paganizmi ile Hıristiyanlığın uzlaştırılma olasılığının bulunmadığını ancak Rönesans’ın sonuna doğru farketmiştir. Bu mitoloji mirası, Hıristiyanlık tarafından benimsenebilmiş ve özümlenebilmiştir, nedeni de artık yaşayan dinsel değerlerle yüklü olmamasıdır. Giderek bir kültür hazinesi haline gelmiştir. Sonunda klasik miras, ozanlar, sanatçılar ve filozoflar tarafından kurtarılmıştır.

    YAZILI BELGELER VE SÖZLÜ GELENEKLER

    Kültür sayesinde kutsallığı kalkmış bir dinsel evren ve mitleri yıkılmış bir mitoloji, örnek gösterilebilecek tek uygarlık olmayı başaran Batı uygarlığını oluşturmuş ve beslemiştir. Burada logos’un mitos’a karşı kazandığı zaferden öte bir şey vardır. Burada kitap’ın sözlü geleneğe karşı kazandığı zafer, belgenin elinde anlatım araçlarından başka bir şey bulunmayan yaşanmış bir deneyime karşı kazandığı zafer söz konusudur.

    Klasik Yunan mitleri daha o dönemde yazınsal yapıtın dinsel inanışa karşı kazandığı zaferi temsil eder. Kendi kült bağlamıyla birlikte bize kadar ulaşmış hiçbir Yunan miti yoktur. Bizler mitleri bir rite bağlı dinsel bir deneyimin kaynakları ya da anlatımları olarak değil de yazınsal ve sanatsal belgeler halinde öğreniriz. Yunan diniyle ilgili yaşayan popüler nitelikte olan bütün bir alan elimizin altından kayıp gitmiştir, nedeni de kesinlikle sistemli bir biçimde yazılı olarak betimlenmemiş olmasıdır.

    Homeros mitlerinin yanı sıra klasik din mitlerinin yıkılması, Akdeniz dünyasında Hıristiyanlığın hemen hemen hiçbir direnmeyle karşılaşmadan yerleşebileceği dinsel bir boşluk yaratacağının düşünülmesini sağlamaktadır. Gerçekte Hıristiyanlığın pek çok türden din duygusuyla karşı karşıya gelmiştir. Asıl direnme alegori ve evhemerosçu nitelik kazanmış klasik din ve mitolojiden gelmemiştir, onların gücü özellikle siyasal ve kültürel türden olmuştur. Avrupa’daki Hıristiyanlık öncesi dinler üstüne elimizde biraz daha fazla bilgi bulunduğunda bunların ne kadar karmaşık ve ne kadar zengin olduğu görülür. Ama söz konusu halklar, geçirdikleri paganizm döneminde kitap yazmadıkları için bizler hiçbir zaman onların başlangıçtaki dinlerini ve mitolojilerini tam olarak öğrenemeyeceğiz On yüzyıl boyunca Hıristiyanlığa ve kilise yetkililerinin sayısız saldırılarına direnmede yeterince güçlü bir dinsel yaşam ve bir mitoloji söz konusu olmuştur. Bu dinin kozmik bir yapısı vardı ve sonunda Kilise tarafından hoşgörüyle karşılanmış ve benimsenmişti.

    Dinsel özelliklerini kökünden yitirmiş ve mitleri yıkılmış olan Yunan dini ve mitolojisi, Avrupa kültüründe eğer varlığını sürdürmüşse, bunun nedeni yazınsal ve sanatsal başyapıtlarla yansıtılmış olmasıdır. Buna karşılık, Hıristiyanlığın kendini kabul ettirdiği sırada yaşayan tek pagan biçimleri olan popüler dinler ve mitolojiler, kırsal kesim halklarının geleneklerinde varlığını sürdürmüş, Hıristiyanlaşmıştır. Kökleri Cilalıtaş döneminde kadar uzanan, temelde tarımsal yapılı bir din söz konusu olduğundan Avrupa dinsel folklorünün hala tarih öncesine ait bir mirası koruma olasılığı vardır. Bu arkaik mitler ve dinsel davranışların kalıntıları, önemli bir dinsel olgu oluşturduğu halde, kültür düzeyinde ancak önemsiz sonuçlar doğurmuştur. Yazı’nın gerçekleştirdiği devrimden geriye dönülmez. Bundan böyle kültür tarihi yalnızca arkeoloji belgelerini ve yazılı metinleri göz önünde tutacaktır. Bu tür belgelerden yoksun bir halk, tarihi olmayan bir halk olarak kabul edilir