mrb bana sevdiğimden gelen sizlerle paylaşmak istiyorum size ne düşündürecek bakalım

Konusu 'İlişkiler, Duygular ve Hayatın İçinden' forumundadır ve miray_08 tarafından 21 Aralık 2006 başlatılmıştır.

    21 Aralık 2006
    Konu Sahibi : miray_08
  1. miray_08

    miray_08 Guest

    AYRILIK ACISI YAŞATTIN

    Sensiz geçen beş gün koskoca beş gün, ne acılar, ne sıkıntılar yaşadığımı sen bile bilir misin? Kan çanağına dönen gözlerimin uyumak isteyip de uyuyamadığını düşüne bilir misin?. Hani ömür boyu yalnız bırakmayacaktın? Hergün yanımda olacaktın. Sen de mi vefasız çıktın? Oysa en büyük sevgiyi bende bulmuştun. Ben sende sadece acı çekmeyi öğrendim. Beni yalnız bıraktın cane, senden ayrılmadan bana ayrılık acısını çektirdin bana. Hayatımdaki biri gitti yaşamımdan. İçimde büyüyen bir yaraydı, her günüm ayrı bir yaşanmışlık, güzel ve çirkindi, umudu, umutsuzlukları vardı, sevdası vardı, en önemlisi insandı, insan olmayı ve insanları seviyordu. Ben onu öylece seviyordum. Yanımdayken kırıyordum onu, bazen küçük düşürüyordum, kendimi yükseltiyordum. Oysa paylaşılmışlıkların en güzelini yaşıyordum onunla. Kurgu değildi bu, sıralı hayaller silsilesi değildi, kandı, duyguydu tümüyle. Önceleri benim için tutunacak bir daldı, hiçliğimi eriten çokluğumdu, sonraları sevdamdı. Güneş penceremi tırmalıyordu artık. Ben geceden kalma mutlulukları süzerek güne umutlu başlama kavgasındaydım. Yaşam sürecinin bir basamağını daha yılgın ve durağan atlamaya hazırlanıyordum. Geçmiş belleğimde dingin bir tutarlılıkla mıhlanıp kalmıştı. Bu yaşadığımız günlerin ne denli kepaze olduğunu mırıldanıyordum. İçimde acı tadı vardı ayrılığın, yalnızlıkların. Boşluğu kucaklayan kollarımda yorgunluk ve yitikliği aynı anda yaşıyordum. Geleceği bilmiyordum ve bu beni yaralamıyor aksine kamçılıyordu. Dört elle olmasa da yaşama bağlanmamı sağlıyordu. İleriye dönük planlar yapmıyordum, "dilimde" hep aynı dizeyi gezdiriyordum ; “Cane”. Hoşuma gidiyordu bu. Ama kadercilik değildi benimkisi, sadece hoşuma gidiyordu. Çünkü bir bakıma doğruydu, olacak olan olurdu ve bu dildeki karşılığı içimi ısıtıyordu. Dünü artık unutup beynimin ücra bir köşesine itmenin zamanı gelmişti. Bana yararı yoktu hatırlamanın. Unutmak ; o ne büyük bahtiyarlıktı. Ve çoğu insan kendini irdelemek yerine bu büyük zenaati kullanarak mutluluğa erişiyordu. Ama benim için yine de eşidi yaşamamaktı. Evden çıktığımda kör bir vaktiydi sabahın ve körlük sanki tüm şehri sarmışcasına insanlar da yitik bir "bir şeyler" ararcasına, kör topal ilerliyorlardı caddelerde, biraz sonra her biri işyerlerine, okullarına varacak ve akşama kadar yaşama ara vereceklerdi. Çünkü yazarın dediği gibi yaşam gecenin konusuydu, tek kalmanın ve içkinliğin konusuydu, gündüzün ve hengameli bir kalabalığın değil. Bu bir anlamda rahatlatıyordu insanları, işteyken sayılar yada dosyalarla uğraşıyor, kimisi yük taşıyor, kimisi araba sürüyor ve akşama evlerine döndüklerinde rahat bir yorgunlukla uykuya dalıyorlardı ve bu ebedi istirahat provalarını habersizce yaptıktan sonra kendilerini ertesi güne aktarıyorlardı. Ben de bu yığınsal kalabalığa katılarak hızla yolumu eritmeye başladım. Kafamı hiçbir şey üstünde yoğunlaştıramıyor, sadece yürümekle yetiniyordum. Belki de bu benim mola verişimdi. Anlamsız bir rahatlıkla öylece ilerliyordum her sabah ve hergün yaptığım gibi işle ilgili ve birbiriyle ilintisiz bir sürü şeyi kafamdan hızla geçirip sonuçta hiçbir yere varamamanın huzurunu yaşıyordum. İşyerine varmıştım artık. Rutin selamlaşmalardan sonra masama oturdum. Birkaç kişi gelip bir şeyler anlattılar.Boş bir anlayışlılıkla suratlarına baktım. Ne anlattıklarını biliyordum, dinlemem de gerekmiyordu aslında ama büyük bir dikkatle dinliyormuş gibi yapıyordum. Hepsi dinlenilmiş olmanın ve onaylanmanın sevinciyle ayrıldılar yanımdan, ne büyük huzurdu onaylanmak. Bilgisayarımı açtım, birşeyler yazdım, rutin, sıradan hep yazılagelen şeyler. Ezberlenmiş roller gibi rahatça akıyorlardı ekrana. Değişik olaylar olmasını bekliyordum. Ufak bir renkti aradığım. Ama yaşantımız öylesine tek renk haline gelmişti ki o renk dışındaki renklere şüpheyle bakmaya da alışmıştık . Siyahın bile tek tonu vardı bizim için, versiyonları değil sadece kendisi ilgilendiriyordu bizi. Bu karmaşa içerisinde daha fazla renge tahammülümüz kalmamıştı sanki. Zaten varolan o tek renk bile yeterince korkutuyordu bizi. Daha büyük korkulara katlanamazdık, yaşantımızı diğer renklerle kirletemezdik. Oysa yıllar sonra kirlenmenin güzel olduğuna dair reklamlar yapılacaktı. Etrafımı boş gözlerle süzdüm. Bir arkadaşla göz göze geldik. Yine aynı sevimli bakışlar ve baş eğmeler. Ne kadar tanıdık bir yaşamdı bu, bana aitmiş gibi. Cidden benim miydi bu yaşam? Telefon çaldı. Heyecanla telefonu açtım. Senin sesini duyarım sevinciydi bu ama bu ses başka bir sesti. Telefondaki bu ses ne anlattığını bilmeden, anlattıklarına, tamam bile demedim, gereksizdi çünkü. Yüreğim buruktu ikinci olmuştu beni aramayışının oysa bensiz bir saat bile dayanamıyordun. Yoksa düşündüklerim mi çıkıyor. Kafam çok karışıktı senin aramayışınla dahada karıştı kafam, oruç beynime o kadar karıştırmıyordu oysa senin aramayışın beynimi yok etmişti. Kendimde değilim, çok çaresizim, üç gün daha bekleyeceğim. Seni sadece son üç gün bekleyeceğim. Sonra bende çekip gideceğim buralardan artık bu şehrin havası beni boğuyor. Belki rahat ölebileceğim biryerlere çünkü ben yaşadıkça sende benimle yaşayacaksın. Ben bu yükü daha fazla taşıyamam, ezilirim. Her gün ölmektense bir günde öleyim.Belki sende rahat etmiş olursun kendini kasmaz asilik yapmazsın değil mi cane? Yıllar sonra ilk kez bahçeye gittim son kez seni orda düşünmeye başladım. Derken yemek vakti gelmişti yani eve gitme zamanı. Yolda yürürken yine sen vardın aklımda. Canım sigara içmek istedi, içemedim çünkü niyetliydim.Gözlerim nemlendi, ağlamak istiyordum . Ağlayamazdım çünkü eve varmıştım bile, sofra hazırlanmıştı. Karnım çok açtı ama canım hiçbir şey yemek istemiyordu.Yemek yemedim ve kendimi dışarı attım. Önce özlem duyduğum sigara’ya sarıldım. Sonra çay içmek için bir çay evinde oturdum. Üç çay üst üste içerken beşinci sigaramı tüttürmüşüm. İlk kez dumanı içime çekiyorum.Gece ilerlemiş, ben hala seninle uğraşmaktayım. Seni beynimden atamıyorum.... Belki de atmak istemiyor. Oysa sen beni iki günde unutmuştun. Belki seninde çektiğin zorluklar vardı. Belki bana ulaşmana engel olan birileri vardı. Ben seni yargılamıyorum. Ben seni suçlamıyorum. Sana bu tatlı hayatı acıya dönüştürenleri suçluyorum. Yıllar önce kırıp döktüğün çeşmede şimdi su içmek isteyenler utansın. Seni sevmek ölüm olsa bile seni sevmekten vazgeçmeyeceğim Cane….