MSG(monosodyumglumat)ÇOK ÖNEMLİ

Konusu 'Sağlıklı Beslenme' forumundadır ve sedos93 tarafından 4 Haziran 2009 başlatılmıştır.

    4 Haziran 2009
    Konu Sahibi : sedos93
  1. sedos93

    sedos93 Aktif Üye Üye

    Katılım:
    11 Şubat 2008
    Mesajlar:
    2
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    öncelikle selam bayanlar :) ben yeniyim.aslında uzun süre önce kayıt oldum ama giremiyordum.artık yaz geldi sık sık girebilicem çok seviniyorum :) neyse benim asıl fikrinizi almak istediğim konu,en başta cips ve dndurma olmak üzere bu gibi yiyecekleriniçine konulan bi madde varmış:MSG yani monosodyumglumat.yanlış yazmış olabilirim:)bu madde aslında hiç güzel olmadığı halde yediğimiz şeylerin beynimiz tarafından çok güzelmiş gibi algılanmasını sağlıyormuş.ne derece doğru bilmiyorum ama bana buna dair bi mail geldi ben de ordan öğrendim.ve bu yola başvuran firmalar asla kendi ürünlerini yemiyorlarmış bildikleri için.bilgisi olan var mı.
     
  2. 5 Haziran 2009
    Konu Sahibi : sedos93
  3. Silviya

    Silviya Popüler Üye Üye

    Katılım:
    31 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    1.050
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    106
    merhaba, öncelikle söylemeliyim ki tesadüfi olarka konuna girmeseydim böyle bi durmdan haberdar olmayacaktım.teşekkürler.
    bu konu ile ilgili paylaşım bu linkte verilmiş.dolayıısyla konun tekrar veya benzer niteliği taşıdığından moderatörler tarafından silinebilir.buna hazır ol.

    http://www.kadinlarkulubu.com/genel-saglik-bilgileri/208264-mono-sodyum-glutamat.html

    eğer yeterli düzeyde ingilizce biliyosan bu siteyi inceleyeblirsin
    TIKLA
    MSGTRUTH(MSG GERÇEĞİ)


    ayrıca google a monosodyum glutamat yazdığında ciddi sitelerde birsürü tatmin edici bilgiye ulaşabilirsin.

    sağlık diliyorum ve sayende edinmiş olduğum bilgilere göre monosodyum glutamattan uzak durmaya çalışmanı önreriyorum.. a.s.
     
  4. 5 Haziran 2009
    Konu Sahibi : sedos93
  5. Silviya

    Silviya Popüler Üye Üye

    Katılım:
    31 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    1.050
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    106
    baka bir sitede bir üye yukarıda verdiğim linke paylaşınları paylaşıldıktan sonra devamında kendi yazmış olduğu bitakım bilgiler eklemiştir.belki uygun yer burası değil ama onuda paylaşmak istedim...

    **********

    Emperyalist devletler, egemen olmak istedikleri toplumun eğitimli olmasını istemezler. Onlar için önemli olan kendi halkları ve elde edeceği yeni sömürü kaynaklarıdır.

    Her yıl eskiyen, yaşam kaynakları azalan, küresel ısınma ile kuraklık tehlikesi yaklaşan bir dünyada,
    Küresel güç olan emperyalist devletlerin acımasızlığının arttığı bir dünyada,
    Dengelerin ve haritaların değiştirilmek istendiği bir dünyada yaşadığımızı asla unutmamalıyız.

    Dünyanın en güzel coğrafyasında yaşadığımızı da asla unutmamalıyız.
    Gelin bu güzelim yurdumuza hep beraber sahip çıkalım.
    YARIN ÇOK GEÇ OLMADAN !.....
    --------------
    Bu konu hazır açılmışken, daha önce başka bir gruba yazdığım yazıyı burada tekrar paylaşmak istedim:

    ”Ben son 7-8 yıldır Gıda sektöründe başta dış ticaret olmak üzere çalıştım. Ve başlıca çalıştığım ürün grupları: Bal ve Arı ürünleri; her türlü işlenmiş ve taze sebze meyve; baharat ve şifalı otlar. Meraklı ve araştırmacı kişiliğimden dolayı kısa süre içerisinde oldukça derinlemesine bilgi sahibi oldum ve aynı zamanda Apiterapi eğitimi de aldım(yanlış anlaşılmasın, kesinlikle apiterapiyi maddi bir gelir elde etmek için yapmamaktayım, sadece çevremdeki insanlara tavsiyede bulunup yardımcı olmaya çalışmaktayım, en başta da babama).


    Bunun üzerine şunu söyleyebilirim ki, maalesef sanayileşmiş ürünlerin pek çoğunu aşağıdaki sebeplerden dolayı tavsiye edememekteyim:

    Sanayicinin istediği doğal ürünleri istediği koşul ve hacimde sürekli bulması neredeyse imkansızdır. Fakat hem bilinçsiz tüketicilerin, hem diğer alıcıların ve bazı uluslararası kalite kriterleri gereği sürekli standart mal üretmek zorundadır.

    Örneğin bal konusu: Bilindiği üzere ve Türk Gıda Kodeksi Bal Tebliğinde ve uluslararası Codex Alimentarius'ta da yer aldığı gibi, gerçek, doğal çiçek balı zaman içerisinde kristalize olur. Fakat marketler reyonlarında kristalize edilmiş bal istemediğinden dolayı sanayici ister istemez bunun içerisine fruktoz ve glikoz gibi maddeler katmak zorundadır. Diğer bir sebep ise, yine tüketici alışkanlıkları ve kalite standartizasyonu gereği: bal gibi insanoğlunun yapımında müdahelede bulunamadığ bir ürün, aynı bölgeden bile olsa her seferinde lezzet, renk ve kıvamında farklılık gösterir; Fakat sanayici standart ürünü ile beğeni topladığından yine ister istemez fabrika işlemesi sırasında bazı müdahelelerde bulunmak zorundadır.

    Peki ya diğer arı ürünleri?
    Ülkemiz bu kadar eşsiz bir floraya ve dünyanın en çalışkan ve verimli arı ırkına sahip olmasına rağmen, hem gerekli desteğin ve eğtimin verilmemesi, hem de arıcıların bazı tücarrlardan dolayı madur olmasından dolayı, ne yeterli verimli ve kalitede bal, ne de diğer arı ürünleri toplanabilmektedir. Bunun üstüne bir de Çin gibi uzakdoğu ülkelerinden 10 katı kadar daha ucuza gelen ürünler (kalitesi elbette ayrı bir tartışma konusu), arıcıyı bu işten tamamen soğutmaktadır. Oysa ki Anadoluda çıkan arı sütü dünyada en kaliteli nitelikteki arı sütü olmaktadır ve fiyatı Çindekinde en az 10 katı pahalı olmasına rağmen yurt dışına az miktarda da olsa ihrac edilmektedir. Ama malesef şu an piyasada bulacağınız arı sütleri %90-95 uzak doğu menşeylidir, ki birde bazı uyanık şahısların bunun içine boza gibi maddeler katıp çoğaltması da cabası.

    Gelelim diğer gıda ürünlerine: Elbette konserve veya dondurlumuş ürünlerden, içeriğindeki koruyucular maddeler başta olmak üzere, geçtiği işlemlerden dolayı niteliğindeki ciddi bozulmalara kadar, bahis konusu bile yapmayı gerek duymuyorum. Bunun dışında mevsimi dışında, serada üretilmiş, pazar ve manavlarda satılan sebze meyvelerin tüketilmemesi konusu da medyada yeterince yer aldı sanırım.

    Ama biz gelelim aslında tüketilmesi tavsiye edilen organik ürünlere:
    Malesef belirtmek istiyorum ki organik diye tabir edilen ürünlere tamamen doğal diyemiyorum, çünkü:

    1) Organik sertifikalı ürünlerin pek çoğu (başta domates, patlıcan, kabak olmak üzere) GMO (Genetik Manipule Organizma).

    2) Organik sertifikalı ürünlerin pek çoğu modern seralarda topraksız ortamlarda suni beslenme yoluyla üretilmektedir.

    3) Organik sertifikalı ürünlerin pek çoğu organik sertifikalı ilaç ve gübrelerle üretilmektedir. Bu ilaç ve gübrelerde dünyada sadece birkaç firmada yüksek hacimde üretildiğinden dönüyoruz yine aynı standartizasyon sorununa.

    Bütün bunun üstüne son 50 yılda Türkiye ve Dünyada kanser vakalarının kat ve kat arttığı ve pek çok uzmanında bunun beslenmeye bağladığını da unutmayalım.

    "Peki biz ne yapacağız şimdi?"
    Şeklinde soruların geldiğini görüyorum.
    Çok basit ya ben bu kadarı ile uğraşamam deyip eski alışkanlıklarımıza devam edeceğiz, ya da doğru ürünü bulabilmek için daha fazla çaba harcayacağız.

    Örneğin ben kendimi,İzmir'de yaşadığımdan dolayı,bu konuda biraz şanslı görüyorum. Çünkü İzmirin etrafında halen daha eski usül doğal gübre ile tarım yapan köyler mevcut. Ben bulabildiğim ürünleri hafta onları buralara giderek temin etmeye çalışmaktayım. Diğerlerini ise semt pazarından en biçimsiz (fakat aşırı hormondan dolayı şişirilmiş değil) sebze ve meyveleri seçerek (özellikle aldığım elmaların 1-2 tanesinde kurt çıkıyorsa oh ne ala) gerçekleştirmekteyim. Bütün sebze ve meyveleri sadece mevsiminde tüketip, kış için domatesi de, köylerde yaptırdığım salça veya şişe domatı (rendelenip sadece tuz ile konserve edilmiş) ile tamamlamaktayım. Ama eminim ve biliyorum ki Türkiyenin pek çok İli ve çevresinde bu gibi ürünler bulabileceğiniz köyler var. Diğer bir seçenek ise biraz bahçe satın alıp veya kiralayıp kendiniz üretmenizdir. Bu konuda da sevinçle izlediğim bir hareket PDA (Pembe Domates Ağı) hereketidir (ayrıntılı bilgi: PEMBE DOMATES AĞI - MERKEZ: "EVDE PEMBE DOMATES SERUVENI" ). Evet kısmetse bu sene bende ekeceğim.

    Sanırım bu kadar bilginin yeterli olacağını düşünüyorum.
    Herkese gerçek doğal bir gelecek ve sağlık dolu günler diliyorum. “
    Ayhan Güler
    **********
    NOT:Yukarıdaki yazı başka bir formdan alıntılanmıştır.
     
  6. 6 Haziran 2009
    Konu Sahibi : sedos93
  7. sedos93

    sedos93 Aktif Üye Üye

    Katılım:
    11 Şubat 2008
    Mesajlar:
    2
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    çok teşekkürler cevap yazdığın ve verdiğin bilgiler için ben artık paronayak duruma geldim.bşy alırken sürekli acaba buna da koyuyolar mıdır gizliden falan diye düşünüyorum.tekrar çok teşekkürler
     
  8. 6 Haziran 2009
    Konu Sahibi : sedos93
  9. Silviya

    Silviya Popüler Üye Üye

    Katılım:
    31 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    1.050
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    106
    bende senden farklı değilim.artık alışveriş yapmaktan çekiniyorum ve en azından bazı şeyleri kendim üretebilmek için kendime ait bahçe hayali kurmaya başladım. :) ama bu günün şartlarında saf vedoğal bi yaşam kesinlikle mümkün değil...
     
  10. 28 Nisan 2010
    Konu Sahibi : sedos93
  11. winstonblue

    winstonblue Aktif Üye Üye

    Katılım:
    19 Nisan 2010
    Mesajlar:
    55
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    31
    monosodyum glutamat hazır çorbaların, toz halde satılan her şeyin içinde var. bulyonlar dahil. mesela aldığınız tavuk bulyonun içinde %10 tavuk var, monosodyumglutamat eklenince beyin, daha doğrusu dil onu %100 müş gibi algılıyor. tat alma reseptörlerini etkiliyor yani. ayrıca migreni olanlara inanılmaz derecede zararlı bir madde. annem yıllardır bulyon,hazır çorba vb. yiyemez. ağrıdan yerinde duramıyor yoksa.
     
  12. 28 Nisan 2010
    Konu Sahibi : sedos93
  13. fatmasu

    fatmasu Popüler Üye Üye

    Katılım:
    26 Aralık 2009
    Mesajlar:
    186
    Beğenildi:
    82
    Ödül Puanları:
    108
    cnmm annem cips fabrıkasında çalışmıştıı fabrıkadakıler saglıga zararlı dıe hıc yemıyorlarmıs ynı ve saglıksız koşullarda üretılıormuş zaten annem cipsten tıksınmıstıı