Mustafa Kemalin Gizli Celse Zabıtları

Konusu 'Mustafa Kemal Atatürk' forumundadır ve gxuxlor tarafından 2 Mart 2007 başlatılmıştır.

    2 Mart 2007
    Konu Sahibi : gxuxlor
  1. gxuxlor

    gxuxlor Aktif Üye Üye

    Katılım:
    21 Şubat 2007
    Mesajlar:
    190
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    Mustafa Kemal’in
    06 Mart 1922’de yaptığı ve
    TBMM Gizli Celse Zabıtları 3. Cildinde
    yer alan konuşmaları
    "... Hepiniz bilirsiniz ki, Avrupa'nın en önemli devletleri,
    Türkiye'nin zararıyla, Türkiye'nin gerilemesiyle ortaya
    çıkmışlardır. Bugün bütün dünyayı etkileyen,
    milletimizin hayatını ve ülkemizi tehdit altında bulunduran,
    en güçlü gelişmeler, Türkiye'nin zararıyla gerçekleşmiştir.
    Eğer güçlü bir Türkiye varlığını sürdürseydi,
    denebilir ki İngiltere'nin bugünkü siyaseti var olmayacaktı.
    Türkiye, Viyana'dan sonra Peşte ve Belgrat'ta yenilmeseydi,
    Avusturya / Macaristan siyasetinin sözü edilmeyecekti.
    Fransa, İtalya, Almanya da, aynı kaynaktan
    esinlenerek hayat ve siyasetlerini geliştirmişler
    ve güçlendirmişlerdir."

    ** "* ... Bir şeyin (Türkiye’nin) zararıyla, bir şeyin
    (Osmanlı’nın) yok olmasıyla yükselen şeyler
    (Batılı Devletler), elbette, o şeylerden (Avrupa’dan)
    zarar görmüş olanı alçaltır.
    Gerçekten de Avrupa'nın bütün ilerlemesine,
    yükselmesine ve uygarlaşmasına karşılık,
    Türkiye gerilemiş, düştükçe düşmüştür.
    Türkiye'yi yok etmeye girişenler, Türkiye'nin ortadan
    kaldırılmasında çıkar ve hayat görenler,
    zararlı olmaktan çıkmışlar,
    aralarında çıkarları paylaşarak, birleşmiş
    ve ittifak etmişlerdir. Ve bunun sonucu olarak, birçok zekâlar, duygular,
    fikirler, Türkiye'nin yok edilmesi noktasında
    yoğunlaştırılmıştır.
    Ve bu yoğunlaşma, yüzyıllar geçtikçe oluşan kuşaklarda,
    adeta tahrip edici bir gelenek biçimine dönüşmüştür.
    Ve bu geleneğin, Türkiye'nin hayatına ve varlığına
    aralıksız* uygulanması sonucunda, nihayet Türkiye'yi
    ıslah etmek, Türkiye'yi uygarlaştırmak gibi
    birtakım bahanelerle, Türkiye'nin iç hayatına,
    iç yönetimine işlemiş ve sızmışlardır.
    Böyle elverişli bir zemin* hazırlamak güç
    ve kuvvetini elde etmişlerdir."

    * ...Oysa güç ve kuvvet, Türkiye'de ve Türkiye halkında
    olan gelişme cevherine, zehirli ve yakıcı bir sıvı katmıştır.
    Bunun etkisi altında kalarak,
    milletin en çok da yöneticilerin* zihinleri
    tamamen bozulmuştur.
    Artık durumu düzeltmek, hayat bulmak, insan olmak için,
    mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri
    Avrupa'nın emellerine uygun yürütmek,
    bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi
    birtakım zihniyetler ortaya çıktı.

    Oysa hangi istiklâl vardır ki yabancıların nasihatleriyle,
    yabancıların planlarıyla yükselebilsin?
    Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir.
    Tarihte, böyle bir olay yaratmaya kalkışanlar,
    zehirli sonuçlarla karşılaşmışlardır.
    İşte Türkiye de, bu yanlış zihniyetle sakat olan
    bazı yöneticiler yüzünden
    her saat,
    her gün,
    her yüzyıl,
    biraz daha çok gerilemiş,
    daha çok düşmüştür.

    ******* "*** ...Bu düşüş, bu alçalış, yalnız maddî şeylerde
    olsaydı, hiçbir önemi yoktu.
    Ne yazık ki Türkiye ve Türk halkı, ahlâk bakımından da
    düşüyor.
    Durum incelenirse görülür ki,
    Türkiye Doğu 'maneviyatı' ile sona eren bir yol üzerinde
    bulunuyordu.
    Doğu'yla Batı'nın birleştiği yerde bulunduğumuz,
    Batı’ya yaklaştığımızı zannettiğimiz takdirde,
    asıl mayamız olan Doğu* maneviyatından
    tamamıyla soyutlanıyoruz.
    Hiç şüphesizdir ki bu büyük memleketi,
    bu milleti, çöküntü ve yok olma çıkmazına
    itmekten başka bir sonuç beklenemez bundan."

    *** "** ... Bu düşüşün çıkış noktası korkuyla,
    aczle başlamıştır.
    Türkiye'nin, Türk halkının nasılsa başına geçmiş olan
    birtakım insanlar, galip düşmanlar karşısında,
    susmaya mahkûmmuş gibi,
    Türkiye'yi atıl ve çekingen bir halde tutuyorlardı.
    Memleketin ve milletin çıkarlarının gerektiğini
    yapmakta korkak ve mütereddit idiler.
    Türkiye'de fikir adamları, âdeta kendi
    kendilerine hakaret ediyorlardı.

    Diyorlardı ki "Biz adam değiliz ve olamayız.
    Kendi kendimize adam olmamıza ihtimal yoktur."
    “Bizim canımızı, tarihimizi, varlığımızı bize düşman olan,
    düşman olduğundan hiç şüphe edilmeyen
    Avrupalılara, kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı.
    'Onlar bizi idare etsin' diyorlardı.”

    “BİLELİM Kİ,
    ULUSAL BENLİĞİNİ BİLMEYEN ULUSLAR,
    BAŞKA ULUSLARA YEM OLURLAR”

    Mustafa Kemal 06 Mart 1922