mutlaka bakmalısınız

Konusu 'Hayat Bilgisi' forumundadır ve runya505 tarafından 19 Temmuz 2006 başlatılmıştır.

    19 Temmuz 2006
    Konu Sahibi : runya505
  1. runya505

    runya505 Guest

    Aşıktı delikanlı. Sevgilisinin isminden başka bir şey bilmediğinden mi, konuşmaya mecali olmadığından mı bilinmez, arkadaşı anlatıyordu onun halini:
    - Gözleri günlerdir uyku görmedi efendim, diyordu, yemiyor, içmiyor, işi gücü, gecesi gündüzü havası suyu o kız oldu sanki. Ne desem kâr etmiyor, son bir çare diye geldik size. Halbuki "sen bir garip çobansın, o padişahın kızı, davul bile dengi dengine" dedim ya, dinlemiyor efendim, ama herhalde aşkın gözü kördür diye de buna diyorlar, değil mi efendim...
    İhtiyar adam bu esnada gözlerini dikmiş, iskeletinin üstüne deriden bir zırh giydirilmişcesine zayıf, çelimsiz, saçı sakalına karışmış, uzaklara dalıp dalıp giden, gözlerinde aşktan gayrısı kalmayan diğer çobanı süzüyordu. Sonra bir ah çekti, yüzünü nefes almadan konuşmasını sürdüren delikanlıya çevirip tebessüm etti.
    - Kolay evlat kolay, dedi, çaresizseniz çare sizsiniz. Ve tane tane anlatmaya başladı.
    İki genç çobanın, çökmek üzere olan bu kulübesinde dertlerine derman aradıkları ihtiyar adam, aslında padişahın bütün dertlerini paylaştığı, her meselesini danıştığı bir bilge idi. Yıllar önce padişah kendisini tanıyıp sevdiğinde bir tek şey istemişti ondan; burada yaşamaya devam edecekti ve kimsecikler bilmeyecekti kim olduğunu. O günden beri de bu kulübede yaşıyar, gelen geçene ikram edip, gül alıp gül satıyordu. Padişahın kızının aşkıyla eriyip muma dönen genç çoban ve yanındaki kadim dostu nereden bilsindi bu garip ihtiyarın padişahın gönlüne sultan olduğunu.
    Aşık genç, ihtiyar adamın anlattıklarını dinledikten sonra, her şeyin bittiği anda başlayan son ümide sımsıkı sarılanların o saf ve tertemiz teslimiyetiyle:
    - Sahiden bu kadar kolay mı efendim, dedi, yani o mağarada elimde tesbih, kırk gün Allah dersem sevdiğime kavuşabilir miyim, onunla evlenebilir miyim?
    - Evet, dedi bilge, kırk gün o mağarada gece gündüz Allah diyeceksin, kırk gün sonra padişahın kızı senindir.
    İki dost hemen yola çıktılar, aşık çobanın yüzüne kan, dizlerine derman, yüreğine yeniden can gelmişti. Arkadaşına sarılıp, elinde tesbih, gönlünde aşk, yüzünde ümit çiçeklerinden örülme bir tebessüm, mağaranın yolunu tuttu. Gelir gelmez hiç vakit kaybetmeden diz çöktü, dualar etti, gözlerini kapattı, kalbini padişahın kızına bağladı, eline tesbihi aldı ve dudakları kıpırdamaya başladı: Allah, Allah, Allah...
    Günler günleri padişahın kızının hayaliyle tespih taneleri gibi kovalayadursun, mağaranın yakınındaki köyleri bir söylenti çoktan sarmıştı. Herkes birbirine karşı dağdaki mağarada gece gündüz Allah diyen gençten bahsediyordu. Cami çıkışında ihtiyarlar, çeşme başında kadınlar, tarlada işçiler, top oynarken çocuklar, herkes onu konuşuyordu:
    - Şu karşı mağarada bir genç varmış, kendini Allah'a adamış, gece gündüz durmadan Allah diyormuş, Allah Allah..."
    Aşık dostunun ne halde olduğunu merak eden genç çoban, mağaraya geldiğinde üç hafta geride kalmıştı bile. Bizimkinin gözleri kapalıydı, dudaklarının da kıpırdamadığını görünce, uyuyakaldı herhalde diye düşündü. Tespih tanelerinin parmaklarının arasında dolaşmaya devam ettiğini görünce de, bu nasıl uyku diye sordu kendine. Bu sırada gözlerini açan genç adam, karşısında arkadaşını görünce, günlerdir yalnızlığıyla paylaştıklarını birbiri ardına anlatmaya başladı: Kırk günün yarıdan fazlası geçmişti, o durmadan Allah diyordu, ama ne padişahın kızı vardı, ne bir haber, ne bir ümit kırıntısı... Acaba, diyecek oluyor, yutkunuyor, hayır diyor, tespihine bakıyor, bir kalp gibi atan sağ el işaret parmağını sabitlemeye çalışıyor, avuçlarını sıkıyor, gözleri doluyordu. Vedalaştılar. Ay ışığında dostunun gözlerine yayılan başkalık dikkatini çekmişti genç çobanın.
    Aşık çoban yeniden eline tesbihini aldı, gözlerini kapattı, boynunu neye bağlayacağını bilemediği kalbine doğru büktü, dudakları kıpırdamıyordu artık, sustu gece, mağaranın duvarları sustu, tükendi her şey, hiç tükendi, an bitti, sadece bir söz kaldı: Allah...
    Kırk günün dolmasına üç-beş gün kala, mağaradaki dervişin namı bütün ülkeyi sarmış, nihayet sarayın koridorlarında konuşulur olmuştu. Meselenin aslını merak eden padişaha, bu insanların bir yerde sürekli kalmadıklarından, bulundukları mekâna bereket getirdiklerinden, ne yapıp edip bu dervişi ülkelerinde yaşamaya ikna etmeleri gerektiğinden uzun uzun bahsetti başveziri. Ne yapması gerektiğini artık bilen padişah, nasıl yapması gerektiğini bilemediği bütün zamanlarda yaptığı gibi, dağ kulübesinin yolunu tuttu. Hürmetle diz çöktü bilge ihtiyarın önünde. Derdini anlattı, derman diledi. Sarayının yanına bir saray yaptırmaktan, o dervişi veziri yapmaya, sancak-tuğ vermeye kadar saydığı her şey, bilgenin:
    - Hünkârım, gönül erleri mala-mülke, makama-mansıba itibar etmezler, demesiyle son buldu.
    Kaderdi bu, padişahlarla köleleri aynı eteğin önünde diz çöktürür, birinin derdini diğerine derman eyler, ikisini de aynı tebessümle bahtiyar ederdi. Güldü ihtiyar:
    - Neden kerimenizin nikâhını teklif etmiyorsunuz sultanım, dedi. Şaşırma sırası padişaha gelmişti.
    - Nasıl yani, diyebildi, bu şerefi bize lütfederler mi, kabul ederler mi?
    Kırkıncı günün güneşi batmak üzereydi genç aşığın mağarasının üstünden... Padişah ve ihtiyar bilge en önde, arkalarında vezirler, onların arkasında halktan meraklı bir kalabalık ve en arkada da olup bitenlere bir mana vermeye çalışan aşık çobanın arkadaşı, mağaraya doğru yürümeye başladılar. Bu arada bizim aşık kendinden öylesine geçmiş, tesbihiyle öylesine bir olmuştu ki, gelenler içeri girseler ve bir tesbihten başka bir şey bulamasalar şaşırmazlardı.
    Padişah edepte kusur etmemeye çalışarak içeri girdi, ellerini birbirine bağladı, duyulması güç bir sesle;
    - Efendim, dedi, sizi ziyarete geldik.
    Yavaşça başını çevirdi aşık, sonra bütün vücuduyla döndü, gözlerinde en ufak bir şaşkınlık emaresi yoktu, sapsarı bir heykel gibiydi. Herkes heyecan içinde. Vezirler, halk, genç çoban, mağara, tespih, sessizlik, duvar... Hatta güneş bile batmaktan vazgeçmiş, kafasını mağaranın içine doğru uzatarak olan biteni görme telaşındaydı.
    Padişah meramını anlattı, türlü tekliflerde bulundu. Ne saray, ne vezirlik, ne tuğ ne de sancak, hiç birinde gözü yoktu dervişin.
    - Efendim, diyebildi en son, sessizce, benim bir kızım var efendim, zat-ı âlinize layık değil belki, ama lütfeder nikâhınıza alırsanız bizi bahtiyar edersiniz...
    Kırk günlük çile nihayet bitmiş, olmaz denilen olmuştu. İşte aşık maşukuna kavuşacak, murad hasıl olacaktı. Bizimkinin arkadaşı sevinçten ağlıyordu. Soru ve cevap sanki bu soru sorulsun, cevabı verilsin diye yaratılmıştı. Sessizlik ilk defa bağırmak, haykırmak istiyordu ve bütün gözler genç adamdaydı.
    Usulca doğruldu oturduğu yerden, etrafını şöyle bir süzdükten sonra, gözlerini padişahın gözlerine dikti, sarhoş gibiydi. Kendinden emin bir ifadeyle:
    - Hayır, dedi, kızınızı istemiyorum.
    Birden ortalığı bir sessizlik kaplayıverdi. Padişah mahzundu, halk hayret içindeydi, vezirler şaşkınlıkla birbirine bakıyor, bilge tebessüm ediyordu. Aşık çobanın genç arkadaşı yaşlı gözlerini silip, birden ileri atılarak bozdu sessizliği. Dostunun yanına geldi, kulağına eğilip:
    - Sen ne yapıyorsun, dedi, kırk gündür bu çileyi ne diye çektin sen, neyi reddettiğinin farkında mısın?
    Güldü aşık çoban gözleriyle ihtiyar bilgeyi arayarak:
    - A dostum, dedi, ben kırk gün padişahın kızı için Allah dedim, Allah padişahla vezirlerini ayağıma getirdi. Ya bir de Allah için Allah deseydim...
     
  2. 19 Temmuz 2006
    Konu Sahibi : runya505
  3. wonderfulgirl84

    wonderfulgirl84 Aktif Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    151
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    86
    Of Ya çok Güsel Ne Zahmet Ve Ne Kadar Düşündürücü Mantikli Bir Hikaye..... Bayildim ... Ve çok Düşündürdü......
     
  4. 19 Temmuz 2006
    Konu Sahibi : runya505
  5. Mune

    Mune Administrator Yönetici

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    27.698
    Beğenildi:
    59.050
    Ödül Puanları:
    663
    - A dostum, dedi, ben kırk gün padişahın kızı için Allah dedim, Allah padişahla vezirlerini ayağıma getirdi. Ya bir de Allah için Allah deseydim


    Bu cümleden sonra söylenecek birşey kalmıyor sanırım zaten birşeyler söyleyip yorum yapsamda yetersiz gelir bence:yes: ellerine emeğine sağlık
     
  6. 19 Temmuz 2006
    Konu Sahibi : runya505
  7. mujo

    mujo Aktif Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    17
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    çok güzel bir yazı olmuş! keşke ,anlayabilsek yada idrak edebilsek değil mi?
     
  8. 18 Aralık 2006
    Konu Sahibi : runya505
  9. canan

    canan Aktif Üye Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2006
    Mesajlar:
    93
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    76
    TEŞEKKÜRLER TÜRKİYE'M Teşekkürler TÜRKİYE' MİN GÜZEL İNSANLARI BUNLARI BULUP AKTARDIĞINIZ İÇİN
     
  10. 6 Kasım 2008
    Konu Sahibi : runya505
  11. Puantiye

    Puantiye en güzeli hiç doğmamış olmak........ Üye

    Katılım:
    9 Ocak 2007
    Mesajlar:
    334
    Beğenildi:
    11
    Ödül Puanları:
    86
    çok güzel bir hikaye gerçektende sonu muhteşemdi...biz kulluk edebilsek rabbim hep bizimle aslın da..birde şu cümle çok hoşuma gitti,ÇERESİZSENİZ ÇARE SİZSİNİZ!
     
  12. 6 Kasım 2008
    Konu Sahibi : runya505
  13. buruk_kalp

    buruk_kalp Aktif Üye Üye

    Katılım:
    7 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    168
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    offf offf
    tüylerim diken diken oldu...
    yani amirine memuruna rütbelisine başkanına herkese saygıda kusur etmiyoruz bir dedikleri iki olmuyor
    ya ALLAH için ne yapıyorus hiçbişeyy hem utandırdı hem güç verdi bu hikaye bana..
    paylaşım için teşekkürler
     
  14. 6 Kasım 2008
    Konu Sahibi : runya505
  15. Buucuuu

    Buucuuu Benim tatlı tüçük yumurtam ☺ Üye

    Katılım:
    28 Ocak 2008
    Mesajlar:
    1.776
    Beğenildi:
    330
    Ödül Puanları:
    113
    Ellerine sağlık canımcım. Çok güzelmiş. Çok etkileyici..
     
  16. 6 Kasım 2008
    Konu Sahibi : runya505
  17. 27Eylul

    27Eylul RABBİM SENDEN İSTİYORUM Üye

    Katılım:
    24 Nisan 2008
    Mesajlar:
    607
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    ayy hakkaten hiçbişeyden ders almıyoruz yaptıklarımızdan dolayı ne güzel bir yazı hayretle okudum.