Mutlu evli ift vardr..

Konusu 'Alıntı Yazılar' forumundadır ve Dishe tarafından 9 Eylül 2007 başlatılmıştır.

    9 Eylül 2007
    Konu Sahibi : Dishe
  1. Dishe

    Dishe ✿❤aŞk-ı KıYaMet❤✿ Üye

    Katılım:
    10 Nisan 2007
    Mesajlar:
    4.003
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    146
    Mutlu evli çift vardır. Biz mutluyuz. Beş yıla geliyoruz, ve evli ve çocuklu olanlar bilirler, birinci ve sonra ikinci çocuk bunalımlarını da aştık ve gün geçtikçe birbirimizi daha çok seviyoruz. Kritik olan ve burada tartışmak istediğim şu: Sadece birbirimizi daha çok seviyor olmamız bizi mutlu tutmaya yetmez ve ikimiz de bunu biliyoruz.

    Öncelikle şunu kabul etmek lazım. İnsanlar yanlış insanlarla evleniyorlar. Çünkü evliliğin gerçekte ne olup olmadığı konusunda, kendilerinin ve müstakbel eşlerinin gerçek bir evlilikte nasıl roller benimseyecekleri konusunda bir fikirleri yok. İkincisi, çoğu yalnız başlarına bir süre yaşamadıkları için, ailelerinin empoze ettiği değerler bütünüyle, kendi değerler sistemlerini oluşturmadan evleniyorlar. Yani henüz birey olmadan, bireylik hak ve kimliklerinin sınırlarını keşfetmeden, “aslında” kim olduklarını öğrenmeden, neyin onlar için vazgeçilmez, neyin uzlaşılabilir olduğunu bilmeden. Üçüncüsü, karşı cinsi yeterince tanımadan evleniyorlar. Bahsettiğim tanımak karşı cinste hangi özellikleri istediğini bilmek değil, hangi özellikleri istemediğini bilmek. Yani en azından bir kaç ciddi ilişki sonrası, partnerlerini neden “artık” beğenmediklerini, neden “o insan” olmadıklarını fark etmek, ve sonraki ilişkilerde bu dersleri unutmamak. Dördüncüsü, insanlarla değil, imajlarla evleniyorlar. Gece uyandıklarında, uyurken bir bebeğe benzeyen ve bu yüzden yanağını okşayıp üstünü örtmek isteyecekleri biriyle değil, ulaşılmaz bir ciddiyetle “cool” ve mesafeli duranlarla. Sevdikleri değil, toplumun saydığı insanlarla. Konuşacakları değil, sevişecekleri insanla. Daha da ilginci, son yıllarda, fiziği güzel olanla değil, imajı parlak olanla. Nedensiz, nasılsız, sadece kim, ne zaman ve nerede sorularıyla.

    Aslında bu kimsenin suçu değil. Maalesef, gördüğümüz evlilikler genelde mutsuz oldukları için, bu konuda “bir şeylerin yapılabileceğini”, evliliklerin çabayla daha iyi, terim size garip gelebilir ama, daha başarılı bir hale getirilebileceğini bilmiyoruz. Zannediyoruz ki, evlenmeyi düşündüğümüz insan bir piyango bileti, büyük ikramiye de çıkabilir, “gelecek sefere” umut da bağlanabilir. Kişisel tasarruf yok, herşey külli iradenin kapsamında. Ama öyle değil. Seçim tabii çok önemli, ama aslolan sizin vereceğiniz emek. Bence her şey geçtiğimiz yıllarda, Gülriz Sururi’nin programına çıkan Güneri Civaoğlu’nun söylediği bir cümlede saklı: “Karım bana kendisini sevmem için her gün yeni nedenler veriyor.”

    Bütün ilişkiler bir süre sonra, insanın doğasındaki bencillik yüzünden yıpranıyor. Bütün sevgiler eskiyor. Kısır döngüler ilişkiyi yeniden üretme yeteneklerini iğdiş ediyor. Elindeki asgariler insanın aç doğasına hiç yetmiyor. Bunun nedeni şartlandığımız ve bilmeden belki de dini ve ahlaki değerlerden bile daha sofu ve kayıtsız ve şartsız benimsediğimiz “terazi” kavramı. Yani aldığımızla verdiğimizin dengesi. “Almadan vermek Allah’a mahsus” gibi şartlanmalar. Terazide gözünüz hep karşı tarafın kefesinin sizin kefenize göre ne kadar dolu olduğunda. Burada da kalmıyor bu tıkanma. Bir süre sonra aldığınız ve verdiğinizin dengesi de önemini yitiriyor ve “önce almak, sonra vermek” şartlanması ve bitiş başlıyor.

    Evlilik, belki unutanlar vardır, kuruluşu ve tasfiyesi açısından, hatta günlük işleyişin ve üye ya da ortakların arasındaki ilişkilerin kanunlarla düzenlenmesi nedeniyle, şirketler, dernekler, teşkilatlara çok benzeyen gibi bir kurum. Ortak çıkar ve amaçların olduğu, bunlara ulaşmanın ortak metotlarla denendiği bir işbirliği. Saint-Exupery’nin tarif ettiği aşk kavramına paralel, “aşkın göz göze bakmak değil, birlikte aynı yöne bakmak olduğu” bir ilişki. Ortak amaç, Dali ve Gala’da olduğu gibi bir dahinin desteklenmesi de olabilir, ikisi de memur çocuğu olan genç profesyonel bir çiftin ya da bunlardan birinin sınıf atlaması da. Ortak çıkar, evliliklerinin başarısız olduğunu kimsenin kolay kolay iddia edemeyeceği hanım politikacımız ve iş adamı eşi gibi şahsi servetlerini arttırmak da olabilir, pazar magazinlerinde ve sosyete dergilerinde gördüğümüz çiftlerin, “cemiyet hayatında” görünerek yarattıkları ekonomik ya da cinsel potansiyel de. Bu ortak amaç ve çıkarları, ve bunlara ulaşılacak yol planını eğer tarafların ikisi de benimsiyorsa, o evlilik başarılı bir evliliktir. Başarılı evliliklerin mutlu olması şart değildir. Ve genelde, eşler, bazen mutlu olmasalar da, istediklerine kavuştukları için başarılı evliliklerden şikayet etmezler.

    Mutluluk ise üzerinde bir çok filozofun fikir yürüttükleri bir kavram. Bence evliliğe en uygunu, bir önceki paragrafla uyum da sağlaması nedeniyle, “başarı istediğini elde etmektir, mutluluk elde ettiğini istemeye devam etmek” tanımı. Elde ettiğinizi istemeye devam ediyor musunuz? O zaman mutlusunuz. Artık istemiyor musunuz, pekiyi o zaman istemeye devam etmek için ne yaptınız? Kritik nokta Civaoğlu’nun noktası. Siz ilişkiyi beslediniz mi? Çiçeği suladınız mı? Benim kişisel katkım da şu: Bütün ilişkiler bir süre sonra kısır bir döngüye dönüşüyor. Eğer, egonuza yenilir ve “ben onu mutlu etmek için bu kadar fedakarlık yaptım, sıra onda” ve “neden ben, o yapsın” tuzaklarına düşerseniz, negatif kısır döngü girdabına girer ve kesinlikle mutsuz olursunuz. Kısır döngüyü siz yaratın, ama pozitif olarak. Aslında bu da bir alışveriş, ve burada da bir terazi var. Ama, herkes kendi kefesini dolduracağına, siz onun kefesini doldurun o sizinkini. Dengeyi böyle kurmaya çalışın. Yani “onun beni mutlu etmesini istiyorum, beni mutlu etmek için kendisini borçlu hissetmesini istiyorum, o halde onu nasıl mutlu edebilirim” kısır döngüsüne girin. Bu karşılıklı olsun. Olmazsa, karşınızdaki buna karşılık vermezse, zaten yazının başındaki yanlışlardan birini yapmış ve yanlış biriyle evlenmişsiniz demektir. Ama olursa, harika olur.

    Bilinen hikayedir. Çeşitli versiyonları var. Adam ölmüş, günahları-sevapları eşit. Seçimi ona bırakıyor ve önce cehennemi , sonra da cenneti gösteriyorlar. Cehennemde iki ucu da sonsuza giden bir masanın üstünde bütün güzel yemekler, cennet taamı, kuş sütü bile var. Ama masada oturanların ellerindeki kaşıklar, kollarından daha uzun. Kaşıklara doldurdukları lezzetleri bir türlü ağızlarına götüremiyorlar. İşkencenin en ölümcülü. Cennete gidiliyor. Masa aynı masa, yiyecekler, hatta kaşıklar bile aynı. Ama cennettekiler, uzun kaşıkları birbirlerinin ağzına götürerek, hem karşılarındakileri besliyorlar, hem de kendileri yiyorlar.

    Yeryüzü cenneti zor değil. Terazide onun kefesini doldurmaya başlayın. Pazar sabahları gazete ve onun sevdiği pastanenin poğaçalarını almaya gittiğinizde, sapları kısa da olsa, küçük bir gül demeti alın, onu uyandığında görmesi için yastığınızın üstüne koyun. Ona gereksiz ve küçük e-mail’ler gönderir, gün içinde duyduğunuz bütün komik fıkraları telefonla hemen ona anlatın. Beraber gittiğiniz alışverişte, kararsız kaldığında ona iki bluzu da alın. Bütçeniz o sırada kısıtlı olsa da, size son derece komik gelse de, onun istediği komik mutfak ve banyo malzemelerini, onu teşvik ederek hatta zorlayarak alın. Siz onu öyle görseniz de, onun da ikna olması için dünyadaki en güzel hamile olduğunu ona defalarca anlatın, size doğuracağı -çünkü gerçekten onları size doğurmaktadır- çocukları ne kadar heyecanla beklediğinizi, üstelik çocukların ona ve onun komik yanlarına benzemesini istediğinizi söyleyin. Küçük bir çocuk gibi hissedip, büyük bir insan olduğu için ağlayamadığında, ona sarılın ve sadece saf şefkat gösterin. Emin olun o da karşılığını verir, hem de belki de aslında sizin hak etmemiş olduğunuz kadarını da verir.

    Mutlu evli çift vardır, ama bunun için çaba ve özen gösterdikleri için mutludurlar. Bu dünya üzerinde çaba gösterilmeden elde edilen hiç bir şey yok. “Allah öyle yarattığı” için sonsuza dek süren mutluluklar da. Ama her şeyin size ve tercihlerinize bağlı olduğu gibi bu da size ve tercihlerinize bağlı.


    KORKUT KESKINER