Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmeli

Konusu 'Ah Erkekler' forumundadır ve asigimkralime tarafından 2 Temmuz 2010 başlatılmıştır.

    2 Temmuz 2010
    Konu Sahibi : asigimkralime
  1. asigimkralime

    asigimkralime anlam veremiyorum ...... Üye

    Katılım:
    2 Haziran 2010
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    61
    Selam kızlar böyle bir hikaye paylaşmak istedim sizinle.Sizlerde nasıl bir etki bırakır bilmiyorum fakat ben çok etkilendim.Hayatınızdaki erkeğin yada hayatına girecek olan erkeğini değerinizi bilmesi dileğiyle......

    Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters baktı. Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpanî kıyafetli dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi. Eli yüzü temiz ve saplıklı görünüyordu.’Sapa sağlam adam gidip çalışacağına dileniyor, belki benden daha zengindir. ‘ diye düşündü. Zaten canı çok sıkkındı, birde sinirlenmişti.
    Alaycı bir ses tonuyla;
    —Ekmek parası mı istiyorsun? Diye sordu.
    —Hayır, çikolata parası lâzım!
    Bülent’in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. Espri yeteneği olan dilencinin hali de başka oluyor diye düşündü.
    —Niye siz ekmek bulamayınca çikolatamı yiyorsunuz?
    —Hayır. Ekmek bulamadığımı günler genellikle bulgur pilâvı yeriz, onu da bulamazsak aç yatarız.
    Bülent adamın ciddî mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini anlayamamıştı.
    —Bu gün karnımız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız?
    —Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim.
    —Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış standapçı mısın?
    —Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona çikolata götürmek istiyorum.
    —Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla.
    —O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca ona bir kez bile yaş pasta almadım. Ama her doğum gününde mutlaka çikolata götürdüm. Çikolatayı çok sever.
    Adamın söyledikleri Bülent’in dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla kavga etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da binmemiş sahile kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu rahatlatmamıştı. Oysa eskiden denizi seyrederken çok rahatlardı. Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü. Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için, hiç bir şey onu rahatlatmıyordu. Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı.’Acaba söyledikleri gerçek mi, yoksa uyduruyor mu’ diye düşündü.
    —Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi?
    Bülent’in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus cüzdanından başka bir şey çıkmadı.
    —Ben dilenci değilim. İşim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam yaparım.
    Fakat bugün bütün gün iş aradım, aksilik bu ya, hiçbir iş bulamadım.
    Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.
    —Oturun biraz dertleşelim, bari dedi.
    Adam çekingen çekingen oturdu yanına.
    —Yok, mu eşin dostun, borç alacak akraban?
    —Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi karınlarını doyururlar.
    —Dilecek kadar çok mu seviyorsun karını?
    —Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.
    — Hımmmm. Aşk hem de otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en fazla üç yıl diyorlar, oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun.
    —Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi arttırdı.
    Söylediklerine bakılırsa sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin.
    — Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.
    — Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Bende altı yıllık evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga ediyoruz. Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım.
    Evimiz, arabamız, işimiz, gücümüz, her şeyimiz var ama mutlu değiliz.
    Senin hiçbir şeyin yok, ama mutlusun. Para mı acaba bizi mutsuz eden?
    —Hiçbir şeyim yok mu? Hayır, benim her şeyim var. Benim karım her şeyim.
    Sevgilim, işim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı paylaştığım insandan daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada?
    Sizin ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiç bir şey olan.
    —Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikâyet ediyor.
    Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?
    —Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, her gün çeşit çeşit yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, kocasının her şeyi olduğunu bildiğinde ancak mutlu olur.
    —Sizin mutluluğunuzun sırrı bumu?
    — Olabilir. Ben karımı değerli şeyler alamıyorum, ama ona benim için ne kadar değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor.
    —Bir kadına değerli olduğu nasıl hissettirilir.
    — Küçük kızı severek.
    —Küçük kızı mı? Hangi küçük kız?
    —Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız yatar. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutlu edersen, o kadını da o kadar mutlu edersin.
    —Nasıl yani?
    —Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar hep beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya bayılırlar. Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasının beklerler. Küçük kızlar hep prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz şımartılmak isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. İltifata doymaz küçük kızlar. Öyle değil mi?
    — Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin. Her akşam boynuma sarılır ‘babacığım beni ne kadar seviyorsun’ diye sorar. Giysisini değiştirdiği zaman etrafımda ‘baba güzel olmuş muyum’ diye sorar durur. Güzelsin demek yetmez ona.’harikasın prenses gibi olmuşsun’ demeliyim. Dünyanın en güzel kızı demeliyim.
    — İşte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben elli yaşındaki karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olurda seksen, doksan yıl da yaşarsak ona öyle davranmaya devam edeceğim. Ona ‘bebeğim’ diye hitap ediyorum çok hoşuna gidiyor.’Bebeğim bana bir çay yapar mısın? Dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu görmelisiniz.
    — Hiç kavga etmez misiniz siz?
    — Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın tadı ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar inatçıdır. Onunla barışmak için uğraşmak ayrı bir keyif verir bana.
    — Benim eşim çok ciddî kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda.
    — Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi istemeye utanırlar. En ciddî en yaşlı kadının bile o küçük kız mutlaka vardır. Yeter ki sen o tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi bil. Ve o küçük kızı asla aldatma. Yoksa bir daha sana güvenemez ve ne yaparsan yap hep kuşkuyla bakar. Küçük kızlar hem çabuk mutlu olurlar hem de çabuk kırılırlar. Çok narindir onlar. Hoyrat elleri sevmezler. Yumuşak dokunuşları severler.
    — Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum. Bazen işlerim çok yoğun oluyor o zaman gece çok yorgun gidiyorum.
    — Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi.
    — Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu ettiğinde karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o seni rahat ettirmek için elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan erkek mutlu olamaz. Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmelidir. Düşünsene somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle yolculuğa çıksan mutlu olabilirsin.
    — Haklısında bende bütün gün ailem için çalışıp duruyorum.
    — Yine para, yine dış sebepler. Evet, para önemli ve gerekli ama kadınlar para için erkekleri sevmezler. Para geçici mutluluklar verir. Kadınlar hediye almayı severler. Paran varsa hediye al tabi. Ama hediyeyle mutlu olmasını bekleme. Hediyenin yanında sevgini katmazsan hediyenin bir anlamı yoktur. Hiçbir zaman karımın kulaklarına küpe, bileğine künye takamadım, ama her zaman aşk sözleri fısıldadım, her gün ona sen seviyorum dedim ve mutlu ettim onu.
    Adam ayağa kalktı.
    —Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder. Sende git evine küçük kızın gönlünü al, belki o küçük kız şimdi evde ağlayıp duruyordur.
    —Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.
    —Sizi tanıdığıma çok memnun oldum.
    Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.
    —Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi.
    Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta götürmenin mutluluğuyla, bin bir teşekkür ederek evinin yolunu tuttu. Bülent de pastanenin yanındaki manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı. Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküp yıkadı, sonra eşinin önüne koydu.
    _Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi.
    İnci hiç konuşmadı.
    —Sorsana ‘niye’ diye.
    İnci kızgın kızgın:
    —Niye? Diye sordu.
    —Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi gayet ciddî bir ses tonuyla. İnci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün ifadesi yumuşamıştı.
    —Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.
    —Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim hangi meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın. Aslında bu beklediğim istediğim şeydi.’bak senin sevdiğin meyveleri aldım’
    Ama şimdi kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak gönlümü alamazsın.
    —Özür dilerim seni kırdığım için.
    Sonra Bülent yere diz çöktü.
    —Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden. Seni delice seven bu adamı mahrum etme.
    Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik görünüyordu. İnci kıkır kıkır gülmeye başladı.
    —Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım cezalara katlanabileceksen, dedi.
    Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı küçük kızı gördü. Bundan sonra her şey daha farklı olacağını düşündü. Ve öyle de oldu.

    ( Bir kadın kocasının her şeyi olduğunu bildiğinde ancak mutlu olur ve mutlu eder )
     
  2. 2 Temmuz 2010
    Konu Sahibi : asigimkralime
  3. oglananasi

    oglananasi Aktif Üye Üye

    Katılım:
    31 Mart 2009
    Mesajlar:
    623
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    86
    eşime hep anlatmak istediğim şey bu ama anlamıyor okutayım bari
     
  4. 2 Temmuz 2010
    Konu Sahibi : asigimkralime
  5. fascination

    fascination Geçici Olarak Hesap Pasiftir ! ÜZGÜN Üye

    Katılım:
    9 Mart 2010
    Mesajlar:
    2.714
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    0
    bilmiyorum diğerlerini ama ben çok etkilendim:gitme: ama unutmamak lazım ki o fakir adam gibi erkekler yok malesef sadece seni düşünen herşeyi olduğu hissettiren ki öyle olduğunu zannedersin ancak ne diyim allah bizede nasip etsin:çok üzgünüm:
     
  6. 2 Temmuz 2010
    Konu Sahibi : asigimkralime
  7. devrimc66

    devrimc66 Yeni Üye Üye

    Katılım:
    17 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    3.854
    Beğenildi:
    8
    Ödül Puanları:
    0
    cok uzundu ama okumaya deyer bir hikaye...cok güzel bir paylasim...tesekkürler...
     
  8. 2 Temmuz 2010
    Konu Sahibi : asigimkralime
  9. asigimkralime

    asigimkralime anlam veremiyorum ...... Üye

    Katılım:
    2 Haziran 2010
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    61
    bence de okut canım belki faydası olurkaydirigubbakcemile3
     
  10. 2 Temmuz 2010
    Konu Sahibi : asigimkralime
  11. asigimkralime

    asigimkralime anlam veremiyorum ...... Üye

    Katılım:
    2 Haziran 2010
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    61
    amin canım bizim değerimiz bilenler çıksın karşımıza ben nişanlı olsamda kendimi değersiz hissediyorum :çok üzgünüm:
     
  12. 2 Temmuz 2010
    Konu Sahibi : asigimkralime
  13. asigimkralime

    asigimkralime anlam veremiyorum ...... Üye

    Katılım:
    2 Haziran 2010
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    61
    ruhunuzun derinliklerinize inebildiysem ne mutlu bana kaydirigubbakcemile3
     
  14. 2 Temmuz 2010
    Konu Sahibi : asigimkralime
  15. fascination

    fascination Geçici Olarak Hesap Pasiftir ! ÜZGÜN Üye

    Katılım:
    9 Mart 2010
    Mesajlar:
    2.714
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    0
    bende bu arlar kendimi çok değersiz hissediyorum ne yalan söyliyim acaba çok gereğinden fazla mı değer veriyoruz sence:gitme:
     
  16. 2 Temmuz 2010
    Konu Sahibi : asigimkralime
  17. asigimkralime

    asigimkralime anlam veremiyorum ...... Üye

    Katılım:
    2 Haziran 2010
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    61
    bir söz duymuştum birine hak ettiğnden fazla değer verirsen ya onu kaybedersin yada kendini diye.ben kendimi kaybettiğimi düşünüyorum. kendi benliğimi.:gitme: bence ona verdiğim değeri hak etmiyor
     
  18. 2 Temmuz 2010
    Konu Sahibi : asigimkralime
  19. fascination

    fascination Geçici Olarak Hesap Pasiftir ! ÜZGÜN Üye

    Katılım:
    9 Mart 2010
    Mesajlar:
    2.714
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    0
    aynen sakınılan göze çöp batar diye bi laf bile var yani ilişkiyi çok ciddiye alıyoruz ya bana göre öyleydi mesela ilişkiye çok değer verince olmadık şeyler gerçekleşiyo hep bi mücadele içindesin sonunda ne mi oldu ben ikimizide kaybettim hem onu hem kendimi:gitme: