Namık Kemal şiirleri...

Konusu 'Şiir' forumundadır ve roxett tarafından 27 Ağustos 2006 başlatılmıştır.

    27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  1. roxett

    roxett Yeni Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenileri:
    4
    Ödül Puanları:
    0
    Namık Kemal
    Tanzimat edebiyatının meşhur gazeteci, siyâsetçi, şâir ve yazarı. 21 Aralık 1840’ta Tekirdağ’da doğdu. 1889’da mutasarrıflık yaptığı Sakız Adasında öldü. Bolayır’a gömüldü. Yenişehirli Mustafa Âsım Beyin oğlu, Râtib bin Osman Paşanın torunudur. Anası Fatma Zehra hanım, Arnavut'tur.
    Küçük yaşta, anasını kaybetti. Çocukluk ve ilk gençlik çağı, anasının babası Abdüllatif Paşanın yanında geçti. Abdüllatif Paşa, kaymakam ve vâli olarak devamlı dolaştığı için, dedesinin yanında kalan Nâmık Kemâl, düzenli bir öğretim görmedi. Önce husûsî dersler aldı. Daha sonra kendi kendini yetiştirmeye çalıştı. Dedesiyle 12 yaşında, önce Kars’a, bir yıl sonra da Sofya’ya gitti. 18 yaşına kadar burada kaldı. İlk şiirlerini burada yazdı. Tasavvufla ilgilendi. Evlenmesi de burada oldu.

    1858’de İstanbul’a geldi. Divan Edebiyatı geleneğini devam ettiren şâirlerle tanıştı. Leskofçalı Gâlib Beyle yakın dostluk kurdu, ondan etkilendi. Bu etki, divan tarzı şiirlerinde, hayâtının sonuna kadar sürdü. 1861’de aynı şâirin başkanlığında kurulmuş olan, Encümen-i Şuarâ'da yer aldı. 1862’de Tercüme odasına girdi. Burada, batı hayranı kimselerle tanıştı.

    Fransızca öğrenmeye ve Tasvir-i Efkâr’da yazılar yazmaya başladı. Şinâsi, Paris’e gidince, Tasvir-i Efkâr’ı Nâmık Kemâl’e bıraktı. Nâmık Kemâl, gazetecilikle berâber siyâsete de atılmış oldu. Gerek iç ve dış olaylar hakkındaki sert, olumsuz tenkit yazıları; gerekse Jön Türkler veya Genç Osmanlılar diye bilinen gizli ihtilâl cemiyetine üye olması, hükümeti harekete geçirdi. Gazetesi kapatılan yazar, Erzurum vâli muavinliğine tâyin edildiyse de oraya gitmedi.

    Mısırlı Prens Mustafa Fâzıl Paşa, Avrupa’da Jön Türkleri destekleyeceğini bildirince Nâmık Kemâl, Ziyâ Paşa, Ali Suâvi ve diğerleriyle berâber Paris’e kaçtı. Bunlar önce Paris’te Muhbir, sonra Londra’da Hürriyet’i çıkararak yurtdışından hükümete muhâlefete devam ettiler.

    1870’te İstanbul’a dönünce, arkadaşlarıyla İbret gazetesini çıkarmağa başladı. Az sonra İbret kapatıldı ve mutasarrıf olarak Gelibolu’ya gönderildi. Kısa zamanda azledildi. Tekrar İstanbul’a dönerek İbret’in başına geçti. Gazete tekrar kapatılınca tiyatro ile ilgilenmeğe başladı. Güllü Agop’un Gedikpaşa’daki tiyatrosunda, 1 Nisan 1873 gecesi oynanan Vatan Yahut Silistre piyesinde çıkan siyâsî olaylar neticesi, İbret gazetesi bir daha çıkmamak üzere kapatıldı.

    Nâmık Kemâl, Kıbrıs Magosa’da ikâmete mecbur edildi. Burada 38 ay kaldı. Abdülazîz Hanın tahttan indirilmesi üzerine, siyâsî mahkûmlar için çıkarılan aftan istifâde ederek İstanbul’a döndü. Magosa hayâtı, yazar için rahat ve verimli geçti. Burada serbestçe dolaşabiliyor, dışarısıyla mektuplaşabiliyor, ziyâretçilerini ağırlayabiliyordu. Roman, tiyatro, târih ve tenkide dâir birçok eserini Magosa’da yazdı. Edebî çalışmalara ayıracak en çok zamânı burada bulabildi.

    Tahta, Beşinci Murâd geçmişti. Yazar 1876’da sürgün dönüşü İstanbul’da bir kahraman gibi karşılandı. İkinci Abdülhamid Han tahta çıkınca Nâmık Kemâl’i, önce Şurâ-yı devlet üyesi yaptı, sonra Kânûn-i Esâsî’yi hazırlayacak komisyona tâyin etti. Nâmık Kemâl, bir sözünden dolayı suçlu bulunarak, önce altı ay hapis, sonra beş bin kuruş maaşla Midilli Adasında ikâmete mecbur edildi. İki buçuk yıl sonra aynı adaya mutasarrıf yapıldı. Buradan Rodos (1884-1887), daha sonra da Sakız mutasarrıflığına tâyin edildi. Bir pazar günü orada öldü. Vasiyeti gereği, mezarı Bolayır’dadır.

    Nâmık Kemâl, Osmanlı Devletinin son devresinde yaşadı. Tanzimat prensiplerini Osmanlı Devleti için kurtuluş reçetesi olarak gören batı kültürü hayranı Şinâsi, Ziyâ Paşa gibi yazarlarla beraber bu prensipleri savundu; bunların yerleşmesine ve yayılmasına çalıştı. Heyecanlı, kavgacı mizacı, akıcı, parlak üslûbu ile, diğer Tanzimat yazarlarından daha fazla tanındı. Kendinden sonra gelen yazarları etkiledi. Şinâsi ile tanışıncaya kadar divan tarzında şiirler yazdı; tasavvufa meyletti; siyâsetten uzak durdu.

    Fransızca öğrenmesi ve Şinâsi ile tanışması hayâtında bir dönüm noktası oldu. Bu devrede Nâmık Kemâl, kaynağını Fransız ihtilâlinden alan yeni düşüncelerin, edebiyat, siyâset ve sosyal hayatta ateşli bir savunucusu olarak hareketli bir hayat yaşadı. Avrupaî düşüncelerin bayraktârlığını yaptı ve batı yanlısı kimselerin gözünde kahramanlaştı.

    Nâmık Kemâl, bütün Tanzîmat yazarları gibi, ne sistemli bir fikir adamı, ne bir fikir çilesi mahsûlü, kendine mahsus düşünceleri olan bir mütefekkir, ne de büyük bir sanatçıdır. Aslında vatan şâiri oluşu bile ikinci plânda kalır. Hizmet için Erzurum’a gitmeyip yurt dışına kaçması bunun açık bir delîlidir.

    Her şeyden önce gazeteci ve politikacıdır. Sonradan öğrendiği Fransızca'sıyla batı kültürünü tam mânâsıyla öğrenip hazmetmemiştir. Siyâsî, sosyal ve edebî bir ihtilâlci (devrimci), Avrupa hayranı, bir taklitçidir. Görüşlerinin çoğu 18. yüzyıl Fransız filozoflarından ve romantiklerinden aktarmadır. İlim, fen, teknik ve kültürde gelişme modeli İngiltere; siyâsî yönetim modeli ise Fransız meşrûtî teşkilâtıdır. Siyâsî düşüncelerini gerçekleştirmek için İtalyan Karbonari derneğinin tüzüğü esas alınarak kurulan Jön Türkler veya Genç Osmanlılar isimli gizli ihtilâl cemiyetine girmiş, onun en ileri gelen üyelerinden olmuştur. Zâten, kendisi de tanınmış masonlardandı.

    Fransız edebiyatının üstünlüğünü kabul etti. Osmanlı edebiyatı yerine Fransız edebiyatı etkisinde, onun benzeri bir edebiyat kurmağa çalıştı. Bu akımın en şöhretli temsilcisi, öncüsü oldu. Bu yönde bir kadrolaşma hareketine girişti. Genç yazarları bu doğrultuda etkiledi. Fransız edebiyatı tarzında ilk meşhur edebî örnekleri verdi. Bir taraftan yeni fikirleri yaymaya çalışırken, bir taraftan da klâsik (divan) edebiyatına çok şiddetli hücumlarda bulundu. Onu gözden düşürmeğe, yıkmağa çalıştı. Edebiyatı, yeni fikirlerin propaganda aracı olarak kullandı.

    “Sanat cemiyet içindir” görüşü eserlerine hâkimdir. Bütün yazılarında gelişme, vatanseverlik, hürriyet, meşrutiyet, siyâsî bağımsızlık, Osmanlıcılık, İslâmcılık, maârif, iktisat, kahramanlık gibi sosyal konular üzerinde durdu. Vatan, millet, milliyet, hürriyet kelimelerini, bugünkü, Fransız ihtilâlinden doğmuş mânâlarıyla ilk defâ kullandı. (Eskiden vatan, millet, hürriyet kelimeleri başka manâlarla kullanılırdı. Millet “din, mezhep, bir dine bağlı insan topluluğu”, hür kelimesi ise “azad edilmiş köle veya köle olmayan” mânâsına gelirdi.) Bir taraftan gazetelerde günlük siyâsî ve sosyal konulardaki görüşlerini işlerken, bir taraftan da aynı konu ve temaları, edebî eserlerde dile getirdi. Bu faaliyetlerin geniş halk kitlelerinde etkili olabilmesi için, diğer Tanzimat yazarlarıyla berâber dil ve ifadenin sadeleşmesine gayret etti.

    Şiirin yanısıra tenkit, biyografi, tiyatro, roman, târih ve makale türlerinde eserler verdi. Eserlerinin sayısı yirmi civarındadır. Eserlerinde, bilhassa şiirlerinde, şekil olarak pek bir yenilik olmamakla berâber muhtevâ (konu ve tema) değişiklikleri yaptı. Genelde aruz veznini, sâdece bir iki şiirinde ise hece veznini kullandı. Fakat genç yazarlara hece veznini ve yeni nazım şekilleri kullanmağı tavsiye etti. Şâir olarak asıl başarısı, divan tarzında yazdığı şiirlerdedir. Bunlar, kendinden sonra kitap şeklinde yayınlandı.

    Edebî tenkitlerinde kavgacı bir mizaca sâhiptir. Tenkitleri, yapıcı bir tenkit anlayışından uzaktır. Bunları, eskiyi kötüleme ve yenilik taraftarlarını müdafaa için kaleme almıştır. Tahrib-i Harâbât ve Tâkib, Ziyâ Paşanın Harâbât’ını tenkit için, Magosa’da iken yazılmıştır. İrfan Paşaya Mektub, Renan Müdafaanâmesi, Ernest Renan’ın İslâmiyet ve Maarif konulu konferansına reddiyedir.

    Nâmık Kemâl, İntibah yâhut Sergüzeşt-i Ali Bey (Son Pişmanlık) ve Cezmi ismiyle iki roman yazdı. Dil, ifâde ve teknik yönden birçok noksanlıklar taşıyan bu eserlerin tek özelliği, o devirde yazılan romanlardan daha başarılı olmasıdır.

    Tiyatroyu yeni fikirlerini yaymak için iyi bir vâsıta kabul eden yazar, altı tiyatro eseri yazdı. Bunlardan en çok tutulan Vatan Yahut Silistre’de vatanseverlik temasını işledi. Konusunu târihten alan Celâleddin Harzemşâh piyesinin yanısıra, âile içi problemlerin işlendiği Karabela, Âkif Bey ve Zavallı Çocuk piyeslerinde ise sosyal konuları dile getirdi. Gülnihâl piyesinin konusu siyâsîdir. Nâmık Kemâl, diğer Tanzimat yazarlarıyla birlikte, âile ve evlenme konusunda mevcut bâzı âdetleri eserlerinde tenkit ettiler.

    Nâmık Kemâl, Avrupa karşısında düştüğü aşağılık kompleksinin etkisiyle, konusunu eski şanlı devir ve târihî şahıslardan alan, târihî ve biyografik eserler kaleme alarak tesellî bulmaya çalıştı. Devr-i İstîlâ’sı, Selâhaddin Eyyûbî, Fâtih, Sultan Selim adlı monografilerini topladığı Evrâk-ı Perişan, Tiryâki Hasan Paşayı anlatan Kanije eseri bunlardandır. Çeşitli makâle ve mektupları da vardır. Bunların bir kısmı toplanarak sonradan yayınlanmıştır.

    Edebî mülahazalar bir kenara bırakılırsa, târihî ve siyâsî bir şahsiyet olarak Nâmık Kemâl, dâimâ his ve heyecanlarına mağlûp, çabuk kandırılabilen, neye inanıp bağlanacağını tam kestirememiş şöhret ve kahramanlık arzularıyla dolu bir insandır. Dostluğunda ve düşmanlığında sebatı yoktur. Şiirlerinde, devlet hizmetinde çalışmayı, insafsız bir avcıya köpeklik yapmaya benzeterek, en tantanalı bir dil ve üslûpla kötülemesine rağmen devlet adamlarının, Osmanlı Sultanlarının ufak iltifat ve ihsanları karşısında her şeyi unutur, kendisiyle birlik olanları jurnal ederdi. İkinci Abdülhamid Hana yazdığı çok aşırı saygı ve bağlılık ifâdeleriyle dolu mektupları, Başbakanlık Osmanlı Arşivinde mevcuttur.

    Nâmık Kemâl’e Hürriyet şairi adını verenler, Nâmık Kemâl’in yolundan gidilerek elde edilen hürriyetlerle, Osmanlı Devletinin yıkılıp toprakları üzerinde birçok yeni devletler kurulduğunu, Türk Milletine ise yalnızca bir Anadolu kaldığını acı acı görmüşlerdir.
     
  2. 27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  3. roxett

    roxett Yeni Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenileri:
    4
    Ödül Puanları:
    0
    BEYİTLER

    Sana senden gelir bir işte 'dâd' lâzımsa
    Zaferden ümidin kes gayriden imdad lâzımsa.


    Yüksel ki yerin bu yer değildir;
    Dünyaya gelmek hüner değildir.


    Bize gayret yaraşır, merhamet Allah'ındır.
    Hükmü ati ne fakirin, ne de şeyhin şahındır

    Namık Kemal


    ************************

    HIRRENÂME

    (1872'de mizah dergisi Diyojen'de yayınlanan ve Sadrazam Mahmud Nedim Paşa'yı yeren hicviye)

    Kedimin her gece böbrekle dolardı sepeti
    Yok idi Ni'metinin râhatının hiç adedi
    Çeşmi şehlâ nigehi fârik iken nik ü bedi
    Sardı etrafını bin dürlü adular
    Kedimi gaflet ile fare-i idbâr yedi
    Buna yandı yüreğim âh kedi vâh kedi

    Keyfi gelse bıyığın oynatarak mırlar iken
    Kızdırırsan yüzüne atlayarak hırlar iken
    Kuyruğu geçse ele dırlanarak hırlar iken
    Sofrada her kedinin def'ini hazırlar iken
    Kedimi gaflet ile fare-i idbâr yedi
    Buna yandı yüreğim âh kedi vâh kedi

    Keseyi kapsa dökerdi yere hep pâreleri
    Ciğere işler idi tırnağının yâreleri
    Koşturur oynar idi kukla gibi fareleri
    Deliğe sokmaz idi bir gün o âvâreleri
    Kedimi gaflet ile fare-i idbâr yedi
    Buna yandı yüreğim âh kedi vâh kedi

    Ürperir tüyleri bir kerre deyince mırnav
    Korkudan başlar idi lerzişe bakkal ile manav
    Saldırırdı âdeme bulmaz ise başka bir av
    Yüzünü görse köpekler diyemezken hav hav
    Kedimi gaflet ile fare-i idbâr yedi
    Buna yandı yüreğim âh kedi vâh kedi

    Sokulunca yatağa kovmak ile gitmez idi
    Okşamakla tokadı tekmeyi farketmez idi
    Yiyecek görse gözü mırlaması bitmez idi
    Kedimi gaflet ile fare-i idbâr yedi
    Buna yandı yüreğim âh kedi vâh kedi

    Namık Kemal
     
  4. 27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  5. roxett

    roxett Yeni Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenileri:
    4
    Ödül Puanları:
    0
    Hürriyet Kasidesi

    Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selametten
    Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükûmetten

    Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten
    Mürüvvet-mend olan mazluma el çekmez ianetten

    Hakir olduysa millet şanına noksan gelir sanma
    Yere düşmekle cevher sakıt olmaz kadr ü kıymetten

    Vücudun kim hamir-i mâyesi hâk-i vatandandır
    Ne gam rah-ı vatanda hak olursa cevr ü mihnetten

    Muini zalimin dünyada erbab-ı denaettir
    Köpektir zevk alan sayyad-ı bi-insafa hizmetten

    Hemen bir feyz-i baki terk eder bir zevk-i faniye
    Hayatın kadrini âli bilenler hüsn-i şöhretten

    Nedendir halkta tul-i hayata bunca rağbetler
    Nedir insana bilmem menfaat hıfz-ı emanetten

    Cihanda kendini her ferdden alçak görür ol kim
    Utanmaz kendi nefsinden de ar eyler melametten

    Felekten intikam almak demektir ehl-i idrake
    Edip tezyid-i gayret müstefid olmak nedametten

    Durup ahkam-ı nusret ittihad-ı kalb-i millette
    Çıkar asar-ı rahmet ihtilaf-ı rey-i ümmetten

    Eder tedvir-i alem bir mekînin kuvve-i azmi
    Cihan titrer sebat-ı pay-ı erbab-ı metanetten

    Kaza her feyzini her lutfunu bir vakt için saklar
    Fütur etme sakın milletteki za'f u betaetten

    Değildir şîr-i der-zencire töhmet acz-i akdamı
    Felekte baht utansın bi-nasib- erbab-ı himmetten

    Ziya dûr ise evc-i rif'atinden iztırâridir
    hicâb etsin tabiat yerde kalmış kabiliyetten

    Biz ol nesl-i kerîm-i dûde-i Osmaniyânız kim
    Muhammerdir serâpâ mâyemiz hûn-ı hamiyetten

    Biz ol âl-i himem erbâb-ı cidd ü içtihâdız kim
    Cihangirâne bir devlet çıkardık bir aşiretten

    Biz ol ulvi-nihâdânız ki meydân-ı hamiyette
    Bize hâk-i mezar ehven gelir hâk-i mezelletten

    Ne gam pür âteş-i hevl olsa da gavgâ-yı hürriyet
    Kaçar mı merd olan bir can için meydân-ı gayretten

    Kemend-i can-güdâz-ı ejder-i kahr olsa cellâdın
    Müreccahtır yine bin kerre zencîr-i esâretten

    Felek her türlü esbâb-ı cefasın toplasın gelsin
    Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azîmetten

    Anılsın mesleğimde çektiğim cevr ü meşakkatler
    Ki ednâ zevki aladır vezâretten sadâretten

    Vatan bir bî-vefâ nâzende-i tannâza dönmüş kim
    Ayırmaz sâdıkân-ı aşkını âlâm-ı gurbetten

    Müberrâyım recâ vü havfden indimde âlidir
    Vazifem menfaatten hakkım agrâz-ı hükümetten

    Civânmerdân-ı milletle hazer gavgâdan ye bidâd
    Erir şemşîr-i zulmün âteş-i hûn-i hamiyetten

    Ne mümkün zulm ile bidâd ile imhâ-yı hürriyet
    Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten

    Gönülde cevher-i elmâsa benzer cevher-i gayret
    Ezilmez şiddet-i tazyikten te'sir-i sıkletten

    Ne efsunkâr imişsin ah ey didâr-ı hürriyet
    Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten

    Senindir şimdi cezb-i kalbe kudret setr-i hüsn etme
    Cemâlin ta ebed dûr olmasın enzâr-ı ümmetten

    Ne yâr-ı cân imişsin ah ey ümmid-i istikbâl
    Cihanı sensin azad eyleyen bin ye's ü mihnetten

    Senindir devr-i devlet hükmünü dünyaya infâz et
    Hüdâ ikbâlini hıfzeylesin hür türlü âfetten

    Kilâb-ı zulme kaldı gezdiğin nâzende sahrâlar
    Uyan ey yâreli şîr-i jeyân bu hâb-ı gafletten
     
  6. 27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  7. roxett

    roxett Yeni Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenileri:
    4
    Ödül Puanları:
    0
    KIT'ALAR

    I

    Eylemem ölsem de kızbi ihtiyar,
    Doğruyu söyler gezer bir şairim.
    Bir güzel mazmun bulunca, Eşrafa,
    Kendimi hicveylemezsem kafirim!

    II

    Kabrimi kimse ziyaret etmesin Allah için,
    Gelmesin reddeylerim billahi öz kardeşimi.
    Gözlerim ebna-yi ademden o rütbe yıldı kim,
    İstemem ben fatiha, tek çalmasınlar taşımı

    III

    Vakt-i, istibdatta söz söylemek memnu idi;
    Ağlatırtırdı ağzını açsan hükümet ananı!
    Devr-i hürriyetdeyiz şimdi, değişti kaide.
    Söyletirler evvela, sonra s..ler ananı!

    IV

    Çekdiğim çevr ü cefanın sebebinden sorma
    Deme kim: -Badıhave menkabe dellalı budur!
    Habs ile, nefy ile, işkence ile ömür geçer,
    İşte Türkiyye'de şair olanın hali budur!

    V

    Vükela kabrine heykel dikelim şöyle yazıp
    Ki: 'Bunun hal_i hayatına yeri münhal idi
    Sanmayın yavm_i vefatında bilindi kadri
    Sağlığında yine bu böylece bir heykel idi'

    VI
    Padişahım, bir dirahta döndü kim guya vatan,
    Daima birbaltadan bir şahıhali kalmıyor:
    Gam değil amma bu mülkün böyle elden gitmesi,
    Gitgide zulmetmeğe elde ahali kalıyor

    Namık Kemal
     
  8. 27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  9. roxett

    roxett Yeni Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenileri:
    4
    Ödül Puanları:
    0
    Vatan Şarkısı

    Amalimiz afkarımız ikbal-i vatandır
    Ser-haddimize kal'e bizim hâk-i bedendir
    Osmanlılarız ziynetimiz kanlı kefendir
    Gavgaada şehadetle bütün kâm alırız biz
    Osmanlılarız can veririz nâm alırız biz

    Kan ile kılıçtır görünen bayrağımızda
    Can kokusu geçmez ovamızda dağımızda
    Her gûşede bir şîr yatar toprağımızda
    Gavgaada şehadetle bütün kâm alırız biz
    Osmanlılarız can veririz nâm alırız biz

    Osmanlı adı her duyana lerze-resândır
    Ecdâdımızın heybeti ma'rûf-i cihandır
    Fıtrat değişir sanma bu kan yine o kandır
    Gavgaada şehadetle bütün kâm alırız biz
    Osmanlılarız can veririz nâm alırız biz

    Top patlasın ateşleri etrafa saçılsın
    Cennet kapısı can veren ihvâna açılsın
    Dünyada ne bulduk ki ölümden de kaçılsın
    Gavgaada şehadetle bütün kâm alırız biz
    Osmanlılarız can veririz nâm alırız biz.
    *******************************

    YOKTUR

    Gül ruhluların misali yoktur.
    Hurşidin o rengi âli yoktur.
    Ağyar ile ülfet etmek ister
    Ben ölmeden ihtimali yoktur.
    Cevretme değil fedayı aşka,
    Öldürse dahi vebali yoktur.
    Allah'adır istinadım ancak
    Nevi beşerin kemali yoktur.

    Namık Kemal
     
  10. 9 Ekim 2006
    Konu Sahibi : roxett
  11. roxett

    roxett Yeni Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenileri:
    4
    Ödül Puanları:
    0
    HIRRENÂME

    (1872'de mizah dergisi Diyojen'de yayınlanan ve Sadrazam Mahmud Nedim Paşa'yı yeren hicviye)

    Kedimin her gece böbrekle dolardı sepeti
    Yok idi Ni'metinin râhatının hiç adedi
    Çeşmi şehlâ nigehi fârik iken nik ü bedi
    Sardı etrafını bin dürlü adular
    Kedimi gaflet ile fare-i idbâr yedi
    Buna yandı yüreğim âh kedi vâh kedi

    Keyfi gelse bıyığın oynatarak mırlar iken
    Kızdırırsan yüzüne atlayarak hırlar iken
    Kuyruğu geçse ele dırlanarak hırlar iken
    Sofrada her kedinin def'ini hazırlar iken
    Kedimi gaflet ile fare-i idbâr yedi
    Buna yandı yüreğim âh kedi vâh kedi

    Keseyi kapsa dökerdi yere hep pâreleri
    Ciğere işler idi tırnağının yâreleri
    Koşturur oynar idi kukla gibi fareleri
    Deliğe sokmaz idi bir gün o âvâreleri
    Kedimi gaflet ile fare-i idbâr yedi
    Buna yandı yüreğim âh kedi vâh kedi

    Ürperir tüyleri bir kerre deyince mırnav
    Korkudan başlar idi lerzişe bakkal ile manav
    Saldırırdı âdeme bulmaz ise başka bir av
    Yüzünü görse köpekler diyemezken hav hav
    Kedimi gaflet ile fare-i idbâr yedi
    Buna yandı yüreğim âh kedi vâh kedi

    Sokulunca yatağa kovmak ile gitmez idi
    Okşamakla tokadı tekmeyi farketmez idi
    Yiyecek görse gözü mırlaması bitmez idi
    Kedimi gaflet ile fare-i idbâr yedi
    Buna yandı yüreğim âh kedi vâh kedi

    Namık Kemal
     
Benzer Konular: Namık Kemal
Forum Başlık Tarih
Şiir Bir Kentin Üşüyen Çocukları / Yahya Kemal Taş 14 Ağustos 2007
Şiir Orhan Kemal 1 Mayıs 2007
Şiir Sevemedi İstanbul İkimizi / Kemal Kaptan 28 Şubat 2007
Şiir Yahya Kemal Beyatli Siirleri 22 Ağustos 2006