Narsisistik kişilik bozukluklari

Konusu 'Psikoloji - Ruh Sağlığı ve Hastalıkları' forumundadır ve cemre_SU tarafından 28 Ekim 2007 başlatılmıştır.

    28 Ekim 2007
    Konu Sahibi : cemre_SU
  1. cemre_SU

    cemre_SU halasının kuzusu:) Üye

    Katılım:
    19 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    4.942
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    148
    Aşağıdakilerden en az besinin varlığı ile erişkinliğin erken dönemleri de başlayan , üstünlük hisleri, beğenilme ihtiyacı ve kendini başkasının yerine koyamayıp, insanlara uygun yaklaşımlarda bulunamama ile seyreden bir rahatsızlıktır.

    1-Kendisinin başkalarından çok daha önemli olduğu duygusu içindedir. ( gösterdiği başarıları , sahip olduğu becerilerini çok daha olağanüstü olarak görüp, yeterli bir temeli olmamasına karsın çok değerli ve yüksek bir şahsiyet olarak bilinmeyi bekler.)

    2- Düşünceleri ,hayalleri büyük bir güç, engin bir deha, kusursuz bir güzellik ve mükemmel , sonsuz sevgi üzerinedir.

    3-Özel, benzeri olmayan biri olup, kendisini ancak çok zeki ve ustun nitelikli kişilerin anlayabileceğini düşünür ve sadece bu kişilerle ilişki kurup, dostlarını bu kişilerden seçmeyi düşünür.

    4-Çevresindekiler tarafından çok beğenilmeyi bekler.

    5-Hak ettiği duygusu içindedir. Sahsına özel, başvuran diğer kişilerden farklı bir tedavi uygulanacağı düşünceleri ve davranışları içindedir.

    6-Diğer insanlarla karşılıklı ilişkilerinde bencilce, çıkar düşünerek hareket eder. Başkalarının zaaflarından yararlanıp, hedeflerine ulaşmayı gözetir.

    7-Kendini diğer kişilerin yerine koyup, onların hissettikleri , düşündükleri ya da ihtiyaçları konularını anlamaya ve bunlara saygı duymaya isteksizdir.

    8-Genellikle başkalarının başarıları, yaptıkları , değerleri ve onların genel olarak varlıklarını kıskanabilirler. Diğerlerinin de kendilerini kıskandığını düşünürler.

    9-Kendini beğenmiş, ukala ve küstahça tutumlar içine girerler.

    Kendilerinin çok önemli , vazgeçilemez oldukları seklinde bir düşünce içerikleri vardır. Halk arasında"Büyük dağları ben yarattım" denen tavırlar içindedirler, gösterişçi ve kendini metheden konuşma ve davranışlar içindedirler. Bunların karşılığında bekledikleri ilgi, övgü , hayranlık ifadeleri ile karsılaşmadıklarında hayrete düşüp, hayal kırıklığı ve mutsuzluk dönemleri yasayabilirler. Başkalarının da kendi başarılarındaki katkısını gözardı edip, onları hesaba katmazlar. Otorite ya da üst düzey kişilerle ilesin kurmak için çabalayıp, bağlantı kurdukları bu kişilere abartılı nitelikler atfederler. Bu şekilde kendilerini de bu kişilerden varsayarlar. Daima bir kurumun en yetkilisi ( başhekim, profesör, mudur, komutan, işveren vs.) gibi en yetkili ile iletişime geçip, diğerlerinin fikirlerine aldırmazlar.

    Devamlı olarak birselde ne kadar iyi oldukları, oradakilerin kendilerini nasıl el üstünde tutup, değer verdiği, sevgi ve saygıyla karşılandığı üzerinde düşünürler. Çevrelerinden sürekli övgü, alkış beklerler. Sıra beklemek, izin istemek, yol vermek onların sözlüğünde olmayan kavramlardır. Çünkü kendilerine göre hersele hakları vardır ve daima bir öncelikleri olduğu düşüncesi içindedirler. Başkalarından bu konularda destek ve yardim göremediklerinde öfkelenirler. Başkalarını kendi isleri ve keyfi için köle gibi kullanabilir, yakın çevrelerini üst düzey ya da kendilerini pohpohlayacak kişilerden seçerler (en güzel ,en tanınmış kişiyle görünmek, arkadaşlık etmek, bu amaçla o tur kişilerin bulunduğu sosyal klüp, derneklere girip,faaliyetlerde bulunmak gibi).

    Diğer kişilerin içinde bulundukları durumlar konusunda aşağılayıcı, eleştirici, ilgisiz ve hafife alır bir tavır sergilerken, kendinin karsılaştıklarını derinlemesine aktarmaya çalışarak cifte standart uygulayabilirler.
    Herkesin başarısına haset edip, onların hiç birsele layık olmadıkları, kendilerinin de isterlerse kolayca onu yapabileceklerini düşünürler.

    Kendilerine yapılan en ufak yapıcı eleştiri ya da düzeltme,ekleme ve öneri bu kişileri ağır bir şekilde yaralayabilir. Bu durumda küçük duşmuş, mahvolmuş ,ortada bırakılmış hissedebilirler. Bu durumda aniden hiddetlenip, kırıcı olabilirler. Bunlardan ötürü sosyal ilişkileri bozuk olup başarıları devamlı olamaz. Başkaları ile yarışma gerektiren islerde yenilme riski nedeniyle ,bu islere karsı isteksizlikleri is ve sosyal hayatta beklenen düzeyin altına düşmelerine yol açabilir.

    Birlikte bulunabilen rahatsızlıklar:
    -Majör depresyon

    -Distimi

    -Anoreksia nervosa

    -Madde kullanım bozukluğu

    -Kişilik bozuklukları ( histrionik, borderline,
    antisosyal, paranoid, k.b.)

    Kimlerde görülebilmektedir:
    Vakaların yarıdan çoğunu erkekler oluşturmaktadır. Toplumda % 1 den daha az oranda görülmektedir.
     
  2. 7 Ocak 2008
    Konu Sahibi : cemre_SU
  3. kalemkitap2

    kalemkitap2 Kapsama Alanı Dışında ! ÜZGÜN Üye

    Katılım:
    22 Aralık 2006
    Mesajlar:
    2.004
    Beğenildi:
    6
    Ödül Puanları:
    146
    Günümüzde narsisizmi herkesin kabul edeceği bir biçimde tanımlamak çok kolay değildir. Bu konuda bir çok akademik tartışma sürmektedir. Narsisizm, kişinin kendisini beğenmesi, sevmesi, değerli, önemli hissetmesi, kendisinden memnun olması ile yakından ilişkili bir kavramdır. Özsaygı, özdeğer, benlik saygısı ya da kendilik değeri olarak tanımlanan bu duygular insanın kendi değeri ve değerliliği konusunda hissettikleridir. Doğal olarak en çok diğer insanlarla ilişkilerde ortaya çıkar.
    Günlük kullanımda narsisizm çoğu zaman olumsuz çağrışımlar uyandırır. Muhtemelen bu önyargıların temelinde narsisizmin, narsisistik kişilik bozukluğu olan kişilerin özellikleri ile eş anlamlı tutulması bulunmaktadır. Narsisizm hiçbir zaman bir iltifat olarak kullanılmaz. Hatta narsisist olarak nitelenme bir yana, kendini seven ya da beğenen bir insan olarak nitelenme bile çoğu zaman bir hakaret gibi algılanır.
    Psikiyatri literatüründe narsisizm, libidonun kendiliğe yatırılması olarak tanımlanmaktadır. Bu tanım ruh içindeki yapıların kişinin kendisini sevmesi yönünde örgütlenmiş olduğunu ifade etmektedir. Bu ruhsal yapılar insanın kendisini, diğer insanları ve dünyayı algılayış ve değerlendiriş biçimini etkilemektedir. Kendisinden bilinçli ya da bilinçdışı beklentileri, amaçları, hedefleri insanın kendisini nasıl değerlendirdiğini belirleyen önemli ögelerdir. Beklentilerini gerçekleştiremediğini düşünen kişi en azından o an için kendisinden hoşnut olmayacaktır. İnsanın diğer insanları nasıl algıladığı da kendisi ile ilgili değerlendirmelerini etkileyebilmektedir. Örneğin karşısındakileri sürekli kendisini olumsuz değerlendirebilecek insanlar olarak gören bir kişi, en ufak eleştiride bile kendisini herkesten aşağı bir insan olarak değerlendirebilmektedir. İnsanın kendisini yargılayan, eleştiren ruhsal yapıları da kendisini değerlendirmesini etkilemektedir. Bazı insanlar kendilerini acımasız biçimde eleştirme eğilimi taşırlar, bu insanların kendilerini rahat biçimde sevmeleri çok zordur. Temel içgüdüsel gereksinimlerinin karşılanmış olup olmaması da insanın değerlilik duygusunu yakından etkiler. Bu gereksinimlerin yaşamın ilk yıllarında nasıl karşılandığı daha da önemlidir. Örneğin gereksindiği zaman doyurulmayan bir bebekte kendisini değersiz birisi olarak hissetmeye neden olan bir yapı yerleşir. Yalnız içgüdüsel gereksinimlerin değil, insanın her türlü gereksiniminin uygun biçimde karşılanması insanın kendisini değerlendirmesini olumlu yönde etkiler.
    Narsisizm “özsevi”, kişinin kendisini sevmesidir. Başka bir deyişle, narsisizm, kişinin kendisi ile ilgili hissettiği değerlilik, beğeni, benzersizlik, üstünlük duygularıdır. Kişinin kendisini değerli, benzersiz, önemli, üstün, farklı bir kişi olarak hissetmesi, psikolojik doyum yaratan yaşantılardır. İnsanın kendini sevmesi bütün insanlara yabancı olmayan bir duygudur. Ancak kişiden kişiye kendini sevme biçiminin büyük farklılıklar gösterdiği günlük yaşamda kolayca fark edilebilen bir durumdur. Kendini seven bazı insanlarla (kendilerini, başkalarını, yaşamı seven kişiler) birlikte olmak istenen-aranan bir durum iken, bazıları (“burnundan kıl aldırmayan” kişiler) ile birlikte olmak itici bir durumdur. Başka bir deyişle bir uçta diğer insanlarla ilişkileri besleyen ve psikolojik bir gereksinim olarak bütün insanlarda varolan kendini sevme, diğer uçta ise diğer insanlarla ilişkileri baltalayan kendini sevme bulunmaktadır. Bir uçta normal narsisizm, diğer uçta patolojik narsisizm. Fakat narsisizmin bu iki tipini ayırt etmek çoğu zaman oldukça zordur. Sorunu karmaşıklaştıran konulardan birisi de kimi için normal olan narsisistik bir davranış, bir başkası için patolojik narsisizmin bir belirtisi olabilmektedir. Örneğin, bir ergenin ayna karşısında saçının şeklini en yakışan haline getirmek için dakikalarca kalmasının anlamı ile 30 yaşındaki bir kişinin aynı amaçla dakikalarca kalması arasında çok fark vardır. Ayırt etmeyi zorlaştıran konulardan birisi de narsisizmi besleyen bir çağda yaşıyor olmamız. Günümüzde özellikle reklamlar aracılığıyla yaratılan imajlar; insanları güzel, kusursuz, başarılı, birinci, yarışmacı olmaya itmektedir. Vücudunun görünümü günümüzde bir çok insanın önemli bir derdi. Yaşlanmak, şişmanlamak, yüzdeki kırışıklıklar bir çok insanın önemli bir korkusu. Tüketim kışkırtılıyor; mutluluğun yolunun en güzeli tüketmekten geçtiği insanların beyinlerine bir çok kez yazılıyor. Birincilik ve acımasız rekabet teşvik ediliyor. Böyle bir kültürel ortamda hangi davranışın patolojik narsisizmden kaynaklandığını ayırt etmek giderek zorlaşmaktadır.
    Bununla birlikte kişilerarası ilişkilerin niteliğine bakıldığında narsisizmin patolojik boyutlarını ayırt etmek biraz daha kolay olmaktadır. Diğer insanlarla birlikteyken karşıdaki/diğeri için ne yaptığı ve ne hissettiği önemli ipuçlarıdır. Patolojik narsisizmi olan kişilerin başkalarını sevebilme yetenekleri yoktur. Karşısındaki insanın istek, gereksinim ve duyguları onlar için hiç önemli değildir. Kendisini daha değerli hissetmek için karşıdakini değersizleştirmek, onu yoksamak, onu hiç önemsememek gereksinimi içindedirler. Kendini sevebilmesi için diğer insanları aşağılama ya da küçümseme zorunluluğu duyarlar.
    Normal narsisizm

    Genel olarak anlaşıldığının tam tersine kişinin kendisi hakkındaki olumlu duygu ve düşünceleri (kendini sevmesi), onun başkaları ile olan ilişkilerini olumlu etkiler. Kendisiyle barışık, kendisini seven, kendisinden memnun bir kişi, başkalarını da (kuşku, haset ya da kıskançlık duymadan) sever. Bunun oluşabilmesi kişinin kendi olumlu yönlerini görmesi yanında olumsuz yönlerini de rahatsızlık duymadan kendisinin bir parçası olarak kabullenmesi gerekmektedir.
    Kişinin hiçbir kuşku duymadan özdeğerine güvenmesi ve özdeğerlilik duygusunun dışarıdan beslenmeye gereksinimi bulunmaması normal narsisizmin önemli bir özelliğidir.
    İnsanın kendisini sevmesi, beğenmesi ya da değerli hissetmesi çoğu zaman diğer insanlarla ilişkilerde ortaya çıkar ve onlar tarafından sevilmesi, beğenilmesi ya da değer verilmesi ile mümkün olmaktadır. Bu sevilme, beğenilme ya da değer verilme istekleri narsisistik gereksinimlerdir. Herkes için tanıdık olan bu narsisistik gereksinimler, insanın temel psikolojik gereksinimleri arasında bulunmaktadır.
    Narsisistik gereksinimlerin ifade edilmesi çoğu zaman olumsuz düşünce ve duygu yaratır. Oysa narsisistik gereksinimler olarak adlandırılan bu isteklerin günlük yaşamımızı ne kadar etkilediğini görmek için çok fazla bir çaba harcamaya gerek yoktur. Neler yapılmaz bunlar için. Dakikalarca ayna karşısında kalınır, kendisine yakışanı bulmak için dükkan dükkan dolaşılır. Açık açık kabul edilmese de adam yerine konulmak, önemsenmek, değer verilmek, sevilmek beklenir.
    Bu istekler ya da beklentiler gerçekleşmediğinde narsisistik incinme ortaya çıkar. Kırılma, darılma, gücenme, küsme, alınma ve geri çekilme narsisistik incinmenin göstergeleridir. Hak edildiği düşünülen bir şey verilmediği, adam yerine konulmadığı, önemsenmediği düşünüldüğünde yaşanır bu duygular. “Gereksiniminin eşi tarafından anlaşılmaması”, “iş arkadaşının günaydın demeyişi”, “bankada kuyrukta bekletilmesi”, “isteğini arkadaşının yerine getirmemesi” narsisistik incinme yaratabilen her gün karşılaştığımız basit örneklerdir.
    Patolojik narsisizm

    Patolojik narsisizmi olan kişiler dıştan bakıldığında kendini herkesten farklı, üstün gören ve kendisini beğenen, seven bir insan görünümü çiziyorlarsa da bu yalnız görünümdedir. Bu kişiler daha derinlerde kendilerini değersiz hisseden kişilerdir. Büyüklenmeci tavırlarının altında yatan da tam olarak budur. Patolojik narsisizmde şişirilmiş bir büyüklenmecilik vardır. Bu büyüklenmecilik abartılı, gerçekçi olmayan, içi boş, kendine güvenden yoksun, içsel ve dışsal destekten yoksun, biraz da tümgüçlüdür. Kişi bilinçdışı olarak özdeğerinden kuşku duyduğu için şişirilmiş bir özdeğere gereksinmektedir. Bu tür özdeğerlilik duygusu dışarıdan beslenmeye gereksinim duyar. Kendisini değersiz hisseden kişi, başkalarını değersizleştirerek bundan kurtulmaya çalışır. Kendisini sevmesi, kendisini değerli hissedebilmesi için karşıdakini değersizleştirme zorunluluğu hisseder. Bu tür narsisizm kişiyi eleştiriye aşırı duyarlı hale getirir; kendi değerlilik duygularını etkileyen her türlü etkiye (eleştirilme, küçük düşme, başarısızlık) duyarlıdırlar ve bu tür etkilere öfke ve depresyon ile tepki verirler.


    NARSİSİSTİK KİŞİLİK

    Kişilik, bir kişinin kendine özgü düşünce, duygu ve davranış kalıplarını ifade etmek için kullanılır. Kişilik ilk çocukluk yıllarında şekillenir ve çoğu zaman sonraki yıllarda da önemli değişiklikler göstermeden süregider. Kişilik özellikleri insanların kendisini, başka insanları ve olayları algılama ve yorumlama biçimlerinde; duygusal tepkilerinde; diğer insanlarla ilişkilerinde; gereksinim, istek ve dürtülerini doyurma biçimlerinde kendini gösterir. Bir insanı tanımlarken “kendini beğenmiş”, “yalancı”, “titiz”, “arkadaş canlısı”, “soğuk”, “alıngan” gibi çeşitli sıfatlar kullanırız. Bu tanımlamalar o kişinin kişilik yapısını oluşturan özelliklerdir. Ancak her hangi bir davranış biçiminin kişilik yapısı sayılabilmesi için bunun süreklilik göstermesi gerekmektedir. Kişide genel olarak gözlenmeyen ve belli bir olay karşısında gösterdiği davranış biçimi kişilik özelliği olarak sayılmaz. Kişilik yapısı insanların diğer insanlarla ilişkilerini, toplum içindeki uyumunu, kendini algılayış biçimini etkiler. O nedenle bir insanı değerlendirirken onun huyuna ya da kişilik yapısına ister istemez dikkat edilir. Bazılarının kişilik özellikleri ise diğer insanlarla ilişkilerini, kendini ve çevresinde olup bitenleri uygun biçimde algılama ve yorumlamasını belirgin biçimde olumsuz etkilemektedir. Bu durumda kişilik bozukluğundan söz etmek mümkün olmaktadır. Ancak kişilik özeliklerinin ne zaman kişilik bozukluğu sayılabileceği konusunda sınırlar son derece belirsizdir.
    Kişilik bozukluğundan söz edilebilmesi için kişiliği oluşturan davranış kalıplarının ya da davranış örüntüsünün kişinin içinde yaşadığı kültürün normlarından belirgin biçimde farklı olması; esneklik taşımaması, uzun süredir bulunması (en azından ergenlik ya da genç erişkinlik döneminden beri); kişinin diğer insanlarla ilişkilerini, toplumsal ve mesleki yaşamını olumsuz etkilemesi gerekmektedir. Ancak günlük yaşamda bir kişinin davranış örüntüsünün kişilik bozukluğu sayılıp sayılmayacağı çok yararlı bir tartışma değildir. Kişinin ne tür kişilik yapısına sahip olduğunu ve bunun yaşamını nasıl etkilediğini anlamaya çalışmak daha uygun gibi görünmektedir. Diğer yandan bir insanda hiçbir zaman bir kişilik yapısı saf olarak bulunmaz, her zaman bir çok kişilik yapısının özelliklerinin bir karması bulunur.
    Günümüzde Amerikan Psikiyatri Birliği’nin ruhsal hastalıkları sınıflandırma sisteminde paranoid, şizoid, şizotipal, antisosyal, borderline, histriyonik, narsisistik, çekingen, bağımlı ve obsesif-kompulsif kişilik bozukluğu olmak üzere on kişilik bozukluğu tanımlanmıştır.

    Narsisistik kişilik bozukluğu tanı ölçütleri

    Narsisistik kişilik bozukluğunun temel özelliği genç erişkinlik döneminde başlayan ve süreklilik gösteren, davranışlarda gözlenen ya da hayal edilen büyüklenmecilik, beğenilme gereksinimi ve eşduyum yapamamadır. Amerikan Psikiyatri Birliği’nin DSM-IV tanı ölçütlerine göre narsisistik kişilik bozukluğu denebilmesi için aşağıda verilen kişilik özelliklerin en az beşinin bulunması gerekmektedir (Amerikan Psikiyatri Birliği 1994):
    1.Kendisinin çok önemli olduğu duygusunu taşır (örn. başarılarını ve yeteneklerini abartır, yeterli bir başarı göstermeksizin üstün biri olarak bilinmeyi bekler)
    2.Sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik ya da kusursuz sevgi düşlemleri üzerine kafa yorar
    3.“Özel” ve eşi bulunmaz biri olduğuna ve ancak başka özel ya da toplumsal durumu üstün kişilerin (ya da kurumların) kendisini anlayabileceğine ya da ancak onlarla arkadaşlık etmesi gerektiğine inanır
    4.Çok beğenilmek ister
    5.Hak kazandığı duygusu vardır: kendisinin özellikle kayırılacak olduğu bir tedavi biçiminin uygulanacağı beklentileri ya da bu beklentilerine göre uyum gösterme
    6.Kişilerarası ilişkileri kendi çıkarı için kullanır: kendi amaçlarına ulaşmak için başkalarının zayıf yanlarını kullanır
    7.Empati yapamaz: başkalarının duygularını ve gereksinimlerini tanıyıp tanımlama konusunda isteksizdir
    8.Çoğu zaman başkalarını kıskanır ya da başkalarının kendisini kıskandığına inanır
    9.Küstah, kendini beğenmiş davranış ya da tutumlar sergiler

    Narsisistik kişilik yapısı olanlarda görülen özellikler

    Büyüklenmecilik:

    Narsisistik kişilik bozukluğunun temel özelliği büyüklenmeciliktir. Kendilerini diğer insanlardan daha farklı, üstün ve önemli bir insan olarak görürler. Kendilerine hayrandırlar. Bu kişiler kendilerini olduğundan daha başarılı, daha güzel, daha zeki olarak değerlendirirler. Büyüklük düşüncelerine gerçek yaşamda karşılık bulamazlarsa, bunu hayallerinde gerçekleştirmeye çalışırlar. Kendilerinin herkesten farklı ve özel oldukları hayalleri kurarlar. Fakat bu büyüklük duygusu özgüven taşıyan bir büyüklük duygusu değildir; sürekli dışardan onay görme beklentisi içindedir.

    Bu kişiler derinlerde bir değersizlik duygusunu hissetmezler ya da kabullenemezler. Kırılgandırlar, fakat bu kırılganlıklarının büyüklük duygularına olan güven duygularının zayıflığından kaynaklandığını göremezler; kırgınlıklarına sürekli başkalarını suçlama ve değerinin anlaşılmadığı duygusu eşlik eder.
    Narsisistik kişilik yapısının en önemli özelliklerinden birisi büyüklenmecilik ve üstünlük duygusudur. Fakat büyüklenmecilik ve üstünlük duyguları yalnız narsisistik kişiliğe özgü değildir. Kişide hiçbir psikiyatrik hastalık bulunmadan da bulunabileceği gibi bir çok psikiyatrik durumda da görülebilmektedir.
    Olağan psikolojik tepki olarak çeşitli yaşantılar sonrasında hissedilen başarı, kendine değer verme ve kendini sevmenin narsisistik kişilikte görülen büyüklenmeden ayırt edilmesi gerekmektedir. Sağlıklı narsisistik doyumun en önemli özelliği, başkalarına da değer verebilmeyi, başkalarını da sevebilmeyi, başkalarının da gereksinimlerini anlayabilmeyi taşımasıdır. Sağlıklı olmayan narsisistik doyumun en önemli özelliği kendini değerli hissedebilmek için diğerlerini değersizleştirmeyi, aşağılamayı içermesidir.
    Büyüklenmenin görülebildiği psikiyatrik durumlardan birincisi duygudurum bozukluklarında görülen hipomani ve mani durumlarıdır. Narsisistik kişilik bozukluğundan farklı olarak burada görülen büyüklenmecilik dönemler halinde görülür. Hastalığın iyileştiği dönemlerde gözlenmeyen bu büyüklenmecilik, hastalığın alevlendiği dönemlerde yeniden ortaya çıkmaktadır.
    Narsisistik kişilik bozukluğu olanlarda görülen büyüklenmenin paranoid kişilik bozukluğu olan kişilerdeki kuşkuculuktan kaynaklanan başkalarına tepeden bakmadan ayırt edilmesi gerekir. Paranoid kişiliği olanlarda görülen kıskançlık, narsisistik kişilerde görülen kıskançlıktan farklılık gösterir. Paranoid kişideki kıskançlık daha çok eşinin sadakati ile ilgili kuşkulardan kaynaklanırken, narsisistik kişideki kıskançlık değerlilik duygusundan kaynaklanır. Narsisistik kişi, başkasının başarılarını, öne çıkmasını kıskanır. Kendisinin üstünlüğü ile ilgili kuşkular yaratabileceğinden, narsisistik kişi başkasının daha değerli olduğu düşüncesine katlanamaz. Eleştiriye katlanamama da her iki kişilik yapısında da görülmektedir.
    Şizoid kişilik bozukluğu olan kişilerde görülen diğer insanlarla ilişkiye girmekten kaçınma ve sosyal ilişkilerden kaçınma, kendini beğenme ve başkasını küçük görme şeklinde yorumlanarak narsisistik kişilik yapılarında görülen büyüklenme ile karıştırılabilir. Narsisistik kişilik yapısı olanlardan farklı olarak başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğünü hiç önemsemezler.
    Obsesif kompulsif kişilerde görülen mükemmeli arama ile narsisistik kişilerdeki mükemmel olduğuna inanmadan farklıdır. Obsesif kompulsif kişinin mükemmeliyetçiliği sonu olmayan bir mükemmeliyetçiliktir, kolay kolay kendisinin ve başkasının mükemmeli gerçekleştirdiğine inanmaz. Narsisist kişi ise her yaptığının mükemmel olduğunu düşünür. Diğer insanları küçümseme, kıskançlık obsesif kompulsif kişilerde yoktur. Obsesif kompulsif kişiler için mükemmele ulaşmak, kafasındaki düzeni kurmak amacıyla diğer insanları kontrol altında tutmaya çalışırken; narsisistik ise diğer insanları kendi büyüklenmeciliğini beslemesi için elinin altında tutmaya çalışır.
    Eşduyum yapma yetisi eksikliği

    Fakat büyüklüklerinin sürekli olarak dışardan onaylanması gereksinimi ve beklentisi içindedir. Diğer insanlarla ilişkileri de bu gereksinim ve beklenti üzerine kurulmuştur. Bunları karşılayan insanlarla, bunları karşıladığı sürece ilişkilerini sürdürürler. Bir çeşit bu gereksinimlerini karşılamak için bu insanları kullanırlar. Bu insanların gereksinimleri, duyguları, istekleri onun için önemli değildir. Başkalarını sevebilme ve başkalarına eşduyum yapabilme yani başkalarının yerine koyarak onları anlamaya çalışma yetenekleri yoktur. Bu nedenle başkalarının yaşadığı duyguları anlayamaz. Bu nedenle insan ilişkilerinde iki kişinin birbirinin gereksinimlerini karşılıklı olarak anlayan ve karşılayan bir ilişki değil, büyüklüklerini onaylamak için diğerinin varolduğu bir ilişki söz konusudur. Yani bir çeşit istismar söz konusudur; nitekim gereksindiği onayı alamadığı zaman narsisistikler o kişilerle ilişkilerini bitirirler.
    Çok sayıda insanla ilişkisi var gibi görünse de bunlar yüzeyel ilişkilerdir. Başkalarına sürekli bağlanamazlar. Başkalarının isteklerini, gereksinimlerini anlamayan, eşduyum yapamayan narsisistik; başkalarının övgülerine gereksinim duyar. Başkalarını küçümsediği ve onlara güvenmediği için grup etkinliklerine gerçek anlamda katılamaz.
    Başkasının istek ve gereksinimlerini dikkate almayan yani eşduyum yapma yeteneği olmayan diğer bir kişilik yapısı antisosyal kişilik yapısıdır. Ancak çoğu zaman narsisistik kişilik yapısından ayırt etmek zor olmaz. Antisosyal kişilik yapısında olanlarda görülen yasaları ve toplumun genel ahlak kurallarını tekrar tekrar çiğneyerek karakolluk olma ve tutuklanma narsisistik kişilik yapılarında görülmez.
    İlgi odağı olma, başkalarının dikkatini üzerinde toplama, beğenilme ve övgü alma arayışı histriyonik ve narsisistik kişilik yapılarının ortak özellikleri arasında bulunur. Ancak iki kişilik yapısında aynı davranışa yönlendiren nedenler farklıdır: histriyonik kişi daha çok ilgi arayışında iken, narsisistik kişi büyüklüğünün onaylanması arayışı içindedir. Diğer yandan histriyonik kişi ilgiyi elde etmek için çok çeşitli tutum ve davranışlar içine girebilirken, narsisistik kişi bunun en doğal hakkı olduğunu düşünür ve insanların ona göre davranmasını bekler.
    Hak kazandığı duygusu

    Kendilerini herkesten üstün olarak görmeleri nedeniyle diğer insanlarla ilişkilerinde herkese göre kendilerine farklı, özel biri olarak davranılmasını beklentisi içindedirler. Her şeye hakları olduğunu düşünürler.
    Eleştiriye duyarlılık

    Eleştirilmeye karşı çok duyarlıdırlar. Başkalarının kendisi hakkındaki düşünceleri onlar için çok önemlidir. Sürekli olumlu değerlendirilme beklentisi içindedirler. En ufak olumsuz değerlendirme, onlarda büyük bir hayal kırıklığı yaratır.
    Başkalarının bilgisini kendine mal etme konusunda çok ustadırlar; hiç bir rahatsızlık duymadan, elde edilen bir başarıda başkalarının rolünü hiçe sayarlar. Başkalarının haklarına aldırmaz davranırlar.
    Eleştiriye duyarlılık ve kırılganlık narsisitik kişilik yapısı olanların yanısıra çekingen kişilik yapısında olanlarda da görülen bir özelliktir. Ancak çekingen kişi kendini değersiz olarak hissettiği, narsisistik kişi ise kendini aşırı değerli hissettiği için kırılgandır. Çekingen kişi başkalarının kendisini beğenmeyeceği ve istemeyeceği kaygıları yaşarken, narsisistik bir kişinin böyle bir şey aklından bile geçmez.

    Alıntıdır/Kaynak Erol ÖZMEN