Ne senden öncesi ne bendenöncesi..........................

Konusu 'Hayat Bilgisi' forumundadır ve birumutt tarafından 17 Aralık 2009 başlatılmıştır.

    17 Aralık 2009
    Konu Sahibi : birumutt
  1. birumutt

    birumutt boncuk gözlüm Üye

    Katılım:
    25 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.769
    Beğenildi:
    304
    Ödül Puanları:
    188
    Düşünüyorum da,
    bir bakıma senden öncesi yok gibi bir şey .........
    Çünkü senden önceki yıllar, sana hazırladı beni
    Senden önce tanıdığım kişiler,
    seni bulduğum zaman değerini daha iyi
    anlayabilmem için birer sebepten başka bir şey değillerdi
    Sensiz anılarım seninle geçen bir günün anısı
    yanında o kadar kuru ve cılız ki!
    Uzun yıllar amansız bir ölüşün içinde çalkalanıp durdum
    Bir trendim, küçücük istasyonlardan geçtim, sonunda sana varmak icin
    Bir gemiydim, irili ufaklı limanlara uğradım,
    bir gün senin limanına gelmek icin
    Bir yoldum, nice insanlar çiğnedi beni Şimdi ayaklarının temasındaki hazzı Hareketli Kalpdaha iyi anlıyorum......................
    Bir kitaptım, beni okudular, fakat anlayan çıkmadı
    Yıllarca seni bekledi sayfalarım, okuyasın diye
    Yokluğunda bir kadehtim ben,
    Türlü içkilerle doldurup ağızlarına boşalttılar beni
    Yere çarptılar kırılmadım, duvara vurdular parçalanmadım
    Bir gün içime senin güzelliğinin dolacağını bildiğim için
    Dudaklarının değdiği her yerde bir ölümsüzlük ateşinin yanacağına inandığım için
    Gör, bir kadehin nasıl sarhoş olduğunu.
    Şimdi sarhoşum ben
    Kurşun askerler, bebekler, oyuncaklar vardı senden önce
    Durup durup aldanmalar vardı, aldığını geri vermeyen aynalar vardı
    Hep karanlığa açılan pencereler, ardında iğrenç yaratıkların
    yaşadığı büyük kapılar vardı ....................................
    Şehirler gördüm, sokaklarında bir toz bulutuydu yaşamak
    Çarşılarında fazilet kiloyla satılır, namus metreyle alınırdı
    Evlerinde yanyana yaşardı insanlarla hayvanlar
    Sabahları yalan girerdi pencerelerinden ışık yerine
    Akşamlar pis bir koku gibi gelir, geceler bir hışım gibi çökerdi o şehirlerin üstüne
    Her evde bir çocuk ağlardı ve her gün bir çocuk ölürdü sıtmadan.
    Gündüzleri erkekler kahvelerinde okey oynar, kadınlar bakraçla su taşırdı
    Gece olunca yataklar utanırdı yataklığından, duvarların yüzü kızarırdı
    Eller ve ayaklar bütün gece kirli bulaşıklar gibi yıkanmayı beklerdi
    Şehirler gördüm ben..
    Sefaletin utanç olmadığı şehirler gördüm
    Bencilliklerin birer apartman gibi yükseldiği ve şereflerin çamurlara
    düştüğü şehirler gördüm
    yaptığını anlamıyordu
    Balolarda, şölenlerde kötü bir oyundu yaşamak.
    Kadınlar elmaslarıyla ölçüyorlardı güzelliklerini
    Erkekler banka cüzdanlarıyla değerliydiler
    Ne şehirler gördüm ben..
    Tiyatrolarında, sinemalarında aldanışlarımız, utançlarımız oynanırdı
    Meyhanelerinde kirli ve renkli sulardı içilen.
    Mavileşmiş bir köhne zamandı.
    Çeşitli tuzaklarla doluydu her sokağı.
    Büyük arenalara benzeyen sokaklarında kan ve zulüm kokardı.
    Bir semtinde parfüm kokularıydı havaya karışan.
    Bir semti amonyak kokardı.
    Ve nice insanlar gördüm ben.
    Alışkın elleri kötülük etmeden duramazdı.
    Yalan söylemeden edemezdi dudakları.
    Gurur kötü dikilmiş bir elbiseydi üzerlerinde.
    Boş kovalar gibi ses verirlerdi dokunulduğu zaman.
    Nice insanlar gördüm ben.
    Bir yoksula en küçük bir iyiliği yapmaktan çekinen,
    fakat bir gecenin cömert bir saatinde onbinleri,
    yüzbinleri vahşi bir zevkle kaybeden insanlar gördüm.
    Din adamları aldatılacak bir kadın, ırzına geçilecek bir çocuk arıyordu mabetlerinde.
    Zenginliklerine daha sömürülecek insanlar gerekti.
    Ben yüzü jiletle kesilmiş kötü adamlar gördüm ve ben her sabah yüzünü traş ettiği jilet kadar para etmeyen daha kötü adamlar gördüm.
    En adi kıskançlıklar gördüm, kavgalar, zulümler, iskenceler,
    en ucuzundan kirli çamaşırlar, paçavralar, çamurlar,
    irinler, çirkefler gördüm.
    Seni tanıyıncaya kadar dinlediğim çatlak sesli bir plaktı, berbat bir filmdi seyrettiğim.
    Seni görünceye kadar kötülükten yana ne varsa tanıdım, çirkinlikten yana ne varsa gördüm.
    Tut ki bir kum çölündeydim, kızgın bir güneşin altında susuzluktan çatladı dudaklarım.
    Şimdi senin dupduru kaynağına eğilip su içerken varlığının paha biçilmez değerini daha iyi anlıyorum.
    Yokluğunu bu kadar derinden tatmasaydım, varlığının eşsiz anlamına varamazdım.
    Tut ki yıllarca süren bir geceydi senden öncesi.
    Güneşsiz aysız, yıldızsız bir gökyüzüydü.
    Kupkuru bir eski deniz kalıntısıydı.
    Çekilmiş bir nehir yatağıydı.
    Senden önce bir gün seni bulmak ümidiydi beni yaşatan.
    Tohumun yeşermek işin yağmuru, çiçeğin açmak için güneşi beklediği gibi bekledim seni.
    Nasıl bir nehir denize kavuşmak için uzak mesafelerden çağlaya çağlaya gelirse, işte ben de öyle geldim senin denizlerine.
    Senden öncesi uzun, uğultulu bir arayıştı, kudurmus bir çalkantıydı.
    Yokluğun öyle bir uçurumdu ki; yeryüzündeki bütün uçurumları uç uca eklesek, yokluğunun yanında bir nokta gibi kalırdı.
    Bütün girdaplar bir araya gelse; varlığının derinliğine yaklaşamaz şimdi.
    Senden önceki yıllardan sana kendimi getiriyorum.
    Yokluğunu tatmış, her yerde seni bir rüzgarcasına aramış ve vahşi,
    büyük bir nehircesine sana koşmuş bir ben var şimdi karşında.
    Arındım bütün kötülüklerden sana geldim.
    Seni yarınlara götüreceğim, gel,
    yaşanmamış zamanlara, erişilmemiş hazlara götüreceğim seni.
    ınan ki ne senden öncesi vardı, ne de