Necip Fazıl Kısakürek Siirleri

Konusu 'Şiir' forumundadır ve Elif tarafından 28 Temmuz 2006 başlatılmıştır.

    28 Temmuz 2006
    Konu Sahibi : Elif
  1. Elif

    Elif Onur Üyesi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    24.608
    Beğenildi:
    5.137
    Ödül Puanları:
    438
    1904 yılında İstanbul’da doğdu. Çeşitli okullarda, bu arada Amerikan Koleji'nde okudu ve orta öğrenimini Bahriye Mektebi'nde yaptı(1922). Bu askeri okulda, din derslerini, Aksekili Ahmed Hamdi, tarih derslerini Yahya Kemal'den görmüş, ama asıl anlamda "edebiyat ve felsefeden riyaziyeye ve fiziğe kadar iç ve dış bir çok ilimde derin ve mahrem mıntıkalara kadar nüfuz edebilmiş" dediği İbrahim Aşkî'nin etkisinde kalmıştır.İbrahim Aşkî, verdiği kitaplarla onun "deri üstü deri bir plânda da olsa" tasavvufla ilk temasını sağlamıştır. Kısakürek Bahriye Mektebi'nin "namzet ve harp sınıflarını bitirdikten sonra" Darülfünun Felsefe Bölümü'ne girmiş ve oradan mezun olmuştur (1921-1924). Felsefedeki en yakın arkadaşlarından biri Hasan Ali Yücel'dir. Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile bir yıl Paris'te gitmiştir. (1924-1925). Yurda döndükten sonra Hollanda, Osmanlı ve İş Bankalarında memurluk ve müfettişlik gibi görevlerde bulunmuş (1926-1939), Ankara'da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Devlet Konservatuvarı ile İstanbul'da Güzel Sanatlar Akademisi'nde dersler vermiştir (1939-1942). Daha gençlik yıllarında basınla ilişkiye geçen Kısakürek, bu tarihten sonra memurlukla ilişkisini kesmiş, hayatını yazarlık ve dergicilikten kazanmaya başlamıştır.Necip Fazıl Kısakürek 25 Mayıs 1983 tarihinde Erenköy'deki evinde öldü.Naşı, Eyüp sırtlarındaki kabristana defnedilmiştir.

    Ödülleri

    Necip Fazıl Sabır Taşı adlı oyunuyla 1947 yılında C.H.P. Piyes Yarışmacı Birincilik Ödülü'nü almıştır. Kısakürek'e doğumunun 75. yıldönümü dolayısıyla Kültür Bakanlığı'nca "Büyük Kültür Armağanı" (25 Mayıs 1980) ve Türk Edebiyatı Vakfı'nca "Türkçenin Yaşayan En Büyük Şairi" ünvanını vermiştir.

    Yazı Hayatı

    Necip Fazıl'ın yayınlanan ilk şiiri Örümcek Ağı adlı kitabına "Bir Mezar Taşı" başlığıyla alacağı "Kitabe" şiiridir ve 1 Temmuz 1923 tarihli Yeni Mecmua'da çıkmıştır. Necip Fazıl hatıralarında "benim de yerim bu el oldu yâhu/ Gençlik bahçesinde sel oldu yâhu" dizeleriyle başlayan bu şiir dolayısıyla Ahmet Haşim'in "Çocuk Bu Sesi nerden buldun sen?" dediğini yazmaktadır. Kısakürek bu tarihten itibaren 1939 yılına kadar Yeni Mecmua, Milli Mecmua, Anadolu, Hayat, Varlık gibi dergilerle Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan şiir ve yazılarıyla ününü genişletmiştir.Necip Fazıl 1925 yılında Paris'ten yurda döndükten sonra, aralıklı şekilde ama uzun sürelerle Ankara'da kalmış, üçüncü gelişinde, bazı bankaların da desteğini sağlayarak 14 Mart 1936 tarihinde Ağaç adlı bir dergi çıkarmıştır. Yazarları arasında Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer, Mustafa Şekip Tunç'un da bulunduğu Ağaç, yeni kapanmış olan Yakup Kadri'nin sahipliğindeki Kadro dergisinin Burhan Belge, Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir ve İsmail Husrev Tökin gibi yazarlarının savunduğu ve dönemin etellektüellerini hayli etkilemiş bulunan materyalist ve marksizan düşüncelerine karşı spiritüalist ve idealist bir çizgi izlemeyi öngörmüştür. Ankara'da altı sayı çıkan Ağaç dergisini Kısakürek daha sonra İstanbul'a nakletmiş, ancak dergi 17'nci sayıda kapanmıştır.Ve Büyük Doğu Necip Fazıl, 1943 yılında bu defa, dini ve siyasi kimliği de olan Büyük Doğu dergisini çıkarmış, 1978 yılına kadar aralıklarla haftalık, günlük ve aylık olarak çıkardığı Büyük Doğu'da iktidarlara cephe almış, yazı ve yayınları yüzünden mahkemelere düşmüş, dergi birçok kez kapatılmıştır. Özellikle İslam medeniyetini ve tarihini savunan Necip Fazıl giderek milletimizin sevdiği bir insan olmuştur. Necip Fazıl 1947 yılında Büyük Doğu'nun toplatılması üzerine ayrıca Borazan diye bir siyasi mizah dergisi de çıkarmıştır.

    ESERLERİ

    Şiir: Örümcek Ağı, Kaldırımlar, Ben ve Ötesi, Sonsuzluk Kervanı, Çile, Şiirlerim, Esselâm, Çile Oyun: Tohum, Bir Adam Yaratmak ,Künye, Sabır Taşı, Para, Nami Diğer Parmaksız Salih, Reis Bey, Ahşap Konak, Siyah Pelerinli Adam, Ulu Hakan Abdülhamit, Yunus Emre.

    Roman: Aynadaki Yalan, Kafa Kağıdı

    Hikaye: Birkaç Hikâye Birkaç Tahlil, Ruh Burkuntularından Hikâyeler, HikâyelerimHatırat: Cinnet Mustatili, Hac, O ve Ben, Bâbıâli.

    KALDIRIMLAR / I Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında, Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum. Yolumun karanlığa karışan noktasında, Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum. Kara gökler külrengi bulutlarla kapanık; Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar. Bu geceyarısında iki kişi uyanık: Biri benim, biri de uzayan kaldırımlar. İçimde damla damla bir korku birikiyor; Sanıyorum her sokak başını kesmiş devler. Simsiyah camlarını üzerime dikiyor, Gözleri çıkarılmış bir âmâ gibi evler. Kaldırımlar, ıstırap çekenlerin annesi, Kaldırımlar, içimde uzayan bir lisandır, Kaldırımlar, duyulur ses kesilince sesi, Kaldırımlar, içimde uzayan bir lisandır. Bana düşmez can vermek yumuşak bir kucakta, Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum. Aman sabah olmasın bu karanlık sokakta, Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum. Ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin; İki yanımda aksın bir sel gibi fenerler. Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin; Yolumda bir tâk olsun zulmetten taş kemerler. Ne ışıkta gezeyim, ne göze görüneyim; Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları. Islak bir yorgan gibi iyice bürüneyim, Örtün, üstüme örtün serin karanlıkları. Uzanıverse gövdem taşlara boydan boya, Alsa bu soğuk taşlar alnımdaki ateşi. Dalıp sokaklar kadar esrarlı bir uykuya, Ölse kaldırımların kara sevdalı eşi...

    kaynak:biyografi.net

    [​IMG]
     
  2. 19 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Elif
  3. longing

    longing Aktif Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    16
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Necip Fazıl Kısaküreği ben çok severim bir kaç şiirini ezbere biliyordum
    başlık açacaktım
    aaa baktım ki elifim benden önce hayatı ve eserlerinden önce bizi bilgilerndirmiş
    sağol elifim ellerine sağlık
    bir kaç şiirde benden




    HEP BU AYAK SESLERİ

    Hep bu ayak sesleri, hep bu ayak sesleri,
    Dolaşıyor dışarda, gün batışından beri,
    Bu sesler dokunuyor en ağrıyan yerime,
    Bir eski çıban gibi işliyor içerime,
    Ey şimdi kara haber gibi bana yaklaşan,
    Sonra saadet olup yanımdan uzaklaşan,
    Sesler, ayak sesleri kesilmez çıtırdılar!
    Bana gelen müjdeyi galiba caydırdılar,
    Böyle adım atarlar, ayrılanlar eşinden,
    Böyle yürür, gidenler, bir tabutun peşinden,
    Kimsesiz gecelerim, bu kesik sesle doldu,
    Artık, atan kalbimde bir ayak sesi oldu
    Bir gün, sönük göğsüme düştüğü vakit başım
    Benden ayrılıyormuş gibi bir can yoldaşım,
    Gittikçe uzaklaşan bu sesi duya duya,
    Yavaşça dalacağım, o kalkılmaz uykuya

    NECİP FAZIL KISAKÜREK



     
  4. 19 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Elif
  5. longing

    longing Aktif Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    16
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76


    GECEYE ŞİİR

    Kalbim bir çiçektir,gündüzler ölgün;
    Gelin,gelin,onu açın geceler!
    Beni yadedermiş gibi,bütün gün
    Ötün kulağımda,çın,çın,geceler!

    Geceler çekmeyin benim için hüzün,
    Gelin siz,ruhumu tenimden süzün;
    Bırakın naşımı yerde gündüzün,
    Gölgemi alın da kaçın geceler!




    NECİP FAZIL KISAKÜREK
     
  6. 19 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Elif
  7. longing

    longing Aktif Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    16
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    ÇOCUK

    Annesi gül koklasa,ağzı gül kokan çocuk;
    Ağaç içinde ağaç geliştiren tomurcuk...

    Çocukta,uçurtmayla göğe çıkmaya gayret;
    Karıncaya göz atsa 'niçin,nasıl?' ve hayret...

    Fatihlik nimetinden yüzü bir nurlu mühür;
    Biz akıl tutsağıyız,çocuktur ki asıl hür.

    Allah diyor ki:'Geçti gazabımı rahmetim!'
    Bir merhamet heykeli mahzun bakışlı yetim...

    Bugün ağla çocuğum,yarın ağlayamazsın!
    Şimdi anladığını,sonra anlayamazsın!

    İnsanlık zincirinin ebediyet halkası;
    Çocukların kalbinde işler zaman rakkası...

    NECİP FAZIL KISAKÜREK




    Çocukken haftalar bana asırdı ....
    Derken saat oldu derken saniye ....
    İlk düşünce beni yokluk ısırdı ....
    Sonum yokluk olsa bu varlık niye..

    Yokluk sende yoksun bir var bi yoksun.
    İnsan oğlu kendi varından yoksun...
    Gelsin beni yokluk akrebi soksun ...
    Bir zehir ki hayat özü faniye....

    Necip Fazıl KISAKÜREK


     
  8. 19 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Elif
  9. longing

    longing Aktif Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    16
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    YOLCULUK

    Yolculuk, her zaman düşündüm onu;
    İçimde bu azgın davet ne demek?
    Oraya, nerdeyse güneşin sonu,
    Uçmak, kayıp gitmek, kaçıp dönmemek.

    Altımdan kaydırdı bir el minderi;
    Herkes yatağında, ben ayaktayım.
    Bir gece, rüyada gördüğüm yeri,
    Gözlerim yumulu, aramaktayım.

    Beni çağırmakta yabancı dostlar;
    Bu dostlar ne güzel, dilsiz ve adsız.
    Eski evde, şimdi bir başka ev var:
    Avlusu karanlık, suları tadsız.

    Her akşam, aynı yer, aynı saatte,
    Güneşten eşyama düşen bir çubuk;
    Yangın varmış gibi yukarı katta,
    Arkamdan gel diyor, sessiz ve çabuk!

    Başım, artık onu taşımak ne zor!
    Başım, günden güne kayıtsız bana.
    Dalında bir yaprak gibi dönüyor,
    Acı rüzgarların çektiği yana...

    NECİP FAZIL KISAKÜREK
     
  10. 15 Eylül 2006
    Konu Sahibi : Elif
  11. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    Affet



    göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten,
    affet senden habersiz aldığım her nefesten...

    *********************************


    Ağzımı Dikseler



    Tel tel ve iplik iplik dikseler de ağzımı;
    Tek ses duysalar; Allah... Yoklayanlar nabzımı.

    1973


    ***********************************

    Allah'ın Sevgilisi



    Düşünüyorum: O'ndan evvel zaman var mıydı?
    Hakikatler, boşluğa bakan aynalar mıydı?
     
  12. 15 Eylül 2006
    Konu Sahibi : Elif
  13. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    Babadan Oğula



    Eve dönmez bir akşam;
    Ve gün yüzlü çocuğu,
    Sorar: Nerede babam?

    Bakarlar, oldu, bitti;
    Gelir, derler çocuğa,
    Baban attaya gitti.

    Uzar gider bu atta;
    Ve neler neler olmaz
    Ve kim bilir ve hatta;

    Bir mahşer gerisinde;
    Babası döner bir gün,
    Oğlunun derisinde...

    Necip Fazıl Kısakürek



    ****************************

    Beklenen



    ne hasta bekler sabahı
    ne taze ölüyü mezar
    ne de şeytan bir günahı
    seni beklediğim kadar

    geçti istemem gelmeni
    yokluğunda buldum seni
    bırak vehmimde gölgeni
    gelme artık neye yarar


    ***************************


    Bir Kadın...



    sana ey kanımda eriyen kadın
    can nasıl dayansın, nasıl dayansın?
    mezara çekmekse beni maksadın
    önümde o siyah gözlerin yansın.

    bir sütun alevsin, bir sütun duman,
    yalnız seni görür gözünü yuman.
    senden ateşine bir deva uman
    bari gitsin kara toprağa kansın.

    bir çukur solumda, bir taş sağımda
    kabre girdiğim gün bu genç çağımda
    öyle bir yüksel ki sen toprağımda
    görenler ruhumu tütüyor sansın
     
  14. 15 Eylül 2006
    Konu Sahibi : Elif
  15. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108

    Bir Yudum İnsan...



    Denizin ve güneşin battığı yerde,
    Bilin ki yeni umutlar da yeşerir,
    Gündüzün bittiği, karanlığın bastığı yerde,
    Bekler durur gece bitmez.
    *********
    Her haliyle bitecek o gece,
    Yerini bırakacak, güne gündüze,
    Ağaçlar yemyeşil rengi besbell,
    Yaşıyorum hala bu yeni günle.
    *********
    Denizin ve güneşin birleştiği yerde,
    Umutlar tükendi ve umutlar bitti,
    Gündüz bitse de, karanlık gelse de
    Umrunda değil artık bir yudum insanın..

    Necip Fazıl Kısakürek



    ***********************************

    Bizim Şarkımız



    Kırılır da bir gün tüm dişliler
    Döner şanlı şanlı çarkımız bizim
    Gökten bir el yaşlı gözleri siler
    Şenlenir evimiz barkımız bizim

    Yokuşlar kaybolur çıkarız düze
    Kavuşuruz sonu gelmez gündüze
    Sapan taşların yanında füze
    Başka alemlerle farkımız bizim

    Kurtulur dil tarih ahlak ve iman
    Görürler nasılmış neymiş kahraman
    Yer ve gök su vermem dediği zaman
    Her tarlayı sular arkımız bizim

    Gideriz nur yolu izde gideriz
    Taş bağırda sular dizde gideriz
    Bir gün akşam olur bizde gideriz
    Kalır dudaklarda ŞARKIMIZ bizim...
     
  16. 15 Eylül 2006
    Konu Sahibi : Elif
  17. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    Canım İstanbul



    Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
    Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
    İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
    O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
    Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
    Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
    Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
    Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

    İstanbul benim canim;
    Vatanim da vatanim...
    İstanbul,
    İstanbul...

    Tarihin gözleri var, surlarda delik;
    Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
    Bulutta saha kalkmış Fatih'ten kalma kir at;
    Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
    Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
    Her nakısta o mana: Öleceğiz ne çare?
    Hayattan canlı olum, günahtan baskın rahmet;
    Beyoğlu tepinirken ağlar Karaca Ahmet...

    O manayı bul da bul!
    İlle İstanbul’da bul!
    İstanbul,
    İstanbul...

    Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
    Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
    Oynak sular yalının alt katına misafir;
    Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
    Her aksam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
    Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
    Bir ses, bilemem tambur gibi mi, uda gibi mi?
    Cumbalı odalarda inletir katibi mi...

    Kadını keskin bıçak,
    Taze kan gibi sıcak.
    İstanbul,
    İstanbul...

    Yedi tepe üstünde zaman bir gergef isler!
    Yedi renk, yedi sesten şayisiz belirişler...
    Eyüp oksuz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
    Adada rüzgar, ucan eteklerden sorumlu.
    Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
    Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
    Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
    Güleni söyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

    Gecesi sümbül kokan

    ******************************

    Dayan Kalbim



    Seni dağladılar, değil mi kalbim,
    Her yanın, içi su dolu kabarcık.
    Bulunmaz bu halden anlar bir ilim;
    Akıl yırtık çuval, sökük dağarcık.

    Sensin gökten gelen oklara hedef;
    Oyası ateşle işlenen gergef.
    Çekme üç beş günlük dünyaya esef!
    Dayan kalbim üç beş nefes kadarcık!

    (1972



    Türkçe’si bülbül kokan,
    İstanbul,
    İstanbul...
     
  18. 15 Eylül 2006
    Konu Sahibi : Elif
  19. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    Dönemeç



    Bir gündü, hava ılık
    Ve cadde kalabalık

    Bir kadın sapıverdi önümden dönemece;
    Yalnız bir endam gördüm, arkasından, ipince.
    Ve görmeden sevdiğim, işte bu kadın dedim,
    Çarpıldım sendeledim.

    Bir gündü mevsim bayat
    Ve esnemekte hayat.....
    Dönemeçten bir tabut çıktı ve üç beş adam;
    Yalnız bir ahenk sezdim, çerçevede bir endam.
    Ve tabutta, incecik, o kadın var, anladım;
    Bir köşede ağladım.....

    Necip Fazıl Kısakürek


    **************************
    Destan



    Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!

    Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:
    Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,
    Çatırdılar geliyor karanlık kubbemizden,
    Çekiyor tebeşirle yekun hattını afet;
    Alevler içinde ev, üst katında ziyafet!
    Durum diye bir laf var, buyrunuz size durum;
    Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodurum!
    Bir şey koptu benden, şey, her şeyi tutan bir şey,
    Benim adım bay Necip, babamınki Fazıl Bey;
    Utanırdı burnunu göstermekten sütninem,
    Kızımın gösterdiği, kefen bezine mahrem.
    Ey tepetaklak ehram, başı üstünde bina;
    Evde cinayet, tramvay arabasında zina!
    Bir kitap sarayının bin dolusu iskambil;
    Barajlar yıkan şarap, sebil üstüne sebil!
    Ve ferman, kumardaki dört kıralın buyruğu;
    Başkentler haritası, yerde sarhoş kusmuğu!
    Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama,
    Çatla Sodom-Gomore, patla Bizans ve Roma!
    Öttür yem borusunu öttür, öttür, borazan!
    Bitpazarında sattık, kalkamaz artık kazan!
    Allahın on pulunu bakleye dursun on kul;
    Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.
    Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa;
    Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa!
    Kubur faresi hayat, meselesiz, gerçeksiz;
    Heykel destek üstünde, benim ruhum desteksiz.
    Siyaset kavas, ilim köle, sanat ihtilaç;
    Serbest, verem ve sıtma; mahpus, gümrükte ilaç.
    Bülbüllere emir var: Lisan öğren vakvaktan;
    Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan!
    Bak, arslan hakikate, ispinoz kafesinde;
    Tartılan vatana bak, dalkavuk kafesinde!
    Mezarda kan terliyor babamın iskeleti?
    Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?
    Ah, küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap;
    Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılap.

    Necip Fazıl Kısakürek