Nereye Kosuyoruz?

Konusu 'Alıntı Yazılar' forumundadır ve dilara tarafından 16 Aralık 2007 başlatılmıştır.

    16 Aralık 2007
    Konu Sahibi : dilara
  1. dilara

    dilara Aktif Üye Üye

    Katılım:
    7 Kasım 2006
    Mesajlar:
    120
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    İnsanlara inanmak, insanlara güvenmek ne kadar önemlidir. Başınızı koyacağınız bir güvenli omuz, arkanızı yaslanacağınız bir dayanak, fırtınalarda sığınacağınız güvenli sineler ne kadar önemlidir. Sevginin, saygılı olmanın, birbirine güvenmenin tadını tatmak, bir ve beraber olmak, sevinçleri paylaşmak, birbiriyle dertleşmek ne güzeldir. Ortak değerlere sahip olmak birbirini anlamak, hoşgörüde bütünleşmek ne kadar anlamlıdır.



    Evet dostlar insan olmanın en güzel hasletleridir bunlar. Son günlerde karşılaştığımız bir sürü olaylar rastladığımız manzaralar bu gönül tellerinin ne kadar önemli olduğunu bize bağıra çağıra hatırlatıyor. Yozlaştırılmış, değerlerinden uzaklaştırılmış toplumların ne hallere düştüğünü her baktığınız televizyon ekranlarından, gazetelerin sırıtan manşetlerinde ve sokağın her köşesinde görüyorsunuz.



    Biz bu hallere nasıl düştük. Babalar babalığını unutmuş, evlatlar hak getire analar sanki o ilahi çağrının muhatabı değil. Aman Allah’ım bir ana küçücük yavrusunu nasıl sapık iğrenç nefsanî canavarlığa kurban eder. Bir adem oğlu nasıl diğerinin canına kasteder hem de üç kuruşluk bir meta veya para için. Bir iş adamı nasıl olurda helal haram kavramını hayâsızca ezer geçer. Tüyü bitmemiş yetimin hakkına el uzatır. Binlerce hortumcu nasıl türetilir bir biri peşi sıra. Bu aymazlıklar niye? Neden bu kadar hoyratlıklar, neden bu kadar acımasızlıklar, neden bu kadar anlayışsız ve sevgisiz, saygısız bir toplum haline geldik.



    İşte ey toplum mühendisleri eserinizle her halde övünüyorsunuzdur. Maddileştirdiğiniz öz benliğini lime lime parçaladığınız bu toplumu tarihi hafızasını kaybettirerek ne hallere soktunuz. Birbirine güvenmeyen, birbirini sevmeyen, nefret tohumlarıyla zehirlediğiniz bu ülkenin evlatlarını; kendi birliğini değil de emperyalist sömürücülerin önlerine attığı sahte cennetlerin gerçekleşmeyecek hayallerinin peşinde koşan zavallılar haline getirdiniz. Vatansız kalmaktan korkmayan, ahlaksızlıktan utanmayan, inançsızlığı iman bilmiş, sevgi fukarası, bencil, amaçsız, güruhlar bunlarla siz bu ülkeyi nereye götürebilirsiniz. Yarınlarınız olmaz sizlerin, tarihin çöplüğü bu kötü tecrübelerle tıka basa doludur.



    Ey bu ülkenin aydınları bırakın el âlemin kendilerini kurtaramayan yabancı fikirlerini; kendinize gelin binlerce şühedanın emanetine sahip çıkın siz kendiniz olun. Bakın muhteşem tarihinize; orada ümitler var, orada ufuklar var, orada kardeşlik var, orada birlik var, orada dirlik var. Bu çağın getirdiği ultra tekno karmaşa ve azdırılan emperyal heveslerden kendinizi ancak öyle bir limana sığınarak kurtarabilirsiniz. Ortak mazimiz, kültürel birikimimiz bizi birbirine yapıştıracak en kuvvetli tutkallardır. Hala kendine gelmez misin görmez misin bunları. Etrafına bak; Irak’a bak, kan ve gözyaşı, paramparça bir ülke conilerin postalları altında ezilen bütün değerleri iğfal edilmiş bir halk; mezepotamyanın hülyalı memleketi ne halde şimdi. Demokrasi ve insan hakları yalanını maske edinmiş süfli değerlerini iğrenç hastalıklı düşünce biçimlerini zorla, işgal ederek, ezip geçerek hâkim kılan çağdaş zorbalar seninde memleketine uğramaz mı sanırsın. Ne çabuk unuttuk yedi düvel belasını. 90 yıl önce bu topraklarda bunları yaşamadı mı? 18 mart 1915 de yedi düvelin bu ülkenin topraklarına namusuna istiklaline göz dikişini onu topluca çarpan yüreklerin 250 bin evladını feda ederek söndürdüğünü unutmuş olmamalıyız. Bütün kaleleri yine o medeniyet tacirleri ve istismarcıları tarafından işgal edilmiş, ordusu dağıtılmış, bütün tersanelerine girilmiş bir milletin her şeyin bittiği zannedildiği bir anda nasıl şahlandığını hafıza kayıplarına havale etmemeliyiz



    Binlerce yıl aynı toprakları paylaşmış beraber ağlamış beraber gülmüş, aynı inancı ve tarihi paylaşmış, kurtuluş savaşlarında hep omuz omuza olmuş insanları etnik tuzaklara sürükleyip iğrenç emellerini bir bir tatbik etmeye çalıştıkları ve bizi sürüklemek istedikleri o son, bu gün gözlerimizin önünde değil mi. Bunu kimlerin yaptığını son 200 yıl içinde bu toprakları parçalamak isteyen ittifaklar bu milletin tarih hafızasından silinmemiştir. Dün kandıranlar bu gün değişmedi. Dün kandırılan İbni Suudlardı, Şerif Hüseyinlerdi bu gün adı Ahmet veya Mehmet hiç önemli değil sonuç değişmeyecektir.



    Bakın şu son zamanlarda yaşadıklarımıza, tarihin geçmişinde kalmış bir meselede mezalime uğrayan biz olmamıza rağmen bizi suçlu ilan etme çabalarına ve birde sanki bizler sersem ve bu dünyada yaşamıyoruz gibi, alay edercesine bütün dünyanın gözlerinin içine baka baka Bosna katliamını Sırpların yapmadığını kaşla göz arasında karar verenlere. Üstelik adalet gibi bir kavramı kap kara suratlarına maske edinenlere. Srebrenisada 8 bin insanı Hollanda askerlerinin denetiminde katledilmesi soykırım değilmiş, Hocalı katliamı soykırım değilmiş, Bosna katliamı soykırım değilmiş, Cezayir katliamı soykırım değilmiş, Irak katliamı soykırım değilmiş, Vietnam katliamı soykırım değilmiş ya bunlar katliam değil yada buna karar verenler insan değil. İşte ey benim aydınım eğer sen ışığını bunlardan alıyorsan neden etrafını aydınlatamadığın belli yeter artık aslına dön ve senden aydınlık gelecek bekleyenleri hüsrana uğratma başka çıkış yolumuz yok.



    Selam ve dua ile….