Nihat Behram Şiirleri

Konusu 'Şiir' forumundadır ve seaBahAR tarafından 25 Kasım 2008 başlatılmıştır.

    25 Kasım 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  1. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238

    [​IMG]
    1946 yılında Kars'ta doğdu. On şiir kitabı yayınlandı. Yayınlanmış yirmi kitabı bulunmaktadır. Çeşitli yapıtları yabancı dillere çevrilmiştir. 'Halkın Dostları', 'Militan' ve 'Güney' dergilerini çıkaranlar arasındadır. Yazdıklarından ötürü 12 Mart döneminde 2 yıl tutuklu kaldı. 70'li yıllarda bir süre gazetecilik yaptı. 12 Eylül döneminde Bakanlar Kurulu kararıyla T.C. vatandaşlığından çıkarıldı. Uzun yıllar yurdundan uzakta yaşamak zorunda kalan Behram,17 yıllık politik sürgünlükten sonra 1996 yılında yurduna dönebildi.



    -alıntı-
     
  2. 25 Kasım 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  3. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238

    İnsan ki Hasreti Kadar


    Aşksa:
    Sağır da olsa dile döner seslenir...
    Düşse:
    Eni sonu suya düşer ıslanır...

    Aşktan öte başka hangi tohum yeşerir
    Hangi dal sügün verir ezildiği yerinden?

    (...Dolunaydı...Dağların bulutlandığı,
    toprağın yoncalandığı aydı...Öpsem,
    yaralanır sandığım
    çiçekler kadar körpeydi bahar...
    Bir yanım sazınca külhan,
    yağız, civan, atmaca;
    bir yanım nazınca uslu,
    suskun, ıssız, utangaç,
    savrulup savrulup sokaklara
    söylediğim şarkılar
    süsüydü ömrümüzün,
    yitince bulunmaz zenginliğimiz...
    Ne güzel günlerdi ah
    ne güzeldin gençliğim;
    gönlümü tarih düşüp
    ömrümce yol gözledim,
    yazık ki sen beklemedin...)

    İki derde yenik düştüm ne çare:
    biri aşk
    biri düşten düşe sızım sızım yüreğim...

    Taşa çaldım derdimi,
    taş çatladı kıvrım kıvrım kök verdim;
    güle sardım kendimi,
    gül kurudu derdim azdı yürüdü...

    İnsan ki hasreti kadar:
    belki bin sevda bin ayrılık
    fakat
    bir aşk bir intihar
    bir ömre ancak sığar.


    Nihat Behram
     
  4. 25 Kasım 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  5. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238

    Doğadan İstek


    Beni geçmişin dehşetiyle besle
    beni geleceğin özsuyuyla

    Küpeler tak kulaklarıma kirazlardan
    mendilimi fesleğenlerle yıka

    Bana çılgın bir gürleyiş bellet
    yankısıyla kapan üstüme geceleri

    Benimle rüzgarları tanıştır
    gözlerimi boralara düğümle

    Beni kankardeşi bilsin gözyaşların
    beni umudunla büyüle

    Bana ıssız gecelerden yıldız kaymaları sun
    beni ucu kıl birbirine sürtünen çakmak taşlarının

    Koynuma başakları yıkayan yağmurunla yağ
    kasıklarımı zeytin yapraklarıyla yenile

    Ben seni esir alayım şiirlerle
    Sen beni kul bil kendine

    Nihat Behram


     
  6. 25 Kasım 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  7. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238

    Sığınak


    Yedeğimde hep bir şiir olmalı
    Korusun diye beni,
    Sarsın
    Solusun diye...
    Yedeğimde hep bir şiir olmalı
    Dileğimce değiştirebildiğim
    Değiştikçe beni de değiştiren
    Yüreğimle sindiğim,
    Kimsenin bilmediği,
    Acısına başka acı
    Sevincine başka sevinç değmemiş,
    Canım gibi
    Yok etmek hakkını kendimde gizlediğim
    Ömrümce çılgın, gönlümce engin,
    Yeni doğmuş bebeklerin sesiyle
    Yankısı ufkuma dokunurcasına yakın
    Soluğumda kıvılcım, dudağında gül
    Yaşamaya düğümlü,
    Goncalar kadar körpe
    Dalgalar kadar hırçın
    Kavuşmamız olanaksız birine sakladığım,
    Mahrem, bağışıksız,
    Mazlum bir şiir
    Yedeğimde hep bir şiir olmalı;
    Çırpındığım geceler
    Yetişip yatıştıran
    Esinlenip dindiğim,
    Duygusu sağılmamış,
    Üşüse soluverecek,
    Pürüzsüz, bir başına incecik,
    Gülüşü gülüşüme denk, andıkça parıldayan
    Andıkça parıldadığım,
    Kanmayan, kandırmayan;
    Öfkesi kirlenmemiş,
    Zehri gibi kendi hayatımın
    Ayrılık yaralarını sarılır sanmış,
    Sürgün, ürkütülmüş,
    Üzgün bir şiir.
    Yedeğimde hep bir şiir olmalı
    Yuvasında ilk kez uçan serçe gibi telaşlı,
    Şafakta kuzulamış karaca gibi baygın,
    Ulaşınca çılgınlığa kırılan dallarda ömrün
    Yanarak uğuldayan
    Yanarak uğuldadığım...
    Yine daldım da kendi düşüme
    Hasretin kanayışı bitermiş sandım...
    Beni şiirler bağışlasın!

    Nihat Behram

     
  8. 25 Kasım 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  9. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238

    Ölüme Gazel


    İnsandır en yüce değerleri yaratan.
    Sevdayı sözgelimi,
    erdemi, özlemi, özveriyi,
    umudu, şefkati, düşü...
    Yaşamı tanıdıkça kendini tanımlayan... İnsandır...
    Ve fakat
    yakalar yakalamaz uygun bir an
    bulur bulmaz dengini
    durmaz
    tümünü
    haraç mezat pazarlar...
    Soylu mu soylu, huylu mu huylu;
    hırsız mı hırsız, arsız mı arsız!
    İnsandır...
    Tanrılar yaratacak denli esinli, tinsel, engin...
    Canı pahasına direnecek denli gözüpek,
    atılgan, seçkin...
    Ve fakat
    kendi büyüsüne sığınacak denli bitkin,
    güvensiz, sefil...
    Sefasını sefaletten sağacak denli rezil...
    Özlü mü özlü, sözlü mü sözlü;
    bezgin mi bezgin, azgın mı azgın!

    İnsandır...
    Diş diş dudaklarında
    özgürlüğün tutkusu kıvılcımlanır,
    çığlığı gecenin ışıltısı olur şarkılarında.
    Çağıran acılarsa eğer
    koşar
    üleşir her şeyini...
    Ve fakat
    ışıltının karşısında kuduran da odur...
    Bilgine değil, haine tapan;
    kendi türünü yok etmenin ustası;
    doydukça bölüşmeyi unutan...
    Masum mu masum, mazlum mu mazlum;
    Katil mi katil, zalim mi zalim!

    İnsandır...
    Bir o’dur ölümlü doğuşunun bilgisiyle yaşayan...
    Vurgunu olduğu göğe süssüz,
    sürgünü olduğu cana güçsüz,
    çılgını olduğu tene öksüz...
    Narince açan... Soldukça üzgün...
    Sevincini bile gözyaşıyla yoğuran...
    bir yanı hep anılara sarmaşık...
    Gönül boyu yaralı... Ömür boyu âşık...
    Bağrında özlem, sırtında hançer
    dağları delip, ağzında ışıkla gelebilir...
    Coşkun, düşlü, dövüşken...
    Ve fakat
    çıkan için ufkunu yakan
    dostunu satan da odur...
    Doymak bilmezcesine çakalcana açgözlü;
    uygarlığınca acımasız, evcilliğince vahşi...
    Korkak, kaypak, sürüngen...
    Ulaşsa
    denizler gibi yıldızlar da kirlenir ellerinde...
    Binlerce yılmış gibi ömrü, onlarca yıl susabilir;
    suskunluğu çatal çatal, yılanca zehirlidir...
    İçli mi içli, güçlü mü güçlü;
    suçlu mu suçlu, hınçlı mı hınçlı!

    İnsandır...
    Sonunda solacak,
    kurumuş bir yaprak gibi rüzgâra ilişerek
    geldiği toprağa dönecektir.
    Yücelerde soluduysa ömrünü
    baharda sazı kalır
    dallarda hızı kalır
    kuşlarda açar sesi
    dillerde sözü kalır...
    Irmağın kıvrım kıvrım suyunda
    köpürür, gümüşlenir...
    döndükçe gümüşlenir...
    Arının kekik tüten balıyla
    leylaklar kınalanmış bakışlar kutsar onu,
    köklere sürgünlere uğurlar...
    Ardı sıra
    ateşböcekleri uçuşur,
    su tutuşur...
    Dalgalar alkışlarıdır...

    Kimi ölür izi kalır,
    kimi ölür buzu kalır

    Nihat Behram

     
  10. 25 Kasım 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  11. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238

    Yaşadıkça


    Ah benim aşkla beslediğim sevgilim
    kalbimi zorlayan heyecanla sana
    savaşın gitgide yaklaşan uğultusuyum

    Günler
    sazlarla çevrili göl kıyısında
    suyun inanılmaz berraklığıyla çalkalanıp geçti
    serçeler karla yıkadı tüylerini
    taşların oyuklarına doluşan kertenkeleler
    düşlerimde zamanla silikleşti
    Bazan düşünmek acı veriyor bana
    içimde yırtılarak uzaklaşan çayırları

    Ah, benim aşkla beslediğim sevgilim
    bütün güzel şarkıları sanki ben bestelemişim
    üstelik merakla bakıyorum tanıdık her yüze

    Çayırları düşün
    anamdan emdiğim sütün tadı
    yırtarak uzaklaşan çayırları

    Artık tek afiş kan kokusu şehrin sokaklarında
    gerisi düşmanın kurduğu pusu
    kan kokusu diyorsam
    ah, benim aşkla beslediğim sevgilim
    kalbimi zorlayan heyecanla sana
    savaşın gitgide yaklaşan uğultusuyum

    Nihat Behram


     
  12. 25 Kasım 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  13. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238

    Yine De Gülümseyerek


    Ne sağnaklar görmüşüz, yarılan gökyüzünden alnımız yıldırımlarla ağmış,
    ne rüzgarlar çınlamış bağrımızda, coşkusundan kırılmış kaburgamız,
    dişlenip kayaları ne ateşler yakmışız, aşmışız ne zifiri uçurumlar,
    yine de ürkütmeden öpmüşüz bir ceylanı gözlerinin yaşından
    incitmeden tutmuşuz ağzımızda yorulan kelebeği;
    şimdi asmalardan korukların tadı silinmiş,
    sesimizde sendeleyen bir keder,
    uykusuzluk serin serin sızıyor acıyan tenimizden;
    ziyanı yok, nasıl olsa gönlümüzde aşkın yeri çok derin.

    Ne azgın canavarlar üstüne yürümüşüz bir demet çiçek için,
    neyimiz var neyimiz yok vermişiz bir narin dilek için,
    yıllarını taş duvara örmüşüz ömrümüzün bir hırçın yürek için;
    şimdi çevremizde yosunlaşmış sessizlik,
    yabanıyız gittiğimiz her şehrin, çiğdemsiz, kükremesiz,
    kimsecikler sezmiyor boynumuzdan didişen örümceğin zehrini;
    ziyanı yok, nasıl olsa nabzımızda durulanır iksiri.
    Ne güzel sevmişiz, ağzımızda mavi bir tat kekremiş,
    ne sızılar sarmışız yumuşacık öpüşlerin çığlığını kuşanıp,
    şafaklar tutuşkunu şarkılar yuvalanıp ne mintanlar yırtmışız,
    şimdi usulcacık ürpersek kara gece uykumuz kaçacak kadar delik
    üstümüz çimensiz tepeler gibi bereketsiz, örtüsüz, serin;
    ziyanı yok, nasıl olsa gönlümüzün çayırları ipekten, bakışımız lekesiz.

    Ne masalar düzmüşüz kıvrımları gümüş, kakmaları sedeften,
    ne milyonlar yanından başeğmeden geçmişiz, huyumuz değişmemiş,
    hayatımız günbegün çarpışarak yaşanılan sırların ürünüdür;
    şimdi kar altında avcumuz, avurdumuz ilaçsız,
    ıssızlaşmış sabahlar, yoksunluk arsızlaşmış,
    kaçışır yolumuzdan gölgesini de alıp o şaklabanlar inildesek açlıktan;
    ziyanı yok, nasıl olsa gönlümüzün dağı taşı altından.

    Ne devlerle dalaşmış kanımızı göstermeden silmişiz.
    ne kudurgan günlerde elimizi dost eline titremeden vermişiz,
    bir ömür seğirtmişiz bir nefes beklemeden;
    şimdi nice anışların dudağı üşüyen bir çocuk kadar uçuk,
    nicesi elsıkışların sahtekar çıkmış.

    - Bizi eşkiyalar soymamış abi
    muhabbet yıkmış!

    Nihat Behram