O kadar az söyledi ki

Konusu 'Alıntı Yazılar' forumundadır ve realist tarafından 20 Temmuz 2007 başlatılmıştır.

    20 Temmuz 2007
    Konu Sahibi : realist
  1. realist

    realist Popüler Üye Üye

    Katılım:
    3 Aralık 2006
    Mesajlar:
    3.088
    Beğenildi:
    75
    Ödül Puanları:
    148
    O kadar az söyledi ki bana beni sevdiğini, ve ben o kadar çok anladım ki beni sevdiğini.
    En son, ama en son 3-5 sefer belki de en kıymetli, en net ifade edilişleriydi...
    İnsanın sevdiği tarafından sevilmesinden güzel bir şey olabilir mi?

    Aşk... Gerçekten de kör ediyor mu yani gözleri? Sanmıyorum. Sadece çok koyu renkli bir güneş gözlüğü takar gibi gözlerimize. Hani neyin nerede ve nasıl olduğunu aşağı yukarı bilirsiniz de, net olarak göremezsiniz. Zaten görememek için takılmıştır o gözlük, görüp de rahatsız olmamak için. Ama sezinlersiniz ve o vücudunuzu önce okşayan, yalayan sonra ısıran, sonunda da enerjinizi tüketip sizi esir eden güneşin altında mayışırsınız, bile isteye.
    Gözleriniz koruma altında ya bir kere, varsın yarın öbürgün yanıklar kavursun bedeninizi...

    “Eskiden böyle değildi...”
    Yalan! Gözlüğünün camları çok koyuymuş.
    “Değişti...”
    Değişmedi, alıştı.
    “Beni artık sevmiyor...”
    Sen onu ne kadar seviyorsan, o da o kadar.
    “Hiç bir şeyi paylaşamaz olduk...”
    Demek ki eskiden de azmış.
    “Saçımın rengini fark etmedi bile...”
    Fasulyeden iki tabak yedi ama.

    Giderek açılır gözlüklerin camlarının renkleri, giderek dökülür aynanın ardındaki sırlar, ve sevgiler özünü bulur.

    Kurdelaya sarılmış cicili bicili paketlenerek göz boyayan “kabalığın” mesela, bağı çözülür önce, kağıdı eskir, kutusu yırtılır, ve ortaya çıkıp rahatça nefes almaya başlar. Sonra zamanın izleri birikip taşlaştırmaya başlar onu; eğer ki özenle temizleyip, tozunu alıp, ara sıra yeniden paketleyip kurdelalarla sarmazsanız...

    “Eskiden bu kadar kaba değildi...”
    Doğru, yaşlandıkça özellikleri kemikleşiyor, uğraş, esnet biraz.
    “Eskiden beni daha çok severdi...”
    Gözlüğü kaymıştır, seninki de kaymış ama... Yeni gözlükler bulun kendinize, daha açık renk, ama etrafı daha rahat görebildiğiniz.
    “Paylaştıklarımız azaldı...”
    “...mış gibi” yapılanların yerine, gerçekten paylaştıklarınız kalmış elinizde.

    “Aşk ne oldu?”
    Sadece yaşlanıyor, eskisi gibi koşup zıplayamıyor, ama yürüyor bak!
    “Yine koşup zıplasak?”
    Bir yerinizi kırarsınız. Çevrenize baka baka, bakıp da göre göre, yavaşça yürüyün artık.
    “Çok kavga eder olduk...”
    Kavga etmemekten iyidir. Bir şeyden vaz geçmemek için kavga eder insan.
    “Ben onun için...”
    Ya o senin için?

    Ayrılmıştık bir kez... Ben istenmediğimi düşündüğüm an kabullenirim. Kabullendim. İsteyenlere yöneldim o sıra.
    Tam 22 sene sonra, o az ‘gerçekten paylaştıklarımız’dan bir anda, bir film seyrederken, sevdiğinden ayrılan ve dünyası kararan birinin canlandırıldığı bir sahnede; “Sen hiç böyle hissettin mi kendini?” dedi. “Nasıl yani?” diye sordum...
    “Ben senden ayrıldığımız o gün, ‘Dünya nasıl olup da hâlâ dönmeye devam edebiliyor?’ diye şaşırmıştım” dedi... Bunu söylediği gün, bana hediye almadığı bir evlenme yıldönümümüzdü.

    Şu an yanımda değil, işinde, ve ona onu ne kadar sevdiğimi anlatan bir mesaj çekeceğim şimdi.

    ...............

    Çok güzel bir mesajdı, aferin bana.

    ...............

    Bir ay kadar önce bazı arkadaş çiftlerin durumundan söz ediyorduk. Kadın tarafların hatalarından örnekler sıralıyorduk. ‘O adamlar’ın ‘o karılar’ı bırakmakta haklı oldukları sonucu ortaya çıkıyordu.
    “Ben de yaptım ama aynı türden şeyleri” dedim.
    “Ama sen benden ayrılmamak için çaba gösterdin” dedi.
    ‘Sen de’ diyemedim, ortamın dayanılmaz rahatlığını bozmamak için.

    Doğum günümde bir elbise almış, tam benim zevkime göre... Ama ancak 10-15 sene önceki bedenime yakışacak türden...

    Birkaç gün önce motosikletli bir kuryeye çarptım arabayla –bu ara sürekli ufak tefek kazalar yapar oldum-. O gece eve geldiğinde beni sigara dumanları içinde bulmuş ve “Sen şu an ölüyorsun burada...!” demişti. Üzerine bir de bu olayı dinleyince, cezalandırdı beni...
    “Sonunda ya hapise ya mezara gideceksin!” dedi.
    “Çantamı hazırlamam lazım, sonra da uyuyacağım, çok yorgunum” dedi.
    Mıçıma baka baka odama döndüm.

    Tanrım, ne kadar çok seviyor bu adam beni.

    (alıntı)