Octavio Paz(1914-1998)

Konusu 'Şiir' forumundadır ve canavar tarafından 24 Nisan 2007 başlatılmıştır.

    24 Nisan 2007
    Konu Sahibi : canavar
  1. canavar

    canavar Yılmak yok. Yola devam... Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    3.271
    Beğenildi:
    109
    Ödül Puanları:
    353
    İki Gövde



    İki gövde yüzyüze

    bazen iki dalga

    ve okyanustur gece.



    İki gövde yüzyüze

    bazen iki taş

    ve bir çöldür gece.



    İki gövde yüzyüze

    bazen iki kök

    dantellenmiş geceye.



    İki gövde yüzyüze

    bazen iki bıçak

    ve kıvılcım çakar gece.



    İki gövde yüzyüze

    iki yıldız düşen

    boş bir gökyüzünde.





    (Çev: Ali Cengizkan)









    Aztek Kadını



    Yürür ırmak kıyısında, çıplak, sağlıklı, yeni yıkanmış, yeni

    doğmuş geceden. Yazdan derlenmiş mücevherler yanar

    göğsünde. Yanardağın ağzında büyür mavi, neredeyse kara

    ot, kurumuş ot, örterek dişiliğini. Karnında kanatlarını açar

    bir kartal, iki bayrak sarılır birbirine ve su, dinlenir. Çok

    uzaklardan gelir, o nemli ülkeden. Çok az kimse gördü onu.

    Gizini açıklıyorum size: Gündüzleri, bir taştır yolun

    kıyısında; geceleri, bir ırmak, akar erkeğin yanında.





    (Çev: Ali Cengizkan)









    Maithuna



    Gözlerim keşfeder seni

    çıplak

    ve örter seni

    ılık yağmuruyla

    bakışların



    *

    Seslerden bir kafes

    açılır

    Sabaha

    daha ak

    baldırlarından

    geceki

    kahkahandan ve yapraklarından

    ay gibi bluzunun

    sen yataktan sıçrarken



    *

    Elenen ışık

    şakıyan sarmal

    sarar aklığı

    Chiasm

    uçuruma dikili



    *

    Günüm

    patladı

    gecende

    Çığlığın

    sıçrar parçalar içinde

    Gece

    yayar

    gövdeni

    yıkayarak altında

    gövdelerinin

    düğüm

    İşte yine senin gövden



    *

    Dikey saat

    yağmursuzluk

    döndürür ışıltılı tekerlerini

    Bıçaklar bahçesi

    aldatılış ziyafeti

    Bu yansımalar arasından

    girersin

    incinmeden

    ellerimin ırmağına



    *

    Ateşten hızlı

    yüzersin gecede

    gölgen daha belirgin

    okşayışlar arasında

    gövden daha siyah

    sıçrarsın

    olanaksızın kıyısına

    nasıl ne zaman çünkü evet ayak direyişler

    Kahkahan yakar giysilerini

    kahkahan

    ıslatır alnımı gözlerimi nedenlerimi

    Gövden yakar gölgelerini

    Sallarsın bir korku trapezinde

    çocukluğunun zorbalık günlerini

    izlersin beni

    uçurumun ucundaki gözlerin

    sonuna kadar açık

    sevişerek

    uçurumun ucunda

    Gövden daha belirgin

    Gövden daha siyah

    Gülersin küllerine

    Burgonya dili soyunuk güneşin

    uykusuz kum tepeciklerinden oluşan ülkeni yalayan dil

    çözük saç

    dilin kırbacı

    konuşulan dil

    sırtında, gevşetilmiş

    dantellenmiş

    göğsünün üstünde

    seni söyleyen yaz

    mahmuzlanmış harflerle

    yadsıyan seni



    dağlanmış imlerle

    seni soyunduran giysi

    seni bilmecelerle giyindiren yazı

    benim gömülü olduğum yazı

    saçın çözük

    büyük gece salınır gövdenin üstünde

    bir testi sıcak şarap

    dökülmüş

    tüzenin yazıtları üzerine

    uluyan çıplaklık ve sessiz bulut

    bir yığın yılan

    bir üzüm salkımı

    çiğnenen

    ayın çıplak tabanlarıyla

    ellerin yaprakların rüzgarın yağmuru

    gövdende

    gövdemde gövdende

    Saçın çözük

    kemik ağacının yaprakları

    göksel kökler ağacı güneşten geceyi içen

    et ağacı Ölüm ağacı



    *

    Dün gece

    yatağında

    üç kişiydik:

    Ay sen ve ben



    *

    Açarım

    dudaklarını senin gecenin

    nemli oyuklar

    doğmamış

    yankılar:

    Beyazlık

    boşalması

    zincirlerini koparmış suyun



    *

    Uyumak uyumak içinde

    ve daha iyisi uyanmak

    gözlerimi açmak

    merkezinde

    siyah beyaz siyah

    beyaz

    uyumayan güneş olmak

    belleğinin ateşlediği

    (ve

    belleğinde anım olmak)

    Ve yine bitki özü

    göğe doğru

    kalkar

    (ateş çiçeği, adın

    alevdir)

    Fidan

    çıtırdayan

    (yağmuru

    parlak karın)

    Dilim

    orada

    (Gülün

    yanar karda

    şimdi

    işte

    (mühürlerim cinselliğini)

    şafak

    karanlıktan kurtaracak





    (Çev: Ali Cengizkan)