ocuk salnda dikkat edilmesi gereken noktalar-1

Konusu 'Çocuğum Büyürken' forumundadır ve acemiperi tarafından 29 Nisan 2009 başlatılmıştır.

    29 Nisan 2009
    Konu Sahibi : acemiperi
  1. acemiperi

    acemiperi Şükür Rabbime Üye

    Katılım:
    8 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    8.651
    Beğenildi:
    520
    Ödül Puanları:
    153
    ÇOCUK SAĞLIĞINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR
    Radyo 7 programcılarından Eda Çelebi�nin hazırlayıp sunduğu Eda�yla Gün Ortası programının dünkü konuğu Çocuk Hastalıkları Uzmanı Emel Torun oldu.

    Anne sütünün faydalarından beslenmeye kadar her sorunun cevaplandığı programda konuşulanlar:

    EDA: Anne sütü ne için önemlidir?
    EMEL TORUN: Biz bebek beslenmesinde ilk altı ay mümkünse anne sütü öneriyoruz. Bunun nedeni anne sütünün besleyiciliği ve içindeki bağışıklık elemanları, içindeki vitamin, demir ve minerallerin hiç eksik olmamasıdır. Anne sütünde az olan vitamin D vitaminidir. Onu da biz zaten yeni doğan döneminden itibaren çocuklara takviye yapıyoruz. Ağızdan damla şeklinde D vitaminin takviye ediyoruz. Onun dışında anne sütü komple bir besindir. Çocuğun her türlü besin ihtiyacını karşılar. Bu nedenle eğer imkân varsa annenin çocuğunu anne sütüyle besleyebilecek durumda olan her bireyin bebeğini anne sütüyle beslemesini istiyoruz.

    EDA: Prematüre doğan bebeklerde de durum aynı mıdır? Anne sütünü alamayan bebeklere de ek gıda olarak mama verebiliyor musunuz?
    EMEL TORUN: Eğer annenin sütü yeterince geliyorsa 34 haftadan önce doğan bebekler emme refleksleri olmadığı için anne göğsünü ememezler. Bu nedenle o bebeklerin annelerinin sütlerini pompa ile sağmalarını, temiz torbalara koymalarını ve onu çocuğa vermelerini öneriyoruz. Ama 34 haftanın üzerinde doğmuş prematüre bebekler emme refleksi olduğu için bebek anne göğsüne konarak denenmelidir. Bebekler yeterine güçlü çekemiyorlarsa yine aynı şekilde sağarak anne sütü bebeğe verilmelidir. Bunun kaşıkla verilmesi tercih ediliyor ama bu sabır meselesidir. Eğer anne göğsü tutturulamıyorsa biberona da geçilebilir. Ama mümkünse anne sütünü her zaman ön plana çıkarmak gerekiyor. Şayet annenin sütünün yeterli gelmediği, annenin rahatsız olduğu ve bu nedenlerle çocuğun emzirilemediği bir durum varsa anne sütüne yakınlaştırılmış formül süt dediğimiz piyasada bulunan mamalardan faydalanabilirler. İkinci tercih olarak anneler çocuklarını bu şekilde besleyebilirler.

    EDA: Ek gıdaları kaçıncı aydan sonra tavsiye ediyorsunuz?
    EMEL TORUN: Gününde doğmuş ve anne sütüyle yeterince büyüyen bir çocuğun ilk 6 ay anne sütü alması çok önemlidir. Ek gıdalara en erken 6 aylıkken başlıyoruz. Ek gıda olarak ön planda meyve suyu, meyve püresi, yoğurt, sebze çorbaları, sebze püreleri, muhallebiler verilebilir. Ama eğer çocuğunuz anne sütünü almış olmasına rağmen ilk dört aydan sonra kilosunda bir azalma oluyorsa 4 ila 6 aylık dönemde anne sütünün yanına mama veya yoğurt ve meyve püresi çocuğa yedirilebilir. Bu çocuğun takiplerinde doktorun karar vermesi gereken bir şey. Bebekte haftalık veya aylık alması gereken kiloda bir gerileme saptanıyorsa veya anne çalışan bir anne olup çocuğunu yeterince emziremiyorsa bu durumlarda ek gıdalara daha erken geçilebilir.

    EDA: Bunun içine suda dâhil midir?
    EMEL TORUN: Suya ek gıdalara başladığımız dönemlerde başlıyoruz. Ondan önce anne sütü alırken çocuğa ekstra su vermeye gerek yok. Bu genellikle toplumda yanlış bilinen bir şey. 4 ila 6 ay arasında ek gıda geçtikten sonra su takviyesi yapılabilir. Ama mutlaka önceden kaynatılmış ve soğumuş su olması gerekir. Normal çeşme suları veya satın alınan suların mutlaka çocuğa içirilmeden önce kaynatılması gerekir. Aksi takdirde bu sulardan bulaşabilecek çeşitli ishal mikroplarını veya solunumla geçen hastalıkların mikroplarını çocuğa vermiş oluruz. O yüzden mümkünse 1.5-2 yaşına kadar mümkünse kaynatılmış suyu çocuğunuza içirmek her zaman için onun sağlığı açısından çok önemlidir.


    EDA: Bir de bu yalancı emzikler var. Bu yalancı emzikler kullanılmalı mı yoksa kullanılmamalı mıdır?
    EMEL TORUN: Yalancı emzik konusu aslında çok tartışmalı bir konudur. Bazı çocuklarda ilk 6 ay, en çokta ilk üç ay aşırı derecede emme isteğine sahip oluyorlar. Veya çok fazla ağlayan, sancı çeken çocuklar oluyor. Böyle çocuklarda emzirmenin dışında emme refleksi çok aktif olan çocuklarda yalancı emzik kullanılabilir. Yalnız yalancı emzik kullanırken mutlaka damaklıklı olanları tercih etmek gerekir. İkincisi hijyene çok dikkat etmek gerekir. Yalancı emzik her kullanımdan önce en az 10 dk kaynatılmalıdır ve soğutulmalıdır. Aksi takdirde emziğe yapışabilecek mikroplar çocuk ağzına emziği aldığında çocuğa geçmesi ve onu hasta etmesi söz konusudur. Mutlaka o açıdan da çok dikkatli kullanılması gerekir. 2 yaşın üzerinde artık yalancı emziği kullanmayı önermiyoruz. Çünkü emzik 2 yaşından sonra damaklıklı bile olsa çocuğun damak yapısını bozabilir. Bu nedenle en fazla 2 yaşına kadar kullanılmalıdır ama tabi mümkün olduğunca kullanılmaması gerekiyor. Rahat, çok ağlamayan, emdiğinde uyuyan ve doyan bir çocuğa emzik vermek çok doğru değil. Aşırı derecede ağlayan, gaz sancısı çeken, sürekli emmek isteyen, doyduğu halde emme isteği olan çocuklara da ilk 6 ay en fazla da 1 yaşına kadar kullanılabilir. Ama mümkünse 2 yaşın üzerinde emzik kullanımını bıraktırmak gerekiyor.

    EDA: Bebeklerde ki kramplar ve karın ağrıları annelerin en büyük sıkıntılarındandır. Bu ağrılar neden kaynaklanır?
    EMEL TORUN: İlk 6 ay çocuklarda genellikle gaz sancıları görüyoruz. Bunun tıbbi ismi koliktir. Bunlar 3 aya kadar sık gördüğümüz ama bu 3 aydan sonra genellikle kendiliğinden geçen sancılardır. Bu çocuğun bağırsak gelişimiyle alakalıdır. Bağırsağın gelişimiyle alakalı bir şeydir. Bunun anne sütü veya mama alımıyla çok fazla ilişkisi yok. Anne sütü içen, mama yiyen çocukta da gaz olabilir.

    EDA: Yani bu erken doğumla ya da bağışıklık sisteminin gelişmesiyle alakalı bir durum değil öyle mi?
    EMEL TORUN: Bağışıklık sistemiyle çok alakası yok. Erken doğum olan çocuklarda da gaz sancısı olabilir ama onların ki biraz daha uzun sürebiliyor. Çünkü onlar geriden takip ettikleri için diğer çocuklara göre bağırsak gelişimleri, gülümsemeleri, baş tutmaları daha geriden geldiği için gaz sancıları daha uzun sürebilir. Gaz sancısının klasik bir tedavisi yok. Genellikle hastaya göre tedavi şekillenebiliyor. Piyasada bitkisel kaynaklı değişik ilaçlar var. Bunların çoğunun bir zararı yoktu ve denenebilir. Ama kesinlikle uzman gözetiminde alınması gerekiyor. Doktorun tavsiye ettiği ilaçlar denenebilir. Ama bunların %100 sonuç vereceği şeklinde bir garanti yok. Çocuk özellikle belli saatlerde ağladığı için (özellikle akşam saatlerinde veya geceleri) o saatlerde annenin çok sakin ve sabırlı olması gerekiyor. Anneye yardımcı olan yanında olan insanların sakin olması gerekiyor. Özellikle ilk anne olan insanlar kronik sancılarla baş etmekte çok zorlanıyorlar. Çocukta bir problem olmadığını, gaz sancısının olduğunu ve bunu bilerek hareket etmek gerekiyor. Çocuğu rahatlatacak bazı mekanik önlemlerle çocuğun gaz sancılarının kontrol altına alınması gerekiyor. Çocuğun karnına badem yağı ya da bebe yağı damlatılarak karnı ovulabilir, sıcak havluyla karna masaj yapılabilir, o saatte çocuğa ılık bir banyo yaptırılarak çocuğun rahatlaması sağlanabilir, çocuğu omzumuza koyarak mekanik olarak sırtına hafif hafif vurularak gazın çıkması sağlanabilir. Bunun başka bir tedavisi veya önlemi ne yazık ki yok.


    EDA: Soğuk algınlığı da çocuklar arasında en çok rastlanan rahatsızlıklardandır. Biz hep üşütmekten dolayı olduğunu düşünürüz. Bu gerçekten böyle midir? Soğuk algınlığı neden kaynaklanır?
    EMEL TORUN: Soğuk algınlığının aslında nedeni bizim nezle, grip dediğimiz durumların sebebi %80 virüslerdir. Mikroplar virüsler ve bakteriler olarak ikiye ayrılıyor. virüsler genellikle üst solunum yollarını, bademcikleri solunum yoluyla bulaşarak tutan ve o bölgede hastalık yapan ufak mikroplardır. Genel olarak kendini ses kısıklığı, burun tıkanıklığı, boğazda kızarıklık, ateş, halsizlik, genel vücut ağrısı şeklinde gösterir.

    EDA: Mevsim değişikliği de buna etken midir?
    EMEL TORUN: Belli mevsimlerde virüsler daha çok yayılır. Özellikle kalabalık ortamlarda virüslerin yayılımı çok ciddi boyutlara ulaşıyor. Salgınlar genellikle okulların ilk açıldığı zamanlarda yoğun olarak görünür. Yaz mevsimlerinde bunu pek fazla görmeyiz. Veya bahara, kışa giriş mevsimlerinde çok ciddi salgınlar görüyoruz. Bunun aslında soğukla direk bir ilişkisi yok. Ama soğuğun çocuğun bağışıklık sistemini zayıflattığı ve kapmış olduğu virüslerin ortaya çıkmasına neden olduğu bir gerçek. Sonuçta bunlar mikroplarla oluşan hastalıklar ama çocuğun mikroplarla savaşabilmesi için hem beslenmesinin, hem genel aşılamasının, bakımının çok iyi yapılması gerekiyor.

    alıntıdır