Oğuz Aksaç

Konusu 'Biyografiler' forumundadır ve EU1 tarafından 11 Temmuz 2009 başlatılmıştır.

    11 Temmuz 2009
    Konu Sahibi : EU1
  1. EU1

    EU1 Guest

    Oğuz AKSAÇ Kimdir?

    1974′te Erzincan Tercan’da doğdum. Sonra Ankara’ya taşındık. Varoşlarda büyüdüm. Varoşlarda büyüyen bir çocuk ne yapar? Önce boya sandığı alır, sonra simit tezgahı, dükkan-mükkan işleri derken mobilyacılık dahil birçok iş yaptım. Sonra bir ara dansçılık ve halkevlerinde bağlama öğretmenliği yaptım. Lise mezunuyum. Dansçılık yaptığım dönemde enstrümanlarla uğraşmaya başladım. Önce bağlama sonra gitar, dilsiz kaval, klarnet, batari falan derken enstrümanlarla haşir-neşir olmaya başladım.

    “”Grup Çığ’ın “eski” solistlerinden Oğuz Aksaç ilk solo albümü Oğuzname ‘yi müzikseverlerle buluşturdu, ‘iyi şeyler hissetmek ve dinleyicisine de iyi şeyler hissettirmek isteyen’ Aksaç albümünde 16 türkü seslendiriyor. Türkülerin düzenlemelerinde İspanya, blues, caz ve funk renkleri kullanan müzisyen dinleyicilerini Malatya ‘dan Adıyaman ‘a, İçanadolu ‘dan Erzurum ‘a, Adana ‘dan Diyarbakır ‘a götürüyor. HALK OYUNLARI VE DANS Erzincanlı bir ailenin çocuğu olan ve Ankara’da büyüyen Oğuz Aksaç, yaşıtları konuşmaya yeni başlarken “türkü söylemeye” çabalatmış. Ortaokuldan sonra eğitimini sürdüremeyen Aksaç, boyacılık, simitçilik, mobilyacılık yaparak ailesinin geçimine katkıda bulunmuş. Bir yandan halkoyunlarıyla ilgilenerek bu alanda kendini geliştiren Aksaç, dışardan sınavlara girerek liseyi bitirmiş. Halkoyunları ekiplerinde ve dans gruplarında profesyonel olarak çalı¬şan Aksaç, 9O’lı yılların başında müzikle daha yakından ilgilenmeye başlamış. Çeşitli gruplarda bağlama çalan Aksaç, Ankara’da Halkevlerinde bağlama eğitmenliği yaptığı yıllarda Mustafa Özarslan’la tanışmış. Mustafa Özarslan ve Kemal Ozarslan’la birlikte Ankara’da Ütopya Bar’da program yapmaya başlayan Oğuz Aksaç, grupta gitar, ritm çalgılar ve kaval çalmış. Bar programlarında beğenilen ve giderek yeni elemanların katıldığı grup için bir arkadaşlarının “Çığ gibi büyüyorsunuz” sözleri üzerine kendilerine “Grup Çığ” adını vermişler. GRUP ÇİĞ GÜNLERİ Dinleyici kitlesi giderek genişleyen Grup Çığ, 1998′de “Çığ Türküleri” adlı ilk albümünü yayımladı. Grup Çığ, “Yayla Çiçeği”, “Nida”, “Mevsim” albümlerini çıkarırken solistleri Mustafa Özarslan ve Oğuz Aksaç, grup dışında da kendi müzikal kimliklerini göstermek istediler. Grup Çığ olarak hâlâ konserlere çıkmalarına karşın solo albümler yapan Mustafa Özarslan gibi Aksaç da İlk solo albümünü geçen günler¬de tamamladı: “Çok eski günlerden bu yana hep solo albüm fikri vardı. Grup ilişki¬leri içerisinde herkes kendine bir yön çizmek peşindeydi. Solo albümünün ileriye dönük kaçınılmaz olduğu görüldü. İleride tek çalışacaksak bunu şimdiden hayata geçirelim dedik.” ANADOLUDA GEZİNTİ Oğuz Aksaç, Beyoğlu Metropol Müzik etiketiyle Faruk Altun’un yapımcılığında yayımlanan Oğuzname albümünde Malatya’dan Adıyaman’a, İç Anadolu’dan Erzurum’a, Adana’dan Diyarbakır’a kadar 16 türkü seslendiriyor: “Bu albümde biraz Doğulu bir tarz var. Aslında ben daha uçuk, ar-monizasyonun ve vokal tekniklerinin daha yoğun kullanıldığı bir çalışma düşünmüştüm. Ama seçtiğimiz repertuar albümü böyle yapmayı gerektirdi.” Aksaç, sahne programlarında zaman zaman sesinin gücüne güvenerek yorumlarıyla türküleri alıp farklı yerlere sürüklerken albümde geleneksele daha sadık kalınmış ama denemelerden de vazgeçilmemiş. Türkülerin düzenlemelerinde İspanya, blues, caz ve funk renkleri kullanılmış. Orient Expressions’dan DJ Murat Uncuoğlu’nun Huma Kuşu’nu düzenlerken kullandığı elektronik seslerle Aksaç’ın içindekilerin sözcüsü olmuş: “İçimden gelen ama adını koymadığım, koymaya da çalışmadığım şeyler var ve ben bunları ifade edebilecek bir alan yaratmak istiyorum kendime. Bu türkü de olabilir, beste de olabilir. İleride bestelerimde bu duygularımı anlatabilirim. Bir türküyü söylerken içimde grup Çığ’ın solistlerinden Oğuz Aksaç, ilk solo albümü “Oğuzname”de türküleri ken¬di dünyasına çekerek yorumluyor. Türkü¬lerin koluna girip başka ülkelere kısa bir gezinti yapıp yeniden Anadolu’ya dönüyor. İyi şeyler hissetmek ve dinleyicisine de iyi şeyler hissettirmek istiyor. Aksaç’la, Bakırköy’deki Yaşam Türkü evi’ndeki üç saatlik programının ardından heyecanı yatışmadan, teri kurumadan albümü ve türküler üzerine söyleştik. kaynayan şeylerden birisi geçerse albüme taşıyorum. Bazen ‘Caz yapıyorsun’ diyorlar, ben cazcı değilim, ama cazdan, blues’dan kulağımda kalan, beni mutlu eden şeyleri bu türkülerle buluşturmayı seviyorum. Türkülerin vokal teknikleriyle içim¬den gelenleri yapıyorum, onlar da vokal teknikleri oluyor. Sahne kocaman olmalı ve ben dans etmeliyim, sahnenin ayak basılmadık yerini bırakmamalıyım. Davulcu bir ritim atarken orada beni coşturman. O ritimle birlikte bambaşka bir şey hissetmeye başlamalıyım. Ben de bir şeyler yapma¬ya başladığımda bu kez davulcu da benden etkilenerek başka bir şeyler hissetmeye baş¬laman. Birbirimizi tetiklemeliyiz sürekli olarak.” Türkülerle kol kola Aksaç albümünde “kolundan tuttuğunuzda sizinle gelebilecek bir arkadaş gibi bir melodi yaratmaya” çalışmış. Kendisini de “jo-ker bir müzisyen” olarak tanımlıyor: “Çok iyi bir sesim yok belki ama geniş aralıklı bir sesim var. Peşten ya da tizden okuyabilirim, Batılı tarzları da güzel okuyabileceğimi dü¬şünüyorum. Hayatta her şeyin müziği var ve ben ona en yakın müziği bulmaya çalışıyorum. bende hissettirdiği şeylere doğru çekmek istiyorum. Birbirimizi çeke götüre başka yerlere varıyoruz,” ‘YASIYORUZ, ŞANSLIYIZ’ Aksaç, henüz seslendirmediği, türkü formu diye nitelenemeyecek besteler yapıyor, ileride bunları da bir albümde toplamayı planlıyor, ama bugünlerde eşi Funda Aksaç’ın albümü için çalışıyor: “Önemli olan, iyi şevler hissetmek bence. Bazdan kendilerini şanssız bulur. Param yok, istediklerim olmuyor gibi düşüncelerle mutsuz olur. Oysa düşünün ki sabah kalkıyorsunuz, güneşin sıcaklığım hissediyorsunuz. Yağmur yağıyor, enerinize değiyor, rüzgâr parmaklarınızın arasından geçiyor. Vapur sesini duyuyorsunuz, bir kedi bacağınıza sırnaşıyor, birisiyle göz göze geliyorsunuz. Ağaç, tahta. masa. cam. ışık. mum, şarap, binlerce şeye tanıksınız. Sadece ya¬şadığımı/için binlerce ayrıntıya tanık olma şansımız var. Demek ki aslında şanssız değiliz. Müzik çok sonra geliyor. İnsanlara iyi şeyler hissettirmeliyiz. Dünyanın buna ihtiyacı var. Birisi gelir, bîr programında türkü dinler ağlar, evine gittiğinde ‘Çok güzeldi’ der. Hayat anların toplamıdır, güzel anlar toplarsak hayat güzeldir. Bizi dinleyen insanlar hatırlayıp hayatının güzel anlar hanesine yazarlarsa o zaman biz yaptığımızı başarmış oluruz.” önemli olan iyi şeyler hissetmek bence. Bazıları kendilerini şanssız bulur. Param yok, istediklerim olmuyor gibi düşüncelerle mutsuz olur. Oysa düşünün ki sabah kalkıyorsunuz güneşin sıcaklığını hissediyorsunuz. Sadece yaşadığınız için binlerce ayrıntıya tanık olma Şansımız var. Demek ki aslında şanssız değiliz. Türküler değişir Türkülerin, ilk yakıldığı günden değişe, değişe günümüze geldi¬ğini söyleyen Aksaç, türküler¬le birlikte değişiyormuş: “Türkü, benim için bu coğrafyanın, uygarlığın içimde yarattığı çığlık, coşku, birikim, melodi, söz ve duyarlılık. Bunların bende oluşturduğu bir çaprazlama duygu biçimi Başka bir noktaya gitmesi beni hiç rahatsız etmiyor, korkutmuyor. Nereye gidersem gide¬yim, onun türkü ocağına İnanıyorum. Yüz yıl önce yazdan bir türküyü 60 yıl Önce söyleyen biraz değiştirmiş, söz yazmış. 50 yıl önce söyleyen müziğine bir nota katmış. Herkesin küçük dokunuşları ve etkileriyle bugüne gelmiş ve türkü olmuş. Aslında hem öğreniyorum hem de öğrendiğim şey üzerinden başkalaşıyorum. Aksaç, günümüzü anlatan, çağı kucaklayan bir “türkü” anlayışının henüz yakalanmadığı düşüncesini biraz espri katarak anlatıyor: “Türkülerin, çağın tanıkları olduğunu biliriz. ‘Kuyudan su çekerler güğüm ile’ der bir türkü. Yani henüz mııslukların evimizde olmadığı zamanlar. Şimdi bilgisayar çağındayız. ‘Siber teknoloji ile oy, oy oy/internete girdim bugün oy oy’ dîye bir şey olmuyor. Batı ‘da bazı festivallerde o günkü sorun neyse, tüyelim savaş, ırk ayrımı konularından müzisyenler doğaç sözler ve müziklerle hemen şarkı yapıyorlar. ‘Bir daha yap’ desen yapamıyor. Bizim ozanlık geleneğimizdeki gibi. Ama günümüzde melodik yapı ve sözle bu çağı yakalayacak türküleri üretemedik. Müzikal olarak Batılı, pop, caz dediğimiz birçok ülkeden sesle kucaklaşabiliyorsak, ‘bu bizden, bu bizden değildir’ diye ayırmadan, ‘çağın buyanını kucaklıyor’ diye düşünerek yapabiliyorsak o bir türküdür diye düşünüyorum.” HATİCE TUNCER
    ALINTIDIR....
     
  2. 11 Temmuz 2009
    Konu Sahibi : EU1
  3. EU1

    EU1 Guest

  4. 11 Temmuz 2009
    Konu Sahibi : EU1
  5. ikrar

    ikrar Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    28 Kasım 2008
    Mesajlar:
    3.285
    Beğenildi:
    18
    Ödül Puanları:
    106
    harıka bi ses harika bı yorum

    onun yuzunden az hesap odemedık:nazar: