O'na De Kii....

Konusu 'Aşk Mektupları' forumundadır ve EU2 tarafından 11 Haziran 2008 başlatılmıştır.

    11 Haziran 2008
    Konu Sahibi : EU2
  1. EU2

    EU2 Guest

    O'na de ki;

    ben, yalnız başıma, yetmiyormuşum meğerse bana.

    Anlayacağı, bir yön gerekiyor.
    Masanın üzerinde duran yapayalnız bir pusula,
    Rotasız yolculukları çizmeye yetmiyor.

    Yalnızlık özgürlük ise, benim için hapis zamanı geldi geçiyor.
    Ne garip, insan bazen iki kişiyken de kendini çok yalnız hissedebiliyor.
    Oysa ben, Erhan Bener romanlarından fırlatılmış "tekil bir kahraman" gibi
    yaşıyordum onunla yalnızlığı.
    Şimdi yalnızken aynalara bakamıyorum.
    O varken ondan kaçıyordum, yanımda yokken sokaklarda başımı kaldırmıyorum.
    İtiraf etmesi oldukça zor ama çoğu zaman yalnızlığımı sevdiğim kadar, utanıyorum.

    Varlığında kaçtığım yalnızlığıma, bugün sığınıyorum.

    O'na de ki;

    Ona / "seni seviyorum" demek isterdim. /
    Sesinin üzerine ağlamak /
    Ve konuşmadan onu anlamak...
    Bir hasret mektubu gibi gözlerine sığınmak isterdim.
    Onu kucaklamak
    Bağrıma basmak,
    öpmek, koklamak...
    O'na de ki O eğer o olmasaydı, uğruna ölebilirdim.
    O, o olsaydı, Orada
    Yanı başımda dursaydı / cennetleri cehennem / Sebepleri neden yapabilirdim.
    Keşke şurada tekrar bulabilsem onu
    Bıraktığım gibi...
    Küçük bir gülümseme
    Ve bir kaç damla gözyaşı ile...
    O'nu
    sevebilirdim.


    BEN İYİYİM

    O'na de ki ;

    Duydum. herşeyi duydum... Şimdi bana onu anlatıyorlar.
    Sanki başka bir insandan bahsediyorlar.
    Ben mi büyük anlamlar yükleyerek tam(am)lamışım O'nu...
    Öyleyse ne kadar yanılmışım.
    Yaratırken bir masal prensini çocuksu düşlerimde, kendimi ne kadar iyi kandırmışım.
    Duyduklarım kara harflerle yazılacak masumiyet tarihine.
    Kirletilmiş bir sayfaya, kalın uçlu simsiyah kalemlerle...
    Bir Atilla İlhan şiiri gibi yazılanları yalnızca yaşayanlar anlayacak.
    Şiirlerde bana, yalnızca O anlatılacak.
    Biliyorum birgün kendisinin anlatıldığı şiirlere rastladığında yazılanları anlamayacak.
    Zira tren çoktan uzaklaşmış olacak.
    Hayatın karanlık bir ara istasyonunda yapayalnız kalanlar unutulmaya mahkum olacak.

    O'na sor bakalım;
    En çok ne eksik kaldı, biliyor mu?
    Gerçi ben bilmesini beklemiyorum.
    Beni anlamasını beklemediğim gibi.
    Benimki geç kalmış bir veda ya da yanlış anlaşılmış bir aşka bir türlü konulamayan nokta, nokta, nokta.

    O'nun için denk gelirse eğer, iki lafın arasına sıkıştırıver söyleyeceklerimi.

    "Bana pişman olacak kadar bile zaman tanımadı."

    Oysa her insan geriye dönüp baktığında "Acaba?" sorusunu sormak ister...
    hata yapıp yapmadığını ufak bir zaman aralığında tartışmak gereğini hisseder...

    İçinden çıkamadığı durumlarla karşılaştığı anlarda bir süre için "kaçma hakkını" kullanmak için beyaz yalanlar söyler...
    Ben bunların hiçbirini yapamadım.
    Yapacak zaman bulamadım.
    Belki bu yüzden bugün ben yalnızca "iyi olmuş" diyebiliyorum.
    Yanılmadığımı, hata yapmadığımı düşünebiliyorum.
    Beni en çok işte bu yaralıyor.
    Bu kadar haklı çıkmak insana pişman olma fırsatını tanımıyor.
    İnsan pişman olamayınca da "bi daha" diyemiyor.
    Ayrılık, ( "zamansız" olunca ) tüm ağırlığını omuz başına bırakıyor.

    Ve o orada durduğu sürece ben bir daha hiç bir zaman benzer ağırlıkları kaldırmayı göze almayacağım.
    Ortalama aşklara bir kez aldandım, bir daha aldanmayacağım.

    Yanlış anlamasın sakın.
    İstese de, istesem de, istesek de hiçbir zaman geri dönmeyeceğim.
    Niyetim af dilemek değil, af etmek hiç değil...

    Benimkisi eski bir dost'tan bir "hayat mahkumunun" son
    istekleri, o kadar..

    Onun sesini duymak istemiyorum, bir daha telefon etmeyeceğim.
    Yüzünü zaten görmeyeceğim.
    Bitip gidenlerin ardından artık ben de üzülemeyeceğim.

    Gelsin bende kalan son parçasını, çantasını alsın, sırtındaki bavuluna yüklediği yalan hayatlarla uzaklara kaçsın.

    O'na deki;

    Ben o'nu düşlerimde yaşatacağım.
    Sessizliğimde avaz avaz adını bağıracağım.
    Yıllar sonra bir gün karşılaştığımızda uzun uzun yüzüne bakarken utanmayacağım. İzlerini taşıyan mezar taşı, baş köşemde duruyor.
    Ama ayrılmak her zaman unutmak anlamına da gelmiyor.
    Gözlerim hala gözlerine değiyor, ellerim havada boşluğu uzanan umutları yakalıyor.
    Mutlu değildim, mutlu değilim, olmayacağım.
    Merak etmesin, tersini düşünüp, kendini üzmesin.
    O mutlu ise tebrik ederim.
    Mutluluğunun devamını dilerim.
    Ama şunu da bilmesini isterim ;

    Bir gün bir uyku arasında rastlarsam ona, düşlerimde kendimi tutmayacağım.

    O'nu o kadar çok özledim ki

    Sarıldığımda ağlayacağım

    O'nun, o güzel kalbini okşayacağım