Osmanlılarda ki Aile Huzurunun Temelleri..

Konusu 'Türk ve Türkiye Tarihi' forumundadır ve sozyasi tarafından 4 Kasım 2007 başlatılmıştır.

    4 Kasım 2007
    Konu Sahibi : sozyasi
  1. sozyasi

    sozyasi Hüzün Dostu..! Üye

    Katılım:
    31 Ekim 2006
    Mesajlar:
    1.151
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    148
    Son yıllarda ısrarlı bir şekilde aile dinamitlenmekte. Aileyi yıkmak, parçalamak için ne gerekiyorsa yapılmakta. Aslında aile ile uğraşmak, evi otele çevirmek bindiği dalı kesmek, toplumun huzurunu bombalamak demektir. Kadının da “eşitlik” adı altında, “Eşitsizliğe” sürüklenmesidir.

    Bir milletin aile yapısı sağlam ise, Devlet yapısı da sağlam ve uzun ömürlü olur. Bunun en güzel örneği Osmanlı toplumudur. Zaman zaman devlet bünyesinde görülen çatlaklıklar, isyanlar âile sayesinde toplumun geneline sıçramamış ve bu millet en zor dönemlerde bile içinde bulunduğu hâlden sağlam aile yapısı sayesinde rahatça silkinip ayakları üstünde durmasını bilmiştir. Ne zaman ki Osmanlıda Ailede de Batı’ya özenti başladı toplumda da huzur kalmadı.

    Osmanlıda âile sağlamlığını temin eden başlıca âmil, dinimizin bildirdiği şekilde erkek ve kadının yaratılış gayelerine uygun olarak toplumda yerini almış olmasıdır. Erkek, rızkı temin için dış hizmette; hanım ise, âile yuvasını ve nesli muhâfazada içerde vazîfe görmüştür. Bu güzel iş bölümünün bir semeresi olarak da toplumun huzur kaynağı olan: “Büyüklere hürmet ve ¤¤âat, küçüklere şefkat ve muhabbet” prensibi teşekkül etmiştir.

    Osmanlıda, bir âilede; evin reisi sıfatıyla babanın, onun yardımcısı sıfatıyla ¤¤¤¤¤n ve onların gözlerinin nûru olarak da evlâdlarının vazîfeleri ayrı ayrı ve en mükemmel surette belirlenmiştir. Özellikle çocuklar, ana-babalarına karşı hürmet, ¤¤âat ve gerekli hizmetle mükelleftir. Eğer ayrı yerlerde ya da muhtelif şehirlerde yaşıyorlarsa, küçükler için “sıla”, yâni ana-babanın olduğu yere gidip onları ziyâret etmeleri ve onların gönüllerini almaları mecbûriyeti vardır.

    İşte bundan dolayı Osmanlı ailesi huzurluydu. Maddi sıkıntılar, geçim darlığı bu huzuru bozamıyordu. Geniş, büyük aile yapısı sevgi ve hürmeti artırıyordu. Osmanlının bu huzurlu aile yapısı yabancı seyyahların da dikkatini çekmiştir:

    Dr. A. Brayer: “Osmanlı’da çocuklar, yetişip olgunluk yaşına geldikleri zaman ana ve babalarının yanlarında bulunmakla iftihar ederler. Oysa diğer memleketlerde çok defa çocuklar olgunluk çağına girer girmez, ana ve babalarından ayrılırlar. Hattâ bazen kendileri refâh içinde yaşadıkları halde onları sefâlete yakın bir hayat içinde bırakırlar. Bunlar, ana-babalarına karşı onların kendilerini çok ihtiyaçları olduğu bir devrede âdetâ yabancılaşırlar. Sevgi saygı diye bir şey kalmaz”

    Meşhur Fransız edîbi Pierro Loti de şöyle der:

    “Dünyânın hiçbir evinde, bir erkek hanımına bu derece saygılı ve hayran olamaz! Bu gerçeğin sırrı, Türk evinin, kadını tarafından hazırlanışındadır.

    Evin sâhibesi olan kadının giyişini, başındaki örtüden ayaklarında bulunan nefis işlemeli kumaşlı terliklere kadar âhenk içindedir. Kadın evine o kadar düşkün, temizliğine o kadar meraklı, kocasının ev hasretini giderecek öylesine bir zekâ ve eğitime sahiptir ki, evin erkeği akşam üzeri büyük bir hasretle kapıdan girer. Kadının temizliği maddî plânda bir çiçek kadar saftır. Bu madde temizliği kadının rûh temizliğinden gelir. O kadın içki, kumar ve dış dünyâyı bilmez.

    Dış dünyayı bilmeyen Osmanlı kadını, tecessüs illetinden de kurtulmuş olur. Evinde mes’ûd bir hayat yaşar. Kavga gürültü nedir bilmez. Gönlünü Allaha, kocasına, çocuklarına bağlar. Zihnini fuzûlî şeylerden koruduğu için rahat ve huzurludur. Dolayısıyla ahlâklıdır. Böyle olunca yuvasının hürmete şâyân, şerefli bir unsuru olur. ”

    Alıntıdır..
     
  2. 4 Kasım 2007
    Konu Sahibi : sozyasi
  3. BAHARYAGMURU

    BAHARYAGMURU Guest

    dogru bir tespit yapmis.burda cocuklar 18 olunca evden ayriliyorlar.hatta duyduguma göre ne kadar yalan ne kadar dogru bilmiyorum ama cocuklarindan kira isteyen ya da evden kovanlar bile varmis.zaten türklerin evine girince o huzuru aliyorsun,bunu yabancilar bile fark ediyor.
     
  4. 23 Ekim 2009
    Konu Sahibi : sozyasi
  5. zarifecik

    zarifecik Guest

    çok güzel ve doğru bir yazıı.din ve ahlak birleşince zaten huzur olur.bu düşüncemden dolayı herkesten tepki alsam da yine söylüyorum kadının yeri evidir.evinde olacak ki çocuklarını yetiştirsin onlara dinini öğretsin ben hiç gerçekten dinini bilen birinin suç işlediğini,birine zarar verdiğini,hırsızlık,ahlaksızlık yaptığını duymadım görmedim neden suç oranı artıyor diye düşünmektense OSANLI toplum ve aile hayatını okumak yeterli olur.
     
  6. 27 Ekim 2009
    Konu Sahibi : sozyasi
  7. okypete

    okypete Geçici Olarak Hesap Pasiftir ! ÜZGÜN Üye

    Katılım:
    28 Mart 2008
    Mesajlar:
    86.970
    Beğenildi:
    41.397
    Ödül Puanları:
    563
    tabii osmanlıda,azda olsa çok evlililik serbestti. neyseki günümüzde bu yok.
     
  8. 27 Ekim 2009
    Konu Sahibi : sozyasi
  9. EU2

    EU2 Guest

    Osmanlı toplumunda çok evlilik rakamları

    Onyedinci yüzyıl İstanbul’una ait 20 şeriye sicili üzerinde yaptığımız araştırmada 2670 kişiden 1728 ‘inin vefatları anında evli olduklarını tesbit ediyoruz. Bunlardan 486’sını kadınlar, 1242’sini erkekler oluşturmaktadır. Erkekler içerisinde 1147 kişinin 1′er, 84 kişinin 2′şer, 7 kişinin 3′er, 4 kişinin ise 4 eşi bulunmaktadır. 1147 kişinin (%92.35) birer eş sahibi olması, askeri sınıf (kısa bir tanımla ile bütün kamu kesimi için kullanılan bir terim) içinde tek evliliğin hakim bir durumda olduğunu gösteriyor.

    Ö.L.Barkan’ın benzer kaynaklar üzerinde yaptığı incelemelerde de aynı sonuçlara ulaşılmıştır; 1516 erkekten 1407 (%92,8)’sinin tek kadınla evli olduğu tesbit edilmiştir. Aynı incelemede 103 erkeğin 2′şer, sadece 6’sının 3′er eşle evli oldukları görülmektedir[44].

    Bursa, Ankara ve Anadolu’nun muhtelif şehirlerine ait tereke kayıtları incelenerek varılan sonuçlar da birbirine yakındır[45]. Şer’iye sicilleri kullanılarak yapılan bir araştırmada 16. yüzyılda Bursa’da 939 evli erkekten 22 kişi (%2.3) iki evli, 2 kişi (%0.2) üç kadınla evlidir. Dört kadınla evli yoktur. Dolayısıyla geriye kalan 915 kişi 1 kadınla evlidir (%97.5)[46]. 17 yüzyılda ise bu oran yine Bursa için şöyledir; 1092 evli erkekten 49’u 2 evli (%4.4), 2’si 3 evli (%0.1)[47]. H. Gerber Bursa Şer’iye sicillerinde 2000’in üzerinde erkeğin mirasçıları üzerinde yapılan bir araştırmasında ise 17. yüzyılda Bursa’da iki veya daha fazla kadınla evlilik yapan 20 kişiyi tesbit etmiştir. Çok evlilik oranı % 1’dir[48]. Daniel Bates’in tesbitlerine göre Güneydoğu Türkmen aşiretlerinde bu oran % 3’dür[49].

    Adana, Amasya, Ankara, Antep, Diyarbakır, Edirne, Kayseri, Konya, Manisa, Sivas, Trabzon tereke defterleri üzerinde sondaj usulü ile yapılan bir araştırmaya göre 883 kişiden 789’u tek eşlidir(%89.35). Bunlardan 84’ü 2 kadınla (% 9.51), 10’u 3 kadınla (% 1.13) aynı anda evlilik yapmıştır. Aynı araştırma sonuçlarına göre şehirlerde birden fazla evlilik oranı % 9.27, köylerde ise bu oran % 0.3’dür. Aynı kaynak gurubunda 10.000 üzerinde incelenen tereke kayıtlarında sadece iki terekede aynı anda 4 kadınla evli kişilere rastlanılmıştır[50]. 18. yüzyılın başlarında Kayseri’de ailelerin durumu ile alakalı bir incelemede 115 müslüman erkeğin sadece 10’u birden fazla evli olup, bunlar içerisinde bir kişi 3, diğerleri ise 2 eşle evlidir. Bu durumda birden fazla evliliğin oranı % 8.7’dir[51]. 19. yüzyılda Kayseri’de birden fazla eşle evliliğin oranı yine aynı seviyelerde kalmıştır[52]. Tokat’ta ise aile nüfusu ile alakalı kısmi bir çalışmada (18 tereke üzerinde) birden fazla eşle evlilik oranı yüksek gösterilmiştir[53].

    İstanbul ve Edirne’de bulunan askeri sınıf mensupları arasında tek eşliliğin aynı oranlarda olduğu görülürken, Ankara ve Anadolu’nun bir kısım şehirlerinde tek eşlilik daha düşük oranda seyretmiştir. Dolayısıyla Anadolu’da çok evliliğe daha fazla meyledildiği söylenebilir. Bursa’da ise çoğunluğu halk kesimine ait tereke defterlerine göre tek eşliliğin oranı oldukça yüksektir.

    Benzer özellikler Arap nüvirüsfusun yoğun olarak yaşadığı bölgeler için de geçerli olduğu söylenebilir. Zira, XIX. yüzyıl Şam ve Halep tereke defterleri incelenerek varılan sonuçlar, Şam şehir toplumu içinde monogaminin % 90 olduğunu göstermektedir[54].

    Osmanlı demografi araştırmalarından tanıdığımız Cem Behar ile Alan Duben’in 1880-1940 yıllarını kapsayan çalışmalarında bu istisnai özelliğin devam ettiği görülmektedir. Bu araştırma sonuçlarına göre İstanbul’da 1885’de çok evlilik oranı %.2.51, 1907’de % 2.16’dır. Enterasandır bu oran Eminönü ve Fatih’de % 1.4 iken, Beşiktaş semtinde % 3.4’e çıkmaktadır[55]. Cem Behar’ın İstanbul’a ait diğer bir çalışmasında 1860-1930 tarihleri arasında muhtelif senelere ait verilerden kullandığı 3291 evli kişinin 3183’ü (% 96.72) tek evli, 108’i (%3.28) birden fazla kadınla evlidir[56].

    Tanzimat dönemini kapsayan Bursa ve civarına ait bir araştırmada birden fazvirüsla kadınla evlilik yapanların oranının önceki dönemlerden pek farklı olmadığına işaret edilmektedir.1839-1864 yılları arasında Bursa’da ölen 361 evli erkeğin mirasçıları üzerinde yapılan bu araştırma sonucuna göre; 361 evli erkekten 353′ü tek (%97,8), 7’si 2 (%0,5); bir tanesi de 4 eşli evlilik gerçekvirüsleştirmiştir. Bu araştırmaya göre poligam oranı oldukça düşüktür (%2,2)[57].

    Osmanlılarda çok kadınla evliliğin nadir olduğunu Tanzimat yazarları da ifade etmektedir. Bu tür evliliği bir bakıma savunan Ahmet Midhat, Osmanlı ailelerinin % 95′inin tek eşli, iki eşlilerin nadir ve daha çok evlilik yapanların büsbütün ender olduğunu yazar. Fatma Alivirüsye de Nisvan-ı İslam adlı eserinde ortağı olan kadın sayısının “parmak ile gösterilecek kadar az” olduğunu belirtir[58]. Mahmud Esad “İstanbul’da evvelkine nisbetle mükerrer olan ekall-ü kalildir. Hatta ta’dâd bile mümkündür[59]. En büyük şehirlerimizde bile mükerrer olanlara nâdir tesadüf” edildiğini söylüyor[60].

    Tek eşlilik oranı neden düşüktür ?

    Osmanlı toplumunda çok eşliliğin düşük oranlarda gerçekleşmesinin sebepleri üzerinde durabiliriz. Öncelikle İslam’ın aileye ilişkin düzenlemeleri çok eşliliği sınırlamıştır. Kuran-ı Kerim’de eşler arasında adalet sağlanması, yoksa tek kadınla aile hayatının sürdürülmesi tavsiye edilmektedir. Nafaka mükellefiyetinin erkeğe ait olması erkeği sınırlayan bir başka husustur. M.A.Ubicini bu konuya şöyle değinmektedir;

    “Bir yandan Kuran-ı Kerim’in açık tavsiyeleri, diğer yandan kanunun kadınlara iyi muamele etmesi ve onların geçimini tek başına sağlaması konusunda kocaya yüklediği mecburiyet müslüman ferdler arasında çok kadınla evlenme vakalarının oldukça ender görünmesine büyük katkıda bulunmaktadırlar”[61].

    Toplumda çok eşliliğin hoş karşılanmaması kişilerin tek kadınla aile hayatlarını sürmelerinde etkili olmuştur. Çok eşlilik Osmanlı toplumunda saygıyla karşılanmıyordu. Kabul edilen bir yaşam biçim değildi. Zira Osmanlı’da toplumun esas unsuru olarak kadının algılanması söz konusuydu[62]. Şemseddin Sami Kadınlar’da “kadın cemiyet-i beşeriyenin esasıdır” diyor[63]. Üstelik ikinci evliliğin de kolay gerçekleşmediğini belirtelim. Zengin kadınlar üzerlerine kuma getirilmesine şiddetle karşı çıkarken, genç kızların da “bir avreti daha vardur, kuma üzerine varmazam”diye evli erkeklerle evlenmeyi hiç düşünmediklerini de belirtmek gerekir. Anne babalar da mümkün olduğunca kızlarını evli erkeklere evlendirme konusunda titiz davranıyorlardı.

    Diğer taraftan ailenin huzur ve saadetini zedeleme korkusu kişileri ikinci evlilik konusunda daha dikkatli davranmalarını gerekli kılıyordu. 17. yüzyıl şairi Nabi bu durumu şöyle dile getirir; “Rahat bulur mu avret alan avret üstüne”. Ahlak bilgini Kınalızâde “çok evlenmeye atılan kimselerin evlerinde mücadele, husumet, kötü yaşayış ve düzensizlik mevcuttur” der[64]. Kınalızâde’nin etkilendiği Nasireddin Tûsî Ahlak-ı Nasırî adlı eserinde “erkek evde bedendeki kalbe benzer. Nasıl ki, iki bedene bir kalp hayat vermezse, iki evin düzenini de bir erkek sağlayamaz”[65].

    1908’de Osmanlı ülkesini gezen Amerikalı seyyah değerlendirmelerinde “…bir Türk erkeği ancak çocuk sahibi olma isteği çok güçlüyse bu masrafa girişecek ve evinin huzurunu tehlikeye atacaktır”[66]. diyordu.

    Çocuksuz ailelerin geçici evlatlık ve icar-ı sağir ile çocuk edinmelerinin mümkün olması dolayısıyla ikinci evliliğe gidilmediği söylenebilir.

    Demografik açıdan bakıldığında çok eşli evliliğin bozulma tehlikesi tek eşli olanlara göre daha yüksektir. Ortalama olarak tek eşli evlilikler çok eşli olanlardan daha uzun sürmektedirler. Cem Behar-Alan Duben’in araştırma sonuçlarına göre çok eşli evliliklerin çoğu her iki kadının çocuk sahibi olma dönemi bitiminden önce şekil değiştiriyordu. Yani çok evlilik sona eriyordu[67].

    Çok eşli kişilerin çocukları

    İncelediğimiz çok eşli 95 kişiyi çocuk sayısı açısından değerlendirdiğimizde genel oranın altında kaldığı görülmektedir. Toplam 115 erkek ve kız çocukları bulunmaktadır. Kişi başına düşen çocuk sayısı ise 1.2′dir. Yukarda kaydettiğimiz gibi çok eşliliğe kişileri iten en büyük saikin çocuk sahibi olma isteği gelmektedir. Çok evlilerde kişinin ya hiç çocuğu veya erkek çocuğu bulunmamaktadır. Eşin kısır olabileceği düşüncesi erkeği ikinci ve üçüncü evliliğe itmektedir.

    Çok eşli kişilerin statüleri

    Çok eşli kişileri cemiyet içerisindeki statü, ünvan ve görevleri açısından değervirüslendirdiğimizde; 95 kişi içerisinde on altısının İbn-i Abdullah yani köle menşeli kişilerden oluştuklarını tesbit ediyoruz. Bunlar içerisinde en fazla sırasıyla el-hac, ağa, efendi, çavuş, beşe, çelebi, bey ünvan sahipleri yer almaktadır. Meslek olarak altıncı, sandalcı, kaldırımcı, aşçı, sabuncu sarraç, çizmeci, çörekçi, simkeş gibi zenatkarlar yanında zabit, katip, imam, kadı, çorbacı, pazarbaşı, odabaşı, kapucu, kapucubaşı, kethuda gibi resmî görevliler bulunmaktadır.

    Üç ve dört evliler incelendiğinde toplam 1242 evli erkekten sadece on birinin bu tür evlilik yaptığı tesbit edilmektedir. Sırasıyla 4 el-Hac, 2 Çavuş, 1 Ağa, 1 Çelebi, 1 Paşa, 1 Çorbacı, 1 Pazarbaşı bulunmaktadır. Ekonomik durumlarına baktığımızda, çok yüksek meblağlarda servet bırakanların yanında düşük seviyede servet bırakanlar da buvirüslunmaktadır. Çocuk sayısı oranı açısından bakıldığında bu oranın yüksek olduğu görülmektedir. Kişi başına 5 çocuk düşmektedir. Ancak bunlar içerisinde bir kişinin bir kızı, diğer bir kişinin de hiç çocuğu olmadığı görülmektedir.

    Gerek bu çalışmamızda, gerekse belgelere dayalı olarak yapılan diğer çalışvirüsmalarda Osmanlı toplumunun seçkin zümresi sayılabilecek bir konumda olan askeri sınıf içinde bile poligaminin tercih edilen bir durum olmadığı, ancak istisnai olarak birden fazla evliliğin toplumun değişik kesimlerinde görüldüğü, ekonomik durum ve sosyal statü ile direkt irtibatlı olmadığı, özellikle ikinci evliliği yapanlarda çocuklarının ya hiç olmadığı veya erkek çocuklarının olmadığı açığa kavuşmakvirüstadır[68].

    Osmanlı ailesi üzerine yapılan pek çok çalışmada çok eşliler ile ilgili analizlerde, belirli statü ve unvanlara sahip varlıklı kimselerde, toplumun üst kesimlerinde birden fazla evliliğin diğerlerine göre daha fazla olduğu, refah seviyesi yüksek kesimlerde bu eğilimin arttığı daima vurgulanır. Burada şu izahı yapmak lazımdır; gerek statü, gerekse refah seviyesinin yüksekliği çok evlilik için bir araç değildir. Bu her iki durum çok evlilik için lazım şartları içinde barındırdığı için bu kesimlerde diğerlerine göre bir fazlalıktan söz edilebilir. Yoksa birden fazla evliliklere toplumun muhtelif kesimlerinde ve muhtelif gelir ve servet gruplarında rastlanıldığını gözden uzak tutmamak gereklidir. II. Abdulhamid dönemini inceleyen Sir Edwin Pears poligaminin alt gelir gurupları arasında da görüldüğünü belirtir[69]. Yine Osmanlı toplumunda çok evliliği hacı, efendi, seyyid, şerif, ağa, gibi sosyal zümrelerin, nüfuz sahiplerinin, bürokratların, zengin kişilerin bir melabagahı (eğlence alanı) olarak tasavvur etme hatasına düşmemelidir. Özellikle Osmanlı İstanbul’unda taaddüd-i zevcâta iten sebepler salt olarak ne refah ne de dindir. Ne de Osmanlı sultanlarını taklit kaygısıdır[70].

    Uzun yıllar üzerinde durduğumuz bir araştırmanın aile yapımıza ilişkin bölümünün sadece eş sayısı ile ilgili sonuçlarını vermeye çalıştık. Görülüyor ki, tarihimiz belgelere bağlı olarak gerçekten araştırıldığında bu gün bize empoze edilen görüş ve düşüncelerin yanlış olduğu açığa çıkmaktadır. Osmanlı arşivinde araştırmalarımız sırasında zaman zaman karşılaştığımız M. Kiel adındaki batılı bir tarihçiye de tesbitlerimi aktardığımda; “doğru doğru, bu konu hep yanlış biliniyor, bu tesbitler doğru” demiş idi.

    Yukardaki rakamlar bize Osmanlı toplumunda poligaminin (çok evliliğin) yaygın olduğu şeklindeki kanaat ve düşüncenin ne kadar isabetsiz ve kasıtlı olduğunu göstermektedir. Bugün, Osmanlı insanının ve yöneticilerinin zevkü sefa peşinde koşan, kadını bir zevk ve eğlence metaı olarak kullanan hedonist insanlar olarak lanse edilmesini şaşkınlıkla karşılıyoruz. Maalesef Osmanlı haremiyle ilgili yazılan pek çok makalenin ve eserin muhtevası, Osmanlı saraylarında on yıl boyunca “Muallime-i Selâtîn” olarak görev yapmış rahmetli Safiye Ünüvar’ın da ifadesiyle “hayal mahsulu romantik maceraları” ihtiva etmektedir[71]. Prof. Dr. Ahmed Akgündüz’ün yayınladığı ve kısa adıyla Osmanlı’da Harem adlı eserinde de bütün genişliğiyle gördüğümüz gibi Osvirüsmanlı sultanlarının aile hayatlarını geçirdikleri harem bir zevkü sefa mahalli değil, bir terbiyegahtır, bir mekteptir. Aynı şekilde vezirlerin, paşaların ve diğer rical-i devlet’in konakları da birer küçük harem mesabesinde benzer fonksiyonları görmektedir.

    Şu gerçeği önemle belirtmek gerekir ki, Osmanlı aile yapısı İslam aile yapısının bir yansıması olarak tarihe mal olmuştur. Kadını bir zevk aracı, meta olarak değil, cennetin kendileri vasıtasıyla kazanılacağı üstün değerler olarak görvirüsmüştür. Kadın toplumun esası olarak kabul görmüştür. İnsanlık tarihi boyunca süregelen köleliğin suistimalden uzak bir şekilde icra edilmesi için esir ticaretiyle meşgul kimselerin fesad ile müttehem olanlar ihrac olunub salah ü diyaneti ve nevan gınası ihbar olunan ricalden[72] olması bir kaide olarak vaz edilmiştir. Değil, resmi olarak fahişelik vesikası verilmesi, bir mahallede ahlaksızlığı görülen kadın ve erkeğin mahallenin ahlaki yapısını bozduğu, ahaliyi rencide ettiği için mahalle halkının talebi veya devlet ricalinin tesbitiyle bulundukvirüsları yerden sürüldükleri, cezaya çarptırıldıklarına ilişkin pek çok karara “Mühimme Defterleri” adı verilen divan kararlarının yazıldığı defter koleksiyonlarında rastlavirüsmak mümkündür.

    Osmanlı ailesi batı ailesinin geçirdiği süreçleri yaşamadığı gibi, batı ailesinin maruz kaldığı krizleri de hiç bir zaman yaşamamıştır. Daha 20. yüzyılın başlarında bu konuda kalem oynatan Osmanlı aydınlarının eserlerinde de ifade edildiği gibi Batı’da fiili bir ta’addüd-ü zevcat vardı. 19. yüzyılın sonlarında Hans Bart “Le droit du Croissant” adlı eserinde “garbda üçden ziyade kadınlar ile münasebetde bulunmayan kim vardır ?” diyor[73]. Mustafa Sabri bir batılıya atfen “müslümanlar dörde kadar ve kendilerini daha medeni addeden garblıların istediği kadar kadın istifraş” ettiklerinden söz etmektedir. Haşim Nahid’in dediği gibi “Bir tek zevceye malik olan Avrupalıların çoğu gayr-ı meşru surette müteaddid zevcelere maliktir”[74].

    Batıda evlilik dışı doğan çocukların oranına ilişkin aşağıda vereceğimiz rakamlar hiç bir zaman ve hiç bir İslam toplumu içerisinde görülmemiş rakamlardır. Newsweek dergisinin yaptığı bir araştırma bu konuda batının ne denli bir çıkmaz ve çöküş ile karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Evlilik dışı çocukların oranı İsveç’te % 50, Danimarka’da % 47, Norveç’de % 46, Fransa’da % 35, İngiltere’de % 32, Avusturya’da % 27. Bu rakamlar sadece çocukların oranını vermektedir. Evlilik dışı yaşayanların oranı bundan daha yüksektir. Şu acı tablo batıda evliliğin bir bakıma rafa kaldırıldığının bir resmidir[75].

    Bundan yüz yıl öncesinin beyanlarında da görüldüğü üzere Batı’da fiili bir taaddüd-i zevcaat var. Meşruiyyet şemsiyesi dışındaki bu fiili durum ailenin çöküşünü hızlandırmıştır. Bu çöküşe dur diyenler de yok değil şüphesiz. Modern dünyada aileye verilen önem de gün geçtikçe artmaktadır. Zira sağlıklı bir toplumun oluşturulması yolunda onca çabalar içinde ailenin ihmal edilmiş olvirüsması, insanı ve toplumu ayakta tutan temel dinamiklerden birinin göz ardı edilmevirüssiyle eş anlamlı olsa gerektir. Bunun farkına varan düşünür, bilim adamları, kurum ve kuruvirüsluşlar gün aşırı değişik platformlarda ve değişik vesilelerle aile kurumunun önemvirüsine işaret etmektedirler. 1995 yılı içerisinde gerçekleştirilen uluslararası verimlilik kongresine uydu aracılığıyla katılan nobel sahibi bir bilim adamından iktisadi tahliller beklenirken, verimliliğin artırılmasında aile müessesesinin ehemmiyetini vurgulamış olması dikkatlerden kaçmamaktadır.

    Amerikan başkanlık seçimlerine Cumhuriyetçi Parti’den başkan adayları arasında adı geçmiş olan Garry Bauer, Amerika’da bazı eyaletlerde eşcinsellerin evlenmelerine yol açılınca; “eşcinsel evliliklerin yasallaşması, toplumumuzun temel taşı olan ahlâka tarihteki en büyük darbeyi indirir. Hiçbir terörüst saldırı bize bunun kadar zarar veremez” diyordu[76]. Diğer taraftan aşırı Rus milliyetçisi Jirinovski çok eşliliğin Rusya’da meşru olması için bir kanun teklifi vereceği dönemin gazetelerinde yer almıştı[77].

    Maalesef bizde de bir kırılmadan söz edilebilir. Hürriyet gazetesinin 13 Temmuz 1993 tarihli nüshasında “Türkiyede Cinsellik” adlı bir araştırmanın sonuçları ülkemizde aile yapısının ciddi bir çözülme ile karşı karşıya olduğunu gösteriyor. 435 kişinin katıldığı bu araştırmaya göre; “ilk cinsel deneyim yasal eşle olmadığı gibi, düzenli cinsel ilişkiyi evli oldukları eşleriyle sürdürenlerin oranı ise % 23″tür. Bu anket kimlerle yapıldı bilemiyoruz ama, Türk toplumunun bu kadar da dejenerasyona uğravirüsmadığını düşünerek iyimser bakış açımızı yitirmiyoruz.

    Hülasa, bütün İslam toplumlarında olduğu gibi Osmanlı toplumunda da taaddüd-i zevcât yani birden fazla evlilik, temel gerekçesi itibariyle kadını istismar üzerine kurulan bir düzenleme değil, bir çıkış yolu ve bir ruhsattır. Aslolan tek eşle aile hayatının sürdürülmesidir.



    Doç.Dr.Said ÖZTÜRK



    alıntı...
     
  10. 27 Ekim 2009
    Konu Sahibi : sozyasi
  11. dicerr

    dicerr Guest

    cok guzel bir yazı tesekkurler

    eftenpüften emegine saglık

    Osmanlı dan bır ocu gıbı korkan yenı nesıl ve onu yetıstıren ebeveyn ve egıtımcıların bıraz arastırma yaparak gerceklerı gorebılceklerının kanıtı..

    Ecdadımı cok sevıyorum
    :eek:
     
  12. 27 Ekim 2009
    Konu Sahibi : sozyasi
  13. EU2

    EU2 Guest

    yerimseniben a.s.
     
  14. 27 Ekim 2009
    Konu Sahibi : sozyasi
  15. EU2

    EU2 Guest

    Alıntıladığım yazıda bazı kelimelerde virüs diye yazı çıkmış,nedenini bilemiyorum...akannehir
     
  16. 28 Ekim 2009
    Konu Sahibi : sozyasi
  17. cemre25

    cemre25 Popüler Üye Üye

    Katılım:
    15 Mart 2009
    Mesajlar:
    1.681
    Beğenildi:
    15
    Ödül Puanları:
    108


    evden kovanlar mı ?? hahahaha..amerikan anne ve babaları neden kötü algılıyoruzz? anne ve baba her ülkede aynıdır... Türkiyede ana kuzusu yetiştiriyolar sonra noluyo en küçük bir sorunda çocuklar mahvoluyo..aile bağları geniş değil deniliyo sorarım herkese türkiyedeki bütün aileler muhteşem mi mükkemmel mi aile içi sorunları yokmu?? yabancı ülkeler de de aile bağları vardır efendim bunu hiç kimse inkar edemez..türkiyedeki gibi geniş aile şeklinde değilde çekirdek aile şeklinde yaşıyolar her birey özgür her bireyin ayrı bi evi var bu kötü mü??yabancı çiftlerde acaba hiç kaynana sorunu var mıdır??bu forumun yarısı kaynana derdinde ya aynı evde yaşıyolar ya dip dibe vede sorunlar başlıyo..amerikanın eğitim seviyesi bizim seviyeyi ezer geçer..burda okuma yazma bile bilmeyen anne ve babalar hala var orda ise eğitimli anne ve baba var çocuklarını daha iyi eğitiyolar ..herkes bi tutturmuş onlar dini öğretmiyo onlar çocuklarıyle hiç ilgilenmiyolar falan..kendi ülkemize kim bakmak ister??

    şimdi dediklerimi yanlış anlıyacak bir sürü insan çıkıcak eminim

    amerikan hayranı olupta söylemedim ben bunları tarafsız yaklaştım buyrun eleştirin ama sakın bana sen ülkemizi kötülüyosun falan demeyin lütfen.....

    açıklamamı da kendimi ispatlamak için yazmadım :KK66:
     
  18. 28 Ekim 2009
    Konu Sahibi : sozyasi
  19. EU2

    EU2 Guest

    Peki neden Amerikan aile yapısını örnek verdiniz ve savundunuz ?

    Yabancı denince aklınıza Amerika mı geliyor ???

    Önce gerekli araştırmayı yapın,belgeler gösterin...

    Amerikalıların kendi yaptıkları araştırmaları okuyun..yerimseniben

    Buyrun bir bu yazıya göz atın...şutarafagitti


    Neden: Bozuk Amerikan aile yapısı


    Bozuk aile yapısı gençlerde birçok davranış bozukluğuna neden oluyor.

    ABD'de yeni bir salgın yayılıyor: genç yetişkinler arasındaki ‘Patalojik Karakter Salgını’... Columbia Üniversitesi’nden araştırmacılar, yaşları 19 ile 25 arasında değişen 5 binden fazla kişiyle yaptıkları yüz yüze değerlendirmelerin analizini bir süre önce yayınladılar. 2001-2002 yılları arasında yürütülen bu araştırmanın sonuçları son derece kaygı verici.

    Araştırmaya katılanlardan neredeyse yüzde 20’sinin kişilik bozukluğu olduğu ortaya çıkartıldı. Kısaca söylemek gerekirse, ABD'li gençler sürekli olarak toplumsal düzen ve kurallardan uzak davranış ya da hissediş şekilleri gösteriyorlar. Obsesif Kompulsif davranışlardan paranoyak düşüncelere, Pasif Agresif kişilik bozukluğundan anti sosyal özelliklere (bunlar arasında yalan söyleme, kopya çekmek ve hırsızlık da bulunuyor) kadar birçok davranış bozukluğu bu gençlerde görülüyor.

    Çevresindekiler olumsuz etkileniyor

    Bu sağlık sorunları gençlerin günlük hayatlarını etkileyecek ve bu alanda bazı aksaklıklar yaratacak düzeyde şiddetli. Ayrıca bu problemler kişilik bozukluğu gösteren gençle birlikte yaşayan, çalışan ya da aynı okula giden kişilerin de hayatlarını olumsuz etkileyebiliyor.

    Lise öğrencilerinin yüzde 30’u hırsızlık yaptı

    Bu araştırmayı takip eden başka bir araştırma ise Amerika’daki lise öğrencilerinin de aynı şekilde patolojik kişilik bozuklukları gösterdiklerini ortaya koyuyor. Los Angeles’daki The Josephson Enstitüsü, geçtiğimiz yıl Amerikalı lise öğrencilerinin yüzde 30’unun hırsızlık yaptığının yüzde 64’nün ise kopya çektiğinin rapor edildiğini ortaya çıkarttı.

    İşin tuhaf tarafı, araştırmaya katılan öğrencilerin yüzde 93’ünün kişisel ahlak ve karakterlerinden mutlu olduğunu söylüyor olması.

    Amerikalı gençlerin yaşadığı davranış bozuklukları, çocukluklarına ergenliklerine uzanan duygusal bir kökene sahip. Yani bu ‘Patolojik Karakter Salgını’ Amerikan ailelerindeki ya da kültüründeki kötü psikiyatrik etkilere erken yaşta maruz kalınmasıyla başlıyor. Gençlerin medyanın etkilerine çok yoğun bir şekilde ve erken yaşlardan itibaren maruz bırakılmaları, dinsel yönden eksiklik ya da sağlıklı bir iletişimden ya da toplumsal sorumluluktan uzak bir şekilde yetiştirilmeleri davranış bozukluklarının ortaya çıkmasındaki en önemli etkenler.

    Kişisel davranış bozukluklarının düzeltilmesi oldukça zaman alıyor. Kişisel davranış bozukluğu gösteren bu gençlerden ise henüz sadece yüzde 25’ten daha azı psikolojik yardım alıyor.


    alıntı...

     
    Son düzenleyen: Moderatör: 28 Ekim 2009