Öyküler

Konusu 'Hayat Bilgisi' forumundadır ve çiRkin peRi tarafından 24 Kasım 2007 başlatılmıştır.

    24 Kasım 2007
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  1. çiRkin peRi

    çiRkin peRi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2007
    Mesajlar:
    248
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    rüzgarların alıp gittiği yeni bir ruh daha


    Zaman yine geceyarısı, her hüznün çıktığı saatlerdeyiz gene, karanlıkların içinde ilerlemeye çalışırken umutla gökyüzüne.Sonbahar göstermeye başlamış yüzünü, artık bulutlar kapatıyor yıldızların önünü, ay silik bir ışık yayıyor etrafına ama ışıkları yansımıyor sonbahar akşamına.

    Ve umut, umudun tükendiği anlar başlıyor yine yılgın yüreğimin derinliklerinde. Hiç üşümediğim kadar çok üşüyorum bu gece.Ruhum değil bedenim de titriyor artık hiç durmadan. Yüreğimde garip bir acı, hiç durmadan yanıyor kalbim,tarif edemediğim bir korku sarıp sarmalıyor bedenimi.Ya hiç gelmezsen diyorum ve aslında hiç gelemeyeceğini biliyorum.

    Radyoda vedaları anlatıyor kim olduğunu bilmediğim bir adam. Hissetmiyor ama, konuşurken fark ediyorum. Belli ki hiç yaşamamış ayrılığı, hiç erimemiş bedeni giden ve özlenen sevgilinin ardından. O anlatırken ben dalıyorum, ben dalıyorken o anlatıyor...

    Bir sonbahar mevsimi miydi çıktığında karşıma.O gözlerin, ah o gözlerin nasıl güzellerdi, nasılda çocuk gibi gülümserdi yüzün ve ne mutlu olurdun ufacık bir kağıt helvada.

    'Sana hep sen bir meleksin'

    Derdim hatırlıyor musun sevdiğim..
    Sende gülümseyerek bakardın yine gözlerimin içine

    'Ben senin aynanım aşkım'

    diyerek sarılırdın bana.Halbuki ben hiç senin kadar iyi olamadım bu dünyada.Ben hiçkimseye yardım etmek istemedim yada yardım edemediğim insanlar için günlerce oturup ağlamadım.ama sen öyle değildin ki, sen başkaydın, sen sanki gökyüzünden özel olarak indirilmiştin bana ve tüm insanlara yardım etmek için.Ama bu insanların içinde en şanslısıydı benim yüreğim çünkü sevgin vardı, yüreğim yüreğindeydi bilirim. Bazen kızardın,

    'Meleklere benzetme beni n'olur.bu benzetmelerin korkutuyor yüreğimi.Çünkü melekler kısa süreli gelir insanların hayatına.Onların yüzü gülümsediği zamanda sessizce yok olurlar ve başka kırık yüreklerin hıçkırık seslerine doğru yol alırlar bilinmezliğe. '

    Ben bu sözünü hiç yakıştıramazdım ama sen gerçekten de korkardın bundan, bu yüzden ben susardım..

    'Eğer sen gitmeyeceksen, hiç gitmeyeceksen, ben ölene kadar mutsuz olmaya razıyım inan bana.'

    bu sözümle hafifçe gülümserdin ya gene de rahat etmezdi için,

    'Senin mutsuz olmanı isteyecek kadar nefret etmiyorum senden.'

    Bu söz oyunları uzar giderdi ikimiz arasında.anlatamadığın, sakladığın birşeyler vardı sanki ve ipuçları veriyordun ama ben anlamıyordum.Zamanı geldiğinde anlayacağımı biliyordum ama o zaman bu kadar acı çekeceğimi hiç tahmin etmiyordum.
    ,,,,,,,,,,,,,

    Bak radyodaki adam gene giden bir sevgiliye yazılmış nottan okuyor yavaş yavaş.hisler yokolmuş sadece noktalama işaretlerine uyuyor ve yazının değerini anlatamıyor dinleyenlere.
    ,,,,,,,,,,,,,,,,,

    O son görüşmemizi hatırlıyorumda, daha doğrusu o son vedanı bana, nasılda hissettirmeden gittin anlamadım, neden sakladıklarını sen gittiğinde öğrendim...Bu değildi benim hakkım, asla bu değildi sevdiğim.ama gene de kızamıyorum sana biliyorum ki acı çekmemem için yaptın bunu bana. Neden gittin, giderken neden gidiyorum demedin ve ben neden sonraları öğrendim asıl gidişinin nedenini.Gerçekten de bir melek miydin sevdiğim, gerçektende yaşantımın en berbat döneminde beni biraz mutlu etmek için gelip hayatıma; sonra da başka bir yerlerde bilmediğim insanları mutlu etmek için mi üzdün yüreğimi.yoksa küçücükken yitip giden minnacık miniklere anne mi gerekti gökyüzünde.hani benim mutsuz olmama dayanamazdı yüreğin, hani gitmeyecektin bu yüzden.o konuşmalarda beni meleklere benzetme derken asılıyordu suratın, ah neden anlamadım, neden o zamanlarda bir sorun olduğunu kestiremedim.O zaman belki izin vermezdim gitmene.o zaman belki bu yalnızlık ağır gelmezdi yüreğime.Ne çok özledim seni bir bilsen, ne çok yanıyor yüreğim.bir yanardağın lavları eriyor bedenimin üstünde ve o kızgınlığa rağmen yine de üşüyorum.sensiz buralarda soğuklar kaplıyor çevremi, buz tutuyor ellerim.Hareket edemiyorum, seni özlüyorum ve seni diliyorum sürekli.Asla gelmeyeceğini bildiğim halde gene de umut ediyorum.
    ,,,,,,,,,,,,,,,

    İşte bir ayrılığı daha anlatmaya başladı radyodaki adam ve rafet çalıyor fonda.bu sefer dinlemek istiyorum onu, bu sefer belki içten anlatır diyorum...
    ,,,,,,,,,,,,,,,
    ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
    ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

    Bir seneyi epey geçmişti semanur veda etmeden gittiğinde erkan'ın yanından.erkan hiçbirşey anlayamamıştı, neden gittiğini bilmiyordu yada nereye gittiğini. Çaresizdi, her gece eriyordu ruhu, her gecesi dualarla geçiyordu genç adamın. Hayatında ilk defa mutluluğu yakaladım dediği bir anda bir kar tanesi kadar çabuk eriyip gitmişti giden ve yanında genç adamıda diri diri gömmüştü toprağa.Halbuki asla dayanamazdı onun asık suratına, asla üzülsün istemezdi sema.ama bazen hiç kimsenin elinden birşey gelmezdi. Çünkü hayat acımasız bir insandan daha vahşi olabiliyordu yeri geldiğinde ve oyunu kurallarına göre oynamıyor sürekli bir yerlerden birşeyler çıkartıyordu.

    Semanur garip bir kızdı.Hep gülümserdi hiç asık görülmemişti yüzü.Bazı bazı dalardı sadece uzaklara. gözleri buğulanırdı, bir damla belirirdi..Akmasına izin vermeden düzelirdi sonra hemen.Yüreği çocukların saflığını taşıyordu hala.Yolda gördüğü bir kimsesiz için oturup saatlerce ağlayabiliyordu zaman zaman.bunun nedenini kimse bilmiyordu.Duygusallığına vermişlerdi ama bu kadar duygusallıkta biraz fazlaydı.
    Erkan ise tam tersi cıvıl cıvıl bir gençti.biraz bencil, biraz düşüncesiz de denilebilirdi.Onu ne sokak çocukları ilgilendirirdi, nede üzgün herhangi biri.Kendisi dışında taktığı pek insan yoktu da diyebiliriz çoğu zaman.
    Ve bir zaman sonra her insan gibi oda hiç beklemediği bir anda çaresizliğin kollarında buldu kendini.Yanlış bir sevgili bir insanın hayatını nasıl mahveder sinem gittiğinde anlamıştı Erkan. onun sayesinde şu an Bakırköy ruh ve sinir hastalıklarında yatıyordu.onun sayesinde alışmıştı Eroine.tamam belki güçlü bir karaktere sahip olabilseydi bu olmazdı ama genede sinem'in de etkisi fazlaydı. Aslında tedavi görmekte istemiyordu ama ailesi bir şekilde ikna etmişti onu yatmaya.Ve aslında bu kötü olay hayatında yeni bir ışık yanmasına sebep olacaktı farkında olmadan.

    İşte bu birbirinden farklı iki insan hastanenin mosg soğuğu koridorlarında rastlamıştı birbirine. Sema herkese olduğu gibi ona da oldukça ilgi gösteriyordu.Hemşire değildi yada doktor sadece aradabir gelir hastalarla ilgilenirdi.bu onun en hıoşlandığı şeylerden biriydi.onlarla konuşmak, nasıl bu hale geldiklerini anlamak ve onları anladığını belli etmek.Herkesin ümit kestiği bu insanlarla sohbet etmek.

    'Bir sigaranız varsa verebilir misiniz acaba? '
    İlk defa birinden birşey istiyordu Erkan, bu onun onurunu kırıyordu ama yapacak birşey yoktu.ruhu sıkılıyordu ve bunun sigara içerken geçeceğini düşünüyordu.
    ,,,,,,,,,,,,
    ,,,,,,,,,,,,,,,,,,
    ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

    Radyodaki adam anlatmaya devam ediyordu ve bir an durakladı.
    'Devam etmeden önce var mısınız bir şarkıyla mola vermeye. Mavi duvar sizlerle...'
    ,,,,,,,,,,,

    Ne garip bir şarkı bu, adam gidiyor, koşuyor,Sahilde buluyor kendini.tıpkı sen gittiğinde benimde koştuğum gibi.Neden tüm insanlar sahile giderler, neden denize ağlarlar.. Bilmem, ne önemi var değil mi? Giden gittikten sonra deniz coşmuş coşmamış ne farkeder? Bak yine başladı anlatmaya.Sanki ikimizi anlatıyor sevgili, sanki sema sensin erkan ben.Tıpkı benim en kötü anımda girdiğin gibi sema da Erkanın hayatına giriyor aniden...tıpkı sen gibi,,,tıpkı ben gibi...
    ,,,,,,,,,,,,
    ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
    ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

    Nerde kalmıştık dinleyenlerim.Evet bir sigara istemişti Erkan Semadan.Sema sigara içmezdi ama gene de taşırdı yanında.Biliyordu çünkü burada hastaların durumunu. Hafiften gülümsedi Bakışları yerde olan Erkan'a.Erkan istediği sigaradan bin pişman, utanmış.

    'Tabii ki verebilirim ama bunun için iki isteğim var sizden.Bir, gözlerinizi görmek isterim.İki birlikte içip sohbet edersek.'

    Erkan şaşırdı, başını kaldırdı ve kaldı genç kızın gözlerinin içinde.Bir deniz vardı, koca bir şelale çağlayan.hüzünlü ama mutlu, ağlayan ama gülümseyen, umutsuz ama..Garipti işte.vurulduğunu hissetti bir an,

    'peki,..'

    Diyebildi sadece, dili tutulmuştu bir anda. Söyleyecek hiçbirşey bulamadı yada o kadar güçlü hissedemedi kendini.Sanki uslu bir çocuğa dönüşmüştü bir anda ve annesini hiç üzmüyor ne derse yapıyordu.Bir banka oturdular, o çok meşhur düşünen adamın yanında.Sema bir sigara uzattı.Kendine aldı ve yaktılar.İkisinden de ses çıkmıyordu.Sadece sigaralarını içiyorlardı. Sonunda Sema dayanamadı ve gülümseyerek,

    'Sen çıkmıyorsun genelde dışarıya sanırım, çünkü ben ilk kez görüyorum seni..'
    'Yoo buralardayım, alışmak zor oldu.'
    'Öyledir..'
    'Sen ne zamandan beri yatıyorsun burada? '

    Sema bir an düşündü...

    'Uzun süre oldu, yarın taburcu oluyorum.. '

    Erkan'ın yüzü asıldı, daha tanımıyordu ama genede üzülmüştü.'

    'Neden astın yüzünü..'
    'Hiç...Bilmem..Yani aslında yeni tanıştık, bir sigara içimlik konuştuk ama gitmemeni dilerdim..'

    Sema gülümsedi..

    'Merak etme sık sık gelirim yanına. Hem ben severim burayı. Burada kalmamın sebebi de hastalık değil zaten, burada olmayı seviyorum, buradaki insanlarla sohbet etmesini...'

    O gün Srema giderken sebepsiz birşekilde her gün gitme isteğiyle karşılaşacağını biliyordu ve Erkan'da artık her gün onun yolunu gözlüyordu.geceleri penceresinden ona gelen ay ışığı onun yüzünü yansıtıyordu.

    Hemen hemen her gün konuşuyorlardı, hemen hemen hergün gülerek geçiyordu zamanları.Öyle ki Erkan hızla iyileşiyordu.sigarayı bile bırakmıştı. Ve artık tamamen Sema ile doluydu yüreği.Sema erkandan farklı bir durumda değildi.Ama gitgide daha fazla dalar olmuştu uzaklara.gitgide birşeylere daha fazla sıkılır olmuştu.
    O gün gene sabahın erken saatlerinde düşünen adamın yanında buluşmuştu iki sevgili. Sema konuşacak gibi oluyor ama Erkan'ın yüzündeki o mutluluğu görünce vazgeçiyordu.Erkan hiç gülmediği kadar çok gülümsüyordu son zamanlarda.Bütün kötülükler manen ve madden siliniyordu hayatından.En güzeli ise herkesin istediği, iyi yürekli bir sevdiği vardı. Onun güzelliğiyle herşey güzelleşiyor, onun yüzünün aydınlığıyla yüreği aydınlanıyordu Erkan'ın.

    'Hadi bir sigara içelim...'

    Dedi Sema gözleri yerde.Erkan şaşırdı. İlk kez başı yerdeydi genç kzıın ve sigarayı sevmediği halde sigara içmek istiyordu sebepsiz. İlk buluştukları daha an geldi aklına genç adamın.

    'Peki ama hatırlıyor musun bana dediğini.Yüzünü kaldırırsan kabul ederim bu teklifi.O gözlerki ben baktığım anda dalmışım içine.Hapsolmuşum çıkamıyorum ama çıkmakta istemiyorum. Hadi kaldır başını da bak gene aynı o gün olduğu gibi.'

    Sema kaldırdı başını, ama Birşey..birşey çok kötü yaralamıştı Erkan'ı.bilmiyordu ne olduğunu ama bir karanlık çıkıyor onun yüreğine doğru ilerliyordu.Anlamadı, anlamak istemedi..sevdiğini üzmemek için hiçbirşey yokmuş gibi davranıyordu.
    Birer sigara yaktılar birlikte.Sonra bu sefer Erkan konuşmaya başladı ilk önce..

    'Hayatıma giren en iyi yürekli insansın sen biliyor musun.Ve ben nefret ettiğim şu koridorlarda mutlulukla dolaşıyorum senin yüzünden.bu soğuk koridorlar seni tanımamı sağladı çünkü.Çünkü bu soğuk grimsi duvarlar sayesinde, melek yüzlü sevdiğim, sen çıktın karşıma..'

    Sema başını kaldırdı,

    'Bana melek deme yalvarırım..Ben melek değilim inan.'

    'Hayır meleksin işte.Melekler kadar iyi yüreğin.Ve melekler kadar yardımseversin insanlara.Hem neden bu kadar sert çıktın bir anda.Ne var bu sözde...? '

    Sema haksız ve fazla tepki verdiğini hissettiği anda,titreyen gözlerle baktı sevdiğine.Bir buğu kaplamıştı, ağlamakla ağlamamak arasında bir yerde zor tutuyordu kendini.

    'Özür dilerim seni kırmak istemedim..Sadece..Sadece melekler fazla durmaz hayatımızda.Bir zorlukla kariılaştığımızda çıkarlar karşımıza.sonra..Sonrada usulca ve hep çok erken terk ederler bizi.Ben senin için öyle olmak istemiyorum.. '

    'Olmayacaksın zaten.Ve eğer benimle kalman benim mutsuz olmam ile alakalıysa ömür boyu razıyım mutsuzluğa..'

    'Ama bazen hayat istnileni vermez bizlere.Önce çıkış yolunu gösterir daha sonra ise gördüğüm o ışığı söndürür aniden.ben senin için bir ışık oldum belki ama o ışık sönerse karanlığına dönüşmek korkutur beni...'

    'Hiç bir zaman karanlığım olamazsın sen ey güzel peri. Ben gözlerinden çaldım öperken gökyüzün deli mavisini. Ben sözlerinden çaldım anlamı ve sen 29 harf oldun hayatımı ve yüreğimi anlamlandırmak adına dünyada...'

    'Ama bazen bazı anlamalr vardır ki hiçbirşey ifade etmeden, hiç bir şey anlatamadan yok olurlar, aniden silinirler kağıttan.Ve daha önce varolduğunu bile anlayamazsın.acaba ben bunu yazmışmıydım dersin bir zaman sonra..'

    'Sen ve yüreğin asla silinmeyeceksiniz hafızamdan.'

    Bu sözün ardından durdu Erkan.Artık anlamadığı bir yere gidiyordu sözlerin yolu.Ve o bu gidişi hiç beğenmemişti.Bu nedenle sözünü bitirdi.Sigarasını söndürdü ve..

    'Artık gitmem gerek yorgunum biraz.Hem geç oldu hadi sende git evine ki aklım kalmasın sende...'
    'Peki..'
    Başka birşey söyleyemedi Sema, gücü yoktu ve cesareti.Tıpkı o karşılaştıkları ilk günkü durumun aynısıydı..Sadece roller değişmişti bir an ve maalesef değişmek zorundaydı. Hayat böyle istiyordu...
    ,,,,,,,,,,,,
    ,,,,,,,,,,,,,,,,,
    ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

    Ne garip değil mi sevgi dinleyenler.Hayat, bizim hayatımız..ama kuklalardan farkımız yok, ellerimiz kollarımız bağlı ve bizonun istediği şeyleri yapmak zorunda kalıyoruz. Acaba yapmak zorunda mıyız.Sema da gerçekten gitmek zorunda mı? Bilmem, bir şarkı dinleyelim önce hep beraber, ardından da devam edelim öykümüze...

    ,,,,,,,,,,,,,
    ,,,,,,,,,,,,,,,,,

    Sende gitmek zorunda mıydın Sema gibi..Dedim ya bizim hikayemize benziyor herşey..O gitti yada gidecek ve sen..Sen de gittin.. Ben kaldım sensiz..bir başıma çaresiz..Neden gittin,neden gelmeyeceksin.Gerçekten bir melek miydin hayatımda, peki neden melekler bu kadar erken gitmek zorunda hayatımızdan. Sen benim yüreğimin içine yerleşmiştin oysa.Sen benim en büyük adağımdın dünyaya.Ve gittin, nedensiz gittin..Ben sormuyorum artık neden gittiğini, tek bilmeni istediğim yüreğimi ektim yüreğini,tek bilmeni istediğim içimin kırıkları birleşse yine de sen oluyor, yeniden sen doluyor. Senin gidişinin ardından mavilerim karardı, gökyüzünde bulutlar, gitmek bilmiyorlar.Herşey karanlık sevdiğim.Neden demek istemiyorum ama neden...Neden bir söz hakkı vermedin bana,neden gitme dememi engelledin?
    Bak gene başladı radyoda ruhsuz adam, sema ne yapacak diyor gene durup durup.Ben biliyorum ne yapacağını çünkü seni görüyorum.. Sen gibi oda..Bir melek gibi..gidecek, kaybolacak...Ve geride sadece erimiş bir yürek bırakacak...

    Hani sen derdin ya hep bana sevdiğim, ne olursa ol güçlü ol diye.Ben öyle yapıyorum diye..ben yapamıyorum, inan bana deniyorum ama y-a-p-a-mı-yo-rum...Sensiz ama seninle yaşamak ne demek bilir misin? Hayır ama ben biliyorum. ölüm gibi bu soğuk, yalnız... Yapamıyorum, anla yapamıyorum...
    Çöldeyim,susuzum,dudağın bana leyla.. Kuyularda Yusuf'um sözlerin bana Züleyha..Ölüler içinde bir ölüyüm yarim ellerin olmuş musalla... Gidiyorum artık, tıpkı senin gibi sessiz, sedasız... kimseye söz hakkı vermeden bende gidiyorum.....

    Genç adam bileklerinden akan kanın rengine bakakalmış, yatıyordu öyle.giden hiçbirşey söylemeden giden sevgilisinin peşinden yol alıyordu. Yaklaşık bir sene önce kansere yenik düştüğünü öğrendiğinde yaralanmıştı yüreği ve bir daha düzelmemişti.şimdi ise kendi arzusuyla gözünde bir damla yaş ile kalakalmıştı kan kırmızısına boyanan halının üzerinde.
    Radyodaki spiker konuşmaya devam ediyordu. Hiç tahmin etmiyordu birilerinin hikayeyi kendisine benzeteceğini.Nerden bilebilirdi ki bir aşk hikayesinin sonunda hiç bilmediği bir şehirde bilmediği bir insanın yaşamına son vereceği...
    ,,,,,,,,,,,,,,,,
    ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
    Radyoda eski bir şarkı çalmaya başladı spiker, genç adam yüzünde bir tebessüm evinin odasında giden sevgiliye kavuşma ümidiyle kapamış gözlerini...
    Bir yerlerde karanlıklar hüküm sürüyor insanın ruhuna, yıldızlar sonbahara yenik, bulutlar kapamış önlerini.Ve bir yerlerde, hiçbilmediğimiz yerlerde giden sevgiliye adanan ömürler..Gerçek sevgiler belkide korkak yürekler... Hayatın kuklalarına son oyunu, aşk ve ölüm ama ne olursa olsun yeniliş... sonbaharın getirdiği rüzgarların alıp gittiği yeni bir ruh daha...


    28.09.2005/19:KK45:02
    Meral BİLGİÇ
     
  2. 24 Kasım 2007
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  3. Filo

    Filo Popüler Üye Üye

    Katılım:
    7 Nisan 2007
    Mesajlar:
    1.159
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    148
    emeğine sağlık canım çok güzellllll
     
  4. 25 Kasım 2007
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  5. EU1

    EU1 Guest

    Sevgili çiRkin peRi; yazılarını takipteyim. Yorum ayzmasam bilee senin takipçin olduğumu biliyorsun sen zaten. Yazım tarzına hayranım. Benim anlatmayı isteyipte anlatamadıklarımı öyle güzel bir dille anlatıyorsun ki seni yürekten tebrik ediyorum ve devamlarını sabırsızlıkla bekliyorum​
     
  6. 26 Kasım 2007
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  7. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    Çirkinperi yazılarını takip ediyorum çok güzel
    eğer kabul edersen bir teklifim olacak
    kk nın yeni çıkacak olan kültür sanat dergisinde yazılarını yayınlamak istiyorum kabul edersen çok memnun olurum
    teşekkürler...
     
  8. 26 Kasım 2007
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  9. dilara28584

    dilara28584 Guest

    ayy çok kötü hissettim walla.güzel bir yazı....
     
  10. 26 Kasım 2007
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  11. çiRkin peRi

    çiRkin peRi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2007
    Mesajlar:
    248
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    Teşekkür ederim.
    Öykülerim devam edecek
     
  12. 26 Kasım 2007
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  13. shekermish

    shekermish Guest

    çoooook güzel bi hikaye,teşekkürler:)))))))))))))
     
  14. 28 Kasım 2007
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  15. çiRkin peRi

    çiRkin peRi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2007
    Mesajlar:
    248
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    Gün ışığı çıkmaya başlamışken sislerin arasından, adam balkonda dinlediği şiirin etkisi ile dalmıştı uzaklara, yüreğindeki hüzün yansıyordu suratına. Sis ağır ağır kalkmaya başlarken O’da ağır ağır dalıyordu anılara. Anıların getirdiği hafif bir gülümsemenin altında büyük bir acı gizliydi aslında. İnce bir sızı çıkıyordu derinlerden ve o çıktıkça adam iyice dalıyordu uzaklara.
    Düşüncelere daldıkça kaptırıyordu kendini geçmişte yaşadıklarına, kaptırdıkça acıyordu yüreği ve o daldıkça güneşte sislerin arasından çıkmak için uğraşıyordu..
    ...............
    ....................
    .......................

    “Sen neden bana yazmıyorsun? ”
    Msnde yazıyordu Mehmet Melisa’ya..Daha tanımıyorlardı birbirlerine, şans eseri bir sitede karşılaşmışlardı.Ama Melisa Mehmet’e pek güvenen biri değildi.Oldukça ünlüydü çünkü Mehmet çapkınlık konusunda ve Melisa onun listesine eklenmek istemiyordu.

    “Hava çok soğuk ve ellerim üşüyor..”

    Mehmet bunu hep bahane olarak görüyordu ama aslında değildi, aslında genç kız gerçekten üşüyordu ve bu nedenle yazamıyordu..

    “Bahane..”
    “Ya saçmalama ne bahanesi, bahane edecek bir durum yok ki, yazmak istemesem seni listeme eklemem değil mi? ”

    Mehmet bu sorunun cevabını düşününce hak veriyordu genç kıza. Bu konuşmalar böyle devam ediyordu. Soğuklar boyunca Mehmet Melisa’ya her selam dediğinde, cevap alamadı ve

    “Anlaşıldı eller...”

    Diyerek espriyle yaklaştı ve her bu yaklaşımına bir gülümseyen yüz resmi aldı.. Artık telefonda da görüşmeye başlamışlardı, ilginç bir yan vardı ki Melisa hiç tanımadığı bu insana garip bir şekilde ısınmaya başlamıştı.Öyle ki bir an gelip de selam yazmadığı zaman, içi içini yiyor ve bir bahane bulup bu sefer o yazmaya başlıyordu.
    Artık iyice merak ediyorlardı birbirlerini, bir şekilde görmek istiyorlardı söyleyemeselerde birbirlerine.

    Melisa iş yerinden çıkmamışken daha bir telefon geldi Mehmet’ten...

    “Ben yakınlarındayım, geleyim mi? ”

    Melisa bir an duraksadı ve kabul etti. Bekliyordu, bir an kendini garipsedi..Hiç tanımadığı biri geliyordu,tamam konuşmuş olabilirdi ama o internetten tanışmalara sevgiliyi bırak arkadaşlıklara bile çok karşıydı. Ama şimdi internetten tanıdığı biri geliyorum diyordu ve o onu bekliyordu.
    Mehmet geldi ama çok fazla kalamadan gitmek zorunda kaldı.. yine de onu gördüğüne çok sevinmişti genç kız.Garip bir şekilde ısınmıştı ona. Yazdıkları sitede genç kız yazılarıyla bulunurdu genelde..Biraz fazla acıklı yazardı ve kimse bilmezdi sebebini ama o zamanında yaşadıklarını, çevresinde gördüklerini anlatmaya bayılırdı.Ve sanırım biraz da fazla duygusal bir yapısı vardı.
    Mehmet ise tam tersi uzun yazıları okumayı sevmeyen, oyunlarda boy gösteren, araba sevdalısı biriydi.Yüreği temizdi ama Sitede çapkınlıkları ile de ünlü sarılırdı.
    İkisinin değil sevgili olması arkadaşlıkları bile kesinlikle garip bir gözle karşılanırdı. Ama Aşk insanı öyle bir anda yakalıyordu ki buna insanın kendisi bile şaşırıyordu.

    Artık telefon konuşmaları sıklaşmıştı ve artık daha fazla konuşuyorlardı msnde.Genç kızın elleri üşüse de yazıyordu artık Mehmet’e...
    Bir gün Mehmet aradı aniden onu,

    “Melisa..Canım çok sıkkın.. Bugün sabahlayalım mı ne dersin? ”

    Melisa’da sıkılmıştı ama sabahlama fikri...Korkutuyordu onu.

    “Tamam..”

    Dedi,birden çıkmıştı ağzından.Onunla daha fazla vakit geçirmek istiyordu çünkü ve bu onun için güzel bir fırsattı. İş çıkışı buluştular derken ve yavaş yavaş yürümeye başladılar birlikte.. Yürüdükçe konuşuyor, konuştukça gülüyorlardı. Mehmet hiç tahmin ettiği kadar çıkmamıştı Melisa’nın.Melisa hiç bu kadar eğlendiğini hatırlamıyordu İstanbul’da.. Saat gece üçe kadar yaptıkları yürüyüşün ardından yorulmuşlar ve deniz kenarında bir bankta oturuvermişlerdi, hava sertti, üşüyorlardı ama kimin umrundaydı.. Önlerinde duran Tekneye bakarak gülümsedi Mehmet, derken onun aklındaki Melisa’nın da aklına geldi..Birbirlerine bakıp gülümsediler...

    “Hadi..”
    “Olmaz..Ya sahibi varsa, tamam orada otururuz da...”
    “Hadii..”
    Dedi Mehmet ısrarla ama Melisa korktu ve bankta oturmayı tercih etti.


    “Üşüdün mü...”
    “Hayır...”

    Aslında bu soru bahaneydi, titrediğini hissediyordu genç kızın.Garip bir yakınlaşma ile sarılmışlardı birbirlerine..Her şey öyle kendiliğinden gelişiyordu ki ikisi de sesini çıkarmıyordu..Garip bir elektriklenme vardı ve iki tarafta bundan şikayetçi değildi... Deniz kenarından gemiler geçerken ayaklandı birden Melisa...

    “Kaptan Amca, Fıstığıma selam söyle tamam mı? Onu öp böle böle...”

    Bu çocuk sesi ve el sallayışıyla Mehmet birden irkildi.anlayamadı ilk başlarda ne yaptığını.Melisa gülümsedi ve aynı çocuk ağzıyla devam etti konuşmaya..

    “Abi sen simdi, melisa abla neyeye gitti diyon ama oda buyda...”
    Dedi yüreğini göstererek..

    “Böle kaptan amcalar geldi mi, o fıstığına selam söylüyo..Fidan’ına..”
    fidan Melisa’nın tek dostuydu, Mehmet gülmeye başladı birden çok hoşuna gitmişti bu onun. Genç kızın saçlarını kokladı ve öptü..küçük bir ıslık yapıştırdı derken.Bu sefer bir el çırpmayla karşılaştı..

    “Bana baba yaptın sen...”

    Aynı şaşkınlıkla bakmaya devam etti Mehmet..Allah’ım bu kız ben deliyim akıllım derken haklıydı sanırım diye düşündü bir an..ama Melisa hiç susmuyordu..mutlu olduğu belliydi çünkü o bir tek bu kadar mutluyken konuşurdu. Anladı Mehmet’in bakışlarından açıklama yapması gerektiğini..

    “Şimdi benim babam, yaklaşır yaklaşırdı yanıma..Saçlarımı koklar birde bu sesi çıkarıp öperdi..Ben hep aynısını babama yapmaya çalışırdım ama yapamazdım...”
    Hafiften astı yüzünü, uzun süre olmuştu ailesini görmeyeli..Derken bir uçak geçti gökyüzünden...

    “ uçak amcaaaaaaaaaaaaaa....babama deki ben onu çok seviyoyum..Çok özledimmmmmmmmmm....”

    sonra döndü Mehmet’e,

    “Hadi bana baba yap abiii....”
    Dedi gülümseyerek.. Mehmet içindeki sıcaklığı anlayamıyordu, bu kız garipti ama o kadar iyi bir yüreğe sahipti ki öylece kalakalmıştı..Kesinlikle deliydi anlamıştı..Melisa ise Mehmet’in bu sıcaklığına karşılık veriyordu aslında..Aynaydı o, Mehmet’in yansımasıydı ona... O gece ezan sesini dinleyerek son buldu ikisi içinde.. Ve uyumayarak gittiler iş yerine.Ama ikisinin de yüzündeki gülümseme yetiyordu her şeye.. Hele Melisa, o kadar korkuyordu ki insanlardan ve o kadar mutlu olmuştu ki ilk defa birinin yanındayken...Hiçbir şey düşünmüyordu. Uykusuzluk onu gram etkilemiyordu.
    Artık düşüncelerinde yer etmeye başlamıştı Mehmet, öyle ki kalbindeki ağrılar, öyle ki daha önce yaşadıkları..hiç bir şey ilgilendirmiyordu onu, ufacık bir mutsuzluğunda hemen aklına Mehmet geliyordu, yetiyordu genç kıza....
    Mehmet fırsat buldukça buluşup gezdiriyordu Melisa’yı, her şey o kadar kendiliğinden gelişiyordu ki ikisi de sadece suyun akışına bırakmışlardı kendilerini...
    Bir akşam yoldan karşıya geçecekleri bir anda, Melisa içinden,
    “Keşke elimi tutsan....”
    demişti ki, Mehmet hiç sormadan tuttu genç kızın elini..Bir ad koymamışlardı ama artık sevgiliydi iki genç...Ad koymak gerekli miydi tartışılırdı ama gözlerindeki anlam yetiyordu bunu anlamaya... İkisi de mutluydu ve birlikteydi..Gerisi,geri kalan her şey boş geliyordu şimdi onlara....

    Melisa, annesine anlatmıştı Mehmet’i..annesi temkinliydi bu konularda, daha önce yaşadığı hayal kırıklığını hatırlattı ona...

    “Yavrum Bülent’i unutma...”
    Ama Bülent’i çoktan unutmuştu genç kız,
    “Anne bu farklı, o...O,o kadar iyi ki..Babam gibi, şefkatli, temiz...Anne o farklı....”

    Gerçekten de farklıydı Mehmet.. Biraz sinirli bir yapısı vardı ama yufka bir yüreğe sahipti..Sahiplenmeyi bilirdi ve sevdiğine onun kadar değer verecek bir adam var mıydı bilmiyordu genç kız..
    Annesi gene de temkinli olmasını söyleyerek kapattı genç kızın telefonunu... Melisa internetin gönderdiği sevgiliyi düşündükçe şaşırsa da Mehmet’in verdiği mutluluk unutturuyordu ona her şeyi...

    Biraz zıt karakterdeydiler, biraz farklıydılar belki ama birbirlerine verdikleri sevgi kimseciklerde yoktu.. Ve o sevgi her zorluğun üstesinden geliyordu. Biliyorlardı bu ilişki devam edecekti ama her şey onların istediği gibi gitmiyordu...

    Hiç anlamadıkları bir sebepten, belki de konuşamamaktan, dinlememekten birbirlerini ayrılıvermişti iki sevgili.. Birden,aniden bitivermişti ilişkileri... Melisa garip kaldı birden..yüreğim derdi yüreksiz kaldığını anladı..
    Mehmet bilemediği ayrılığın verdiği kızgınlıkla bulaşıyordu her yere..Meleğim diyordu, uçuvermişti meleği ellerinden..
    İkisi de hala seviyorlardı birbirlerini ama sonuç yoktu..Bitmişti işte..Nasıl bilemedikleri bir vakitte başladıysa, nasıl çıktıysa aşk hayatlarına; aynı hızlılıkta gidivermişti önlerinden..
    Aşk gittikten sonra Melisa birden bire rafa kaldırdığı sorunlarla karşı karşıya kaldı.. Mehmet arkadaşlarıyla dolaşmaya başladı.O sırada belki de çivi çiviyi söker mantığıyla başka biriyle birlikte oldu ve bunu söyledi meleğine..söylerken ince bir sızı vardı içinde ama bitiş sebebini bilmediği ayrılığın ardından oda ne yaptığını bilmiyordu.
    Bu daha çok vurmuştu genç kızı..kötü bir vurgundu yaşadığı..kötü anlarındaydı, belki gelir yanıma, o olursa atlatırım dediği bir anda yüreğinin asla dönmeyeceğini anladı.. Sinirleri yıpranmıştı.. Sakinleştiriciler almaya başladı doktor tavsiyesi üzerine.. Ama herşey öyle hızla gelişiyordu ki,bir doktor ziyaretinde felç olma ihtimalini anlattı doktoru ona...

    “Melisa hanım, sinirlerinizde iltihaplanma var, fazla gerginsiniz, ve bu durum böyle devam ederse sizi bekleyen şey felç... “

    Melisa kalakaldı doktorun gözlerinde.. Bir damla aktı derken, hemen aklına Mehmet geldi..

    “Şimdi burda olsaydın..Elimi tutsaydın..bu kadar güçsüz kalır mıydım? ”

    Dedi içinden..doktor devam etti sözlerine...

    “Bu nedenle size verdiğim sakinleştiricinin birini alıyorum ve yerine iki tane antibiyotik veriyorum.Ama bakın bunlar çok ağır haplar, bu nedenle her ay kontrole geliyorsunuz ve şu sigarayı mutlaka azaltıyorsunuz...”

    Cevap vermeden doktorun yazdığı reçeteyi aldı ve çıktı genç kız..kimi arasaydı, O nu? ..Hayır arayamazdı...Fidan’ı..

    “Offf...” dedi bitkin..

    “Kimseyi aramak yok..Kötüyüm dedim de kim oldu yanımda..Konu kapandı Melisa Hanım,teksiniz ve savaş başladı..”

    Savaşmak istiyor muydu o da bilmiyordu ama yapacak bir şeyi yoktu..Annesi vardı geride ve annesi için yaşamalıydı...
    ........
    ...............
    Melisa Mehmet’i düşünürken,Mehmet yeni kız arkadaşına ısınmaya başlamıştı artık.. Melisa vardı belki içinde ama eskisi kadar düşünmüyordu onu.Şu an daha fazla mutluydu..En azından garip olmayan bir kız arkadaşı vardı ve belki de Melisa’dan daha güzel.. Hoş bunlar mıydı gerçekten önemli olan bilmiyordu ama acısını hafifletmeye başladığını hissediyordu...
    ........
    ..............

    Herşey o kadar ağır gelmeye başlamıştı ki artık genç kızın üzerine..Her gece dökülen gözyaşlarının yanında, hapların yan etkileri iyice bunaltıyordu onu.. En kötüsü ise ilaçlar bu seferde kalbinde uyuyan hastalığı uyandırmış ve hap sayıları biraz daha artmıştı içmesi gereken.Artık eski kadar canlı değildi, hep yorgundu, teni atmıştı rengini..Buz gibiydi ama inadına yaşamaya devam ediyordu.. Kimsenin haberi yoktu neler olduğundan ama o biliyordu ve sadece susuyordu.Çünkü çok iyi öğrenmişti insanları... Kimsenin isteyerek gelmeyeceğini yada gelse de sadece meraklarından yanında olacağını biliyordu...
    İş dönüşü yürürken yolda, tüm bunlar geldi aklına...Kızgınlıkla,
    “Ne gerek var...” Dedi, o anda bir baş dönmesiyle savruldu yere... Kafasını yere çarparken gözlerinin önünden annesi geçti önce,sonra yüreği..Ve,
    “Her şey bitti...” diye geçirdi içinden...

    Mehmet, ona haber veren kişiyi tanımıyordu..Birisi cep telefonunu karıştırırken yüreğim yazdığını görmüş ve onu aramıştı.. Koşarak gitti hastaneye...İçine öyle bir ağrı girmişti ki ve onu kaybetme korkusu öyle sarmıştı ki bedenini ağlıyordu.. Hemen doktorla görüştü önce.. Meleği felç olmuştu, bilincini çoktan kaybetmişti.. Doktor,
    “Ailesini çağırın,görsünler...”
    Dediğinde yandı içi genç adamın.. Melisa’nın annesine haber verdi derken.. Ailesi hemen ilk otobüsle geldiler kente..
    Mehmet meleğinin yanında hiç ayrılmıyor, bilinci yerinde olmasa da elini hiç bırakmıyordu.Sürekli anlatıyordu ona, birlikte yaptıklarını anlatıyordu, onu ne kadar sevdiğini..Hiç durmadan konuşuyordu.. Melisa bunları duyuyordu, hepsini canlandırıyordu ama kimseye belli edemiyordu..Herkes bilinçsiz sansa da o her şeyi algılıyordu ve konuşamasa da, hareket edemese de hayatının ikinci baharını yaşıyordu..Ölüme yaklaştığını bilse de mutluydu, çok mutluydu... Bir hafta geçmişti bile ama Melisa’da bir değişiklik yoktu..Herkes onun iyileşmesini bekliyordu ama umutlar tükenmeye başlamıştı artık...
    O gece elini tuttuğu sevgilisinin yanında korkuyla açtı genç adam gözlerini..Melisa el sallayarak uçuyordu havada rüyasında...Dehşetle uyandı...Sevdiği aynı şekilde duruyordu..Alete bağlı nefes alıyordu.. Saat gece dördü geçmişti çoktan..Elini sıktı Melisa’nın hissetsin diye..sonra gecenin sessizliğinde,
    “Kendini martılarla bir tutma, senin kanatların yok meleğim...”
    Dedi, bir mucize oldu ve Melisa açtı gözlerini,
    “Ama ben meleğim, uçabilirim..Seni seviyorum yüreğim...”
    Bu son sözle nefesi alması kesildi genç kızın ve o anda ezan sesi duyuldu uzaklardan.tıpkı ilk gün dinledikleri ezan gibi, birlikte ama aslında ayrı ezanı dinledi iki sevgili..Mehmet gözünde yaşlar bakakaldı..Pencereden esen rüzgarla daldı uzaklara........

    ..........
    ...............

    Gün ışığı çıkmaya başlamışken sislerin arasından, adam balkonda dinlediği şiirin etkisi ile dalmıştı uzaklara, yüreğindeki hüzün yansıyordu suratına. Sis ağır ağır kalkmaya başlarken O’da ağır ağır dalıyordu anılara. Anıların getirdiği hafif bir gülümsemenin altında büyük bir acı gizliydi aslında. İnce bir sızı çıkıyordu derinlerden ve o çıktıkça adam iyice dalıyordu uzaklara.
    Düşüncelere daldıkça kaptırıyordu kendini geçmişte yaşadıklarına, kaptırdıkça acıyordu yüreği ve o daldıkça güneşte sislerin arasından çıkmak için uğraşıyordu..
    Meleği geldi aniden aklına, hiç çıkmayan meleği...Nasıl gelmesin di, radyoda Bir Atilla İlhan şiiri....

    Beni koyup gitme ne olursun
    Durduğun yerde dur
    KENDİNİ MARTILARLA BİR TUTMA
    SENİN KANATLARIN YOK
    Düşersin yorulursun
    Beni koyup gitme ne olursun
    Bir deniz kıyısında otur.
    Gemiler sensiz gitsin bırak
    Herkes gibi yaşasana sen
    İşine gücüne baksana
    Evlenirsin çocuğun olur
    Beni koyup gitme ne olursun
    Sonun kötüye varacak
    Beni koyup gitme ne olursun
    Elimi tutuyorlar ayağımı
    Yetişemiyorum ardından
    Hevesim olsa param olmuyor
    Param olsa hevesim
    Yaptıklarını affettim
    Beni koyup gitme ne olursun
    Seninle gelmeyeceğim yine de
    Beni koyup gitme ne olursun

    Son



    Meral BİLGİÇ
    05/12/2005
     
  16. 11 Aralık 2007
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  17. çiRkin peRi

    çiRkin peRi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2007
    Mesajlar:
    248
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    Bir Sigara mı Çalacak Yaşamı mı?.Yapmayın Doktor…

    Bir sigara dahi içmemeniz gerekiyor diyordu doktorlar Seher’e ama Seher artık bunları umursar gibi gözükmüyordu çok fazla. Alışmıştı hayatın ondan bir şeyler çalmasına belki de ve bu yüzden yaşamını da çalması garip gelmiyordu ona.. Garip gelen asıl şey bir sigaranın çalabileceğini düşünmeleriydi ömrünü. Oysa sigara hep onun yanında olmuştu evet belki birçokları için saçma bir düşünceydi bu ama Seher için koca bir gerçekti. Hayatınıza mal olur dediklerinde düşündü genç kız..
    Hayat…Neydi hayat onlara göre yada Seher’in hayat anlayışı, hmm bu tabir olmadı şöyle demeyi deneyelim, Seher’in karşısına çıkan hayat onlarınkinden farklı mıydı da onlar bu kadar umursarken genç kız farkında bile değildi olacakların.
    Evet hayata küskündü çünkü; ona göre hayat ondan hep bir şeyler çalmıştı ve o buna, çalmasına izin vermişti sürekli.
    Önce hayallerini çaldı yol üstünde duran ve Seher’in onlara ulaşmasını bekleyen hayallerini.Derken sevdiğini ve arkadaşlarını çaldı hayat da en çok o zaman yıkıldı genç kız. Yapayalnız kaldığını anladığında yanmıştı canı.
    Gel gör ki oda suçluydu, farkındaydı da suçlu olduğunun.Çünkü her seferinde izin veriyordu hayatın gelip yastığının altındaki umutları çalmasına, her fırsatta izin veriyordu yanındaki sevdiklerini ondan koparmasına. Ama Seher yenilmiyordu, yenilmeyecekti, bir şekilde karşı koyacaktı hayata.Söz vermişti kendine, söz vermişti onuruna ve hayat ne kadar çok yaşam çalarsa çalsın, hayat ne kadar çok hayallerini yok ederse etsin; o inadına yeni yaşamlar kuracak, yeni hayallerle birlikte yeni umutlar üretecekti her doğan günle.
    Çok geçmedi hayat bu sefer ailesini çaldı bir gece yarısı alevler arasından Seher’in.Annesi, babası, abisi hepsi bir anda yitip gitti genç kızın hayatından.Bir kez daha ve çok acı bir şekilde; gene hayat çaldı, ondan ailesini.Bu sefer kötü etti ama Seher’i, canından can almıştı, tırnağını etten koparmıştı da kanı gitmişti genç kızın.
    Hayat durmadan alıyordu genç kızdan ve hiç bir şey vermeyi düşünmüyordu genç kızın yaşamına.
    İşte tüm bu günlerde hep sigara vardı Seher’in yanında.Kimsecikler yoktu, ailesi yitip gittiğinde de hep sigara vardı yanında.Bir bir, ardı ardına yakıyordu ve her kibritin ateşinde yenilmeyeceğim; annem için, babam ve abim için yenilmeyeceğim hayat sana diyordu da; sigara kül olurken evet yenilmeyeceksin diyordu ona. Evleri yanmıştı kül olmuştu..Anası, babası can vermişti zehirlenerek.Abisi yanarak çığlık çığlığa ölmüştü de o dışarıda gözü yaşlı,
    “Onları alma benden.Ne istiyorsun söyle, bu çaldığın en acı şey.Onlar yoksa bende olmam, nolur onları bırak bana, çalma..Çok istiyorsan beni al, böyle yavaş yavaş alacağına hemen al canımı, hemen al her şeyimi ama bırak onları.Nolur bırak çalma ailemi benden.”
    Diye hıçkırarak ağlarken abisinin çığlıklarının da kesilmesiyle anladı Seher, hayatın son hırsızlığının da gerçekleşmiş olduğunu.
    O günden sonra saygı duymadı hayata hiçbir zaman ve yeni hayaller kurmadı, ümitler beslemedi yatağının altında çalması için. Nefes alıyordu ama yaşamıyordu artık..Aslında kimse farkında değildi ama hayat onun yaşamını da çalmıştı çoktan.Yapayalnız, bir başına bırakmıştı..
    İşte bu yüzden sigarayı çok severdi ve çok fazla içerdi onu. Ama hiçbir zaman sigaranın yaşamını çalacağını düşünmemişti. Tam tersi böyle bir şey yapsa da bu çalmak olmazdı çünkü o bilerek içiyordu ve sigara bir şeyler alsa bile bunu belli ediyor; hayat gibi korkaklık yapıp gece yarıları yastığının altında ne varsa toplayıp gitmiyordu.
    “Duydunuz mu beni Seher Hanım?”
    Dediğinde doktor tüm düşünceleri bir kenara bıraktı. Doktorun yüzüne baktı anlamsız anlamsız..
    “Bir sigara mı çalacak hayatımı gelip te benden?Yapmayın doktor.. O kadar çok şey çalındı ki gizli gizli yaşamımdan, şimdi sigara gelip yaşamımı çalsa ne yazar.Kaldı ki korkakça değil söyleyerek yapıyorsa bunu.”
    Doktor anlamadı genç kızın dediklerini.Seher sözlerini tamamlar tamamlamaz çıktı odadan ve çıkar çıkmaz bir sigara yaktı hemen.Doktor arkasından bakakaldı.
    Yalnız yaşıyordu Seher yaptığı tek şey sigara içmek ve televizyon izlemekti. Ailesinden kalan bir miktar parayla geçinirdi. En son doktora gitmesinin ardından aylar geçmişti. O doktoru dinlememiş ve sigarayı bırakmamıştı ama öksürükleri yavaş yavaş sona yaklaştığının habercisiydi.
    Bir sabah kapının sesiyle ve öksürükler eşliğinde uyandı Seher.Kapıyı açtığında onu uyaran doktor vardı karşısında.
    “Merhaba beni tanıdınız mı?”
    Tanımıştı Seher ya şimdi evet demeye ne gerek var diye düşündü.
    “Hayır tanımadım.Kimsiniz ne istiyorsunuz?”
    Ani bir öksürük krizine yakalandı o anda. Doktor hiçbir şey söylemeden içeri girdi ve hemen bir bardak su bulup getirdi genç kıza.Seher birkaç yudum aldıktan sonra hafifleyen öksürüğüne aldırmadan baktı doktora.
    “Size bir soru sordum?”
    “Anlaşılan tavsiyelerime uyup sigarayı bırakmadınız hanımefendi.”
    “Hayır bırakmadım doktor bey.”
    “Bakın isteyince nasılda tanınıyor insan.”
    Dedi doktor gülümseyerek; ama Seher gülmemişti bu garip söze.Eliyle işaret etti,
    “Oturmaz mısınız?Kusura bakmayın evim pek toplu değildir.Çok fazla hatta hiç misafirim olmaz benim.Arada bir pencere kenarıma kuşlar konuk olur o kadar.Onlarda içeriye girmediklerinden toplama gereği duymam çok fazla.”
    “Önemli değil, asıl ben kabalık yapıp haber vermeden geldim.Ama haber verirsem kabul etmeyeceğinizi biliyordum.”
    “Nasıl oldu da böyle bir kanıya vardınız peki?”
    Doktor bu soru karşısında biraz duraksadı,
    “Bilmem, his diyelim.”
    “Hislerinize güvenir misiniz doktor?”
    Seher bir yudum daha aldı bardağından.
    “Genellikle.”
    Seher gülümsedi,
    “ben sizin yerinizde olsam pek güvenmezdim.Neyse niçin geldiniz buraya?”
    “Bir bardak su da ben alabilir miyim lütfen?”
    “Tabii.”
    Seher mutfağa gitti su getirmek için.Aslında susamamıştı doktor ama yol boyunca bu soruya ne cevap vereceğini düşünse de bir şeyler üretememekten olacak biraz daha zaman kazanmak istedi sebepsiz.Öyle ya sizi merak ettim, diyemezdi. Niye merak dediğinde ne diyecekti.O günden beri aklımdan çıkmıyorsunuz mu?Hayır tabii ki böyle diyemezdi.
    “Düşün..Düşün hadi…”
    Derken Seher elinde bir bardak suyla geldi.
    “Teşekkür ederim.”
    Seher sorusunu tekrarlayacaktı ama genç doktorun suyu içmesine izin verdi önce. Doktor bardağı masaya koyduğu anda genç kız tekrar aynı soruyu yöneltmekte gecikmez.
    “Evet nerde kalmıştık. Ne için gelmiştiniz buraya?”
    Doktor daha ağzını açmadan bir soru daha geldi Seher’den ona.
    “Bu arada isminiz neydi?”
    Bu soru karşısında gülümsedi doktor, bu hoşuna gitmiştir demek ki merak ediyordur.
    “Ben Okan. Böyle habersiz geldiğim için özür dilerim ama sizi merak ettim.”
    Seher’in yüzü değişti,
    “Beni mi merak ettiniz iyi ama neden?”
    “Hmm güzel soru, neden…Neden; çünkü sizi en son gördüğümde hiç de iyi değildiniz ve uzun süre de gelmediniz.Bilmiyorum işte merak ettim.”
    Bu Seher’in hoşuna gitmişti ya bunu belli etmiyordu.Sessizlik oldu hem de uzun bir süre sessizlik oldu.Seher hiç bir şey söylemiyordu; Okan’da ilk lafın ondan gelmesini bekliyordu umutsuzca. Gel gör ki bunun gerçekleşmeyeceğini anladığında hareketlendi.
    “Ben gideyim artık sizi de rahatsız ettim.”
    “Teşekkür ederim.”
    “Niçin rahatsız ettiğim için mi?”
    “Hayır, tam tersi beni düşünüp de buraya kadar geldiğiniz için, bu benim için normal sayılan bir şey değil çünkü.”
    Okan’ın yüzü güldü sonunda evet sonunda en azından güzel bir cümleyle karşılaşmıştı.Belki de bu yüzden cesaretini topladı,
    “Peki o zaman sizin için normal olmayan bir şey daha sormak istiyorum eğer şansımı zorlamış gibi gözükmezsem.”
    Seher başını salladı olur anlamında,
    “Eğer isterseniz bugün sizinle birlikte çay içmek isterim.”
    “…”
    “Hayır lütfen hayır demeyin.Söz veriyorum sıkılırsanız hemen geri döneriz.”
    Seher gülümsedi,
    “Hayır demeyecektim ki bekleyin hazırlanayım diyecektim.Tabii zamanınız varsa.”
    Doktor Okan bu sözü duyunca sevinci gözlerinden okunur oldu,
    “Kesinlikle ve her zaman.”
    Seher,
    “peki o zaman lütfen bekleyin bende giyinip geliyorum.”
    Diyerek odasına çekildi. Okan heyecandan ölüyordu, Seher’in onunla geleceğini hiç tahmin etmemişti ama işte geliyordu. Seher’in giyinmesiyle birlikte iki genç dışarı çıktı,
    “Beşiktaş sahili çay içmek için en ideal yerdir ama aklınızda özel bir yer varsa lütfen söyleyin.Oraya gidelim.”
    Seher bir süre düşündü.
    “Yok…”
    Dedi ve Okan’ın dediği gibi bir süre sonra kendilerini Beşiktaş sahilinde buldu iki genç. Okan oldukça eğlenceli bir çocuktu, her sözünde Seher’i kahkahalara boğuyordu.Seher kendini ilk defa güvende hissediyordu ve bu garipti çünkü güvende hissettiği yer bir yabancının yanıydı.O akşam hiç bitsin istemedi. Sonunda hayat ona bir şeyler veriyor diye düşünmeye başlamıştı ve bu düşüncesinde haklıydı.
    Sürekli görüşmeye başladılar Okan’la, Beşiktaş önce arkadaşlıklarının ardından da aşklarının en büyük tanığı olmuştu.Gökte uçan martılar onlar sahildeyken denizin üstünde dans eder gibi uçarlardı.İki sevgilinin ışığı tüm sahili aydınlatırdı.
    Ama gel gör ki Seher sigarayı bırakmamıştı, sevgilisinin yanında içmiyordu ya gene de gizli gizli içmekten de vazgeçmiyordu.İstiyordu bırakmayı ama bırakamıyordu ve sigara artık onun için bir dost değil peşini bırakmayan azılı bir düşman olmuştu. Bir süre sonra öksürükleri çoğaldı, bunu fark eden Okan dayanamayarak sordu Seher’e,
    “Sigarayı bıraktın dimi hayatım?”
    “Evet..”
    “Ama bu öksürükler hiç iyiye alamet değil.Hadi inat etme ve gel de şu hastalığını bir kontrol edelim.İlerleme olabilir.”
    “Olmaz..”
    “Lütfen benim için.”
    Okan bu ısrarlarına devam edince Seher de dayanamadı daha fazla ve gitti kontrollere ya korkuyordu.Çünkü biliyordu ki hayat en mutlu olduğu anlarda çalardı umutlarını.Genç kız gene böyle bir hırsızlık olayının yaklaştığını hissetmişti. Düşündüğü gibi de oldu. Genç kızın hastalığı oldukça ilerlemişti ve artık çok fazla bir şansı kalmamıştı. Doktorlar ve Okan hastaneye yatması konusunda ısrar ediyordu ama hepsi biliyordu hiçbir şeyin yapılamayacağını.Seher ise bunu kabul etmiyordu.Bu yüzden de sürekli kavga ediyorlardı Okan’la.
    O gün Beşiktaş sahili iki sevgiliyi de ilk kez bu kadar kırıcı görmüştü birbirine karşı.Okan çılgın gibi bağırıyor, Seher’de hem bir şeyler anlatmaya çalışıyor hem de ağlıyordu.
    “Anlamıyorum Seher, anlayamıyorum.Hastaneye yatmalısın iyileşebilecekken bunu yapmıyorsun.”
    “Yalan söylüyorsun iyileşmeyeceğimi biliyorsun.”
    Evet Okan Seher’in asla iyileşmeyeceğini biliyordu.Tek istediği sevgilisinin son günlerinde çekeceği acıyı hafifletmek istemesiydi ve bu ancak hastanede olurdu.
    “Saçmalama, ben senin iyileşmeni istiyorum.Seninle bir gelecek istiyorum anlasana.”
    Sonra garip bir tavırla devam etti Okan,
    “ama sen bunu istemiyorsun itiraf et.”
    Seher ağlıyordu ve konuşamıyordu ama Okan sözlerine devam ediyordu.
    “Seher..Canım..Sen benim kanımsın, senin iyi olmanı istiyorum.Seninle birlikte yaşlanmak istiyorum ama eğer sen hastaneye gitmeyi kabul etmezsen o zaman hiçbir şansımız kalmayacak.”
    “Olmaz..”
    “Allah’ım, o aptal kafan neden anlamıyor.Yoksa beni sevmiyor musun Seher.Anla hastaneye yatman gerekiyor.”
    Okan iyice çıldırmıştı.Seher gözyaşlarını sildi, Okan’ın sakinleşmesini bekledi.
    “Sen hayatın bana sunduğu ilk güzel şeysin sevdiğim. Hayat hiçbir zaman dost olmadı bana. Hep yastığımın altındaki hayallerimi çaldı; ailemi, sevdiklerimi dostlarımı aldı benden ve ben hep çaresiz baktım arkalarından.Sonra hayallerimi bıraktım, yeni umutlar beslemeyi bıraktım da insanlardan, sevgiden kaçtım hep.Hayatın onları da benden çalması korkuttu beni. Sadece sende bu korkumu yendi de yüreğim yeniden yeşillendi ruhum, yeniden baharın kokusu geldi burnuma.”
    Gözünden akan bir damla yaşı sildi Okan, Seher karşısında hem ağlıyor hem de anlatmaya devam ediyordu.
    “Ve şimdi gelmişsin bana hastaneye yat diyorsun.Ben biliyorum ki hiçbir işe yaramayacak.Tek bir şey istiyorum; en azından hayat her şeyimi çalmadan benden ilk kez verdiği senle birkaç günde olsa mutlu olayım.Onu hiç kaybetmeyeceğimi düşüneyim.Bir kez de olsa hayatın güldürdüğü şu yüzüm gözlerim kapanırken de gülsün.Ben istemez miyim seninle yaşlanmayı sanıyorsun ama sen beni kandırıyorsun biliyorum ki iyileşmeyecek bedenim; hem dost bildiğim sigaranın hem de hayatın benden çaldıklarıyla yaralandı iyice ve yaralarını asla saramayacak.Bu yüzden isteme benden bunu çünkü ben acı duymadan ama mutsuz ölmek yerine;acıların en fazlasını çekip senin ellerinde, senin yanında ölmeyi tercih ederim.”
    Seher sözlerini bitirip baktı Okan’ın gözlerine.Okan konuşamıyordu, sadece sustu.Ama gene de fikri değişmemişti.Hastaneye yatması konusunda ısrara devam etti.Seher’de sonunda kabul etmek zorunda kaldı.
    Evet Seher’in hastanedeki birinci ayıydı.İyice kötüleşmişti; ama düşündüğü olmamıştı, Okan sevdiğinin yanından hiç ayrılmadı. İşinden süresiz izin almıştı.Her gece saçlarını okşayarak uyutuyordu Seher’i.Ona gelecekle ilgili güzel planlarından, çocuklarından, iki katlı evlerinden bahsediyordu.Seher çocuklarına isimler koyuyordu, biliyordu gerçekleşmeyecek ama gene de ümit ediyordu. Evet hayat karşısında ilk kez kendini güçlü hissediyordu ve hayat her şeyini çalmak üzereyken o inadına sakladığı hayallerini çıkarıyordu sevgilisi geldiğinde..İnadına umut besliyordu yatağının altında, hastane köşesinde.
    Yoğun bakımda da Okan yalnız bırakmadı sevdiğini..Evet Seher artık hiçbir şeyin farkında değildi yada herkes öyle sanıyordu ama Okan biliyordu ki o elinden tutanın sevdiği olduğunu biliyordu.Okan’ın anlattıklarını hala hayal edebiliyordu çünkü yüzü hep gülümsüyordu.
    Aradan birkaç gün daha geçti ki Hayat bu sefer Seher’i çalmıştı Okan’dan.Bu sefer ilk kez genç kızın yaşamından değil, başka birinin yaşamından onu çalmıştı. Ama Okan vazgeçmedi, hayatın Seher’i ondan çaldığına asla inanamadı.
    Seher hastanedeyken, ikisi için aldığı evlerini düzene soktu hemen ve sevdiğinin özel bir izin alarak oraya gömdü genç adam. Ömrü boyunca hiç evlenmedi.İki çocuğu evlat edindi ve her gün çocuklarıyla,eşiyle birlikte evlerinin bahçesinde kahvaltı yaptı.Her gün eşiyle hayaller kurdu yine ve yeniden. Seher’i asla terk etmedi.
    Ve hayat ilk kez bu iki büyük yüreğe yenildi, sonunda aşk kazandı… Hayat ise başka yaşamlar aradı; yastık altlarından çalacak hayaller bekledi, umutları köreltti ama asla Seher’le Okan’a dokunamadı.

    20/05/2005
    Meral BİLGİÇ