Özel Tim

Konusu 'Sinema & Tiyatro' forumundadır ve husel tarafından 7 Mayıs 2008 başlatılmıştır.

    7 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : husel
  1. husel

    husel er:) Üye

    Katılım:
    16 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    1.849
    Beğenildi:
    6
    Ödül Puanları:
    148
    "Özel Tim": Şiddet skeçleri galerisi[​IMG]
    Kerem Akça 1 Mayıs 2008, Perşembe 20:391997'de Brezilya polis teşkilatında yaşanan gerçek bir olaya odaklanan yapım, Berlin'de aldığı Altın Ayı ödülüyle adından söz ettirdi... "Özel Tim" içerdiği şiddet dozuyla dikkat çekse de, yozlaşmış sistemi ele alırken 'bilgi yetersizliği'ne takılmaktan kurtulamıyor. Şiddeti bağlantısız skeçler halinde üst üste göstererek 'istismar filmi' haline gelmesi de, meselesini anlatmasını zorlaştırıyor


    kritik

    Bir sinema filminin 'gerçek bir olay'ı ele alırken ilk amacı; bilgi eksikliği olmadan hareket etmek, bu tür bir eksiklik mevzubahis ise de zeki bir kurmaca iskeletle bu dezavantajı bertaraf etmek olmalıdır. "Özel Tim" ("Tropa de Elite", 2007) de işte bu tuzağa düşen filmlerden... Gerçek bir olaya odaklanan yapım, bilgi eksikliğinin farkında olmadığı için kurmaca bir iskelet kurmak istiyor ve uçurumdan aşağıya yuvarlanıyor. Çünkü elindeki, olsa olsa bir belgesel çekmek için uygun bir malzeme aslında... Böyle olunca da Brezilya'nın yeraltı dünyasındaki yozlaşmışlığı göstermek yerine, akılcı açılış sekansının ardından arkası doldurulamayan 'şiddet skeçleri galerisi'ne dönüşüyor...
    "Tanrıkent" mi? O da ne?

    Halbuki iyi tasarlanmış açılış sekansıyla birlikte yapımın, 2002 yılında sinema tarihine yeni bir model kazandıran "Tanrıkent"in ("Cidade de Deus") yolunu izleyen bir eser olabileceğini düşünüyoruz. Çünkü açık bir diskoda eğlenen uyuşturucu müptelası bir grup gence yukarıdan ateş açan bir polisin; "Bu dünyada ya suça ortak olacaksınız ya da benim yaptığım gibi karşı çıkacaksınız" lafıyla açıyor filmini yönetmen José Padilha. Ancak bunun ardından 6 ay öncesine dönüp, başta aile olmak üzere birçok temaya odaklanmak isterken, gereğinden fazla karakter kullanarak dağılıyor...

    Böylece, ne bir sinema dili kıvraklığı, ne bir tempo, ne bir kurmaca iskelet, ne de eli yüzü düzgün bir senaryo görebiliyoruz. Aksine yeraltı dünyasının yozlaşmışlığını göstermek için üst üste yerleştirilmiş, birbiriyle bağlantısız şiddet skeçlerine odaklanıyoruz. Arada mavi ve sarı filtre ile görsel yapıya stil katılmak istense de, bu dünyaya dair hiçbir şey söyleyemiyor film. Elindeki konuyu ele alırken, "Tanrıkent" gibi bir modern klasiği dikkate almaması bile her şeyi anlatıyor; belli ki José Padilha sinema dünyasıyla uzaktan yakından ilgisi olmayan ve öyküye ilgi duyduğu için film çeken o tipik Güney Amerikalılardan biri aslında...

    Zaten Güney Amerika sinemasındaki temel sorun da, ülke meselelerini ele alan hikâyelerin çekiciliğine odaklı, senaryosu zayıf filmler üreterek, sadece çıkış noktasının yaratabileceği etkinin düşünülmesi... Halbuki yeri geldiğinde, Fernando Meirelles gibi bir isim ortaya çıkıp bu ana görüşü değiştirebiliyor...

    Belgesel niyeti olsaymış en azından ayakları üstünde durabilirmiş...

    José Padilha, belli ki filminin arka planındaki öykünün gerçekliğine vurgu yapmayı kafaya takmış. Bu bağlamda da Paul Greengrass'ın yönetmenlik stilini arkasına alıyor. Yani yaptığı şey çok da çağ dışı değil aslında. Ancak "Kanlı Pazar" ("Bloody Sunday", 2002) gibi hem iyi yazılmış bir senaryo hem de politik olarak doğru bir söylemle karşımıza çıkamıyor ne yazık ki... Aksine daha önce de belirttiğimiz gibi; yozlaşma, yeraltı dünyası, aile, uyuşturucu ve dolandırıcılık gibi konularla ilgili dertlerini iyi gözden geçiremediğini, sunduğu omurgasız dramatik yapıyla kanıtlıyor. Böyle olunca da kurmaca bir film olmasının anlamsızlığı ortaya çıkıyor...

    Bu skeçleri zaman zaman jump-cut (sıçramalı kurgu) tekniği ve yüksek tempoyla karşımıza getirerek de, ne kadar anarşist, şiddet yanlısı ve militarist bir tavrı olduğunu da vurgulamış oluyor. Böylece filmin bir istismar filminden farkı kalmıyor. Çünkü uygulanan şiddetin arka planı doldurulamadığı ve senaryoda alt metinler yerleştirilecek alan açılmadığı için, önümüzdeki eser 'gösterilen'in üzerine gitmiş oluyor. Bu anlayış da bizi istismar filmlerinin babası Herschell Gordon Lewis'in filmlerine götürüyor. Padilha'nın böyle bir amacı var mıydı bilemeyiz, ancak filmin omurgasız bir dramatik yapıyla gittiği nokta ister istemez bu maalesef... Etkileyici, sarsıcı ve vurucu kelimeleri yerine manipüle edici ve militarist kavramları daha uygun düşecektir "Özel Tim" için...

    Güney Amerika sinemasından Hollywood formüllerini andıran eserlerin çıkmasına karşı değiliz aslında. Ancak bunların sinemasal bir zemine oturtulmaları şart. Hali hazırda Meirelles'in "Tanrıkent"i de bu bakış açımıza tercüman oluyor zaten...

    Kimler İzlemeli?

    Sinemada şiddet olgusunun nasıl kullanıldığını takip edenler.
    İstismar filmlerinden hoşlananlar.
    Kimler İzlememeli?

    Güney Amerika sinemasında kullanılan Amerikan formüllerinden haz etmeyenler.
    "Tanrıkent"i modern klasik olarak görenler.