Özlediğimiz Araştırmacı Ruhu

Konusu 'Alıntı Yazılar' forumundadır ve 1BukeT tarafından 13 Nisan 2007 başlatılmıştır.

    13 Nisan 2007
    Konu Sahibi : 1BukeT
  1. 1BukeT

    1BukeT Popüler Üye Üye

    Katılım:
    21 Eylül 2006
    Mesajlar:
    1.454
    Beğenildi:
    15
    Ödül Puanları:
    106
    Bilgi, inanç ve aksiyonun besleyici sentezine dayanan medeniyetimiz, temelde insan merkezlidir. Bu medeniyet 17. yüzyıla kadar, bütün dünyayı güneş gibi aydınlatmıştır. Ancak ne yazık ki sonraları, bilimden, sanattan ve araştırma ruhundan uzaklaşmak suretiyle medeniyetimiz güç kaybetmiştir. Kendimizi şartlara uyarlama becerisini göstermeyip, daha kolayını seçtik. Kompleksli bir Batı hayranlığına ve ithal çözümlere kapılınca, dünya semasından kaymaya başladık.

    Batı'nın dünden bugüne diğer toplumları ve kültürleri çevirme harekâtı çerçevesinde şoka giren aydınımız ve kılavuzsuz kalmış insanımız, sistematik düşünmeyi, can alıcı sorular sormayı ve meselelerin püf noktasını bulup temelden çözmeyi denemek yerine, ithal çözümlerden medet umdu. Hiç şüphesiz bu doğru bir şey değildi. Doğru çözüm; bilgi çağında olmanın avantajlarından faydalanıp iyi araştırmacılar yetiştirerek doğru bilgiye ulaşmak ve ihtiyacımız olan bilgiyi üretmek, kaybettiğimiz özgüveni yeniden kazanmaktır. Bu çözüm üretme heyecanını bütün bir topluma taşıyarak, onu üç asırlık kompleksli uykusundan uyandırmaktır.

    İyi bir araştırmacı; her şeyden önce, 'tefekkür' denen sistematik düşünmeyi geliştirip can alıcı sorular sorabilmeli, dikkatli bir gözlemci olarak püf noktaları fark edebilmeli, büyük bir azimle araştırma konusuna dalabilmeli, meseleyi temelden çözecek analiz yöntemlerini oluşturabilmeli ve ulaştığı neticeleri yorumlayıp orijinal bir teori ortaya atabilmelidir. Araştırmacı; bilim faaliyetinin her bir halkasını sabırla ve titizlikle tamamlayıp, bu sancılı ama o kadar da heyecanlı süreçte asla korkuya, endişeye ve aceleciliğe kapılmamalıdır. Tefekkür olmadan iyi bir gözlemci, iyi bir gözlemci olmadan iyi bir araştırmacı, iyi bir araştırmacı olmadan da iyi bir ilim adamı olunamayacağı bilinmelidir.

    Araştırmacı, verimli bir şeyler üretebilmek için; düşünce, davranış ve beklentilerini belli prensipler dahilinde koordine etmelidir. Araştırmacıya lazım gelen prensipler, 'on altın kural' başlığı altında ele alınabilir. Şöyle ki:

    1- İlmi doğru tarif etme, ilim anlayışını berraklaştırma
    Birbirinden kopuk akıl ve kalb gücüyle, ilim okyanusuna dalınamaz; bu ikisinin 'izdivacı' ile sağlıklı bir okuma gerçekleştirilebilir. İlim; zamana ve mekana serpiştirilmiş bilgi cevherlerinin, akıl ve kalbin, bilim ve inancın ortak çabasıyla toplanıp süzülerek araştırma potasında saflaştırıldığı, biçimlendirildiği ve mânâ kazandığı sistematik bir faaliyetin eseridir. Sağlıklı bir ilim anlayışına ulaşabilmek için, araştırmacının, keşfedilenlerin henüz keşfedilemeyenlere oranla neredeyse sıfırın sonsuza oranı kadar önemsiz olduğunu bilerek, işe kendini tanımakla başlaması gerekir. Araştırmacı; insanın kâinatın özü, kâinatın ise insanın açılımı olduğunu, mikro-makro âlemler arasındaki muhteşem ahengi, dengeyi ve karşılıklı etkileşimi gözlemleyerek fark etmelidir. Ancak bu şekilde akıl ve kalb bütünlüğüne (izdivacına) ulaşabilir; taklitten tahkike, kabuktan öze geçebilir; başkalarının yaptığını tekrarlamaktan kurtulup kendi eserlerini ortaya koyabilir.

    2- İlim değişken ve dinamiktir; yapılan en küçük bir araştırma bile ilme büyük katkılar sağlayabilir
    Beden için kan ne ise, ilim için araştırma da odur. İlim canlı bir organizma gibidir; canlılığını ve gelişmesini devam ettirebilmesi için araştırmalarla beslenmesi ve yenilenmesi gerekir. İlmî araştırmalar, bu canlı organizmanın hayat damarıdır. Araştırmanın olmadığı yerde ilim donuklaşır, bir süre sonra da ölür. Araştırma imbiğinden beslenmeyen bir ilim düşüncesinin vehme ve hurafeye dönüşme ihtimali yüksektir. Tartışılmaz doğru kabul edilen Newton Fiziği'ni tartışılır hale getirenler gibi, hakkı verilerek yapılmış en ufak bir araştırmanın bile, ilimde yeni ufuklar açabileceği asla unutulmamalıdır.

    3- Araştırmacılık gönülden istenmelidir
    Araştırma, kişinin konusuna aşkla bağlanmasıyla olur. İnsan kendini sırlar âleminde seyahat eden bir kaşif gibi görür ve gerçekten öyle hissederse, bu yolculuktan eli boş dönmez.

    4- Sorgulayıcı bir bakış açısı kazanma
    İyi bir araştırmacı olmanın temel şartı, can alıcı soruyu sorabilmektir. Bu hayatî soru sorulabilirse, bir şekilde çözüme ulaşılabilir. Cesurca sorgulama cesaretini göstermek önemlidir. Unutmamalıdır ki; 'İlmin kapısı sualdir.' Yeni bir şeyler bulmak için, araştırmaya temelden ve sıfırdan başlamak gerekiyor. Bunun için gidilmeyen ve görülmeyen yollar denenmeli, orijinal bir şeyler üretebilmek asıl gâye olmalıdır.

    5- Kendini tanımak ve iradenin hakkını vermek
    Araştırmacı psikolojisi ilginç bir şeydir. Böylesi psikolojik bir motivasyon edinmek için, kendi başına bir şey yapmanın verdiği korkunun, endişenin ve tutukluğun aşılabileceğine inanılmalıdır. Bu inançla konuya odaklanmalıdır. Araştırma; başkasının verdiği ödev şeklinde değil, kendi başına bir şeyler yapma fırsatı olarak değerlendirilmeli. İhtiyaç duyulan azim, tevekkül, araştırma ruhu ve heyecanının, ancak bu şartlarda lutfedileceği unutulmamalıdır.

    6- Öncekileri tekrar değil, yeni bir şeyler yapma düşüncesi ve merakı içinde olmak
    Meselenin püf noktalarını gördükten sonra ve gerekli bağlantılar da kurularak çözüme ulaşıldığında, yeni ufukların ve araştırma sahalarının açılması kaçınılmazdır. Yapılacak şey, temel meseleden uzak ayrıntılarla uğraşmaktan sakınmaktır.

    7- Zaman iyi kullanma ve çalışma disiplini kazanma
    Araştırmacı için, zaman ve çalışma disiplini çok önemlidir. Zamanın en kıt kaynak olduğu unutulmamalı, araştırmacı bütün zamanını, çalışmasını merkeze alarak değerlendirmeli. Zaman disiplini mutlaka korunmalıdır. Bilinmelidir ki, çalışma saatlerinin verimli şekilde değerlendirilmesi, zihnin kendini öğrenmeye vermesine bağlıdır.

    8- Yapılan araştırmadan hiçbir şahsî beklentiye girilmemelidir
    Araştarmacı, para-pul, makam-mevki ve şöhret hırsına kapılmamalıdır. İlmin gerçek sahibi olan Yaratıcı'nın lutfetmesiyle insanlığın hizmetine bir şeyler sunduğunda, içinde duyduğu tarifsiz haz ve mutluluk, araştırmacının en büyük mükafatıdır.

    9- Tek yönlü değil, çok yönlü olunmalı
    Büyük ilim adamlarının hepsi; hayatı ve kainatı büyük keşifler diyarı olarak görmüş, her şeye merak sarmış, kendilerini çok yönlü geliştirmişlerdir. Mânevî yönden zengin olunursa, her yönden zengin olunur. Vicdan kültürü ve gönül terbiyesi ile enerjinin tamamı ilmî araştırmalara hasredilmelidir. Ancak bu şekilde her türlü çatışmalardan uzak kalınabilir. Bu sebeple, ihtiyaç duyulan bütün araç ve metotlar öğrenilmeli, bunları tecrübeli bir usta gibi kullanabilmeli. Sıradan bir mimar değil, Mimar Sinan olmaya çalışılmalı.

    10- İlmi heyecanın adı olunursa, bu heyecan başkasına da taşınır
    İlim ve araştırma heyecanıyla dolan bir kimse, hep yeni şeylerin peşine düşer. İlim heyecanı bulaşıcıdır. Öğrenci ve öğretmen arasında, aydın ve toplum arasında bu heyecanın katlanarak çoğalması ve herkesi kuşatması gerekir. Zira Efendimiz'in(sas): "Ya öğrenen ol, veya öğreten; üçüncüsü olma, helak olursun." hadisi bize böyle bir mesuliyet yüklemektedir. Bu yüzden araştırmacı, hep aynı şeylerle uğraşmak yerine, yepyeni ufuklara yelken açmalı.

    Evet, ancak akıl ile kalb, bilim, inanç ve aksiyon sentezini başarabilmiş, araştırma ruhu ve heyecanıyla kanatlanmış nesiller, kendilerini ve toplumlarını sahte gündemlerden uzak tutabilir. Halledilmesi gereken üç temel meselemiz olan cehaleti, yoksulluğu ve ihtilâfı çözecek formülleri geliştirecek olan da bunlardır. İdeal araştırmacıların imza attığı mikro ve makro projelerle, medeniyetimiz dünyayı yeniden aydınlatabilir. Bedenî arzuların tatmini için milyarlarca insanı ağlatan 'değer'den yoksun uygarlığa alternatif olarak, insan ve adalet merkezli yeni bir medeniyetin temelleri ancak bu şekilde atılabilir. Sait TOPRAK