Pablo Neruda Şiirleri

Konusu 'Şiir' forumundadır ve Che tarafından 15 Ağustos 2006 başlatılmıştır.

    15 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  1. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    Pablo NERUDA

    Asıl adı "Neftali Ricardo Reyes Basoalto", (12 Temmuz 1904, Parral - 23 Eylül 1973, Santiago, Şili).

    20. yüzyıl şiirinin en önemli adlarından Şili'li şair ve diplomat. 1953'te Lenin Barış ödülü'nü, 1971'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanmıştır.
     
  2. 15 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  3. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    Başka kitaplarla hapsedilmek için yazmıyorum
    ya da zambağın somutlaşmış çırakları için değil
    gelip geçecekler için, gereksindikleri
    ay, su, düzenin değişmez temelleri
    ekmek, şarap, ve okullar, gitarlar ve el aletleri için.
     
  4. 15 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  5. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    TÜRKÇE'DE PABLO NERUDA

    ŞİİR
    Sorular Kitabı, Pablo Neruda, Çeviri: Acem Özler-Jörg Spötter-Şahap Eraslan, Broy Yayınları, İstanbul, 1987
    Sevdiğime Seslenir Gibi (Viente Poemas de Amor), Pablo Neruda, Çeviri: Sibel Özbudun-Kemal Özer,
    Yordam Yayınları, İstanbul, 1992
    Seçme Şiirler, Pablo Neruda, Çeviri: Enver Gökçe, Yön Yayıncılık, İstanbul, 1992
    20 Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı (Viente poemas de amor y una cancion desespereda), Şiir Anıtları 3,
    Pablo Neruda, Çeviri: Sait Maden, Çekirdek Yayınlar , İstanbul, 1996
    Makasçı Uyansın, Pablo Neruda, Çeviri: Nice Damar, Evrensel Basım Yayın, İstanbul, 1996
    Şiirler, Pablo Neruda, Çeviri: Hilmi Yavuz, Cem Yayınevi, İstanbul, 1997
    Aşk Soneleri Ateşten Kılıç (Cien Sonetos Amor), Pablo Neruda, Çeviri: Metin Cengiz, Papirüs Yayınları,
    İstanbul, 1997
    Yüz Aşk Şiiri (Cien Sonetos de Amor), Pablo Neruda, Çeviri: Erdoğan Alkan, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1998
    Kara Ada Şiirleri, Şiir Anıtları 7, Pablo Neruda, Çeviri: Sait Maden, Çekirdek Yayınlar, İstanbul, 1998
    Kuşlar Sanatı (Arte de Pajaros), Pablo Neruda, Çeviri: Erdal Alova, Milliyet Yayınları, İstanbul, 1998
    100 Aşk Sonesi, Pablo Neruda, Çeviri: Adnan Özer, Gendaş Kültür, İstanbul, 1998
    Kuruntular Kitabı (Estravagario), Pablo Neruda, Çeviri: Erdal Alova, İmge Kitabevi Yayınları, İstanbul, 1999
    Kaptanın Dizeleri ve Yürekteki İspanya (Los Versos del Capitan), Pablo Neruda, Çeviri: Erdal Alova, Kaynak
    Yayınları, İstanbul, 2000
    Neruda Dünya Şiir Mitosları, Çeviri: Adnan Özer, Gendaş Kültür, İstanbul, 2002
    Yüreğim Rüzgârlarla Özgür, Pablo Neruda, Çeviri: Cevat Çapan, Adam Yayınları, İstanbul, 2002
    Yürekte İspanya, Pablo Neruda, Çeviri: Enver Gökçe, Evrensel Basım Yayın, İstanbul, 2003

    DÜZYAZI

    Şiir Boşuna Yazılmış Olmayacak, Pablo Neruda, Çeviri: Nesrin Arman, Broy Yayınları, İstanbul, 1984
    Yaşadığımı İtiraf Ediyorum (Confieso Que He Vivido), Pablo Neruda, Çeviri: Ahmet Arpad, Milliyet Yayınları,
    İstanbul, 1998
     
  6. 15 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  7. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    AĞIT

    Nehirler gibi,

    Ağlamak istiyorum,

    Garip bir başıma ben;

    Kaygılar almalı beni,

    Dalıp gitmeliyim,

    Eski maden gecelerin gibi.

    Neden,

    Pırıl pırıl anahtarlar,

    Neden harami elinde?

    Kalksana Oello ana,

    Aç sırrını,

    Bu bitmez gecenin

    Yorgunluğuna;

    Akıl ver damarlarına,

    Senin olsun,

    Yupanqui’ler güneşi

    Uyku hali konuşurum

    Seninle,

    Toprak toprağa.

    Sıradağların;

    Döl yatağı;

    Sen ey Perulu ana,

    Nasıl oldu nasıl oldu da

    Saplandı,

    Bu hançerler çığı,

    Senin gebe kumluğuna?

    Ellerin içindeyim,

    Kıpırdamam,

    Duyuyorum:

    Madenler yayılıyorlar,

    Yeraltı boğazlarına.

    Köklerinden olmuşum,

    Ben, senin;

    Bilmem neden,

    Toprak vermez bilgeliğini

    Bana.

    Geceden gayrı,

    Gördüğüm yok;

    Yıldızlı topraklar,

    Altında.

    Bu uyduruk,

    Bu cinli hayal da ne?

    Sürünür gider,

    Ta kızıl bir çizgiye?

    Yasın gözleri,

    Bitki, kapkara.

    Nasıl vardın,

    Bu acı rüzgara;

    Nasıl oldu, nasıl oldu da,

    Öfke taşları arasından,

    Kopak;

    Kaldırmadı kil tacını,

    O gözler kamaştıran?

    Yanayım kara bahtıma,

    Çadırlar altında, bırak!

    Kararmış ölü bir kök gibi,

    Ko batıp gideyim!

    Bu bitmez zalim gecede,

    Yerin dibine ineceğim, ben;

    Bir altın ağza kadar.

    Gecenin taşına uzanmalıyım.

    Burada ölmeliyim, derdimle.



    Pablo NERUDA









     
  8. 15 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  9. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    ALMERİA

    Döğülmüş, zehir zift bir tabak,

    Al papaz bu senin.

    Bir tabak:

    Demir kırıntıları,

    Küller ve gözyaşlarıyla;

    Bir tabak:

    Devrik duvarlar,

    Hıçkırıklar taşan;

    Al papaz bu senin,

    Almeria’nın kanından.

    Bir tabak:

    Püskürme ateş,

    Korkular, yıkıntılar,

    Deli sularla;

    Bir tabak:

    Kırık ışıklardan,

    Ezik başlardan;

    Bir tabak, bir kara tabak,

    Al bankacı bu senin,

    Almeria’nın kanından.

    Her sabah,

    Her karamsar sabahında.

    Ömrünüzün;

    Masanızda göreceksiniz,

    Onu:

    Dumanı üstünde ve korlu.

    Bir yana itivereceksiniz,

    Nazik ellerinizle:

    Yüzünü görmemek için,

    Bir daha sindirmemek için.

    Ekmek ve üzümler arasında,

    Bir yana koyacaksınız onu;

    Ve bu,

    Ses seda vermez tabak:

    Her sabah, her sabah,

    Yerinde olacak.

    Al albay, al albay karısı,

    Bu size:

    Bir mahfel şenliğinde,

    Her bayramda;

    Ve seher şarabının,

    Alacakaranlığında:

    Antlar içilir,

    Nişanlar takılırken;

    Ve sizler,

    Onu göresiniz diye sizler,

    Buz kesilmiş, tirtir halinizle,

    Bu dünyada.

    Evet bir tabak:

    Şuranın buranın zenginleri,

    Topunuza.

    Size, sizlere

    Bakanlar, büyükelçiler,

    Canavar sofra dostları;

    Sizlere, konforlu çayların,

    Yüce mevkilerin kadınları;

    Bir tabak:

    Kemirilmiş, pis ve kirli,

    Zavallı bir kandan;

    Durur, önünüzde durur,

    Her kuşluk, her hafta, ölüp ölesiye

    Almeria’nın kanından.




    Pablo NERUDA
     
  10. 15 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  11. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    BAYRAKLAR NASIL DOĞAR

    Bayraklarımız her zaman böyle doğmuştur.
    Halk işlemiştir onları
    Tüm sevgisiyle
    Onun parçalarını dikmiştir
    Bütün yoksulluğuyla
    Ve yıldızı çivilemiştir
    Canı gönülden
    Gökte ya da gömlekte vatanın yıldızı için
    Bir mavi kesmiştir
    Ve damla damla
    Kırmızı doğmuştur
    ABRAHAM JESUS BRITO
    (POETE POPULAIRE)

    (Seçme)

    Jesus Brito’dur adı, Jesus Parron, halktır adı
    Gözleri ırmak olmuştur
    Elleri ise köklerdir.

    Pablo NERUDA
     
  12. 15 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  13. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    BÜYÜK SEVİNÇ
    (XX)
    Peşinde seğirttiğim gölge, henüz benim değil

    *

    Ne kitaplar beni ağulasın diye yazdım,
    Ne de zambak peşinde koşan;
    Acemi çaylaklar için!
    Ayı ve suyu dileyen
    Basit kişiler için yazdım:
    Düzen isteyen, ekmek ve şarap isteyen
    Alet ve gitara isteyen
    Basit halklar için
    Halk için yazdım,
    Şiirimi köylü gözleriyle okuyamayan.
    Yaşantımı zehir zıkkım eden hava
    Ve bir satır, kulaklarına ulaşacak bir gün:
    İşte o zaman,
    Başını kaldıracak basit emekçi
    Ve taşlarla dövüşen madenci gülümseyecek
    Alnını kaldıracak kürek işçisi
    Ve şahane balığın pırıltısını daha iyi görecek
    Balıkçı;
    Ve elleri tutuşacak
    Ve biraz yıkanınca
    Kokulu sabunlar içindeki çarkçı
    Bakakalacaklar şiirlerime
    “Belki bir arkadaştı” diyecekler

    *

    Başka taç istemem,
    Bu bana yeter!

    *

    Çıkınca fabrika ve madenlerden,
    Şiirim toprağa karışsın istiyorum
    Zulüm gören insanın zaferine, havaya.
    Ve genç bir delikanlı,
    Ağır ağır ve madenlerle ördüğüm yaşamı
    Açınlasın diyorum
    Köşe bucak saçılan bir kutu gibi.
    Doldursun ruhunu içine
    Ellesin fırtınalara.
    Benim de şen olsun yüreğim
    Boralı yüceliklerde.



    Pablo NERUDA
     
  14. 15 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  15. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    FEDERİCO GARCİA LORCA'YA
    YANIK ŞİİR


    Issız bir evde,
    Korkudan ağlayabilseydim;
    Gözlerimi çıkarabilsem de,
    Yiyebilseydim;
    Senin sesin için yapardım
    Bunları,
    Yaşlı portakal ağacı sesin;
    Senin şiirin için yapardım
    Bunları,
    Çığlık çığlığa fışkıran şiirin.
    Baksana,
    Maviye boyuyorlar hastaneleri,
    Senin için;
    Kıyıdaki kenar mahalleleri
    Ve okullar,
    Senin için büyüyorlar;
    Tüy salıyorlar,
    Yaralı melekler;
    Pullar örtünüyor,
    Düğün balıkları;
    Deniz kestaneleri,
    Göğe uçuyorlar;
    Siyah tülleriyle terzi dükkanları:
    Kanla doluyorlar, kaşıklarla,
    Senin için;
    Ve,
    Yutuyorlar,
    Yırtılmış kurdeleleri;
    Öz canlarına kıyıyorlar,
    Öpüşe öpüşe;
    Ve ak sadeler giyiniyorlar.
    Bir şeftali ağacı
    Giyinip de,
    Kuş gibi seğirtirken sen;
    Kasırga gibi fırıl fırıl,
    Bir pirinç gülüşüyle gülerken;
    Türküler çağırdığında;
    Allak bullak ederken,
    Atardamarlarını,
    Dişlerini, gırtlağını,
    Parmaklarını;
    Vay ne şirindin,
    Kahrolurdum ben
    Kahrolurdum ben
    Kızıl göller için:
    Güz ortasında bir şahbaz at
    Ve kana belenmiş bir tanrıyla,
    Beraber yaşadığın.
    Kahrolurdum ben,
    Mezarlıklar için:
    Gece, sesi kısılmış
    Çanlar arasından,
    Suyla, mezarlarla küllenmiş
    Nehirler gibi geçen;
    Nehirler:
    Hasta asker koğuşları sanki,
    Tıklım tıklım dolu;
    Ve matem yağlı ölüme,
    Çürük taçlı mermer şifreli ölüme,
    Nehir nehir gelen ölüme doğru;
    Birdenbire taşıveren nehirler.
    Gece, ayakta, ağlaya ağlaya,
    Boğulmuş çarmıhların geçişini
    Seyrederken sen;
    Kahrolurdum seni görmek için:
    Bak,
    Ölüm nehrinin önünde ağlıyorsun
    Perperişan;
    Garip kalmış köşelerde başın,
    Durmaz ha, durmaz gözlerin
    Ağlar yaşın yaşın.
    Gece ve çıldırasıya yalnız,
    Külleri ısıra ısıra;
    Dumanı, gölgeyi, unutmayı:
    Siyah bir huniyle yığabilseydim,
    Trenlerin, gemilerin üstüne;
    Filizlendiğin ağaç için,
    Yapardım bunları,
    Topladığın,
    Yaldızlı su yuvaları için;
    Sarmaşık için,
    Yapardım bunları;
    Gecenin sırrını sana ileterek,
    Kemiklerini saran
    Sarmaşık için.
    Islak soğan kokusu gelen
    Şehirlerden,
    Seni bekliyorlar;
    Boğuk bir sesle,
    Şarkı söyleyerek
    Geçesin diye.
    Yeşil kırlangıçlar,
    Saçlarının arasına yapıyorlar,
    Yuvalarını;
    Dilsiz sperma sandalları,
    Peşin sıra geliyorlar;
    Sümüklü böcekler, haftalar,
    Yelkenleri düşürülmüş serenler,
    Kirazlar da,
    Dönüveriyorlar ossaat:
    Gözükünce solgun başın,
    On beş gözlü başın,
    Al kan içindeki ağzın.
    Şehrin otellerini,
    İsle doldurabilseydim;
    Hıçkıra hıçkıra,
    Yok edebilseydim
    Çalar saatları;
    Ezik dudaklarıyla yaz ayı,
    Evine nasıl gelecek,
    Göreyim diye
    Yapardım bunları;
    Yığın yığın insanların,
    Melil mahzun tantanalarıyla
    Ülkelerin,
    İşlemez sabanların,
    Gelincik çiçeklerinin;
    Mezar kazıcıların, süvarilerin,
    Kanlı haritaların, gezegenlerin,
    Evine nasıl geldiklerini
    Göreyim diye;
    Yapardım bunları.
    Küllerle örtülü dalgıçların,
    Uzun bıçaklarla delik deşik olmuş
    Meryem Ana tasvirlerini
    Sürüte sürüte gelen maskelerin;
    Damarların, köklerin, hastanelerin,
    Karıncaların, su gözelerinin,
    Evine nasıl geldiklerini
    Göreyim diye;
    Yapardım bunları.
    İçine kapanmış atlının
    Örümcekler arasında öldüğü
    Bir yatakla,
    Gecenin;
    Kinden, dikenlerden bir gülün,
    Sarıya çalan bir geminin,
    Rüzgarlı bir günle, bir bebeğin;
    Evine nasıl geldiklerini
    Göreyim diye:
    Yapardım bunları.
    Ben, Oliverio, Norah,
    Vicente Aleixandre, Delia,
    Maruca, Malva, Marina,
    Maria Luisa, Larco, La Rubia,
    Rafael Ugarte, Cotapos,
    Rafael Alberti, Carlos,
    Manolo Altolaguirre, Bebé,
    Molinari, Rosales, Concha Méndez,
    Ve daha da unuttuklarım;
    Evine nasıl gelecektik,
    Göreyim diye
    Yapardım bunları.
    Gel de taçlar takayım,
    Gel, sağlık esenlik delikanlısı,
    Gel, kelebek kıravatlı civan;
    Sen ey,
    Sonsuz hür siyah bir şimşek gibi:
    Pırıl pırıl insan;
    Madem, geç vakitlere dek,
    Kalınamıyor daha kayalıklarda;
    Bari aramızda konuşalım,
    Gel,
    Şöylece bir, olduğumuz gibi;
    Çiğ için olmadıktan sonra,
    Şiirlerde n'olacak yani?
    Bir ağu hançerin,
    İçimize işlediği bu gece için
    Olmadıktan sonra;
    Şiirlerde n'olacak yani?
    Bu tan kızıllığı için,
    Olmadıktan sonra;
    İnsanın vurulmuş yüreğinin,
    Ölüme hazırlandığı,
    Şu viran köşe için olmadıktan sonra
    Şiirlerde n'olacak yani?
    En çok gece, geceleyin:
    Kıyamet gibi yıldızlardır,
    Dolmuşlar hepten ırmağa;
    Bir kurdele gibiler,
    Fakir fukara dolu evlerin
    Pencerelerindeki..

    Bir ölen var,
    Onların evlerinde;
    Bürolarda, hastanelerde belki,
    Belki asansör ve madenlerde,
    İşlerinden oldular.
    Onulur şey değil yaraları,
    Yaratıklar,
    Acı çekiyorlar.
    Her yanda dert yanış,
    Her yanda,
    Vay şuymuş vay bu;
    Pencereler,
    Göz yaşıyla dolu,
    Aşınmış eşikler,
    Göz yaşından;
    Yüklükler ıslak,
    Bir dalga gibi
    Halıları dişlemeye gelen
    Göz yaşından,
    Oysa ki yıldızlardır akar
    Uçsuz bucaksız bir nehirde.
    Federico,
    Dünyayı görüyorsun.
    Yolları görüyorsun,
    Sirkeyi görüyorsun;
    Birkaç ayrılıştan,
    Taşlardan, raylardan gayrı,
    Kimseciklerin kalmadığı,
    Köşeden:
    Duman ha deyince,
    Zalim tekerleklerine;
    Hoşça kalları görüyorsun,
    İstasyonlardaki..

    Her yanda, sorunlar koyuyorlar,
    Çeşit çeşit insan var:
    Kanlı bıçaklı kör var,
    Öfkelisi, ümitsizi var,
    Yoksul var, tırnak ağaçları var;
    Şunun bunun sırtından,
    Geçinmek sevdasıyla;
    Harami var.

    Hayat böyle, Federico,
    Ey babayiğit,
    Ey kara sevdalı adam.
    Sana,
    Dostluğumun sunabileceği şey
    İşte bunlar..
    Sen de epeyce şey biliyorsun
    Şimdiden.
    Yavaş yavaş, daha da,
    Öğreneceklerin var.



    Pablo NERUDA

    Çeviren : Enver GÖKÇE
     
  16. 15 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  17. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    JİMENEZ DE QUESEDA

    Geliyorlar,geliyorlar

    Gemileri gör varıyorlar kalbim.

    Magdalene üstünde gemilerdir,

    Gonzalo Jimenez’in gemileri;

    Varıyorlar,varıyorlar,gemilerdir...

    Kapa,kemiren kıyılarını,

    Koma onları ha,nehir!

    Al onları,dalgaların altına,

    Sil süpür,onlardaki tamahı!

    Ateş hortumunu at,

    At kanlı omurgalılarını,

    Nehir!

    Sal,

    Göz yiyen yılan balıklarını,

    Sal onlara!

    Kaba timsahı çıkar,yollarına:

    Batak rengi dişleriyle onu,

    İlkel kalkanıyla;

    Kumlu sularının üstüne kur,

    Köprü yap,onu!

    Jagar(*) ateşi boşalt,nehir ana:

    Tohumlarından olma ağaçlarının,

    Doruğundan!

    Kan sinekleri yağdır,kan,

    Kör et gözlerini,kara dumanla!

    Tık onları,yarı kürene:

    Yatağındaki karanlık köklere

    Bağla,onları!

    Ye bitir,yengeçlerinle:

    Ciğer ve dudaklarını,

    Tüm kurut kanlarını,

    Kurut!

    Talan ediyorlar,

    Dişliyorlar,öldürüyorlar,

    Daha şimdiden;

    Daldıkları korudur.

    Sırlı, kırmızı ormanın örtüsünü

    Savun Kolombiya,n’olur!

    Bıçağı dayadılar şimdiden:

    Ufacık tapınağına,Iraka’nın.

    Aha,tuttular zipa’yı(**)

    Ve bağladılar:

    “De sökül,

    Eski tanrının mücevherlerini!”.

    Mücevherler ki:

    Pırıldar ve çiçeklenirdi,

    Kolombiya seherinin çiğiyle.

    İşkenceye koşarlar prensi,

    Şimdi de,

    Öldürdüler.

    Başı,bakar bana:

    Kimsenin örtemediği gözleriyle,

    Bakar,yar gözleriyle:

    Yeşil ve çıplak yurdumun.

    Muhteşem başı,yakarlar

    Şimdi de.

    Ardından gider atlar:

    Kılıçların ve işkencelerin,

    Şimdi de.

    Üç beş köz kalmış ortada,

    Ve küller arasında şimdi:

    Gözleri prensin,

    Kapanmayan gözleri.


    (*)Jagar: Güney Amerika kaplanı
    (**)Zipa: Yerli başbuğ ve papaz

    Pablo NERUDA
     
  18. 15 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  19. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    KIZIL ÇİZGİ

    Daha sonra, kral
    Yorgun ellerini kaldırdı
    Ve haydutların
    Yüzleri üstünden
    Dokundu duvarlara
    Kırmızı çizgi
    Çektiler buraya
    Altın ve gümüşle
    Doldurmak gerekiyordu
    Üç odayı
    Kanlarının çizgisine dek
    Doldurmak gerekiyordu
    Altının çarkı geceler boyu döndü,
    Ve şehitler çarkı hiç durmamacasına.
    Toprağı pençelediler
    Köpük ve sevgi mücevherlerini ipliğe
    Geçirdiler
    Nişanlının bileziklerini kopardılar
    Tanrılarını bıraktılar
    Çiftçi eski antika paralarını teslim etti
    Balıkçı altın damlasını
    Demir parmaklıklarda bir yankı titredi
    Ve yüceliklerde cevap verirken mesaj ve ses
    Altının çarkı dönmeye devam ediyordu
    O zaman kaplanlar toplandılar
    Kan ve gözyaşını paylaştırdılar
    Atahualpa biraz kederliydi
    Ve And’ların sarp yönünde bekliyordu
    Kapılar açılmadılar
    Akbabalar her şeyi bölüştüler
    Mücevherlerin en son kertesine dek
    Dinsel firuzeleri
    Ve kana bulanmış
    Ve gümüş dokunmuş elbiseler
    Ve haydutların tırnakları
    Her şeyi ölçüyordu
    Ve keşişin gülüşleri arasında
    Haydutlar arasında
    Kral onu kederle dinliyordu.

    Yüreği bir vazo gibiydi
    Kininin acı özü gibi
    Bir sancıyla dopdolu
    Cephelerini düşündü
    Cuzco’nun yücesinde
    Kendi çağında
    Prenseslerini
    Egemenliğinde bir ürperme oldu
    İçindeki olgunluğu hissetti ama
    Umutsuz barışı bir hüzündü
    Huascar’ı düşündü.
    Yabancılar, burdan mı geçecekler
    Her şey bir bilmece, her şey bıçaktı
    Her şey sessizlikti
    Yalnız kızıl çizgi canlı, çırpınıyordu:
    Ölen dilsiz krallığın
    Sarı bağırlarını yutan
    O zaman Valvarde ölümle girdi
    “Senin adın Juan bundan böyle” dedi
    Tam hazırlandığı sırada
    Odun yığını
    Ağırbaşlılıkla cevap verdi: “Juan
    Öyleyse benim ölüm adım olacak Juan”,
    Artık, ölümün ne anlama geldiğini hesaba katmayarak

    Boynuna ip geçirdiler: bir çelik kanca

    Peru’nun ruhuna girdi.




    Pablo NERUDA