Papatya hikayesi.

Konusu 'Hiçbir başlığa uymayan yazılar !' forumundadır ve burfur tarafından 29 Nisan 2009 başlatılmıştır.

    29 Nisan 2009
    Konu Sahibi : burfur
  1. burfur

    burfur Her Halime Sonsuz Şükürler Olsun Pro Üye

    Katılım:
    13 Ocak 2009
    Mesajlar:
    4.250
    Beğenildi:
    195
    Ödül Puanları:
    153
    Bir zamanlar küçük bir papatya varmış. Kocaman bir kayanın siperciğinde yaşarmış.

    Çevresinde ballıbabalar, katırtırnakları, utangaç mavi mine çiçekleri açarmış. Her sabah, gün doğumunda bütün çiçekler uyanırmış.

    Sabah aydınlığıyla genişleyen gökyüzünü izlerler, mutluluk türkülerini bir ağızdan söylerlermiş. Hepsi birbiriyle dost, hepsi arkadaşmış. Aradan uzun bir zaman geçmiş.

    Günlerden bir gün, bizim küçük papatya her zamanki gibi tan atımında uyanmış. Uyanmış uyanmasına ama eskisi gibi keyfi yerinde değilmiş. İncecik gövdesi kırılıp dökülüyormuş. " Herhalde akşam yağan yağmur yüzünden hastalandım" diye düşünmüş.

    O sırada gözü yakın arkadaşı ballıbaya ilişmiş. Zavallı ballıbaba, ıslak toprağa serilmiş, yatmıyor mu?.. "Ne oldu sana kardeşim" diye seslenmiş ballıbabaya.. Ballıbaba başını güçlükle papatyaya çevirmiş, gözlerinden ip gibi yaş akıyormuş. " Bu soruyu yalnız bana sorma papatyacık. Hepimiz perişan durumdayız.

    Öteki arkadaşlar da benim durumumda. Akşam durmadan yağan yağmur toprağı alıp götürdü, çiçeklerin kökleri dışarda kaldı. Hepimiz yavaş yavaş ölüyoruz" Papatya duyduklarına inanamamış, çevresine bakınmış, bir düşte karabasan gördüğünü sanmış. " Peki, demiş. Ben neden hala ayaktayım?

    Neden benim köklerim sapasağlam toprakta?" Öteden mavi mine sızlanmış. " Çünkü seni koruyan bir kaya var. Onun siperinde yaşıyorsun. Sonbahar yağmurları başladı. Bizler yağmur selinden kendimizi koruyamayız. Bundan kaçış yok. Elveda güzel yüzlü papatya" demiş. Papatya dostlarının birer birer yağmur sularıyla gidişini izlemeye dayanamazmış. " Hayır, diye isyan etmiş. Tükenişinize dayanamam. Ben gelecek yıl da burada olacaksam sizler de benimle kalmalısınız." "Nasıl olacak bu. Olanaksız" diye ağlıyormuş küçük çan çiçeği. Papatya kolay kolay vazgeçmezmiş ama. Dirençliymiş, kararlıymış. " Sizleri bırakamam demiş, hepiniz tohumlarınızı bana verin. Onları gelecek yıla kadar kendiminkilerle birlikte saklayacağım.Ya birlikte tükeniriz, ya birlikte yaşarız" Sonunda arkadaşlarını ikna etmiş. Hepsinin tohumlarını bir bir toplamış.Eh.. böyle bir dayanışmaya, böyle güçlü dostluğa kolay kolay rastlanmaz..Yeter ki kendi küçük de olsa, kocaman yüreğiyle bir papatyanın sevgisini taşıyabilelim. Ondan sonraki zamanını harıl harıl çalışmakla geçirmiş papatyacık. Kökleriyle sımsıkı toprağa sarılmış.Gövdesini genişletmiş. Giden arkadaşlarının tohumlarını göğsüne yapıştırmış. Kış gelmiş. Kötü rüzgarlar önüne gelen ne varsa almış götürmüş, papatya kayanın kuytusuna saklanmış. Rüzgara, yağmura, kara karşı direnmiş, dayanmış. Soğuk, zehir gibi havada tohumlar donmasın diye onlara daha bir sıkı sarılmış. Gözleriyle durmadan güneşi aramış. Bir parça gün ışığı görse yüzünü, gövdesini güneşten yana çevirirmiş.Ama o zorlu kışı geçirmek kolay değil.

    Toprağa öyle tutunmuş ki kökleri kalınlaşmış, soğuktan tohumları korumak için Sonra yaprakları uzamış, güneş izleyen yüzü büyümüş büyümüş.. Sıcak yüzlü ilkbahar geldiğinde dimdik ayakta bulmuş bizim güneş yüzlü çiçeği. Ama artık o bir Ayçiçeğiymiş.Hiç bir tohum zedelenmeden onunla yaşıyormuş. Dostluğun ölümsüz öyküsüdür Ayçiçeği, o gün bugündür güneşi izler dururmuş.Söylentiye göre dünyayı ve yürekleri aydınlatan güneş sevginin ta kendisiymiş
    (alıntı)
    [​IMG]
     
  2. 29 Nisan 2009
    Konu Sahibi : burfur
  3. burfur

    burfur Her Halime Sonsuz Şükürler Olsun Pro Üye

    Katılım:
    13 Ocak 2009
    Mesajlar:
    4.250
    Beğenildi:
    195
    Ödül Puanları:
    153
    bir papatya hikayesi daha...(alıntı)

    Bir haziran akşamıydı güneşle karşılaştığında papatya. Nerden bilirdi ki o akşamın hayatının geri kalanın da önemli bir rol oynayancığını, silinmesi zor derin izler bırakacağını.
    Normal de papatyanın bahar da boy vermesi, çiçeklenmesi, gerekiyordu fakat yeterli ışığı olmadığından, dal budak verememiş, nazlı, nazlı salınamamıştı yemyeşil sevinçlerin üzerin de. Üstelik acı hatıraları vardı dağarcığında papatyanın, güneşle ilgili. İki kez çalmışlardı güneşini ondan zamansız bastıran bulutlar. Henüz çocuktu ilk güneşini kaybettiğinde ve kapkara izler düşürmüştü yüreğindeki çocukla sevinçlerin aklığına. O yüzden her bahar bir yaprağını toprağa bağışlardı papatya, onu hiç unutmadığını bilsin diye... İlk öğretmeniydi, ilk ışığıydı papatyanın yüreğinde kara izler bırakan. Bir veda bile edemeden gitmişti çiçeklerine!
    İkincisin de ise henüz hayatının baharındaydı. Onu da zamansız çıkan eylül fırtınaları almıştı ondan. Ardından uzun bir süre hayata küstü papatya, birçok kez ölümün soğuk nefesini hissetti ensesinde, birçok kez karanlığın zifiri koridorlarını arşınladı. Fakat içinde kalan ışık kalıntıları ve güneşe olan tutkusu her defasında çekip çıkardı onu, zifiri karanlığın soğuk koridorlarından. Sonra yeni sevinçler üretti kendi, kendine yaşamını daha kolay kılmak için. Küçücük ışık huzmelerinden bile yararlandı.
    Aradan yıllar geçti, geçen yıllarla birlikte acılarını küllenmeyi de öğrendi. Zaman zaman mutluluğu da yakaladı, taki o haziran akşamına kadar.
    Hiç beklemediği bir anda karşısına çıkan bu güneş, ne kadar da benziyordu hayatının baharında kaybettiği güneşine. Tıpkı onun gibi türküler söyleyip, bağlamanın tellerin de kayboluyordu adeta. Onun gibi bakıyor, onun gibi gülüyor, onun gibi ışıklar saçıyordu etrafına. Kendini zamansız karşısına çıkan bu güneşin büyüsüne kaptırdı papatya.
    Heyecanlanmıştı. Hesapsız, kitapsız, çocukça sevinçler üretti kendi kendine. Tüm benliğini de ortaya koyarak kendini tamamen bu ışığa endeksledi papatya. Ondan aldığı ışıkla belki de hiç açmadığı, açamadığı kadar parlak rengiyle açtı papatyanın kalbi, bedenini çepeçevre saran bembeyaz bedeninin tam ortasında.
    Oysa gözünden kaçan birçok şey vardı papatyanın. Bu güneş hiçte onun zannettiği gibi güneş değildi. Güneş evrim geçirmiş, belki de bir başkasının ona verdiği zarardan dolayı koskocaman bir delik açılmıştı kalbinin tam ortasında. Oluşan bu boşluktan olsa gerek oldukça zararlı, tehlikeli ışıklar yayıyordu etrafına.
    Papatya bunu fark etti, etmesine ya, iş işten geçmiş, maruz kaldığı bu ışık tüm ruhunu esir almıştı. Oysa tek isteği vardı, onu anlamak ve kendine çok fazla gelen sevinçlerini onla paylaşmak. Ama güneşi onun hiçte anlamak istemediği bir biçimde aralarına bir çizgi çekiyor, ne o çizginin içine girmesine, nede fazla dışına çıkmasına izin veriyordu. Belki de yaydığı ışığın ne kadar tehlikeli olduğunun bilincinde olan güneş, papatyanın ölmesinden korkuyordu ve onun ölmesini istemiyordu. Ondan aldığı ışığı da kendini beslemek ve kendi yarasını iyileştirmek için kullanıyordu.
    Bu esnada defalarca küstü güneşine papatya, defalarca uzaklaştı. Fakat ne zaman uzaklaşsa, ne zaman yüzünü çevirse güneşe, güneş bir biçimde papatyaya ulaşıyor, tekrar tekrar ona geri dönmesini sağlıyordu. Papatyanın gün ışığına olan tutkusu da bu dönüşleri kolaylaştırıyordu.
    Defalarca canını yaktığı halde, olanları bir çırpıda unutarak, kendini güneşin yakıcı ışıklarına siper etmekten alıkoyamıyordu. Bu gelgitler sırasında bir hayli çözmüştü güneşi papatya.
    Güneş aslında birçok papatyaya aynı ışığı gönderiyor, istediğinin kendisine dokunmasına izin veriyor, yalnızca bir kaç papatyanın o çizgiyi aşmasına izin vermiyordu. İzin verdiklerini ise bir daha karşılaşma olasılığı az olan veya hiç olmayan papatyalardan seçiyordu. Bu konuda kendini o kadar geliştirmişti ki, öncelikle tüm papatyaları gözlemliyor, her birine ait özel ışıklar keşfediyor, sonrasında dahice deniyordu onları, papatyaların her birinin üzeride. "Çok acı bir tecrübe yaşamış olmalı diye düşündü papatya," bunun başka bir izah tarzı olamazdı çünkü.
    Papatya tüm bunların farkına vardığı halde bir türlü ondan kopamıyor, onun çekim alanının dışına çıkamıyordu, tıpkı diğer bir kaçı gibi. Çünkü papatyada ondan aldığı ışıkla besleniyordu. İçin de öyle bir his vardı ki, güneş de yaydığı bu zararlı ışıktan rahatsızlık duyuyor, fakat içinde taşıdığı çift kişilikten bir türlü kurtulamıyor, içinde bulunduğu koşullar da bunu yapmasını engelliyordu.
    Fakat papatyanın ne bunlara dayanacak, nede güneşin yaptıklarını mazur görecek hali kalmamıştı. Yaşanan her gel git olayı papatyaya büyük zararlar veriyor, hem ruhunda hem bedeninde onarılmaz yaralar açıyordu. Aldığı bu yaralar da onun zaten zayıf olan bedeninin daha da çelimsizleşmesine neden oluyordu.
    Ne istiyordu ki tepesinde zamansız dolanan bu güneş ondan, papatya çok yorulmuştu!
    Nazım'ın deyimiyle, "Şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek" istiyordu artık. Papatya bu işe bir son vermesi gerektiğini biliyordu, bir karar vermeli ve ona sadık kalmalıydı. Ya daha az ışıkla yaşamaya alışacak, ya da tüm hayatında köklü değişiklikler yapacaktı.
    Biliyordu ki oldukça zorlu bir süreç onu bekliyordu. Ama yine biliyordu ki, her ne kadar içi yansa da, yine yeni sevinçler bulup, her defasın da olduğu gibi yeniden başaracaktı.
    Nede olsa onun kalbinde oluşmuş kocaman bir delik hiç olmamış, bundan sonrada olmayacaktı!...
    A.Sarıkaya

    [​IMG]
     
  4. 29 Nisan 2009
    Konu Sahibi : burfur
  5. burfur

    burfur Her Halime Sonsuz Şükürler Olsun Pro Üye

    Katılım:
    13 Ocak 2009
    Mesajlar:
    4.250
    Beğenildi:
    195
    Ödül Puanları:
    153
    bir papatya hikayesi daha...(alıntı)

    Papatyanın hikayesi
    Koskoca bir bahçede harikulada çiçekler içinde bir papatya.. Ve papatya aşık olmuş, yanmış tutuşmuş ak sakallı bahçıvana..

    Bir ümit bekliyormuş. Yüzlerce çiçeğin arasından.. Onunla, sadece onunla saatlerce ilgilensin.. Buz gibi suyunu sadece ona döksün istiyormuş.. Sadece ona değsin makası, Sadece ona gülsün dudakları.. Kıskanıyormuş bahçıvanı, Kırmızı güllerden, Sarı lalelerden, Mor menekşelerden.... Zambaklardan... Papatya, sadece bahçıvan için açıyormuş, Bembeyaz yapraklarını..

    Bir gün, Aşkı öyle büyümüşki... Papatya yapraklarını taşıyamaz olmuş.. Eğilivermiş boynu.. Toprağa bakıyormuş artık.. Bahçıvanın sadece sesini duyuyormuş.. Ayaklarını görüyormuş.. Bunada şükür diyormuş.. Yetiyormuş ona, bahçıvanın varlığını hissetmek...

    Zaman akıp gidiyormuş.. Papatya bahçıvanın yüzünü görmeyeli çok olmuş.. Ne var sanki boynumu kaldırsa Bir kerecik daha görsem yüzünü diyormuş.. Ve işte bir gün..

    Bahçıvan papatyaya dopru yaklaşmış.. İncecik bedenini ellerinin arasına almış.. Elindeki sopayı, köklerinin yanına, toprağa sokmuş bir iple papatyanın gövdesini bağlayıvermiş sopaya.. Papatya o an daha çok sevmiş bahçıvanı.. Hala göremiyormuş onu, ama bedeni kurtulmuş...

    Uzun bir müddet sonra, Bahçıvan uğramaz olmuş bahçeye.. Gelen giden yokmuş.. Kahrından ölecekmiş papatya.. Ama işte bir sabah...

    Hortumdan akan suyun sesiyle uyanmış.. Derin bir oh çekmiş.. Çılgıncasına sevdiği bahçıvan geri gelmiş.. Birden, kendisine doğru gelen iki ayak görmüş.. Bu onun delicesine sevdiği bahçıvan değilmiş.. Başka birisiymiş.. Adamın elinde bir de makas varmış.. Papatyanın kafasını kaldırmış yukarıya doğru..

    Ne güzel açmışsın sen öyle demiş.. Bu gencecik, yakışıklı bir delikanlıymış.. Gözleri gök mavisi, saçları güneş sarıymış.. Ama gövden seni taşımıyor demiş. Elindeki makası papatyanın boynuna doğru uzatmış.. Ve bir hamlede bağını gövdesinden ayırmış.. Papatya yere düşerken hatırlamış sevdiğini.. O ak saçlı, ak sakallı, yaşlımı yaşlı bahçıvanı hatırlamış.. Birde o gencecik, yakışıklı delikanlıyı düşünmüş.. Ve o an anlamış, neden o yaşlı bahçıvanı sevdiğini.. O her şeye rağmen, papatyaya emek vermiş.. Ona hiç bir zaman güzel olduğunu söylememiş, ama onu aslında hep sevmiş...

    Papatya anlamış artık..

    Sevgi, emek istermiş...

    Yere düştüğünde son bir kez düşünmüş sevdiğini.. Teşekkür etmiş ona içinden.. Son yaprağıda kuruduğunda, biliyormuş artık..

    * Gerçek sevginin, söylemeden, yaşamadan ve asla kavuşmadan varolabileceğini...



    [​IMG]
     
  6. 3 Mayıs 2009
    Konu Sahibi : burfur
  7. burfur

    burfur Her Halime Sonsuz Şükürler Olsun Pro Üye

    Katılım:
    13 Ocak 2009
    Mesajlar:
    4.250
    Beğenildi:
    195
    Ödül Puanları:
    153
    arkadaşlar beğenmediniz mi yok sa yaaaaaaaaa.
     
  8. 15 Mayıs 2009
    Konu Sahibi : burfur
  9. gullerdiyari

    gullerdiyari hayat beni nden yoruyosun Pro Üye

    Katılım:
    30 Mart 2009
    Mesajlar:
    3.334
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    146
    cok begendim canim anlamli güzel bir hikayeyerimseniben
    allah hepiize papatya gibi güclü dostlar nasip etsin:Saruboceq:
    yüregine saglikkaydirigubbakcemile3
     
  10. 15 Mayıs 2009
    Konu Sahibi : burfur
  11. nazarboncugum

    nazarboncugum naz kızım hoşgeldin...... Pro Üye

    Katılım:
    11 Ocak 2009
    Mesajlar:
    10.733
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    196
    paylaşım için tşk .... alkisalkisalkis
     
  12. 15 Mayıs 2009
    Konu Sahibi : burfur
  13. MATMAZEL87

    MATMAZEL87 kızını büyütmekte... Üye

    Katılım:
    8 Nisan 2009
    Mesajlar:
    2.895
    Beğenildi:
    27
    Ödül Puanları:
    148
    ay cok güsel yaaaaa sagol ciciş
     
  14. 1 Eylül 2009
    Konu Sahibi : burfur
  15. Hera

    Hera Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    16 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    5.981
    Beğenildi:
    78
    Ödül Puanları:
    153
    burfurum teşekkürler güzel hikayeler için emeğin için teşekkürler tatlım a.s.
     
  16. 1 Eylül 2009
    Konu Sahibi : burfur
  17. olgu35

    olgu35 ölümden başkası yalan Pro Üye

    Katılım:
    11 Ağustos 2009
    Mesajlar:
    3.424
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    148
    bu güzel hikayeler için teşekkürlera.s. çok severim papatyayı
     
  18. 1 Eylül 2009
    Konu Sahibi : burfur
  19. senayda

    senayda Rabbime Sığındım... Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2008
    Mesajlar:
    3.499
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    baharın müjdecisi olan papatya en sevdiğim çiçekler arasındadır:)
    çok güzel paylaşımlar canım herbirinde ayrı dersler var...
    emeğine sağlık :))