Paşhan Yılmazel

Konusu 'Biyografiler' forumundadır ve EU1 tarafından 7 Ocak 2008 başlatılmıştır.

    7 Ocak 2008
    Konu Sahibi : EU1
  1. EU1

    EU1 Guest

    [​IMG]
    'Bi tanıt kendini' dediler; Nasıl tanıtacağım kendimi? hayatımda kamera görmemişim!
    Paşhan Serkan Yılmazel kimdir? Hayatı nasıl geçti, nasıl devam ediyor? Neler yaşadı ve nasıl başarıya ulaştı? Yaşamı, sanatı, ilişkileri... Televizyona ve sinemaya nasıl bakıyor? Türk işi sanatları nasıl yorumluyor? Kısacası herşey üzerine sıcak mı sıcak bir röportaj...

    Geçmiş ve Kariyer

    B.C: Paşhan Yılmazel kimdir?

    P.Y: Paşhan Serkan Yılmazel, 1981 Berlin doğumluyum. Haylaz bir çocuktum. Gurbetçi ailelerdendim. Gidip dönme bunalımını yaşayan çocuklardandım.

    B.C: Ne zaman döndünüz?

    P.Y: İlk dönüşümüz 1984, ikinci dönüşümüz 1990. Gidip gelme bunalımını yaşadık yani. Ama verilmiş sadakamız varmış ki dönmüşüz. En son bu sene gittim Almanya’ya ve çok kötü bir tabloyla karşılaştım; döndüğüm için çok mutluyum. Sonrasında öğrencilik hayatı. Zeytinburnu İlköğretim Okulu'nda, daha sonra da Zeytinburnu Faruk Timurtaş İlköğretim Okulu'nda okudum. Ondan sonra İhsan Mermerci Lisesi'ni bitirdim. Daha sonra tiyatro okulu sınavlarına girdim kazandım, bitirdim çok şükür.

    B.C: Hangi okul?

    P.Y: Özel bir konservatuarı burslu şekilde kazanıp bitirdim.

    B.C: Reklamlarla mı başladın çalışma hayatına?

    P.Y: Hayır.

    B.C: Niye? Hiç kast çekimlerinde sürünmedin mi?

    P.Y: Süründüm tabi canım. Hatta bana şey demişlerdi. "Bir tanıt kendini"... falan. Ben de nasıl tanıtacağım kendimi, hayatımda kamera görmemişim. Sonra profil, sağa dön, sola dön falan...

    B.C: Öğrendin...

    P.Y: Öğrettiler. Daha sonra Renkli Hayatlar diye bir dizi vardı. Hiçbiriniz hatırlamazsınız; Zafer Algöz ve Güvenç Kıraç’ın zirvede olduğu dönemlerde bu dizide 3 bölümlük, Mustafa adında bir karakteri canlandırmıştım. Çok eğlenceliydi, çok heycanlıydı; ilk dizimdi benim. Onun sonrasında Dadı’da oynadım.
    .C: Çekirdek Aile dizisinde de Salak Selim olarak hatırlıyoruz seni. Daha sonra yayından kaldırıldı ama... Ve elbette E-Kolay reklamı!

    P.Y: Evet. Mazhar Alanson diziyi bırakmıştı. Gerçi yerine Süheyl Uygur gelmişti ama seyirci ısınamadı sanırım; pek tutmadı. İşte E-Kolay reklamında yanımda oturanlardan biri de Melike idi; diğer yanımda oturan da Çağla Kubat’tı. Ondan sonra Türkiye Güzeli oldu. Ben “Bak güzellik yarışmasına gir, birinci olursun.” demiştim. Yaptı. O reklam benim için çok önemliydi. İyi ki yapmışım. İlk uzun işimdi. İnsanların ilk görüp "Risoltante Importante!" dediği reklamdı.

    B.C: Bir de sanırım Star Tv'deki Küçük Besleme vardı.

    P.Y: Ben küçük beslemeyim.

    B.C: Küçük Besleme küçük bir kızdı ama?

    P.Y: Abisi kim? Hep acılarla çektik o diziyi. Büyüdük şimdi… Yaş o zaman kaç? 17-18. Güz Gülleri'nde oynadım. Başrolde Hakan Taşıyan, bıçkın kardeşi kim? Paşhan Yılmazel. Çok severdi beni, sağolsun.


    B.C: Ekranlarda hala yayınlanıyor mu?

    P.Y: Hala yayınlanıyormuş. Dizi Max'te. Geçen Gani Müjde aradı: “Ulan nerde oynadın sen?” diyor. Dedim: “Nerde oynamışım abi?” Çok şaşırmış. Hatta birileri söylemiş de dikkatli bakınca tanıyabilmiş.


    B.C: Mezun olduktan sonraki ilk profesyonel işin hangisiydi peki?

    P.Y: Mezun olamıyordum az kalsın. Hayat Bilgisi’ne son dönemde başladım. Ya okula gideceğiz ya çekime. Ben çekime gitmeyi tercih ettim. İşin gerçeklerini gördüğüm için. Yani okulda çay parasını ödemek için, çalışmak lazım. Hayat Bilgisi ile birlikte zar zor bitirebildim okulu. Mezun oldum. Şakir Gürzumar’a çok teşekkür ederim.

    B.C: Mezuniyet yılın kaç?

    P.Y: 2002. 2002’de mezun olmuşum, yaşlanmışım ya! 2005’teyiz değil mi? Bir an boşluğa düştüm. Onun dışında da Hayat Bilgisi’nde 3. yılımız bitiyor. Çok eğlenceli bir setin içersindeyiz. Beni bu kadar tanıtan, insanlara sevdiren, benim için zıplama tahtası olan, benim bu röportajı yapmamı sağlayan dizi Hayat Bilgisi’dir.

    B.C: Oyuncu olmasaydın ne olurdun?

    P.Y: Oyuncu olmasaydım %99.9 grafik tasarım işinde falan olurdum. Çok seviyorum çünkü amatör olarak da uğraşıyor. Kapak tasarımı, albüm kapakları tasarlarım mesela. Çok seviyorum çünkü grafikle uğraşmayı.

    Ev Hayatı

    B.C: Ev hayatından bahsedelim.

    P.Y: Özellikle tepki geliyor, "Ünlü oldun, yakışıklısın. Seni niye gece hayatında göremiyoruz? Yakalayamıyoruz?" diye. Bizim Show Tv ile Televole aynı ekip ya. Ben acayip evcil bir adamım.

    B.C: Nerede oturuyorsun?

    P.Y. Zeytinburnu'nda oturuyorum. Ailemle yaşıyorum. Ben evde vakit geçirirken zevkten ölecek bir insanım. Bizim evde ikili bir koltuk vardır. Beklerim annem yokken... (gülüşmeler) Koltuğa uzanıp zap yapmayı ya da odama gidip Play Station oynamak benim hayatımın en büyük zevkleridir.

    B.C: En sevdiğin oyun?

    P.Y: Tabi ki Winning Eleven! 7 yıldır oynuyorum. Çok iyi oynarım. Winning Eleven manyağıyım! Hiç sıkılmam sabaha kadar oynarım.

    B.C: Boş vakitlerinde neler yapıyorsun?

    P.Y: Hiç boş vaktim olmuyor. Haftanın yedi günü çalışıyoruz. Sinemaya kaçıyorum boş vaktim olursa hemen. Halı sahaya gidiyoruz top oynamaya fırsat olursa.
    B.C: El becerin var mı?

    P.Y: Teknolojiye karşı duyarlı bir insandım ben çocukluğumdan beri. Anten, uydu, tv kabloları. Cine5'i beş aileye dağıtmışımdır mesela. O zaman kaçak dönemiydi yazmayın bunu. Aaa yazın o dönem bitti! (gülüşmeler) Mesela o zaman bir Cine5 kutusu vardı -çok küçüğüm o zamanlar- elektrikçi geldi, "Hayatta dağıtamayız, text girişi var. Bunu dağıtamayız." dediler. Yaş 10-11. Ben takıyorum kartı kablolarla uğraşıyorum. "Oğlum bırak yapamazmışsın!" diyorlar; ben "Yaparım!" diyorum. Yemin ediyorum; alt kata verdim, bizim kahveye verdim, teyzeme verdim, anneanneme verdim ve benim küçük odaya bile verdim. Bıraksalar mahalleye dağıtırdım. Play Station'ın iki tane kumandası vardı; bir tanesinin tuşu bozulmuştu. İkisini birbirine bağlayıp tek kumanda yaptım. Teknolojik aletlere inanılmaz duyarlılığım vardır. İmkansızlıklardan dolayı insan yapıyor. "Aman gider yenisi alırım, ne uğraşacağım!" dersen yapamazsın. (gülüşmeler)

    B.C: Sana ilham veren söz var mı?

    P.Y: Ayrıntılar kaliteyi oluşturur. Just do it, yani sadece yap.

    B.C: Kitap okur musun? En son okuduğun kitap?

    P.Y: Okurum. Konservatuardayken deli gibi kitap okurdum. Ama hala okurum. Sunay Akın’ı çok seviyorum. Çok sevdiğim bir yazar ve şair. Hemen hemen bütün kitaplarını okumuşumdur. Harry Potter serisinin hepsini okumuşumdur. Hastasıydım! Deli gibi okumuşumdur. En son okuduğum kitap, yine Sunay Akın’nın "Kırdığımız Oyuncaklar"dı sanırım; adını tam hatırlayamıyorum.

    B.C: Kitaplığında dönüp dönüp okuduğun kitap var mı?

    P.Y: Tabi ki! Sunay Akın’nın Kız Kulesi’ndeki Kızılderili inanılmaz, inanılmaz bir kitaptır. Roman okuyamam ama böyle küçük hikayeler okumayı çok severim. Ben de küçük hikayeler yazıyorum. Genelde sevdiğim kızlara yazarım ama çok azdır. O küçük hikayeleri birleştirip bir kitap çıkarmak isterim.

    B.C: Evde vazgeçemediğin bir eşya? İkili koltuktan başka?

    P.Y: Evet ya. Yastıklarım... Beyaz pijamam var; vazgeçilmez. Bayılırım onu giymeye.

    B.C: Penye mi?

    P.Y: Evet, penye. 22 yıldır onu giyiyorum ya. Annem diyor ki: "Para çok, almıyorsun!" Seviyorum eski şeyleri, çok seviyorum. Antikalar falan değil. Eski tişörtler gibi. Daha rahat oluyor. Yeni şeyler batar bana. Vazgeçemediğim de o eski pijamamdır.

    B.C: Yemek yapabiliyor musun?

    P.Y: Çok güzel yapamam. Annem çok güzel yapar. Herkesin annesi güzel yemek yapar ama benim annemin yaptığı yemekleri çok seviyorum. Hemen tat farklılığını anlıyorum. Eline sağlık anneciğim. Kız arkadaşlarımın bana yemek yapması çok hoşuma gidiyor. Çünkü o bir değerdir, herkesle öpüşürsünüz, dolaşırsınız, sevişirsiniz ama yemek yapması farklıdır.

    B.C: Ya yemek yapmasını bilmiyorsa?

    P.Y: Öğrensin annesinden onlar da. Bir Türk kızı da yemek yapmayı bilmiyorsa, ben gideyim Hollandalı kızlara başımı vereyim.

    B.C: Ne tarz yemeklerden hoşlanıyorsun?

    P.Y: Genelde sulu yemeklerden hoşlanıyorum. Ekmeği bandırarak falan. Avrupa'dan nefret ediyorsun mesela herşey hazır. Bir restorana gidiyorsun, adam çıkartıyor derin dondurucudan birşeyler. Ama bizde öyle değil. Sulu yemek olduğu zaman güzel oluyor. Anneanneme giderim. Ramazan'da nohutlu pilav ve komposto yapar. Bu tarz şeyleri seviyorum. Bizim mutafağımız geniş. Biz Batı Trakyalıyız. Anneannem Siirtlidir, babaannem Ermeni’dir.

    B.C: Evde yalnız kalınca?

    P.Y: Annem %100 bırakıyor. Ya da dışarda çıkar yerim. Dürüm falan yaparlar ya, leş gibidir... Hastasıyım! Biliyorum pis olduklarını ama hoşuma gidiyor.

    Aşk Hayatı

    B.C: Yakışıklı mısın?

    P.Y: Değilim. Gerçekten değilim.

    B.C: Aynaya baktığında hiç mi haz almıyorsun? Sence nasılsın?

    P.Y: Haz alıyorum ama yakışıklı değilim. Bana mailler geliyor yakışıklısın diye. Yalan! Değilim! Bence yakışıklı Brad Pitt. Benim dışarıya karşı enerjim güzel, gülümsüyorum. Bu güzel geliyor insanlara.

    P.Y: Yakışıklı mıyım sence?

    B.C: Evet.

    P.Y: Sağol. (gülüşmeler) Neyse bağlayamadım. Genelde sıcak bir insan olduğum için yakışıklı görünüyorum.

    B.C: Bu soru daha bomba. Çapkın mısın?

    P.Y: Değilim. Hiç alakam yok.

    B.C: Dışarıdan fırlama gözüküyorsun. Utangaç mısın?

    P.Y: Ne diyorsunuz. Ben çok utangaçımdır. Hayatımda hiçbir kıza teklif edememişimdir.

    B.C: Hep araya birileri mi girmiştir?

    P.Y: Ya birisi girmiştir ya da kız girmiştir. Mesela bir kız arkadaşım vardı konservatuarda; kız da güzeldi şimdi allah için. Sonra ortak bir sempozyum vardı arkadaş olduk. O bana yazıyor ben ona bakıyorum falan, sonra bana "Seni dört ay boyunca kestim de sen anlamadın ya, harbi öküzsün!" dedi. Dedim "Nerden anlayayım?"... "Adını elli defa yanlış söyledim. Sırf anla diye!" dedi. Anlamadım yani... Ben öyle bir adamım. Ben hayatta gidip de, şu kızı keseyim diyemiyorum. Gerçekten bir kadın beni istiyorsa alır. Cesaret edip gelip bana açılsa kesinlikle beni alır. Çok hoşuma gider, düşünsene cesaret ediyor, beni istiyor ve önem veriyor bana.
    B.C: Aşık olunca çılgınlık yapabilecek bir tiptesin sanki sen.

    P.Y: Ya ne diyorsunuz yaa.. Kendimde en nefret ettiğim şey: Çok duygusalım. Değiştirmek istediğim birşey olsa şu duygusallığımı almalarını isterdim. Çok kötü birşey. Çünkü çok duygusal olduğunuz zaman, çok üzülüyorsunuz. O yüzden biraz aşka soğuk duruyorum. Aşık olmayı sevmiyorum, çok ender olmuşumdur. Olduğum zaman da çok canım yanmıştır. Çok değer veriyorum. Klasik Türk erkeği gibi olmak isterdim aslında. Olmuyor, yapamıyorum. Ya birşey hissediyorum kıza karşı; hissettiğim zaman da kayış kopmuş oluyor bende zaten. Hayatımda birisi varsa ikinci alternatif bir kişiyi düşünemem. Ayrılmışsam kayış tamamen kopup gidiyor. Bütün dünyam o kız oluyor, aldatamam. Evleneceğim, hayatım, dünyam o oluyor o zaman. Kadınlarda da şu var. Kadınlar sizi çok seviyor; sizden daha çok seviyor ama her zaman bir B planları var. O yüzden de pek hoşlanmıyorum, bir güvensizlik de oluyor. Aşıktan da kaçıyorum çünkü aşık olunca ona hayatının en güzel günlerini yaşatmak istiyorum. "Öl!" dese ölürüm, "Ölelim aşkım!" dese "Hadi ölelim." derim. Duygusallığım olmasa çok çapkın olurdum. Sarışınlara özel bir ilgim var. Çünkü sarışınların bir albenisi oluyor. Hele de çok güzelse. Esmerlerde de hani kıvırcık durumu var ya, ona da hasta oluyorum. Mesela şurda bir kız otursa yüz saat baksa kalkıp birşey yapamam. Çok utangacım, o gelip birşeyler demeli.

    B.C: Aslında bütün kızların hayali böyle utangaç erkeklerdir?

    P.Y: Yok ya öyle birşey. Erkek öyle mi olur ya. Daha bir Kadir İnanır gibi olur. Ben tam bir dökme gurbetçiyim ya. (gülüşmeler)

    B.C: Dökme nasıl oluyor?

    P.Y: Böyle işte bir türlü star havasına bürünememek.

    B.C: Şu anda bir ilişkin var mı?

    P.Y: Şu anda bir ilişkim yok. En son tanıdığınız biri oldu ismini vermeye gerek yok. Çok da mutluyum şu anda olmadığı için. İşler yoğun, işlere önem vermek gerekiyor. Sevgilim olunca çok fazla düşünemiyorum, spastiğe bağlıyorum.

    B.C: İlk görüşte aşık olduğun ya da ilginç ilişkilerin oldu mu? Mesela ilk kez yolda gördün sonra sinemada da gördün...

    P.Y: Var, olmaz mı ya... Var adı İldeniz idi. Ben orta ikiye gidiyordum. Bursa’da tanıştık. Aşık olduğum kızlardan biridir İldeniz. Kıvırcık saçlı esmerdi ve inanılmaz... Benim kadını beğenme tarzım Azra Akın. O şekerliğine ölürüm kızların. İstanbul'a geldiğimde telefonlaştık ama görüşemedik. Ondan sonra benim lise dönemlerin başladı sonra bir türlü haberleşemedik. İldeniz benim için çok önemli bir insandır. 10 yılı geçkin görmedim. Şimdi görsem tanır mıyım bilmiyorum. Ama ben gözlüklü ve gerizekalıydım.

    B.C: Bir de cadde aşkı vardır, sokakta görüp aşık olduğun?

    P.Y: Sıklıkla oluyor. Bazen "Ah durdursaydım, konuşsaydım!" diyorum. Bir örnek yok aklımda ama oluyor bazen.

    B.C: "İşte o an bittiğim andır!" dediğin durum oldu mu?

    P.Y: Hımmm. Evet var.

    B.C: Şeytan şeytan bakıyorsun.

    P.Y: Kız arkadaşımla barışma sürecindeydim. Harbiden bittiğim andı, çok şaşırmıştım. Kız arkadaşımla akşam yemek yedik falan. Tuvalete gitmek için sanırım, bir ara telefonu yanında bıraktım. Aslında hiç telefonuma bakmaz. Neyse, benim çok sevdiğim bir dostum, bir kız arkadaşımın bana attığı mesajlar duruyordu işte. Kız yabancı. Türkçeyi nasıl kullansın? Samimi bir şekilde "küçük prensim" falan yazmış. Kız arkadaşımın okuduğunu farkettim çok kötü oldum. O an fotosentez mi yapıyorum, nasıl nefes alıyorum anlamadım. O an bittiğim andı; kaldım öyle.

    B.C: Sonra ne oldu?

    P.Y: Gitti yaa. Bitti üzücüydü. Kurban olayım kimsenin başına gelmiyor mu ya?...(gülüşmeler)

    B.C: Ne kadar oldu?

    P.Y: Yeni bitti. Yedi ay oldu, sıcak yani.



    Alışverişe Çıkar mı? Ne Alır?

    B.C: Alışverişle aran nasıl?

    P.Y: Hiç yok.

    B.C. Annen mi alır?

    P.Y. Annem alır kurban olayım. Abim alır, ondan araklarım. "Abi çekime gideceğim." derim, "Röportaja gideceğim." derim. Bahanem de budur. O zaman hiçbir şey demez. Alışverişle aram pek yoktur. Markayı sevmem yani markanın gözükmesinden, marka giyinmekten nefret ederim. İnanılmaz banel ve saçmasapan gelir. Beğendiğim şeyleri giymeyi severim. Mesela beğendiysem markası ne olursa olsun alırım, yeter ki beğeneyim.

    B.C: Sana yakışan renkler var mı mesela?

    P.Y: Kesinlikle kırmızı. Siyah ve kırmızı yakışıyor. Mavi yakışmaz sanıyorum. Ben birşeylerimi sürekli keserim biçerim. Birşeyleri kendime göre yorumlamayı seviyorum.

    B.C: En son ne kestin?

    P.Y: Bir tane tişörtüm var, onu kestim. Annem öldürür beni. "Kesme şunları abin de giyiyor!" Ya allah allah. Bu ceketi keseceğim, güzel olacak! Yeni bir tarz yaratacağım. Konservatur ve lise yıllarından beri belime şal bağlamayı severim. O zamanlar "Şuna bak, erkek adam böyle giyinir mi?" derlerdi. Şimdi de yapıyorum "Aa ne kadar hoş!" diyorlar. Bu işin her zaman kılıfı bulunuyor. Şimdi trend oldu herkes giyiyor. Aferim dedim kendime. Ber Versace’de çalışacak adamdım da işte... (gülüşmeler) Gerçi gay olmak gerekirdi, o da hiç uymazdı bana.

    B.C: En son ne aldın?

    P.Y: Ayakkabı aldım.

    B.C: Hala beyaz.

    P.Y: Evet beyaz. Kirlenince annem otomatik çamaşır makinesine atıyor tertemiz yapıyor. Anne, on numarasın!
    Sinemadan, Sanattan ve Sanatçıdan...

    B.C: Gelecekteki projelerinden bahsedelim. Teklifler geliyor mu? Sinema filmi teklifi geldi mi?

    P.Y: Bana birçok senaryo geldi...

    B.C: Hayır o benim dosyam. (gülüşmeler)

    P.Y: Dosyalı kız biraz bencil. Bağdat Caddesi bencil çıktı (gülüyor). Çok proje geliyor. Türkiye’de böyle birşey vardır. Türkiye’de biri popülerse, popülerliği taşımışsa "Aman hadi ona herşeyi yaptıralım!" derler. Ama böyle birşeyi asla yapmak istemiyorum. Çok zengin miyim? Hayır. Normal orta halliyim.

    B.C: Limuzinle geldin ama(!)

    P.Y: Limuzinle mi geldim? Geldim, geldim. Babam limuzin şöförü de, ordan bağladım. Birçok teklif ve senaryo geliyor, şu an Gani Müjde ile çalıştığım için Gani Abi'nin izin vermediği birçok projeyi kabul etmiyorum. Gani Müjde Abi hem benim yapımcım hem de öngörüsüne güvendiğim birisidir. Bir iş olsun olmasın, ilk önce danışarak yaparım. Tv8 deki çocuk programını ona danışarak yaptım. "Abi ne diyorsun? Bana böyle birşey teklif ediyorlar. Yapmalı mıyım?" diyerek... "Kesinlikle yapmalısın!" dedi ve çok da başarılı bir iş oldu. Yine böyle tekliflerde, sinema filmi tekliflerinde geçerli yolu Gani Müjde'dir.

    B.C: Gerçekleşmesi muhtemel projeler...?

    P.Y: Bakalım. Ama bir tüyo vermemi istiyorsan Alem Fm'de ben bir program yapıyordum. Şaka programı yaparken bitirdim bunu. Çok vaktim olmuyordu. O programı, güzel formatlanmış bir şekilde televizyona taşımayı düşünüyoruz.

    B.C: İnşallah.

    P.Y: Çok güzel ve eğlenceli olacak.

    B.C: Beyaz, ilk programlarında televizyona gözlükleriyle çıkıyordu hatırlıyor musun? Öyle bir stil falan yaratacak mısın?

    P.Y: Asla. Kanaldaki lakabım da Gerçek Paşhan'dır. Sahte ve samimi olmayan hiçbir şeyi kabullenemem. Şu an seninle nasıl konuyorsam, ekranda da öyle olmalı. “İyi akşamlarrr Türkiye! Şu anda saatimizzz....” diye konuşan bir adam yok. Olmamalı da zaten.

    B.C: Evde öyle konuşmamalı mesela. (gülüşmeler)

    P.Y: Yani. Mesela şurdan bir radyo açalım. “Merhaba saatlerimizz şu an 5’e 5 varr, bakalım neler gelecek! Arka arkaya inanılmaz parçalarr!” Böyle evde konuşan bir adam varsa, onu vuralım zaten. (gülüşmeler) Böyle birşey olmamalı, ben böyle bir insan olmamalıyım. Ben böyle bir insan olmadım, olamam da zaten. "Aman dikkat çekeyim, gözlük takayım." falan demem.

    B.C: "Ne yaparım? Saçlarımı yaparım! Değişmeyeceğim ya!" (Paşhan'ı taklit ederek.)

    P.Y: Ne yaparız? En fazla saçları biraz düzeltiriz, lens takarım. Ben daha çok ben olmayı seviyorum. Paşhan Yılmazer olmayı seviyorum. O yüzden yapacağım program böyle olacak. Mesela çocuklara ben garip şeyler yapıyorum. “Eeee Alican anlat bakalım bizeee...” Yani böyle yapamıyorum. “Ali Can anlat neler yapıyorsun, annenin durumu nasıl?” Gerçek olmayı seviyorum, samimi olmayı seviyorum. Yapacağım herhangi bir programda ya da projede samimi olmak istiyorum. Paşhan olmak istiyorum. İnşallah da istediğim olur.

    B.C: Peki yazı yazmayı seviyor musun?

    P.Y: Yazıyorum. Yazarım ama şöyle düşünüyorum; o an yazmak istiyorsam yazarım. Aman bir kitap çıkartayım falan değil. Kendi sitemde de yazdığım yazıyı öyle bir anda yazdım mesela. Sitenin başında öyle birşey olsun dedik ve yazdım. Severim yani eğer o moda girmişsem birşeyler yazmayı severim. Ama genelde kimseye okutmam.

    B.C: Bagdatcaddesi.net'te yayınlayalım.

    P.Y: Bakalım, olur niye olmasın?

    B.C: Tamam aldık sözü devam edelim. Seni ne sakinleştirir.

    P.Y: Ben genelde sinirli bir insan değilimdir.

    B.C: "Eve gidip ikili koltuğa oturmak sakinleştirir, dünyada benden sakin insan yoktur o zaman..." der misin mesela?

    P.Y: Evet yaaa... Bir de nimasyon filmler. Jaguar almış kadar mutlu ediyor. Almadım, almayı düşünmüyorum, alabileceğimi de hiç düşünmüyorum. Ama inanılmaz mutlu oluyorum. O çizgi dünyasının içinde kaybolmak inanılmaz mutlu eder beni.
    B.C: En sevdiğin animasyon film?

    P.Y: Tabiki Monsters Inc. / Canavarlar. Bu benim en sevdiklerimdendir. Şaşkın İmparatoru da çok severim. Seslendirmelerde Okan Bayülgen’nin üstüne tanımam, inanılmaz iyidir.

    B.C: Animasyon filmi seslendirmesi yapmak ister miydin, hiç teklif geldi mi?

    P.Y: İnanılmaz isterim. Volkan Severcan’a da söyledim çünkü bu işi Türkiye’de yapan odur. "Tabi kardeşim." dedi ama yedi aydır aramadı.

    B.C: Belki animasyon film gelmemiştir, o yüzdendir.

    P.Y: Çok istiyorum gerçekten, hastasıyım. Animasyon filmler benim için çok önemli.

    B.C: Animasyon dizi takip ediyor musun?

    P.Y: Hayır. Televizyonu çok fazla takip edemiyorum çalıştığım için. Hayat Bilgisi’ni bile takip edemiyorum. Alacakaranlık’ı izlerdim, o da kalktı. Kurtlar Vadisi’ne bakıyorum arada.

    B.C: Başkalarına göre garip alışkanlıkların mesela?

    P.Y: Ben çok basit bir adamım. Karışık değilim. Değişik giyinmem bazılarına göre garip bir alışkanlıktır. Geçen,ben Pazar Suprizi’ne çıktım. Tam magazin adamı oldum. Ceketin kollarını katlarım, kumaş pantalon altına spor ayakkabı giyerim. İşte böyle giyinirim. Herkes diyor ki "Niye böyle?" Ya ben kendime göre giyinirim, takım elbise yorumlamayı seviyorum. Benim giyim tarzım gariptir işte. Bir ara tişörtlerimi ters giyerdim niye herkes düz giyiyor diye.

    B.C: Sinema ile aran nasıl?

    P.Y: Sinema aşığıyım, manyağıyım. Hayalimdeki meslek sinema sanatçılığı, oyunculuğu. Ama hep aynı kadroyu görürsen olmaz, Beyoğlu sektörü olur bu. Yine de sinema perdesinde olmak en büyük hayalim. Bir sinema afişinde ismimi ve resmimi görebilmek. İyi ya da kötü, bütün Türk yapımlarına gidilmesi taraftarıyım. Bazen anlamsız filmler de çekiyoruz ama olsun...

    B.C: En son hangi filme gittin?

    P.Y: O Şimdi Mahkum’a gittim Türk filmi olarak. Pek içime sinmedi açıkçası. O Şimdi Asker daha güzel bir filmdi, hepimiz beğendik. Bir de Koro adlı filme gittim, Fransız yapımı.

    B.C: Yabancı en sevdiğin, örnek aldığı aktör?

    P.Y: Birçok var. Mesela Mel Gibson manyağıyımdır. Robert De Niro. Al Pacino'yu hiç söylemiyorum. Şimdi Al Pacino'yu Scarface'te izledikden sonra diğerleri biraz yalan oluyor yani. Russell Crowe’u çok beğenirim. Jim Carry aşığıyımdır. Çok sevdiğim oyuncular var. Tom Cruise’u da çok beğenirim. Aşık olduğum isimler var. Varsa eğer bagdatcaddesi.net'te Charlize Theron aşığıyım, benzerini bulabilirsek. Dünyanın en güzel ağlayan kadını Sophie Marceau. Olursa vallahi hazırım, el ele nereye gidebilirsek burdan. (gülüşmeler) Türk sinemasına gelirsek tabi ki Haluk Bilginer bence Türkiye’nin en iyi erkek oyuncusudur kendisi. Yine bir isim Okan Bayülgen’dir inanılmaz bir oyuncudur, yüksek kalitede bir oyuncudur. Film ne kadar kötü olursa olsun. Mehmet Ali Erbil ile birlikte oynadığı Hemşo filmi ile, Komiser Shakespeare, Oyun Bozan’daki oyunculuğu ile. Ben oyunculuğu şöyle kabul ediyorum: Oyunculuk birbiriyle alakası olmayan başka başka karakterler yaratmaktır. Okan Bayülgen bunu öyle bir yapıyor ki başka başka dünyalardan adamlar buluyor, bunu nasıl yapıyor? Ben bir oyuncu olarak hayranım ve ulaşamayacağım bir mertebe olarak düşünüyorum Okan Bayülgen’in oyunculuğunu.

    B.C: Sanatçı gözüyle bakabiliyorsun, sonuçta bu işin içindesin. Bizim Türk sinemasında, daha yoğun olan dizi sektöründe, nüanslardan bahsetmiyorum da, gözümüze takılan: Dizi başlarken ve biterken dizi jenerik müzikleri vardır ve bunlar çok önemlidir. Bizde buna hiç önem verilmiyor. Grafik sanatı açısından ne yazının puntosu ne de başka bir estetik kaygı... Yabancı bir dizi izliyorsunuz gerçekten bir sanatçı elinden çıkmış, bizde neden böyle birşey yok?
    P.Y: Bizde sinema yok. Bu konuyla aynı bağlantıdadır. Biz herşeye Türk mantığı ile yaklaşıyoruz bu çok yanlış. Çok milliyetçi değilimdir ama biz birçok meseleye Türk gibi bakıyoruz. Mimarı da, doktoru da, sinema sanatçısı da. Biz neden iyi bir film yapamıyoruz? Neden Cem Yılmaz gibi tek bir isim çıkıyor? Bir ara Braun’un bir reklamı vardı, bu benim hayat felsefem “ayrıntı kaliteyi yaratır”. Ben ayrıntı manyağıyımdır. Mesela Nike’ı çok severim, onlar da detaylara çok önem verirler. Bana ne kadar para getirecek bu? Getirecek mi? Tamam. Sinema bizim için araç, paraya gider. Ne zaman sinema sektörü ve dizi sektörü amaç olursa, o zaman fontuna da dikkat edilir, müziklerine de... Düşünün ki sinema filmlerimizde de böyle! Yine Gora’yı ayrı tutuyorum. Yazım karakterleri çok basittir, hiç uğraşılmamıştır. Ben de çok dikkat ederim. Yabancı yapımlarda formatına uygun yapılıyor. Dünya sinemasında yönetmen oturuyor başına nasıl olmuş diye.Ama bizim amacımız film yapmak değil, para getiren film yapmak. Sanatsal filmlerde de sanatsal olacağız diye o kadar kastırıyorlar ki sıkıyorlar boynumuzu ona da gidemiyorsun. Bir türlü dengesini tutturamıyoruz. Şöyle birşey var biz bunu algılayamıyoruz. Yüz trilyona film yapın, 2 yıl uğraşın, yazın çizin 20 trilyon veya 30 trilyon harcayın sinemaya; seyirci gelir, izler ve "Beğenmedim." der; bu kadar biter. İstersen 100 yıl çalış, sen seyirciye beğendirmek zorundasın. Çünkü bir iş yapılıyor ve izleyiciye haz vermek zorundasın. Aşk, sevgi, komedi o hazzı veremzsen istersen o filmi 50 yıl çek bitti. Seyircinin koltuğa oturup beğenmesi lazımdır. Seyirci almak zorunda değil, sen satmak zorundasın.

    Titanic batarken sen de batmadın mı? Battın çünkü sen de o filmin içindesin. Mesela Braveheart’ta bir ingiliz bulsam dalacaktım ben. Tam lise döneminin bıçkınım o zamanlar. İşte budur! Seni İskoçyalı yapabilmektir o an! Matrix'te ne oluyor? "Gerçekten de böyle midir?" diyebilmektir sinema.

    Ortega Sedat ve Ünlü Gülüşü

    B.C: Evet, Ortega Sedat rolünü soracaktık. O rolün ne kadarı senaryo ile geldi; ne kadarını sen yaptın? Şu ünlü gülüşün var ya mesela?

    P.Y: O gülüşü daha önceleri de anlattım. Ben tiyatroda Şakir Gürzumar’ın yönettiği bir oyunda, Çerdiyakov adlı bir karakteri oyunuyordum, Anton Çehov’un oyunu. Orda gece 9:30 mu? 10:00 mu? Nasıl sıkılmışım… Yorgundum. Bir gülme efekti var, “hehehe” yazıyor tekstte, ben de okudum: “Tabi efendim, emriniz olur yaparım. Ahaahaaa.” Provadaki herkes çok güldü, çok eğlendi. Hemen ertesi gün de Hayat Bilgisi’nin okuma provası var. Bütün oyuncular, ekip orda. Yine saat 9:30 – 10:00; yine sıkılmışım ben. Genelde sıkılırm ben o saatlerde; sonra düzelirim. Orda da “Benim telefonu, Törpü’nün telefonuyla üst üste koy, titreşirse de sakın dokunma Bülbül abi! Ahahhaaa” yazıyor. Ben yine aynı bilinçle; “Benim telefonu, Törpü’nün telefonuyla üst üste koy; sakın dokunma. Aha ahaa ahaha!” yaptım. Çok güldük, çok eğlendik. Gani Abi: “Bunu dizide kullanacağız.” dedi. “Hayatta kullanmam.” dedim. “Manyak mıyım? Hasta adam böyle güler!” dedim. “Karizmam bozulur, gülmem ben öyle.” Bayağı bir gülmedim ben öyle. Sonra seti aradı “Gülüyor mu? Gülmüyor mu?” diye. “Gülüyorum abi!”… “Olmamış. Gül!” Ondan sonra ilk dört bölüm hiç sevmeyerek yapıyordum bunu. Kendim bulmuştum bu gülüşü, çok eğleniyordum ama normal gülüyorum. “Hahaha” Kadir İnanır falan olmadı, yemedi. Dizinin 7. bölümünden sonra koptum, çünkü insanlar koptu. Baktım herkes benim gibi gülmeye başladı: setteki insanlar, dışarda gördüğüm çocuklar. Dizinin 20. bölümü yayınlanırken internetteki gülüş “hahaha”dır ya, internetteki gülüş “aha aha” olmuş. İnanamadım! Dedim: “Ben bunu nasıl yaparım?” İnternetteki bütün gülüşler, mesajlardaki gülüşler “aha aha” olmuş. Bu çok önemli bir şey, insanlara kabul ettirebilmek… İyi ki yapmışım, iyi ki böyle bir gülüşü bulmuşuz.
    Sosyal Hayat

    B.C: Evcil bir insanım diyorsun sokağa çıkınca nerdesin?

    P.Y: Konservatuardayken Taksim’e çok giderdim. Bizim çürükler için çok iyi bir mekandı Taksim.

    B.C: Çürük mü denir?

    P.Y: Tabi evet. Saçlar, piercing'ler falan. Ben öyle değildim; ben hep böyleyimdir. Herşeyde bir sapkınlık vardır yaa.. İşte tiyatrocu saçını kazıtır kavramı vardır. Ya ne alakası var! Tiyatrocu saç mı kazıtır? Sen hem köylü olacaksın, hem orospu olacaksın, hem sosyete olacaksın... Var mı böyle birşey? Paspallar, dişleri zımparalasan çıkmaz. İşte böyleler... O yüzden kız oyuncuları tiyatroda çok fazla göremiyorsunuz. Şimdilerde Nişantaşı'na gidiyorum. Çok binde bir çıkarım. Etiler'e veya Ritz Carlton'a giderim
    .C: Araba merakın var mı?

    P.Y: Çok da araba manyaklığım yok. Ayağımı yerden kessin değil de... Normal olsun. Renault Megan 2 var mesela. "Aman şu arabayı alayım, aman bunun motoru şöyle, arabanın altını kestiriyim, göz yapayım kaş yapayım!" diye bir manyaklığım yok. Normal, düz, orjinal birşey olsun. Şu arabayı alayım hayalim yok yani.

    B.C: İnternet?

    P.Y: İnternetle aram çok iyi. Almanya’da kuzenlerim var onlarla konuşmak için çok kullanıyorum. İnternette gezmeyi de seviyorum grafik için birşeyler aramayı da...

    B.C: Web sitendeki mailleri sen yanıtlıyor musun?

    P.Y: Yanıtlıyorum tabi ki. Bazen msn'den arkadaşlarla konuşuyoruz. "Ne yapıyorsun?" diyorlar. "Mail cevaplıyorum." diyorum. "Aaa sen mi cevaplıyorsun?" diye soruyorlar. İnsanlar o kadar emek veriyor yazıyorlar, cevap vermemek olmaz. Mesela sabah yedide çekim olacak; benim sabaha kadar 300-400 mail cevapladığım oluyor. Hepsini ben cevaplıyorum; hiç öyle asistanım cevaplasın falan... Yok öyle birşey! Genelde verilmiyor. Asistanları, basın danışmanları veriyor. Hiç sevmiyorum öyle insanları.

    B.C: Başka eklemek istediğin şey var mı? Bizi çok sevdiğinden başka?

    P.Y: Evet sizi çok sevdim arkadaşlar! Bagdatcaddesi.net iyi insanlarmış, böyle devam edin. Siteyi büyütün. Güzel bir sohbet oldu benim için. Kendimi anlatabildiysem ne mutlu bana. İnşallah bundan sonraki projelerde de insanlar beni sevmeye ve desteklemeye devam eder. Doğru işler ve doğru şeyler yapmak istiyorum. Para için veya sanatsal olsun diye birşeyler yapmak istemiyorum. İnsanların beni oğlu, kardeşi, teyzesinin oğlu, kuzeni ya da erkek arkadaşı gibi sevmesi benim çok hoşuma gidiyor inşallah hep böyle sevilirim. Onun dışında uzak ve karamsarlaştırılmış bir sanatçı olmak istemiyorum. Buraya nasıl yürüyerek geldiysem, ileride de yürüyerek gelmek istiyorum. Aman şuyum buyum olsun hedefinde değilim. Ve ertelemek istediğiniz şeyleri ertelemeyin! Birgün ertelemek için vaktiniz olmayabilir. Herkes birbirini sevip o anı yaşarsa daha mutlu olabilir diye düşünüyorum.

    B.C: Çok teşekkürler.

    P.Y: Ben teşekkür ediyorum.

     
  2. 15 Ocak 2008
    Konu Sahibi : EU1
  3. EU1

    EU1 Guest

    begendikleriniz icin rep ve tesekkur butonunu kullaniniz aksi takdirde mesajlariniz silinecektir