Rahim Kokan Erkekler- Dr. Cem Keçe

Konusu 'Çocuğum Büyürken' forumundadır ve Bilge1 tarafından 2 Kasım 2010 başlatılmıştır.

    2 Kasım 2010
    Konu Sahibi : Bilge1
  1. Bilge1

    Bilge1 Yeni Üye Üye

    Katılım:
    22 Mart 2010
    Mesajlar:
    74
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Son yıllarda cinsel işlev bozuklukları nedeniyle sağlık kuruluşlarına başvuran erkekler arasında özellikle “Rahim Kokan Erkekler” adı verilen erkekler dikkat çekmeye başladı. İşte karşınızda sürekli yetersizlik, gerginlik, suçluluk duyguları yaşayan ve bunlara tepki olarak kolay sinirlenme ve huzursuzluk geliştiren “Rahim Kokan Erkekler” konusunda çok çarpıcı başlıklar:

    Dr. Cem Keçe

    Fiziksel bir problemi olmadığı halde cinsel işlev problemi yaşayan erkeklerin sayısı gün geçtikçe artıyor ve bu erkeklerin cinsel sorunlarının ortaya çıkmasında anneleriyle aralarındaki güçlü bağlar etken olabiliyor. Anne ve oğul arasındaki güçlü bağın bilinçli olarak değil bilinçdışı süreçlerde yaşandığını görüyoruz. 3–6 yaş döneminde, bir erkek çocuk için özellikle annesi büyük önem taşır. Ortalama üç yaşına kadar çocuk anneye bağımlıdır. Üç yaştan itibaren çocuk yavaş yavaş anneden ayrılarak birey olmaya başlar. Ancak bu süreçte çocuğun ayrılmasında annenin verdiği tepki de önemli. Anne ne kadar doyurucu bir anne olursa olsun, eğer bebeğinden ayrılmaya hazır değilse ve bebeğin kendinden uzaklaşıp kendi dışındaki dünyayla tanışmasını engelleyen bir tavır sergiliyorsa gene anne bağımlılığı oluşabiliyor. Böyle anneler "yapamazsın, edemezsin, beceremezsin" diyerek çocuğun becerilerinin gelişimini köstekliyorlar. Ayrıca doğduğundan beri tek doyum nesnesi olan annesine bağlılığı bu dönemde farklı bir boyut kazanır.

    Bu dönemde erkek çocuk cinsel kimliğinin temellerini atmak için annesine tek başına sahip olmak ister, annesine ödipal bağ adını verdiğimiz yeni ve güçlü bir bağla yeniden bağlanır ve bu süreçte babasının varlığını bir engel olarak algılayabilir. Babasını kendisine bir rakip olarak görür, ondan nefret edebilir, hatta yok olmasını isteyebilir. Diğer yandan annesine beslediği sevgiden dolayı kendisini suçlu hisseder. Bu gizli isteklerini babasının sezdiğini sanır ve bundan ötürü babası tarafından cezalandırılmaktan korkar, penisini kaybetme yani hadım edilme endişesine kapılır. Erkek çocuktaki bu iç çatışmaya Freud, “Ödipus kompleksi” demiştir. Ödipus kompleksi çocuksu cinselliğin son aşamasıdır. Çocuk, kendisini babasıyla karşılaştırır, onun kendisinden güçlü olduğunu fark eder ve babasıyla uzlaşarak annesine beslediği ödipal bağdan kurtulur ve anneden vazgeçer, Ödipus kompleksini yaratan cinsel ve saldırgan içgüdülerini bastırır, annesine olan ilgisini saf bir sevgi ve şefkat haline dönüştürür. Bunun için gerekli gücü, çocuk, özdeşimlerle içine aktardığı babasının yasalarından alır. Erkek çocuk artık annesinin seçtiği erkek gibi, yani babası gibi bir erkek olmak ister, babasıyla özdeşleşir.

    Ödipus kompleksinin sağlıklı bir çözüme ulaşabilmesi için anne ve baba arasında güvene, sevgiye ve saygıya dayalı dengeli bir birlikteliğin olması gerekir. Ne yazık ki bizim toplumumuzda erkek çocukların yaşadıkları bu süreç anne ve babalar tarafında yanlış değerlendirilmektedir. Çoğu zaman anneler, erkek çocuklarının kendilerine olan düşkünlüklerini babaya karşı koz olarak kullanarak bu yakınlığı abartmakta ve babayı bu sürecin dışında tutmaktadırlar. Babalar da oğulları ile ya çok otoriter ya da vurdumduymaz bir ilişki sürdürmektedirler. Bu durum karşısında çocuk baba ile sağlıklı özdeşim kuramamakta veya baba yerine anne ile özdeşim kurmakta veya Ödipus kompleksiyle ilintili duygularını bilinçdışında biriktirmektedir. Ödipal dönemi geçen bir erkek çocuk ergenliğinde bu süreçle tekrar karşılaşır. Bu sürecin oluşum mekanizması, diğer bir deyişle psikodinamik açıklaması ise, bu hastaların bilinçdışı nefis düzeyindeki ilkel güdülerini yeterli bir süperego (vicdan) denetimine alamadıkları, bu nedenle dış dünyaya uyamadıkları ve oldukça güç olaylar ve psikolojik uyarılar karşısında onlarla sağlıklı bir savaşıma girmek yerine, geriye çekilip bir cinsel sorunlara sığındıkları biçimindedir. Hastalardaki psikolojik enerji cinsel işlev bozukluklarının belirtilere dönüşmüş ve böylece hastalık tablosu ortaya çıkmıştır. Örneğin erkek sertleşme sorunu yaşar fakat bu sertleşme sorununu açıklayan hiçbir bedensel bozukluğu ortaya konamaz.

    Ödipus kompleksinin sağlıklı çözümlenmediği erkeklere “rahim kokan erkekler” denir ve mecazi olarak üzerlerine annelerinin kokusu sinmiş bu erkekler cinsel olarak aktif hale geldiklerinde sorun yaşamaya başlarlar. Bu sorunlar eşi ile yaşadığı cinsellikten dolayı cezalandırılacakları düşüncesiyle en sık erken boşalma, ereksiyon olamama (empotans) ve cinsel isteksizlik şeklinde kendini gösteren sorunlardır. Rahim kokan erkeklerin duygularında dengesizlikler ön plandadır, nefret ve sevgi, dostluk ve düşmanlık gibi birbirinin karşıtı olan duyguların aşırı biçimlerde yansıtıldığı ve bu duyguların sık sık birbirleriyle yer değiştirdikleri görülür.

    “Kaynanam yüzünden boşandım”

    Ödipal çatışmayı sağlıklı çözümleyemeyen erkeklerin evliliklerinde cinsel problemlerin yanı sıra evlilik problemleri de artıyor. Annesinin nefesini ensesinde hisseden, her an onun kontrolü altında olan, onun yemeklerinin dünyanın en iyi yemekleri olduğuna ve annesinin her şeyin en doğrusunu bildiğine inanarak büyüyen bir erkek çocuk, bir gün gelip sevdiği kadınla aynı evi, aynı hayatı paylaşmaya başlayınca, bir taraftan bağımsızlaşma savaşı verirken bir yandan da annesinin özelliklerini karısında aramaya başlar.

    Freud’un dediği gibi “Gerçek kadınını bulan erkek annesini bulmuş demektir.” Yani annesinin özelliklerine en yakın olan kadın, erkek için hayatının kadını olmaya hak kazanmıştır. Anneler içinse bu süreç oğullarının başka bir kadın tarafından ellerinden alınacağı bir süreçtir ve bu süreç gelin ve kaynana arasında bilinçdışı bir savaşı getirir. Kayınvalidelerle oğullarının kontrolünü kaybetmemek için yoğun olarak müdahaleler başlar. Bu evliliklerde kişiler kendilerini bağımsızlaştıramamaktadır, ne erkek ne de kadın aidiyet duygusunu oluşturamamaktadır. Aidiyet duygusunu erkek annesinde bulurken kadın kendini eşe karşı kızgınlık, öfke, saygı ve sevgi eksikliği, yıpranan güven duyguları içinde bulur. İletişim boyutundaki bu kopmalar onarılamazsa sonunda “kaynanam yüzünden boşandım” durumu ortaya çıkabilir.

    Peki, bu tür bir ilişki karşısında nasıl bir yol izlemelidir?

    Rahim kokan bir erkekle birlikte olan bir kadın asla kayınvalidesiyle rekabete kalkışmamalıdır, yapılacak en iyi hareket annesiyle arkadaş olmaya ve işbirliği yapmaya çalışmaktır.

    Eşle açıkça konuşmak, bu konuşmaların kavgaya dönüşmesine izin vermemek, sevgi ve saygıya dayalı bir ilişkide eşlerin birbirlerini eğitebilmeleri çok önemlidir. Çünkü erkeğe annesiyle olan bağımlılık düzeyindeki ilişkisinin eşini incittiğini uygun bir dille anlatmak ve aynı zamanda oğlu üzerindeki hâkimiyeti kaybetmekten korkan kayınvalideye de oğluyla olan ilişkisine gelininin zarar vermeyeceğini davranışlarla göstermek kolay değildir.

    Ayrıca aile düzenine bir sınır çizilmelidir, annesini yalnız bırakmamak için çabalayan bir erkeğe, artık başka bir ailesi olduğu, bu nedenle kendi evinde eşiyle birlikte daha çok zaman geçirmesi gerektiği hatırlatılmalı ve ona annesiyle olan ilişkisini sınırlı tutmaya yönelik destek olunmalıdır.

    Sağlık ve Yaşam Dergisi Alıntıdır