"Ruhsal Enerji istemeye Bağlanmıştır." M.BOZDAĞ

Konusu 'Kişisel Gelişim' forumundadır ve okyanuscuk tarafından 27 Ağustos 2009 başlatılmıştır.

    27 Ağustos 2009
    Konu Sahibi : okyanuscuk
  1. okyanuscuk

    okyanuscuk "Ol!" emrini verirse O, derhal oluverir... Üye

    Katılım:
    8 Şubat 2009
    Mesajlar:
    518
    Beğenildi:
    328
    Ödül Puanları:
    113


    Ruhanî gücümüz bizi kuşatan ruhsal enerjiyle beslenir ve ruhsal enerjimizin gelişmesi, tüm kimliğimizin gelişmesinin vesilesidir. Dua etmeyenler, ruhsal enerjiye kapalıdırlar.

    Evren, sınırsız güneşe açılan pencereler gibidir. Evrendeki her oluş, o sınırsız enerjiden beslenerek gerçekleşir.
    Güneş, açılan pencereden girecek; pencereyi genişlettiğinizde ışığın hacmi artacaktır.
    Evrenin Yaratıcısı her varlığa özel bir doğa (fıtrat) vermiş; her şeyi bir kalıpla çevrelemiştir. Her varlık o doğa üzerine doğar, büyür ve ölür. İnsan dışındaki canlıların fiziksel ve ruhsal doğası, kesin hatlarla tamamlanmıştır. Onlar pencerelerinin boyutlarını değiştiremez. İsteklerini kendi iradeleriyle geliştire-mezler. Çağlar boyunca süt veren inek, asla bal vermeyi öğrenemez.
    İlâhî ışık, bir gül çiçeğinde ne kadar yansırsa, diğer gül çiçeğinde de o kadar yansıyacaktır. Asırlar geçer ve ağustosböceği-nin ruhanî penceresinden hep aynı miktarda ışık geçebilir. Bir arı çiçeğe kavuşmak istiyorsa, onun çocukları olan diğer arıların hayatları da sadece çiçeğe kavuşma dualarıyla geçecektir. Bitkiler bu çağda ne kadar güzelse, gelecek çağlarda da o kadar güzel olacak.
    Ancak insan ruhu, diğer canlıların aksine, gelişip değişmeye müsait yaratılmıştır. Bir gürgen çekirdeğinden hep gürgen ağacı gelişecektir. Oysa, bir insan çekirdeğinden isyankâr bir Firavun da çıkabilir; yüce bir Peygamber de yetişebilir.
    Ruhunuzu açarsanız, İlâhî ışıklar kimliğinize doluşacaktır. Ruhunuzu ışığa açmanızın tek yolu, istemenizdir. Yüzeysel ve duygusuz istediğinizde, ruhunuzun penceresi küçücüktür. Gözyaşlarıyla ve muhtaç bir yürekle dilediğinizde, ruhsal enerji fırtınalar hâlinde ruhunuza akar. Kalbinizi ruhsal enerjiye, ışığa, feyze, nura açtığınız an, kalbinizden yüksek isteklerin geçtiği andır. Kimilerini hastalarına uzaktan bir ayna gibi tutarak, sağlığa aracılık yapmaya çalışıyorlar.
    Ellerinizi açarak, secdeye kapanarak ya da boynunuzu iki büklüm önünüze eğerek de olsa benzer sonuçlara ulaşıyorsunuz: Reiki felsefesinde enerji istiyorsunuz; İslâm dininde nur (ruhsal ışık) talep ediyorsunuz. Sonra da nurlanan bedeninizi kuşatan devreyi, ışıklanan ellerinizi yüzünüze sürerek tamamlıyorsunuz.
    2.700 hasta üzerinde yapılan 23 bilimsel araştırma, kendilerine haberleri olmadan dua edilen hastaların yüzde 57'sinde, ağrının azalması ve iyileşmenin hızlanması gibi etkiler ortaya çıkarmıştır..35 Dua ettiğinizde, yaratılan iyileştirici enerji hedefine ulaşıyor ve etkisini gösteriyor. Ateist36 düşünürlerden Dan Barker, bu durumu plasebo37 etkisi olarak tanımlıyor. Duayı dinleyen ve isteneni yaratan Tanrı olmasa bile, aynı kendini sevdiklerine bağlı hisseden her hastada ortaya çıkacağını savunuyor.
    pr pranklin Loehr gibi araştırmacılar, bu teze itiraz ettiler. Eğer dua bitkilere ve hatta cansızlara da etki ediyorsa, Parker'ın iddiası doğru olamazdı. Nitekim, bir grup bitki için 0ıurnlu, diğer grup bitki için de olumsuz yaptılar. Olumlu dua yapılan bitkilerin her defasında daha hızlı filizlendiğini ve daha gür yetiştiğini belirlediler. r-Ardından canlı bitkiler yerine, onları sulamada kullandıkları cansız suya dua ettiler. Dua edilen suyla beslenen bitkilerin filizlenmesi dua edilmeyen suyla beslenenlerden daha canlı ve hızlı gerçekleşiyordu. Bu deneyleri defalarca tekrarladılar ve hep aynı sonucu aldılar. Bu durum, duayla akan enerjinin, sadece insanların sağlıklarında değil, canlı bitkilerin ve cansız maddelerin üzerinde de etkili olduğunu ispatlamaktadır.
    Evrenin ruhsal boyutunda (melekût), dua, nur, ruh ve melekle kuşatılmayan noktalar karanlıktır; yokluktur. Gözlerimiz maddenin ardına bakabilseydi, zifirî karanlığa yayılan melek kafilelerinin ışık nehirleri hâlinde akıp gittiklerini; semalar arasında şimşekler gibi çakışıp durduklarını görebilecektik. Sonra da dünyayı, her tarafı güneşlerin ışıklarıyla çevrili bir küre hâlinde algılayacaktık.
    Ötelerden dünya zeminine şimşekler gibi ruhsal ışıklar akıp durmaktadır. Devamlı ve belki de milyarlarca kez... Kimi ! ışıklar belki sicimler gibi inceciktir... Kimileri birkaç saniye sürmektedir. Sonra kimi köşelerdeki duygulu yaşlıların kalplerine j sürekli akan aydınlatıcı ışıklar göreceksiniz.
    Ardından bir şimşek çakar ki, diğer tüm ışıkları gölgede bırakarak gözleri kamaştırır. Muhtemelen o anda masum bir kalp, uğradığı acımasız zulüm karşısında İlâhî yardım dilemiştir. Sonra bir güneş yükseliyordur sanki... Bir veli | öyle yüksek bir kalple dua etmektedir ki, ruhanî bulutlardan süzülen ışık, dünyanın tüm ruhsal boyutunu aydın- ' tatmaktadır.
    Ruhsal evrenin bu inanılmaz görüntüsü, ibadet eden Müslümanın hayatına şöyle yansır: "Namaz kılan için şu üç özellik vardır: Gökten tut, ta başının tepesine kadar sevap saçılır. Gökten ta ayaklarına kadar melekler kendisini kuşatır. Eğer namaz kılan, o esnada kiminle konuştuğunu bilseydi, yüzünü kıbleden çevirmezdi."39
    Ruhsal evrende hayalen kendimizi gözlemleyelim: Karanlıkta mıyız? Kalbimize bağlanan bir ışık yok mu? Arada sırada olsun... Yanıp sönen ateş böcekleri gibi olsun... Hiç mi ışığımız yok?


    Kalbin Sesi - stemenin Esrar