Rüyalarla Gelen Buluşlar

Konusu 'Hiçbir başlığa uymayan yazılar !' forumundadır ve suavea tarafından 12 Aralık 2007 başlatılmıştır.

    12 Aralık 2007
    Konu Sahibi : suavea
  1. suavea

    suavea Aktif Üye Üye

    Katılım:
    22 Ocak 2007
    Mesajlar:
    710
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    86
    DIKIS MAKINESI


    Muhendis Elias Howe, uzun calismalar sonunda dikis makinesi yapmayi basardi.
    Ilk yaptigi ignelerde delik, ignenin ortasinda idi. Fakat, igne uzerindeki deligin uygun yere acilmayisi istenilen sonucu vermiyor, ve bunun sonucu olarak dikis makinesi dikmek de mumkun olmuyordu. Howe, gece gunduz beynini buna yoruyor ama bir cikis yolu bulamiyordu.
    Bir gece ruyasinda vahsi bir kabilenin eline esir dustugunu gordu. Kabile reisinin onunde ignesiz bir dikis makinesi duruyordu.
    -Elias Howe ! diye kukredi kabile reisi. Sana bu makineyi derhal tamamlamani emrediyorum, aksi halde oleceksin!..
    Zavalli Elias’in dizlerinin bagi cozuldu, elleri titremeye basladi ve yuzunden soguk bir ter bosandi. Dusunuyor, tasiniyor, makinenin bu parcasindaki eksIkligi bir turlu gideremiyordu. Oyle gercek gibi gorunen bir ruyaydi ki, uykusunda avazi ciktigi kadar bagirdi. Esmer tenli cengaverler, onu olum meydanina dogru goturmeye basladilar.
    Insan boyunu asan, yere cakili kalin govdeli bir kaziga sIkica baglanan Howe her seyin bittigini anladi. Kendisinin bile anlayamadigi bir takim dualar mirildanmaya basladi.
    Sonra reisin gok gurultusunu andiran bir sesle “oldurun” dedigini duydu.
    Yerli muhafizin mizraklari govdesine saplanmak uzere havaya kalktiginda, birden bir sey fark etti. Mizraklarin ucunda bulunan goz seklindeki delikler, dusunup de bir turlu kesfine eremedigi dikis ignesinin ta kendisiydi. Mizraklar tam gogsune saplanirken uyandi.
    Hemen laboratuarina kosan Howe, boylece ruyasi sayesinde dikis ignesini de bulmus ve makinesini calistirmisti.

    Modern Atom Teorisi Nasil kesfedildi :
    Niels Bohr adli bir yuksek okul ogrencisi genc, soyle bir ruya gorur :
    “Kendisi, gunesin kizgin gazlarla dolu merkezinde duruyor ve gezegenler, ince ipliklerle bagli olduklari gunesin etrafinda donuyorlardi. Her gezegen Bohr’un yakinindan gecerken bir de duduk caliyordu. Sonra yanan gazlar soguyup katilasti, gunes ve gezegenler uzaklasip gitti ve Bohr uyandi. Bu ruya, gunes sistemi ile atom yapisi arasinda bir benzerlik oldugunu gosteriyordu. Boylece, atomun ilk modern tablosu ortaya cikti. Ortada bir cekirdek (nucleus) ile bunun etrafinda donen elektronlar. .. Yani modern atom teorisi, bir ruya ile baslamis oluyordu.”

    Ruya Bir Baska Ilim Adaminin Yardimina Kosuyor :
    19. Asrin ortalarinda ilim adamlarini hayrete dusuren bir olayin hikayesi bilim tarihinin sayfalarinda yerini aldi. Kimya ilminde buyuk bir adimin atilmasina yol acan olay, Alman kimyacisi Friedrich August Kekule’nin ruyasiydi.
    1850 yillarinda Ingiltere’nin sisi eksIk olmayan sehri Londra’da calismalarini surduren Kekule, yorgun argin laboratuarindan oteline donerken otobuste uyuyakaldi. Ve biraz sonra da ruya gormeye basladi. Ruyasinda atomlar ziplayip oynayarak karsisinda dans ediyorlar, bazilari da elele verip zincir seklinde bir halka meydana getiriyorlardi .
    Arabanin fren yapmasiyla Kekule uyandi. Fakat ruyasi ona cok seyler ogretmisti. Gorduklerini formul haline getirip defterine kaydetti. Ruyadan yaralanarak ortaya attigi teori ile meshur oldu ve kimya ilminde de buyuk bir hamlenin onculugunu yapti.
    Aradan 15 sene gecti. Bir kis gunu Kekule, calisma odasinin sominesinde yanan odunlarin citirtisini dinlerken uyuyakaldi ve yine ruya gormeye basladi. Yine ruyasinda atomlarin hoplayip ziplayarak dans etmekte oldugunu ve onlari birbirine kenetleyen zincirlerin de birer yilana benzedigini gordu. Sonra yilanlardan biri aniden donerek kendi kuyrugunu isirdi. Bu esnada da Kekule uyaniverdi.
    Boylece karbon atomlarinin zincirler seklinde halkalar meydana getirebileceg ini ruya sayesinde fark edebilmisti. Bunun sonucu olarak ic yapisi cozumlenemeyen benzinin yapisi anlasildi.

    Dante ve Ilahi Komedya :
    Dante’nin oglu J. Alighieri, babasinin meshur “Ilahi Komedya” adli eserinin parcalarini toplarken 13 sarkisini bulamiyor. Butun aramalar bosa cikiyor. Bir gece ruyasinda babasini beyazlar giymis bir vaziyette goruyor. Dante’nin basinda bir isIk, oglunu hayatinda iken oturdugu kendi odasina goturuyor. Eski zaman evlerinin karmakarisIk dolaplari ile arada kaybolmus duran, hic de dolap hissi vermeyen gizli bir yerde bu sarkilarin durdugunu gosteriyor. Ertesi gun, ruyasinda gordugu yeri arayip bulan Alighieri, kayip olan 13 sarkiyi orada bulur.

    Bir Operanin Bestelenisi :
    Richard Wagner “Tristan ve Isolde” adli operasinin cok begenilmesi, olaganustu bulunmasi ve kendisine yapilan iltifatlar karsisinda samimi bir arkadasina su itirafta bulunur :
    “- Kiymetli dostum. Bu opera benim dehamin eseri degildir. Ruyamda gordugum ve isittigim sesleri uyanir uyanmaz nota ile tespit ettim. Begendiginiz bu muzik, ruyalarimin sesidir. Benim zavalli kafam, boyle bir harikayi asla isteyerek ve dusunerek bulamazdi.”
    Yine Wagner, meshur “Rhinegold” operasini tamamlamis fakat bir bolumunu zihninde tasarladigi gibi besteleyemedig inden rahatsiz oluyordu. Nihayet bir gece uykuya dalmak uzere ilen gordugu ruyadan faydalanarak eserini istedigi sekilde tamamlamayi sonunda basardi.

    Seytan Sonati :
    Modern keman yayinin mucidi G. Tartini, ruyasinda Seytan’a esir oldugunu gormustu. Gene bu ruyada Tartini seytan ile alay etmek uzere, ona bir keman vermisti. Fakat ne gorse begenirsiniz : Seytan en derin hayallerin bile meydana getiremeyeceg i kadar guzel bir sonat caliyordu. Tartini uyaninca bu muzikten hatirladigi kadarini yazarak, “Seytan Sonati’ ni meydana getirdi. Tartini bu ruya hikayesini 1766’da astronom Joseph Lalande’a anlatmisti.
    Beethoven, Mozart, Schumann ve Saint-Saens gibi unlu kompozitorler, bestelerinin bir kismini ruyalarinda gorerek notaya almislardir.
    Icat edici ruya gorenler, ruyada gordukleri seyleri ya dogrudan dogruya kullanmakta veya onlara sembolik bir anlam vermektedirler.

    Sairin Ruyasi :
    Sair Coleridge, Kubilay Han’la ilgili bir kitabi okumakta iken uykuya dalmisti. Uc saat kadar iskemlesinde oylece uyudu ve bu sirada ruyasinda 200-300 satirlik bir siir yazdigini gordu. Bu ruyada, siirle ilgili hayaller maddelesmis olarak belirmisti. Coloridge uyanir uyanmaz ruyadan hatirladigi satirlari yazmaya basladi. Bu sirada bir ziyaretci geldi., bu nedenle calismalarina bir saat ara vermek zorunda kaldi. Sonra ruyanin kalan kismini yazmak istedi, fakat o satirlari unutup gitmisti. Iste Kubilay siiri boyle meydana geldi.


    Dickens’in Habercisi :
    Unlu yazar Charles Dickens’in gordugu bir ruya da ilginc ruya ornekleri arasindadir. Dickens ruyasini soyle anlatiyor:
    “Ruyamda, sirtinda kirmizi bir sal olan bir hanim gordum. Arkasini donmustu. Bana dogru dondugunde onu tanimadigimin farkina vardim. ‘Ben Bayan Napier’im dedi’. Ertesi sabah uyandigimda giyinirken bu sacma ruyayi dusundum. Cok belirgin ancak hicbir anlami olmayan bir ruyaydi. Neden Bayan Napier? Omrumde Bayan Napier diye birini hic tanimamistim. O gece kutuphanede kitap okudum. Az sonra Bayan Boyle ve agabeyi geldiler. Yanlarinda kirmizi salli genc bir bayan vardi. Onu bana Bayan Napier olarak tanittilar.” Dickens’in anlattigi turden ruyalarin genelde cok belirgin olarak kendilerine ozgu bir yani vardir.

    Alıntıdır