Sade ve Sadece Bir Fincan Sade Kahve

Konusu 'Hayat Bilgisi' forumundadır ve çiRkin peRi tarafından 18 Şubat 2008 başlatılmıştır.

    18 Şubat 2008
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  1. çiRkin peRi

    çiRkin peRi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2007
    Mesajlar:
    248
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    Gözlerimdeki hayalin zamana yenik düşerken, hala her gece gelmeyeceğini bilerek beklemek seni, ne zordur sevgili. Her gece dilemek, gelişini hayal etmek ve hafif bir umut yerleştirip içime gülümseyerek kapatmak gözlerimi.Sonra her sabah hayal kırıklığıyla belki gelir bugün, belki bir haber, yada mail demek...Offf nerelerdesin yüreğimin sesi,nerelerdesin içimin o sıcacık ürpertisi. Bilmez misin seni ne çok özlediğimi.Bilmez misin ne çok beklediğimi gözlerini...



    Başına koydu elini çaresiz...



    Allahı’m...



    Telefonuna baktı genç kız,saat gecenin ilerleyen vakitlerini de geçmişti...



    Şimdi ,telefonum çalarsa kimin aradığı önemli değil düşünüyor olsun beni mesela...



    Duygu, içinden sessiz sedasız konuşuyordu yine; onu duymayan ve belki de artık hatırlamayan o adamın ardından. Ne çok istiyordu gelmesini, hadi gelmese de olurdu... Hani bir anlık görmek, özlemini dindirmek yeterdi genç kız için... Belki ufacık bir sarılış doya doya hani, hani kana kana konuşmak gözleriyle. Bakmak ona uzun uzun.Bu da yeterdi ya... Gelseydi ah bir gelseydi...



    Elinde telefonu, gözüne hapsolmuş bir damla ile hiç kırpmadan akmaması için gözkapaklarını bekliyordu. Bir çağrı yada herhangi bir mesaj. Sessiz bir telefon. O saatlerde uykusuzluktan mı yoksa çaresizlikten mi bilinmez telefon sapıklarına bile razıydı yüreği.



    -Gelmeyecek kızım ya, ne zaman anlayacaksın,ne zaman sokacaksın bunu aklına?

    -Ya gelirse...

    -Gelmez.

    -Ama ya...

    -Uyan artık Duygu,uyan!



    Yanında kimse yoktu, sadece savaş veriyordu beyni ile yüreği.Özlem doluydu içi, gözleri ağlamaktan yorulduğundan yaş akmıyordu artık; ama kalbi,o güzel yüreği gün be gün eriyordu gidenin ardından. Aylardan neydi bilmiyordu ya kış bastırmıştı iyice İstanbul’da. Gerçi kış kimin umurundaydı, mevsimlerden yazda olsa üşüyordu...Hem de çok üşüyordu... Titreyen yüreğini sardı avuçlarına, bir öpücük kondurdu, sonra da ondan habersiz uzaklarda bir yerlerde uyuyan ve umursamadan terk eden sevgilisine yolladı dalarken gözleri mutlu olduğu düşlerine usulca...



    Kalktığında garip bir hüzün vardı içinde sebebini biliyor muydu , evet ama artık anlamlandıramıyordu.Bazı zamanlar kızıyordu kendine,



    Dünyada milyonlarca insan varken onu beklemek niye.Kaldır başını...



    Diye geçiriyordu içinden. Ama kaldırmasıyla indirmesi bir oluyordu.Yapamıyordu, elinde değildi genç kızın. İçinde, tam yüreğinin orta yerinde oturmuş kalmışken onun gölgesi, başını kaldırıp bakamıyordu başka gözlere. Alamıyordu onları yüreğine. Sanki ihanet kol geziyordu o an damarlarında ve utanıyordu genç kız. Seviyorum diyen yüreğinden, geceleri ağlayan gözlerinden utanıyordu; ama en önemlisi de bir gün olurda geri dönerse, onun sevdiği kadın olamamaktan çok korkuyordu.



    Yarı uyanık bir halde giyindi, ne giydiği umurunda değildi. Aynaya baktı öylesine,bakmak için belki. Bir an “eskiden sen olmasan da süslenirdim biliyor musun?” diye geçirdi içinden.



    -Boş...Boş geç Duygu.



    Ve çıktı evinden. Yağmur yağarken açtı şemsiyesini genç kız. Yolda yürürken düşünüyordu bir yandan da...



    Gözyaşlarımı akıtıyorum ya içime, bu yağmurlar fazla geliyor kalbime. Otobüse mi binsem acaba? İçimdeki ıslaklığı bir de yağmurları katmasam. Korkuyordu, içindekilerin kurumasını beklerken yağmurlara esir düşmek istemiyordu genç kız.Tıpkı başını kaldırıp bakamadığı gibi kimseye.



    Gidenin gelmesini isterken aslında bilinçaltında korkuyordu. Acı çekerken kalbi, bir başka acının içinde açmak istemiyordu gözlerini. Korkarak nereye giderdi bilmiyordu ama...Elinde değildi; tıpkı şemsiyenin altına saklandığı gibi, kalbindeki sevdanın altına saklanıp yaşıyordu sıradanlaşarak hayatın içinde.



    Bir otobüs geçti derken yanından, baktı öylesine... Derken şemsiyesine takıldı gözü. Bir anda kapattı ve deli gibi yağan yağmura inat ıslanmaya başladı. Uzun zamandır gözlerine esir düşen damlalar eşlik ediyordu şimdi hıçkırıklarına.



    Yağmur suyu ile korkularını atmayı, içindeki tüm karanlıkları yıkamayı umuyordu. En önemlisi ise onu, yüreğindeki adamı çıkaramasa da iyice en gizli köşesine atmayı yüreğinde ve kendisi bile bulamamayı.



    Şu an içimdeki yağmurları bahane edip şemsiyemin altına nasıl saklanmıyorsam, bugünden itibaren, yada en azından bir süre sonra umuyorum ki kaçmayacağım bana bakan gözlerden. Sen gelmeyeceksin ya hani, hani biliyorum ya... Tıpkı ıslanmaktan korkmadığım gibi tekrar aşık olmaktan da korkmayacağım sesimi bile duymayan adam.



    Gerçi bu senin umurunda mı bilemem ama... En azından deneyeceğim , en azından...Azıcık da olsa sensizliğe alışmaya çalışacağım.




    Devam edecek.

    Meral Bilgiç
     
  2. 18 Şubat 2008
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  3. çiRkin peRi

    çiRkin peRi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2007
    Mesajlar:
    248
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    Bunları söylerken bir yandan da diğer yanı sürekli ondan haber alabilmek için dua ediyordu. Çok özlüyordu onu, özlemleri karışıp aksa da yağmur suyuna, korksa da birçok şeyden, karar verdim dese de; karışıklıklar içinde kaybolduğunu fark etmesi hiç de zor değildi.



    İşe vardığında sırılsıklam olmuştu, makyajı akmıştı... Ağladığı her halinden belli oluyordu; ama buna rağmen gülümseyebiliyordu. Aslında dışarıdan bakıldığında hayatı çok fazla ciddiye almayan haşarı bir çocuk görünümünde olsa bile, içinde fırtınalar esiyor ve çoğu zaman kimse anlamıyordu.



    Zaten içinde sakladığı adamı kimse bilmiyor,bilenler ise çoktan unutulduğunu düşünüyordu.

    Düşünüyordu ya...İşte neyse...Genç kız maskesini iyi kullanıyordu belki de...



    İşe girer girmez maillerini açtı; ona gelen yazıları okuyor, bazılarında kendini buluyordu. Bazı zamanlar hüzün iyice kol geziyordu damarlarında, bazı zamanlar ise iş yoğunluğundan unutuveriyordu her şeyi.



    Genç kız, zamanın unutturabileceğini ümit ederek yaşıyordu günlerini; gene kış soğuğundan çok yüreğinin kimsesizliğinin altında titrerken, maillerinin birinde okuduğu toplantıya gitmeye karar verdi. Kimse kimseyi tanımıyordu. Sadece maillerini paylaşıyor ve bazı zamanlar arkadaşlarının bile anlayamayacağı şekilde anlıyordu birbirlerini insanlar.Ve şimdi maillerde kalmaması için buluşmak istiyordu İstanbul’da oturanlar. Gitmeye karar verdi, hem de hiç düşünmedi. Değişiklik iyi gelecekti kalbine.Hem sıkılırsa hiçbir şey demeden kalkabilirdi, bir daha nerede görecekti ki bu insanları.



    İçinde garip korkularla, bazen ne işin var oradalarla; gidip gitmeme arasında kalsa da son anda kendini toplantının ortasında buldu Duygu. Kaç kişi vardı orada bilmiyordu ama çoğunu yolladığı maillerle hatırlayabiliyordu. Masanın uç noktasında oturan Önder, girer girmez fark etmişti genç kızı. Kim olduğunu da biliyordu. Yolladığı mailleri okuyordu. Hoş okumayan biri bile olsa çok fazla ismini göreceğinden mutlaka hatırlardı onu. Önder, herkes birbirleriyle konuşurken sürekli Duygu’yu izliyor, onunla konuşabilmenin yollarını arıyordu. Kaç saat oturmuştu bilmiyordu. Gelirken bir tost yer kalkarım diye düşünmüşken şimdi kalkmıyor ve konuşmadan kalkmak yok diye geçiriyordu içinden. Sonunda bir anda konuşmanın ortasında buldu kendini. Duygu karşısında fal baktırabileceği yerleri anlatıyor; Önder birlikte nasıl gidebilirizi çıkarmaya çalışıyordu dilinden. Sohbet sohbeti açtı ve derken zaman nasıl geçti anlamadan ikisi de, kalktı genç kız masadan. Gitmesi gerektiğini düşündü bir anda. Bir gün birlikte kahve içme umuduyla bakakaldı ardından Önder.



    Evine doğru giderken neden aniden kalktığına bahaneler uydursa da, Duygu biliyordu ki yüreği acımıştı. Giden sevgilisi çıkıvermişti birden yerinden...



    Ya bir gün gelirsem Duygu’m demişti de dayanamamıştı genç kız. Kaçmıştı...En çok da korktuğu için kaçmıştı.



    Nasılsa bir daha görmemin ardına saklanıp evine varmış, bir sade kahve yapıp kendine oturmuştu pencerenin önüne.



    İstemsiz bitirdiğinde kapattı fincanını, bir şey göremeyeceğini biliyor; ama umut ediyordu gideni görmeyi. Umut ediyordu onun isminden harfleri bulup birleştirmeyi. Umutları yıkılınca ise fincanı bıraktı köşeye ve ağlamaya başladı.



    Yeter artık hükmün, görmüyor musun ne çok acıyor içim? Ne diye hala durmaktasın söylesene? Ne diye tutmaktasın yada sen kalbim seni istemeyeni?



    Dizlerini büktü karnına kadar,



    Dayanamıyorum artık, içimdeki acına dayanamıyorum.Güçlü olmaktan, güçlü gözükmekten yoruldum. İstiyorum ki unutayım seni, sonra vazgeçiyorum.Ya gelirse diyorum. Neden sorularla bıraktın beni? Neden tamamen giderken içimdeki sevgini de götürmedin?.. Yalnız olmak istemiyorum, korkuyorum güçsüzlükten. Korunmak istiyorum, düşünülmek. Seni düşündüğüm kadar düşünülmek. Neden hala içimdesin? Neden?..



    Neden diye sorarken sehpanın üzerine bıraktığı fincan düştü yere. Bir anda kesti ağlamalarını genç kız. Bir söz gibi geldi bu ona, sanki duymuştu yüreğindeki adam sesini de, tamam diyordu gideceğim...



    Fincanı kaldırdı yerinden... Sessiz sedasız bir gitme diyebildi. Ve tam o anda bir şimşek çarptı gökyüzünde.



    Önder o sırada bilgisayarının başındaydı, maillerine bakıyor ve Duygu’nun yazdıklarını bulmaya çalışıyordu. Nedenini bilmeden O’nu arıyordu, bulamayacakmış sanki bir daha ondan hiç mail gelmeyecekmiş korkusu kaplıyordu yüreğini; neden olduğunu bilmiyor hatta bazen bu garip his gülümsetiyordu gözlerini.



    Duygu gitmelerle, bazen ise kalbini tutarak n’olur gitlerle ağlayarak daldı uykuya. Onun uyuduğu vakitlerde ise Önder; mail atsam mı, yoksa beklesem mi diye düşünüyordu. Sonra sebepsiz boş verdi ve yattı odai tıpkı hüzünle gözlerini kapatan genç kız gibi.



    Kalktığında sebepsiz bir mutlulukla açtı gözlerini Duygu. Kalbinde hala aynı adam vardı ama mutluydu. Artık onsuzluğu yaşamaktan korkmuyor, yaşattığı sevinci anımsayarak gülümsüyordu. Yada maskesi öyle yapışmıştı ki yüzüne kendisi bile inanıyordu. Ama ne olursa olsun söz vermişti ve artık göz yaşı dökmeyecekti genç kız. Artık üzmeyecekti kendini.



    Çoğu zaman da uyguluyordu bu düşüncesini, artık günler daha kolay geçer olmuştu. Çok fazla bir ilginçliği yoktu belki; ama yapacak bir şey yoktu. Hayat kısaydı ve ne olursa olsun daha fazla üzülmek ona bir şey kazandırmayacaktı biliyordu.



    İş yerinde yemek molası verdiği bir gün aklına geldi Önder. Nasılda kaçmıştı ondan. Hissetmişti çünkü daha fazla konuşsaydı görüşmeler başlayacaktı.



    Görüşseydi...

    Vazgeçti düşünmekten, sonra bir mail attı genç adama. Kısa ve özdü yazdıkları...



    -Charlie falcıya gittin mi?



    Yazacak başka bir şey bulamamıştı, oturdukları anda ilk önce faldan açılmıştı ya söz ,yapacak bir şey yoktu işte. Önder maili görünce gülümsedi... Fal bakmaya gitmek, tek başına...Sensiz gitmek istemedim demeyi istemişti... Hani sen söyledin ya orayı ondan bekledim,beni aramanı bekledim diye yazmak. Ama yazamadı...



    -Gidemedim, gel şöyle yapalım... Bir gün kararlaştıralım ve birlikte gidelim ne dersin?



    İşe yaramıştı işte, küçük bir bahane bulup yazmıştı. Hem kaçmaktan yorulmuş olan yüreği duraksamış , nefes almıştı; hem de Önder ile tekrar sohbet edebilme imkanı bulacaktı.



    İki genç, İstanbul’a iki ayrı yakadan bakıyorlar ve ortak bir yön bulup buluşma kararı alıyordu. Ne tuhaftı ki bu ortak nokta faldı. Fala inanırlar mıydı bilinmez ya, işte işe yaramıştı. Hiç tanımadıkları biriyle aslında ne kadar benzediklerini hissettirmişti bu küçük nokta onlara ansızın.



    Buluşacakları güne gelene kadar kendi kendiyle savaştı Duygu. İçindeki adam çıkıyordu çoğu zaman, yakıyordu içini... Çok fazla yakıyordu. Sadece sohbet edeceğiz, iyi bir arkadaşa benziyor diye geçirip avutuyordu kendini; ama içindeki ses öyle demiyordu. Birçok kez bahane uydurup gitmesem mi diye bile düşünmüştü hatta, ama bu sefer pes etmeyecekti... Yada edecekti, bilmiyordu....



    Buluşmadan önceki akşam, gene oturdu aynı pencere kenarına, bu sefer kahveyi bırakmış, bakkaldan o ucuz şaraplardan almıştı. Yüreğinin kara kırmızı duvarlarına eşlik etsin diye yudum yudum içiyordu ve her yudumunda biraz daha ortaya çıkarıyordu yüreği kara sevdasını.



    Telefonu aldı eline,



    -Arasam mı seni... Yada arasam cevap verir misin ki?



    Hayat ne garipti, umutlar besliyordu genç kız...Bir çok yarım yamalak sevinci birleştirip düşler kuruyor; sonra gözünü açtığında hayatın tüm gerçekliği yerle bir ediyordu onları. Ve hayat ölümün kıyısında dolaşan bir insanın çektiği acılar gibi, acıtıyordu genç kızın yüreğini.



    Telefonu attı derken bir anda,



    -Ne olursa olsun aramak yok. Anla artık istemiyor seni...Ve sen de aramayacaksın onu. Aramak yok...Duydun mu Duygu...Aramak yokkkk...



    Ama neden, ne olur hani gizliden arasam, sesini duysam en azından.



    İşte yine başlamıştı kendi kendine çıkışları. Başı hafif hafif dönüyordu, şarap şişesine baktı, bir bardak bile olmamıştı daha ama; içindeki hüzün sarhoş etmeye yetmişti onu. İnternete girdi sebepsiz, maillerine gelen yazıları okumaya başladı bir bir derken.



    Sonra bir yazı ilişti gözüne; ama en çok yazının sonundaki şiir. O şiir titretmişti hüzünlü benliğini.



    Hadi gel,şımarmak istiyor ruhum.

    Yaramazlık yapmayı özledi gel...

    Bak gözlerime, en derinlerime sakladığım seni çıkar yerinden.

    Gel...

    Bayım bu bayan seni çok özledi,

    Gel de susamışlığı al dudaklarımdan,

    Gel de doyur sensizlikteki özlemimi ...

    Gel de al beni, kurtar bu ikili deliliğin ortasından.



    Yada gelme...

    Mutluysan eğer kal,sakın gelme ama yardım et bana...



    İzin ver ,

    İzin ver yüreğime...



    Seni unutmasına izin ver benliğime.

    Al hatıralarımızı...

    Gelmesen de izin ver,

    Ben kurtulayım içine düştüğüm bu iki yüzlülükten.



    Ama izin verirken bile unutma,

    Sakın unutma...



    Unutmak istesem de seni, hep saklı kalacaksın yüreğimin gizli kalmış karanlık koridorlarında ve hep en değerli adam olacaksın hayatımda.

    .....

    .........

    ..............



    Baktı...

    Defalarca okuyup sadece baktı.

    Tek acı çekenin kendi olmadığını hissetti ve mutlu oldu. Pencerenin dışındaki yıldızlara takıldı gözü , yüreğini aldı derken yine avuçlarına ve sessiz sedasız savurdu kelimelerini havaya.



    Sen de bana izin ver lütfen... İzin ver, huzura kavuşsun ruhum...



    Devam Edecek
    Meral BİLGİÇ
     
  4. 18 Şubat 2008
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  5. çiRkin peRi

    çiRkin peRi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2007
    Mesajlar:
    248
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    Önder gözlerini açtığında Duygu ile buluşacağını düşününce birden kalkıp dolabına yöneldi, ne giymesi gerektiği konusunda en ufak bir fikri yoktu genç adamın.

    -Takım elbise çok mu abartı olur?

    Diye söyleniyordu bir yandan da, o sırada Duygu’da aynanın karşısında saçlarını topluyordu.

    -Olmuyor, topuz çok abartı oluyor. Serbest bıraksam.
    Aynaya baktı ve koca bir of çekti.

    -Neden bu kadar önemsiyorum ki sanki. Altı üstü bir kahve içeceğiz, belki biraz sohbet.Hadi diyelim bir şeyler başladı.Sonuç…En sonunda yine hüsran yine hüsran…

    İki ayrı evde ikisinin de kafası karışıktı. İçlerindeki garip heyecan korkutuyordu belki, belki de aşkın acı yönünü hatırlayıp yeniden yaşamak ürkütüyordu yüreklerini. Ama bilmedikleri bir şey vardı, aşk ne zaman çıkacağı belli olmayan bir şeydi. Aradığınızda asla bulunamayan ama istemediğinizde ise en olmaz zamanlarda dikilen karşınıza ve tüm korkularınızı unutturan. Ve şimdi karşılaştıkları anda tüm korkularının biteceği bir güne merhaba demişlerdi aynı saatlerde uyanıp, aynanın karşısında ne giyeceklerini düşünürken iki genç.

    Saati fark ettiğinde alelacele bir kot geçirdi genç kız üzerine. İki saat boyunca ne giyineceğini düşünüp en sonunda eline geçirdiği ilk şeyi giymişti işte. O sırada radyoda çalan şarkının sözlerine takıldı bir anda, sözcükler beyninde tekrarlanıyor , o ise sadece dinliyordu ve dinlerken de içine garip bir kimsesizlik duygusu çöküyordu içine.


    Bir akşam gözünde aşk tüterse.
    Geçmiş günler aklından geçerse
    Kalbin bomboş ümitler biterse
    Sen üzülme ben varım…

    Neler geçti kim bilir başından
    Sevgi umdun hep başkalarından
    Ağlama gidenlerin ardından
    O giderse ben varım…


    Bir anda telefonun sesiyle kendine geldi genç kız. İçine düştüğü yalnızlık duygusu yok oldu aniden.

    -Efendim…
    -Çıktın mı yani ekme düşüncen yoktur umarım beni?

    Cevap vermiyordu Duygu, çünkü telefonun diğer ucundan gelen ses, radyosundan gelen sesle aynıydı…

    -Duygu, orda mısın?
    -Şey evet, buradayım. Şarkı… Yani şarkıya takıldım.
    -Anladım, çok güzel değil mi? O zaman dinleyelim ve öyle konuşalım?
    -Tamam, görüşürüz birazdan.
    -Alo, Duygu…
    -Efendim?
    -Dinleyelim derken, birlikte demek istemiştim.
    -Nasıl yani?
    -İşte böyle..

    Diyerek mırıldanmaya başladı Önder radyodan gelen şarkıyla beraber…

    Zaman durdu sanki, beklerken seni
    Ben bir tek sevgiye bağladım kalbimi
    Ayrılmam hiç yanından istersen
    Çağırsan gelirim çok uzaklardan
    Eskiden korkardım yalnızlıktan
    Korkmam artık sen varsın…

    Duygu genç adamın sesine kaptırmıştı ve sadece dinliyordu.

    Gerçekten var mısın? Yani bu soruyu sormak için çok erken biliyorum da, hani ilerde gerçekten var olabilir misin hayatımda? Bir kahve ile kırk yıl girebilir misin hayatıma?

    Bir sürü soru kemiriyordu beynini, bir yandan da yüreğinde gizlediği adamın içten içe kıskandığını hissediyor ve çıkmak için çabaladığını fark ediyordu. O çıkmaya çabaladıkça hüzünleniyor buluşmaya gitmemeyi düşünüyor ama en sonunda neden kaybetmeliyim, sen gittin diyerek tekrar telefondaki sese yoğunlaşıyordu.

    Önder şarkıyı mırıldanırken, genç kızın ne düşündüğünü çok merak ediyordu.

    İlk görüşte kopardığın yüreğimin sesini duyurmak istesem sana, fazla mı acele etmiş olurum? İnandırıcılıktan çıkarır mı bu beni… Sana âşık oldum demek için çok mu erken acaba?

    Telefonun iki ucunda şarkının büyüsüne kapılmış ve ister istemez birbirlerinin hayatında hangi konumda olacaklarını düşünüyorlardı… Duygu dayanamayıp eşlik etmeye başladı Önder’e…

    Zaman durdu sanki beklerken seni
    Ben bir tek sevgiye bağladım kalbimi
    Ayrılmam istersen hiç yanından, çağırsam gelirim çok uzaklardan
    Eskiden korkardım yalnızlıktan korkmam artık sen varsın…

    Şarkı bittiğinde bir süre sustu ikisi de, ne diyeceklerini bilmiyorlar bu nedenle karşı taraftan bir söz duymak istiyorlardı. Birden Önder gülmeye başladı…

    -Ne oldu?
    -Hiç..
    -Ama gülüyorsun.
    -Evet.
    -Neden peki, neden gülüyorsun.
    -Eğer telefonda biraz daha seninle oyalanırsam bir randevumu kaçıracağım.

    Bu sözü duyunca bozuldu genç kız, yüzü asıldı birden, midesine ince bir sızı yerleşti nedenini bilmediği…

    -İyi peki ben seni meşgul etmeyeyim daha fazla, geç kalma…

    İçten içe bir kıskançlık duymuştu ve bunu sadece o değil Önder’de hissetmişti. Ve bu nedenle bir anda kalbi gülümsedi, Duygu’nun ses tonu ele vermişti onu ama genç adam mutlu olmuştu bir anda.

    -Tamam, o zaman yarım saat sonra görüşürüz

    Diyerek kapattı telefonu. Bir anda randevusu olduğunu hatırladı Duygu ve telefonu kapatırken Önder’in içinde ki gülümseme ona da yansıdı. Ama genç kız kahkahalarla gülüyordu kendine

    Yağmur yağdığını bildiği için şemsiyesini de alarak alelacele çıktı evinden. Yolda ilerlerken kendi kendine kızıyor, bir yandan da ister istemez kıskandığı kişinin yine kendisi olduğunu düşününce gülümsüyordu ister istemez.İçine düştüğü durumun da çok iyi farkındaydı aslında; ama korkuyordu. Hem de çok korkuyor ve korktuğu için de kaçıyordu.

    Bir tarafı mümkün olduğunca hızlı kahve içip kaçmak istiyordu, diğer tarafı ise Önder’le saatlerce oturup sohbet etmek. En kötüsü ise hangisi onun daha çok mutlu eder bilmiyordu. Ve bir süre daha bilemeyecek olmanın verdiği sıkkınlıkla durdurdu gelmekte olan taksiyi.


    Meral Bilgiç
    Devam Edecek
     
  6. 22 Şubat 2008
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  7. hxuxrrem 2000

    hxuxrrem 2000 SEN BU SEVGİYİ HAKETMEDİN Pro Üye

    Katılım:
    14 Aralık 2007
    Mesajlar:
    5.422
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    146
    mütiş siniz tebrik ederim........
     
  8. 22 Şubat 2008
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  9. Lisa_

    Lisa_ Aktif Üye Üye

    Katılım:
    2 Aralık 2007
    Mesajlar:
    86
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    çok etkileyici bir yazı tşkler
     
  10. 23 Şubat 2008
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  11. çiRkin peRi

    çiRkin peRi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2007
    Mesajlar:
    248
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    Değerli yorumlarınız beni çok mutlu etti.
    Teşekkür ederima.s.
     
  12. 1 Haziran 2008
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  13. Jatlim

    Jatlim Aktif Üye Üye

    Katılım:
    16 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    96
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Hadi gel,şımarmak istiyor ruhum.

    Yaramazlık yapmayı özledi gel...

    Bak gözlerime, en derinlerime sakladığım seni çıkar yerinden.

    Gel...

    Bayım bu bayan seni çok özledi,

    Gel de susamışlığı al dudaklarımdan,

    Gel de doyur sensizlikteki özlemimi ...

    Gel de al beni, kurtar bu ikili deliliğin ortasından.



    Yada gelme...

    Mutluysan eğer kal,sakın gelme ama yardım et bana...



    İzin ver ,

    İzin ver yüreğime...



    Seni unutmasına izin ver benliğime.

    Al hatıralarımızı...

    Gelmesen de izin ver,

    Ben kurtulayım içine düştüğüm bu iki yüzlülükten.



    Ama izin verirken bile unutma,

    Sakın unutma...



    Unutmak istesem de seni, hep saklı kalacaksın yüreğimin gizli kalmış karanlık koridorlarında ve hep en değerli adam olacaksın hayatımda.




    yazı süperr ama bu şiir bitirdi beni yaaa tebriklerrr
     
  14. 26 Haziran 2008
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  15. çiRkin peRi

    çiRkin peRi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2007
    Mesajlar:
    248
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    Şiirlerimle süslemek istemiştim yazılarımı beğenmeniz onur verici.
    Teşekkür ederim.Devam edecek yine ya biraz dinlenmek de gerek.
    Teşekkğr ediyorum tekrar hepinize.