sadece bilmek yetmez

Konusu 'Kişisel Gelişim' forumundadır ve talin tarafından 7 Temmuz 2009 başlatılmıştır.

    7 Temmuz 2009
    Konu Sahibi : talin
  1. talin

    talin Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    20 Haziran 2007
    Mesajlar:
    4.253
    Beğenildi:
    19
    Ödül Puanları:
    148
    Ağzımıza sakız ettiğimiz bazı cümleler bu aralar kafamı kurcalıyor…Bazı şeyleri o kadar sık telaffuz ediyoruz ki, neredeyse özünü yitiriyor.

    Eskiler boşuna ‘az laf çok iş’ dememişler!

    Konuştukça konuşuyoruz… konuştukça konuşuyoruz… hepimiz her şeyi biliyoruz maşallah…

    Peki neden çenemize vurmuş gibi susmak bilmiyoruz?

    Sanki hala kendi kendimizi ikna etmeye çalışıyor gibiyiz…

    Bunca bilgiye rağmen öğrenmemekte direndiğimiz en önemli şey şu: Sadece bilmek yet-mi-yoooor…

    ‘Aksiyon’ dediğimiz sihirli kelime olmadan hiçbir şey de-ğiş-mi-yooor!

    Bu konunun kitabını yazan var... Hatta her ihtimale karşılık CD’sini bile hazırlamış sağolsun. Kadın yaşamış görmüş ve demiş ki ‘Hayat Aksiyonu sever, Hayat Cesurları sever’.

    Lütfen kendimize dürüstçe soralım:

    Gerçekten cesur muyuz?

    Gerçekten risklere rağmen adım atabiliyor muyuz?

    Sadece kitap okumak veya CD dinlemek bizi cesur kılar mı?

    Bu konuda kendimize karşı gerçekten dürüst olabiliyor muyuz?

    Yoksa ‘çok laf az iş’e devam mı ediyoruz?…

    Bu, toplumsal bir hastalık aslında!

    (Hemen rahatlamayalım lütfen, toplum dediğimiz şey zaten tek tek bizlerin toplamından oluşuyor.)

    Rakı sofrasında memleket kurtaranlar gibi hissediyoruz kendimizi bazen…
    Bunu aşmak istiyorsak, önce ‘hasta’ olduğumuzu kabul etmemiz gerek’!Doğru teşhis edilmeyen hastalığın tedavisi de doğru olamaz! Malum...

    Sonunda çenemize vurur... Bastır bastır, nereye kadar?

    ‘Hep birlikte gelişiyoruz’ diyoruz mesela.

    Evet! Çok doğru! Çok da güzel ayrıca…

    Yine de herkes kendi gelişimini yaşıyor, bunu hatırlamakta fayda var!

    Yanımızda oturan gelişiyor diye, sırf aynı havayı teneffüs etmekle otomatikmen gelişmiyoruz yani.

    Gelişim öyle büyük bir pasta ki, herkes istediği büyüklükte ve sıklıkta dilim kesebiliyor.

    Kimimiz aç kalma pahasına korka korka minicik bir dilim keserken, kimimiz hazımsızlık çekme pahasına yiyebileceğinden büyük dilime göz dikebiliyor...

    Kimimiz de hazmettikçe yenisini kesmek üzere pastadan payımızı almayı tercih ediyoruz.

    Seçim her zamanki gibi bizim.

    Ya da, ‘Çok güzel bir farkındalık yaşadım’ diyor ve sonra da sanki bu yeterliymiş gibi yan gelip yatabiliyoruz.

    Hayır efendim, iş asıl o zaman başlıyor!

    Değişim ihtiyacı duyduğumuz bir konuda farkındalık yaşamak, değişimin ilk basamağı, son değil!

    Eğer adım atmakta zorlanıyorsak, o zaman belki de bir sonraki farkındalığımız ‘öğrenilmiş çaresizliğimiz’ ya da ‘atalet’ olabilir…

    Korkulardan bahsetmiyorum bile...

    Bir taraftan da bilinçaltımızla uğraşıp duruyoruz, peki bu yanlış mı?

    Elbette değil…

    Bilinçaltı dediğimiz bizim düşmanımız değil ki, o olmadan hayatta bile kalamazdık!

    O bizim bir parçamız, kabul görmek isteyen bir parçamız.

    Onu elimizin tersiyle itmek, 40 yıllık dostumuzu daha ilk yanlışında onca iyiliklerine rağmen hayatımızdan çıkarmaya benziyor.

    Peki gerçekten çıkarabiliyor muyuz?
    Elbette hayır! Sadece onu yok sayıyoruz!
    Aynı bilinçaltımıza yaptığımız gibi…
    Ona düşman gibi davranırsak, bizimle neden işbirliği yapsın ki?

    Biz ona yaklaşmadan, o bize niye yaklaşsın ki?

    Onun nasıl işlediğini anlamadan, varlığının üzerimizdeki etkisini kabullenmeden, onun üzerinde nasıl bir etkiye sahip olmayı bekliyoruz acaba?

    Değişmek isteyen bizim bilinçli tarafımız! Bilinçaltımız değil!!!

    Bilinçaltı kalıplarımızda bir değişiklik yapacaksak, bilinçli yeterlilikle işe başlamalıyız.

    İşte kitap ve CD gibi yardımcı kaynaklar tam da bu noktada bize güç veriyor.

    Onlar bizim alet çantamızdaki alet edevatlarımız...

    Gerisi bize kalmış…

    Eğer cesur olursak, adım atarsak, bilinçli yeterliliğimiz/değerliliğimiz bilinçsiz yeterliliğe/değerliliğe dönüşebilir.

    Adım adım, emek vererek...

    Biz korkularımıza tutunmayı seçtikçe, ‘rahatlık alanımızı’ terk etmekte tereddüt ettikçe, bilinçaltımız direksiyona geçmeye devam edecek, hem de nereye gitmek istediğimize aldırmadan…

    Gelin bu konuda hep birlikte bir egzersiz yapalım:

    Egzersizin temel şartı: Kendimize karşı dürüst olmak!

    Bu tarz söylemlerde bulunduğumuz her an, ağzımızdan çıkanı not edelim.

    Neyi ne sıklıkta söylüyoruz, önce onu bir görelim.

    Bir sonraki adıma, yani aksiyona geçebiliyor muyuz, bir bakalım.

    Geçemiyorsak, bizi engelleyen inançlarımızı tek tek not alalım.

    Ve başlayalım bir bir o inanç kalıplarının üzerinde çalışmaya…

    Adım adım, emek vererek, içselleştirerek...

    Bakalım neler olacak…


    dilek taşçılar'dan alıntıdıra.s.