sahibini arayan mektuplar

Konusu 'Aşk Mektupları' forumundadır ve kamilece tarafından 7 Haziran 2008 başlatılmıştır.

    7 Haziran 2008
    Konu Sahibi : kamilece
  1. kamilece

    kamilece kamilece.blogspot.com Üye

    Katılım:
    26 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    4.483
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    146
    2.MEKTUP

    Aramak... Ömür boyunca aramak... Yalnız seni aramak.. Paslı teneke kutularda, küf kokan dolaplarda, çerçevelerde, tenhalarda, ağaç diplerinde, sonra vapurlarda, trenlerde hep seni aramak. Belki bu şehirde değilsin. Ne çıkar? Seni arıyorum ya. Belki de aynı sokakta evlerimiz, sabahları beni görüyorsun işime giderken. Sonra akşamı bekliyorsun, alacakaranlığı... Beni bekliyorsun yada bir başkasını, bir başkasını..

    Hiç gel demeyeceğim sana.. Aramak neredeyse ben oradayım. Ayaklarım ne güne duruyor? Yok yok birden karşıma çıkma. Kaç saklan Seni aramak istiyorum.

    Git bu şehirden haydi git. Dağlara çık, o uzak dağlara. Rüzgarların krallığında hüküm sür. Baktın ki oraya da geldim, yine kaç. Başını al açıl denizlere. Gemilerin en güzeli, en büyüğü dilediğin limana götürmeli seni, dilediğin yerde demir atmalı. Ben küçük bir balıkçı kayığı ile peşinden gelsem yeter. Seni arıyorum ya!

    Bir yıl, beş yıl, on yıl değil; beşikten mezara kadar aramalı insan, ama ne aradığını bilmeli. Yaklaşıp uzaklaşmalı aradığından. Okyanus dalgaları üstünde bir küçük tekne gibi alçalıp yükselmeli. Yalınayak koşmalı yollarda, ayaklarını sivri taşlar kesip kanatmalı. Çöllerden geçmeli yolu, yanmalı kavrulmalı. Sonra gözün alabildiğine ak, soğuk ülkelere düşmeli. Buzlar kırılmalı ayaklarının altında, üstüne kar yağmalı.

    Bir gün bulacaksam bile parça parça bulmalıyım seni. Ayaklarını Afrika'dan getirip bir kağıt üzerine yapıştırmalıyım. Saçların Sibirya’da olmalı dudakların Çin’de. Gözlerin Hindistan'da bir mabudun gözleri olmalı. Ellerin İtalya'da bir heykelin elleri. Bulursam seni parça parça bulmalıyım. Yine de bir yerin eksik olmalı. Yeniden yollara düşmeliyim, onu aramalıyım.

    Ve tam seni tamamladığım anda ölmeliyim..
    ümit yaşar oğuzcan
     
  2. 7 Haziran 2008
    Konu Sahibi : kamilece
  3. kamilece

    kamilece kamilece.blogspot.com Üye

    Katılım:
    26 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    4.483
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    146
    3.MEKTUP

    Gelme diyecektim, geldin. İyi ettin geldiğine. Neredeyiz? Bir şehir yanıyor, dikkat et. Tutuşabiliriz. işte ilk ateş gözlerine düştü, sonra dudaklarına, saçlarının arasına kıvılcımlar doldu ışıl ışıl. Yanıyorsun, yanıyorum, yanıyoruz.

    Aranmakla yetinsek bunlar gelmeyecekti başımıza. Yinede memnunum. İyi ettin geldiğine. Taş olup kalmaktansa, ağaç olup yanmak iyi. Ellerini ver, ellerini. öpüşmeye susadım. Tırnak uçlarından öpmeye başlayacağım seni. Titreme, yanıyorsun. Koluma yat, sağ erkek koluma, güçlü erkek koluma. Dağılsın saçların, bırak. Nasıl olsa onları da öpeceğim tutam tutam. kulak memelerini, gür kaşlarını dudaklarını da öpeceğim. Dolgun dudaklarını seven, gözlerini, artık yaşamıyoruz. Belki de yaşamak bu, bizim bilmediğimiz. Öyleyse yeni yeni başlıyoruz yaşamalara, derin nefes almalara, o ölümsüz olmalara. Bir ekşi elma ısırıyordum, dişlerim kamaşıyordu omuz başlarını gördükçe ve biraz sen oluyordum sevdikçe, sevildikçe. diyordun, inadına yakıyordum. Yalvarıyordun, çıldırıyordum. Hiç ağlamadın. Ağlasan ne değişecekti. Ama ağlamadın işte yükseldin, yüceleştin. Tanrılaştın bir yerde. Öyle güzeldin anlatılmaz. Anlımdan ter boşanıyordu, saçlarım yapış yapış olmuştu. Yüz merdiven inip yüz merdiven çıkıyordum bir dakikada. Derin bir kuyudan su çekiyordum. Bir mağara ağazından sana sesleniyordum. Karanlıklar içinde birbirimizi aydınlatıyorduk. Sağır bir zamandı yaşadığımız. Sağır ve merhametsiz. Kör bir geceydi yumruklayan kapıyı, kör ve dilsiz. Artık hiç sönmeyecektik biliyorum....

    ümit yaşar oğuzcan
     
  4. 7 Haziran 2008
    Konu Sahibi : kamilece
  5. kamilece

    kamilece kamilece.blogspot.com Üye

    Katılım:
    26 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    4.483
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    146
    4.MEKTUP

    Senden hiç ayrılmamak vardı. Zamanı durdurmak, bütün saatleri
    parçalamak vardı. İsyan içindeydim. Neydi bu çaresizlik?
    Bizi çepçevre saran bu dört duvar neydi?
    Bir ara Tanrıyı düşündüm, peygamberleri, dinleri, kitapları düşündüm.
    Boş inançlarımız mıydı çaresizliği yaratan?
    O bizim eserimiz miydi? Öyleyse neden bizden büyüktü, güçlüydü?
    Bunca yıl neyi aramış, kimi özlemiştim? Madem ki benim olmayacaktın
    neden seni karşıma çıkardılar? Kim yaptı bunu? Bu kötülükler
    kimin eseri? Tanrının işi yokta bizi mi görsün? Öyleyse kime inanacağız?
    O kitaplar ki sabırdan bahsediyor. Ama ne kadar? Nereye kadar?
    O dinler ki duadan bahsediyor. Kime, niçin ve ne zaman?
    O peygamberler hiç sevmediler mi?
    Ben sana inanıyorum kitaplara değil.
    Ben seni istiyorum. Dua değil. Sabır değil.
    Artık gideceksin , biliyorum, vakit geç oldu. Yatakta izin kalacak,
    havada kokun ve yastığın üzerinde bir iki tel saçlarından.
    Telaş içinde giyinmeye başlayacaksın. <çoraplarında eğrilik var>
    diyeceğim, düzelteceksin. Dudaklarını boyarken, eğilip ensenden
    öpeceğim. İçin sevgiyle dolacak. Gözlerin ışıl ışıl < üzülme, üzülme
    diyeceksin, yine geleceğim.>
    Ya gelmezsen? Hayır hayır geleceğine inanıyorum.
    Yine gideceğini bilmek kötü. Dayanılmaz bir şey bu.
    Hatırlıyorum; elini uzattın, dedin ve gittin.
    Gözden kayboluncaya kadar baktım arkandan, sonra kapıyı kapattım,
    bir başka kapı açıldı yalnızlığa.
    Yürüyemiyordum, oturamıyordum. Yattım, uyuyamadım. Sanki
    yerçekiminden kurtulmuştum, boşluktaydım, ağırlığım kalmamıştı.
    Elimde, tam nabzımın üzerinde bir saat işliyordu her şeyden habersiz.
    Çıkardım, duvara çarptım, parçalandı ve durdu.
    Fakat sadece saatin sesiydi kaybolan.
    Yoksa zaman ilerliyordu..
    ümit yaşar oğuzcan
     
  6. 7 Haziran 2008
    Konu Sahibi : kamilece
  7. kamilece

    kamilece kamilece.blogspot.com Üye

    Katılım:
    26 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    4.483
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    146
    5.MEKTUP

    Ayrılık diye bir şey yok. Bu bizim yalanımız. Sevmek var aslında, özlemek var,
    beklemek var. Şimdi nerdesin? Ne yapıyorsun? Güneş çoktan doğdu. Uyanmış
    olmalısın. Saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi? Öyleyse ayrılmadık.
    Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz


    Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum. Önce beklemekten. Ömür boyunca
    ya bekliyor ya bekletiyor insan. İkisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın.
    Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar, sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini..
    Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını, kanunlara saygı göstermesini, insanları
    sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar. Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun.
    Ya o? Ya o? İnsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat, çocuklarından saygı
    ve bir parça huzur bekliyor, saadet bekliyor yaşamaktan. Zaman ilerliyor, bir gün o da
    ölümü bekliyor artık. Aradıklarının çoğunu bulamamış, beklediklerinin çoğu gelmemiş
    bir insan olarak göçüp gidiyor bu dünyadan. İşte yaşamak maceramız bu.
    Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak ve yaşayıp beklerken ölmek!
    Özleme bir diyeceğim yok. O kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası.
    O nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı. O tek güzel yönü bekleyişlerimizin.
    İnsanlığımız özleyişlerimizle alımlı, yaşantımız özlemlerle güzel.
    Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin. Bir kokusu var bütün çiçeklere
    değişmem. Bir ışığı var. bir rengi var seni özlemenin, anlatılmaz.
    Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam; seni özlediğim içindir. Beklemenin korkunç
    zehiri öldürmüyorsa beni; seni özlediğim içindir. Yaşıyorsam; içimde umut varsa,
    yine seni özlediğim içindir.
    Seni bunca özlemesem; bunca sevmezdim ki!
    ümit yaşar oğuzcan
     
  8. 7 Haziran 2008
    Konu Sahibi : kamilece
  9. kamilece

    kamilece kamilece.blogspot.com Üye

    Katılım:
    26 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    4.483
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    146
    6.MEKTUP

    Gözlerine baktığım zaman susmanın bir sebebi olmalı.
    Bana kendini anlat. Korkularını, dileklerini söyle
    bana. Aşktan ne bekliyorsun? Dostluk mu? Al, istediğin
    kadar... Yüreğimi apaçık önüne seriyorum işte! Orada
    sevdiğin, isteğin ne varsa al, senin olsun. Sana
    arzularımın ötesinden sesleniyorum.

    Aydınlık! sen en güzel aydınlık! Bizi bırakma.
    Kalplerimizde girmediğin köşe kalmasın. Çek, kurtar
    bizi insan yaratılılışımızın korkunç
    karanlığından. İçimizde, ta derinlerde kükreyen o vahşi
    hayvanı sustur. Düşüncelerimizi tırmalayan o kanlı
    pençeden kurtar bizi. Unutulmuşların dünyasında biz
    unutmak istemiyoruz.

    Haydi sevdiğim sen de aç yüreğini. Dostluğun o ölümsüz
    ışığı dolsun içine. Saçlarımı okşadığın zaman, annemin
    eli sanmalıyım ellerini. Dudakalrından yalnız aşkın
    hazzını değil, dostluğun doyulmaz içkisini de
    içmeliyim. Bana önce insanlığımı öğret, bana
    unutmamayı öğret. Seni hiç unutmak istemiyorum.
    Bilinmeyen içkilerin en zevk dolu sarhoşluğunda
    yaşayalım seninle. Kurtulalım bu korkulardan, bu
    çaresizliklerden.

    Beni hiç unutmayacaksan sev, usanmayacaksan sev.
    Birlikte yaşadığımız her dakika ömrümüzün bir yılına
    bedel olmalı. O dakikaları hatıraların sonsuz
    mezarlığına göemceksek hiç yaşamayalım.

    Önce zamandan kurtulmalıyız öyleyse. Birbirini
    yenilemeli saatlerimiz. Yarın bu günü aratmamalı.
    Yerçekiminden kurtulurcasına aşmalıyız zamanı seninle.
    O dost zamanı, o dostça zamanları.

    Bana "gel" dediğin an; mesafeler de anlamını
    kaybetmeli. Yolları dakikalrla, günleri kilometrelerle
    ölçmemeliyiz. Beraberliğimiz, bütünlüğümüz hiç
    bitmemeli. O hiç sönmeyen dostluk ateşinin çevresinde
    hep böyle elele, dizdize olalım. Ne yağmur söndürmeli
    o ateşi ne rüzgar. Yüreklerimiz hep böyle ışıl ışıl
    olmalı alevlerinde.

    Hadi sevdiğim, sen de aç yüreğini. Bana kendinden
    bahset. Hep ben ol, durmadan ben ol istiyorum.
    Dudaklarım kurudu bak! Bir yudum su ver güzelliğnin
    pınarından. Acıktım dersem iyiliğinle doyur beni.
    Üşüyorsam; yalnız dostluğunun ateşinde ısınsın
    ellerim.

    Benim olma demiyorum. Ama önce ben ol. İnan, ben hep
    sen olacağım, baştanbaşa sen olduğum için.

    Aşkta kaybettiklerimizi dostlukla tamamlayalım. Gel,
    aydınlık, bizi bekliyor..
    ümit yaşar oğuzcan
     
  10. 7 Haziran 2008
    Konu Sahibi : kamilece
  11. kamilece

    kamilece kamilece.blogspot.com Üye

    Katılım:
    26 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    4.483
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    146
    7.MEKTUP

    Bugün bir yalnızlığa düştüm yine..

    Başımı ellerimin arasına aldım, sessizce ağlamaya başladım. Önümde yarıya gelmiş bir konyak şişesi ''Beni iç'' diye fısıldıyordu, ''Beni iç'' Sonra yalvarmaya başladı: ''Ne olur'' dedi ''Ne olur haydi iç beni.'' Bir bardak doldurdum, tepeme diktim. Şişe rahatladı, sustu.

    Hani ellerimiz birbirine değince nasıl oluyorduk? İşte öyle oldum. Hani bakışlarımız buluştuğu zaman, bir başka türlü atması vardı yüreklerimizin, onu hatırladım. Sonra bir tren hareket etti. Sabahtı. Karşı karşıyaydık. Konuşuyorduk. Ben sevmek diyordum durmadan. Gözlerim gözlerine soruyordu. ''Seviyor musun?'' diye. Hep evet diyordu gözlerin, ellerin, dudakların hep evet diyordu.

    Oysa ki bir çok hayır diyen insanlar vardı çevremizde. Örneğin: bir çocuk hayır, diyordu, bir kadın, bir adam, bir başkası hayır diyordu. Hayır`lar arasında ezilmeye mahkumdu evet`lerimiz.

    Tren ilerliyordu. Gözlerin gözlerime soruyordu ne olacak diye. Sigara üstüne sigara yakıyordum, kadeh kadeh içki içiyordum; fakat bilmiyordum ben de ne olacağını. Bizi sürükleyen bir akıntıydı. Durduramazdık onu, hükmedemezdik ona. Bir anafora rastlayıp yok oluncaya kadar akıp gidecektik işte. Peki anafor nerdeydi? Uzak mıydı? Belki çok yakındı kim bilir. Biz onu göremeyecektik. O gözlerimizi kör ettikten sonra saracaktı bizi buz gibi kollarıyla.

    Tren ilerliyordu. Pencereden deniz görünüyordu. Denize akşam güneşi vurmuştu. Renk renk kayıklar gördük kıyılarda. Denize taş atan çocuklar gördük. Uzakta bir balıkçı ağlarını topluyordu.

    Ve tren ilerliyordu. Kadere yaklaşıyorduk. Bir alacakaranlık bastı zamanı. Gözlerim gözlerindeydi. Ellerini tuttum. titredin. Acı acı bir düdük öttü. Bir şeyler koptu içimizden. Sonra tren durdu, indik, yollarımız ayrı ayrıydı.

    Şimdi o gün verdiğin yalnızlığı yaşıyorum...
    ümit yaşar oğuzcan
     
  12. 7 Haziran 2008
    Konu Sahibi : kamilece
  13. kamilece

    kamilece kamilece.blogspot.com Üye

    Katılım:
    26 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    4.483
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    146
    8.MEKTUP

    Burası büyük şehir, günahkar şehri, o vurdum duymaz, o deli dolu
    şehir. Ben bu şehirde sensiz yaşayamam. Bir gün kanıma girer şu
    kalabalık, şu caddeler, şu tıklım tıklım gazinolar. Burası şarkılar
    şehri , resim gibi kadınlar, kadın gibi erkekler şehri.
    Ben bu şehirde yaşayamam


    İnsan bir vapur olmalı bu şehirde, bir tramvay olmalı, bir otomobil olmalı.
    En iyisi bir bulut olmalı, gelip evinin üstünde durmalı. Madem ki bulut değilim;
    ben bu şehirde sensiz yaşayamam.

    Şehirlerde insanlara benzer. Gövdeleri, ayakları, dudakları, gözleri vardır,
    yürekleri vardır, kocaman kocaman elleri vardır. Bu şehrin yüreği sende
    çarpıyor. İnsan, sana kan taşıyan bir damar olamayacaksa;
    bu şehirde yaşamamalı. Çekip gitmeli.

    Şehirlerde insanlara benzer. Duyguları, açlıkları, uykuları vardır, kinleri
    ve nefretleri vardır, aşkları vardır, büyük. İnsan aşık değilse,
    bu şehirde yaşamamalı, çekip gitmeli.

    Şehirlerde insanlara benzer. İnsan bir şehir olmayacaksa, senin içinde
    yaşadığın; artık yaşamamalı buralarda, çekip gitmeli.
    Bir gününde dört mevsim var bu şehrin. Her sokağında bir dünya var.
    Bütün sefaletiyle, bütün çirkinliği ile, bütün ******luklarıyla bu şehir
    baştanbaşa sevgi.
    Bu şehir baştanbaşa sen.

    Bu şehirde sevmeyen, ya da seni tanımayan yaşadım demesin.
    Ölüler susmasını bilmeli....


    ümit yaşar oğuzcan
     
  14. 7 Haziran 2008
    Konu Sahibi : kamilece
  15. kamilece

    kamilece kamilece.blogspot.com Üye

    Katılım:
    26 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    4.483
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    146
    9.MEKTUP

    Bana çılgın diyorsun , seni sevdiğim için. Yanılıyorsun, sevmek çılgınlık değil. Sevmek insan tarafımızı bulmamızdır bence. Biraz da yaklaşmamızdır Tanrıya zaman zaman.

    Dünyada sevmeyenlere, sevemeyenlere acımalı. O ot gelip, ot gidenlere acımalı. Sevebilen insan kendini keşfetmiş insandır. Talihli insandır. Çektiği bütün acılara rağmen; mutlu, kıvançlı insandır o.

    Aşktır yücelten bizi ve derinliğimiz aşktandır. Gerisi boş, yalan. Aşksa, sevmektir. Durmadan, nefes alırcasına sevmektir. Sevmekle sevilmek ayrı şeyler...Sevilmeyi çoğaltmak, ona bir başka şekil vermek, daha da yoğunlaştırmak onu elimizde değil. Oysa ki sevgimizi dilediğimiz gibi yoğurabilir, dilediğimiz şekli verebiliriz ona.. Derinlikse derinlik, yükseklikse yükseklik, genişlikse genişlik. Sevmekte gücümüz var, irademiz var, aklımız var. Biz varız sevmekte. Sevmek yaratmaktır bir bakıma. Sevilmekse yaratılmak.. Demek ki biz seninle birbirimizi yaratıyoruz durmadan. Sen beni yarattıkça güzelsin işte ve ben seni yarattıkça güçlüyüm, daha bir insanım.

    Beni sevmeseydin yine bir şey değişmeyecekti benim için. Sen biraz eksik kalacaktın biraz sen kaybedecektin. O kadar.. Şimdi insanların en güzeliyiz, en iyisiyiz elbette. Seviyoruz seviliyoruz. Sevgimi anlamadığın ve ona saygı göstermediğin anda ölebilirim .Karşılık vermediğin anda değil.

    Birbirimizi yeniden yaratmaya devam edelim.

    ümit yaşar oğuzcan
     
  16. 7 Haziran 2008
    Konu Sahibi : kamilece
  17. kamilece

    kamilece kamilece.blogspot.com Üye

    Katılım:
    26 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    4.483
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    146
    10.MEKTUP

    Kimdi o ? Yanındaki kimdi? Ne konuşuyordunuz? İşte buna dayanamam. Kahrolurum.

    Dün gece ne yaptın? Nereye gittin? Ah otursaydın, beni düşünseydin ya? Eğlenebildin mi bari? Yatarken ne okudun? Sonra iyi uyuyabildin mi? Rüyanda neler gördün? Söylesene.. Anladım artık beni sevmiyorsun. Sevdiğini sanmakla yanılmışım. Zaten çirkin bir adamım ben, sinirliyim. kıskancım. fazla hisliyim. Suçluyum. Kendimi sevgilerimin bencilliğinden kurtaramadım. Zayıf, bencil bir adamım öyleyse. Sonra yalancıyım, iki yüzlüyüm. Seninle konuşurken seninle yatmayı düşünüyorum. Sevgiyle elini tuttuğum zaman, aslında kalçalarını tutuyorum. bilmiyorsun. Kendime göre hesaplarım var benim. Yanımda olman gurur veriyor,sevinç veriyor bana. Fakat sana kimse bakmasın istiyorum, kimse konuşmasın seninle. Hep benim ol. Günün her saatinde ve ölünceye kadar benim ol.

    Beni seviyor musun? Evet mi? Öyleyse söyle. Kimdi o? Yanındaki kimdi? Nereye gidiyordunuz? Seven zalimdir biliyorsun, aşk egoisttir. Sen zalim olma. Anlamıyorsun, anlamıyorsun.... Biraz anla beni. Sana sitem etmeyeceğim artık. Bütün suç benim. Seni bu kadar sevmemeliydim. Şu köhne ve utanmaz dünyada ne bir kimse bu kadar sevilmeye değer, ne de bir kimsenin bu kadar sevilmeye hakkı var. Kendimizi ne sanıyoruz? Biz kimiz? Sus cevap verme. Teselliye ihtiyacım yok.

    Seni bu kadar sevmenin cezasını kendime ödeteceğim. Göreceksin...
    ümit yaşar oğuzcan
     
  18. 7 Haziran 2008
    Konu Sahibi : kamilece
  19. kamilece

    kamilece kamilece.blogspot.com Üye

    Katılım:
    26 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    4.483
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    146
    İlk defa göz göze geldiğimiz anı hatırlıyor musun?
    Kaçamak bir buluşmasıydı bu gözlerimizin.
    Seni istiyordum, biliyordun... Bakışların duygulu,
    anlayışlıydı, özlemliydi zaman zaman.
    Bakışların bir şarkı söylüyordu hiç bilmediğim.
    Seni dinliyordum, bakışlarını dinliyordum.
    Dağbaşında apansız karşıma çıkan bir pınardı
    sanki gözlerin. Eğilip su içmek istiyordum
    kirpiklerinin arasından. İçimde yaktığın ateşi
    söndürmek istiyordum. Ama o ateş gitgide
    büyüdü işte! Şimdi biraz da sen yan artık,
    benim yanacak yerim kalmadı.
    İnanamıyorum, sen var mısın? İnanamıyorum
    bir türlü. Tuttuğum ellerin mi? Öptüğüm
    dudakların mı? Kim bilir? Belki de yoksun,
    berbir rüyâ görüyorum, biraz sonra
    uyanacağım. Herşey ansızın silinecek.
    Ne saçların kalacak ortalıkta, ne gözlerin.
    Yine kahrecici yalnızlığıma döneceğim.
    Biraz daha yıkılmış, biraz daha sensiz.
    O gün ilk defa seni gördüm. Düşün, sen
    dünyaya geleliberi kaç yıl geçmiş aradan.
    Düşün, ne kadar çok özlemiştim seni.
    Öyleyse hiç gitme, ne olur? Vereceğin her
    kedere razıyım. Acıların en büyüğünü sen
    tattır bana, zehirlerin en şiddetlisini senin
    elinden içeyim. Ama gitme ne olur?
    Dudaklarım kurumuştu, içim yanıyordu.
    Suya hasret, kurumuş bir ot gibiyimdim.
    Yağmur olup yağdın üstüme, yaşardim,
    filizlendim. Sonra güneş oldun, hayat
    verdin bana, koku verdin, renk verdin.
    Şimdi bırakıp gidersen bir daha ve son defa
    yine kuruyacağım, dağılıp toz olacağım
    anlıyor musun? Çünkü senden sonra kimse
    gelmeyecek, biliyorum. Kimseler çalmayacak
    kapımı. Gidersen beni bana mahkûm edeceksin,
    keşke ölsem diyeceğim o zaman, keşke ölsem!

    Şimdi sendeyim, seninleyim, seni yaşıyorum.
    Beni bana bırakma!
    Senden bir parçayım artık, belki de baştanbaşa
    sen oldum farkında değilsin. Beni bana bırakma!
    Sen olduğun için mutluyum. Sen olduğum için de.
    İstersen ben olma. Hiç benim olma.
    Ama bırakma beni ne olur?
    Beni, bana bırakma!

    ümit yaşar oğuzcan