Sait Faik Abasıyanık Siirleri

Konusu 'Şiir' forumundadır ve roxett tarafından 27 Ağustos 2006 başlatılmıştır.

    27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  1. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    Sait Faik Abasıyanık (1906 - 1954)

    1906 yılında Adapazarı'nda dünyaya geldi. Babası Mehmet Faik Abasıyanık, kereste, ceviz kütüğü üzerine iş yapan bir tüccardı. Dedesi Sait Ağa'nın Adapazarı'ndaki kahvesi, aydın kişilerin toplantı yerdi. Annesi Makbule Hanım, Adapazarı'nın ileri gelenlerinden Hacı Rıza Bey'in kızıdır. İstanbul Erkek Lisesi'nin onuncu sınıfından Bursa Lisesi'ne geçerek oradan mezun oldu. Bir süre Edebiyat Fakültesi’nde okudu. Babasının isteği üzerine ekonomi tahsili için İsviçre’ye gitti. 15 gün sonra Fransa’ya geçti. 3 yıl orada yaşadı. Geri dönünce, aile mesleği olarak ticaretle uğraştıysa da başarılı olamadı. Fransa'dan döndükten sonra kısa bir müddet Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi'nde Türkçe grup dersleri öğretmenliği yaptı.

    Bütün ömrünü, bazan Şişli'de Bulgar Çarşısı'ndaki apartmanında, çoğu zaman da Burgaz Ada'daki köşklerinde annesi ile geçirdi. Evlenmedi. 11 Mayıs 1954 Salı günü sirozdan ölmesinden sonra evi, müze haline getirildi. Annesi bir Sait Faik Hikaye Armağanı düzenledi. Şiir, roman ve hikâye türlerinde eser vermiştir
    BİR MASA

    Bize bir masa ayır Yankimu
    Aleksandra'mla benim için
    Bir masa.
    Üstü çiçeksiz
    Örtüsü gazeteden
    Şarabı aşktan
    Hem hülyadan.
    Aleksandra'm mızıka çalsın
    Siyaha çalar parmaklarıyla
    Güftesi bayağı şarkılar
    Adi havalar.
    Meyhane acı zeytinyağı koksun
    Sen hoşnut ol Yanakimu.



    Sait Faik Abasiyanik
     
  2. 27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  3. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    KIRMIZI YEŞİL

    Kıyısına tuz ileten rüzgarı
    balıkların yüzdüğünü duyarım
    Dinlerim yosunların konuştuğunu
    midyelerin ağladığını.
    Aşkın bir kanadı vardır kırmızıdır
    delinir
    kan akar.
    Bir kanadı var
    zehir yeşili...
    ***************
    MARİKULA DOĞUR

    İstemem eski rüyalardaki kadın resimlerini
    Tombul ve beyaz.
    Bana bir taze dişin, yazın kumsalda kızarmış
    Tüylü altın bacağın yeter.
    Ve tren yollarında tüten öğlelerin
    Kışın şarap içtiğimiz kahvelerdeki
    Boyalı kadınlar rüyası... bitsin.

    Ne su başlarında tavus tüyleri gibi çeşitli böceklerin hasreti
    Ne çayır içinde gülüşen çocukların yırtık mintanları.
    Sen: Taze dişlerinde hıyar kokusu...
    Ağzında olgun domateslerin çekirdeği
    Karpuz ve erik.

    Doldursun bütün bu sahili Marikula
    Çıplak dizlerinde ağları ördüğün zaman
    Birdenbire sancılanarak yapacağın çocuklar.
    Vapurlara seslenecekler Marikula:
    - Hey, kaptan dur!
    Her dokuz ay on günde ikizlerini
    Sandallar boş bekliyor.
    Balık yalnız tutulmuyor Marikula.

    Bacakları çevik çocuklarım sendedir!
    Doğur Marikula doğur!
     
  4. 27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  5. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    MEKTUP

    I

    Vapurun dümen yerinde çaldığım ıslık
    Yağmurlu güvertedeki türküm
    Sana yaklaşmaya vesiledir
    Yoksa canım, seni unutmak için değil.
    Senden sonra ancak anlaşılır
    İnsanoğluna öğretilen yalanlar.
    Senden sonra anlaşılır ancak
    Boşluğu herşeyin.
    Seninle beraberdir dolu kadehler
    Şaraplar seninle aziz
    Cigaralar seninle tüter
    Ocaklar seninle yanar
    Yemekler seninle yenir.

    II

    Senden bahis açılmadıkça susmak isterim
    Senden bahis açılmaya vesiledir.
    Kınalıada, vapur, deniz, yunus
    Şimdiye kadar neden gökyüzü değildi
    Niye böyle oldu
    Neden kitapları severdim?
    Bu şehirde ikimiz birden nefes alıyoruz
    Yoksa neye yarardı bu garip şehir?
    Burada senin doğduğun bana malumdur
    Yoksa sever miydim minareleri
    Süleymaniye'yi?
    Sen gavur olduğun halde.
     
  6. 27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  7. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    O VE BEN

    Sana koşuyorum bir vapurun içinden
    Ölmemek, delirmemek için.
    Yaşamak; bütün adetlerden uzak
    Yaşamak.
    Hayır değil, değil sıcak
    Dudaklarının hatırası
    Değil saçlarının kokusu
    Hiçbiri değil.
    Dünyada büyük fırtınanın koptuğu böyle günlerde
    Ben onsuz edemem.
    Eli elimin içinde olmalı.
    Gözlerine bakmalıyım
    Sesini işitmeliyim
    Beraber yemek yemeliyiz
    Ara sıra gülmeliyiz.
    Yapamam, onsuz edemem
    Bana su, bana ekmek, bana zehir
    Bana tad, bana uyku
    Gibi gelen çirkin kızım
    Sensiz edemem.
     
  8. 27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  9. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    SÖZ AÇINCA

    Fırtınaları ayağınıza
    Meltemleri saçınıza yollayacağım.
    Yakamozlar tırmanacak göğsünüze
    Martılara söyleyeceğim gelsinler.
    Sivriada'nın boz tavşanları
    Kulağınıza fısıldayacak.
    Sandalsız balıkçılar da gelecek.
    Ay ışığını
    Martının sırtından alıp
    Akşam üstlerini
    Kordela balığından
    Karabataklardan karanlığı
    Ben alıp getirsem...

    Nisan yağmurları yağmış Levent'e
    Onlar tanıklık etsinler olmazsa.
    Nisan yağmurları tane tane.
    Benden yana konuşacaklar bakın
    Cümle balıkçılar
    Karidesler, pavuryalar, böcekler
    İstakozlar.

    Akdeniz adalarına haber yolladım
    Sardunya Adası benden yana çıkacak
    Yırtık yelkenler benden yana.
    Benden yana bu yas dökülmüş sandallar
    Medarı Maişet, Şemşiri Hücum, Maksut Kaptan
    Ceylanı Bahri, Denizkızı, Bereket motorları benden yana.

    Ama ben yine de tavşanları
    Sivriada'nın boz renkli tavşanlarını
    Kimselere değişmem.
    Onları göndereceğim kulağınıza
    Fısıldamaya
    Meremet yapan Ermeni kadınları var ya Kumkapı'da.

    Arslan gibi kadınlar
    Memelerinden sert balıkçılar süt emmiş
    Ak düşmüş saçlarına erkek yürekleri açılmış.

    Meremet yapan kadınlar
    Onlara da açtım bu sevdadan.
    Hepsi
    Marmara
    O canım su
    Sivriada
    O yalnızlık, kimsesizlik, balıkçının hürriyet heykeli.

    Dülger balığı
    O canavar görünüşlü
    O uysal balık.
    O sandallar, o tavşanlar, o motorlar
    Hepsi hepsi gelecekler.
    Deniz diplerinden yakamozlar
    Dikenleri batan süngerler
    Hepsi hepsi gelecek.
    Benim için konuşmaya, dinlersen
    Onlara da açtım bu sevdadan.
     
  10. 27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  11. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    YEİS

    Akşam üstleri geliyor
    Tam insanlar işten çıkarken.
    Salkım salkım tramvaylardan
    Bir güzel çocuk yüzüyle gülümsüyor
    Namussuz, akşam üstleri geliyor.

    Neremden yakalıyor, bilmiyorum
    Ben tam sevmeye hazırlanırken
    On altı yaşındaki sevgilimi.
    Elini elimle tutmak
    Yirmi dört saatte bir
    Sıcak bir laf dinlemek isterken
    Rezil... Tam o saatlerde geliyor.
     
  12. 27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : roxett
  13. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    Şimdi Sevişme Vakti

    Şimdi Sevişme Vakti

    Çıplak heykeller yapmalıyım,
    Çırılçıplak heykeller
    Nefis rüyalarınız için
    Ey önünden geçen ak sakallı kasketli,
    Yırtık mintanından adaleleri gözüken
    Dilenci
    Sana önce
    Şiirlerin tadını
    Aşkların tadını
    Kitaplardan tattırmalıyım
    Resimlerden duyurmalıyım. resimlerden...

    Şu oğlan çocuğuna bak
    Fırça sallıyor
    Kokmuş manifaturacının ayağına
    Dörtyüzbin tekliğinden
    On kuruş verecek

    Seni satmam çocuğum
    Dörtyüzbin tekliğe,
    Ne güzel kasların var
    Ne güzel bileklerin
    Hele ne ellerin var, ne ellerin.

    Söylemeliyim,
    Yok
    Yok... meydanlarda bağırmalıyım.
    Bu küçük
    Güllerin buram buram tüttüğü
    Anadolu şehri kahvesinde
    Kiraz mevsiminin
    Sevişme vakti olduğunu.

    Resimler seyrettirmeli, şiirler okutturmalıyım
    Baygınlık getiren şiirler
    Kiraz mevsimi, kiraz
    Küfelerle dolu pazar.
    Zambaklar geçiriyor bir kadın.
    Bir kadın bir bakraç yoğurt götürüyor
    Sallıyor boyacı çocuğu fırçasını
    Belediye kahvesinde hâlâ o eski, o yalancı
    O biçimsiz bizans şarkısı.

    Sana nasıl bulsam, nasıl bilsem,
    Nasıl etsem nasıl yapsam da
    Meydanlarda bağırsam
    Sokak başlarında sazımı çalsam
    Anlatsam şu kiraz mevsiminin
    Para kazanmak mevsimi değil
    Sevişme vakti olduğunu...

    Bir kere duyursam hele güzelliğini, tadını,
    Sonra oturup hüngür hüngür ağlasam
    Boş geçirdiğim, bağırmadığım sustuğum günlere
    Mezarımda bu güzel, uzun kaslı boyacı çocuğunun
    Oğlu bir şiir okusa
    Karacaoğlan'dan
    Orhan Veli'den
    Yunus'tan
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 31 Mayıs 2008
  14. 27 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : roxett
  15. EflatunSu

    EflatunSu Aktif Üye Üye

    Katılım:
    15 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    532
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    Sait Faik'in yeri bambaşkadır bende.Onunla tanışmam yani eserleriyle lise 1. sınıfıma denk geldi.Daha öncede biliyordum ama o zaman daha farklı oldu benim için.
    Edebiyat öğretmenimin verdiği ödev için okulumuzun kütüphanesine gittim.Masanın üzerinde unutulmuş kitabını aldım elime.Okumaya başladım.Kredili sistem vardı o zaman.O kitaptan sonra boş derslerimde koşarak kütüphaneye gitmeye başladım.Tüm kitapların okudum.İyiki okumuşum.
    Paylaşımın için bu güzel şiirleri hatırlattığın için tekrar teşekkür ederim.