Sakınılması gereken bir beyaz : TUZ

Konusu 'Sağlıklı Beslenme' forumundadır ve seaBahAR tarafından 25 Kasım 2008 başlatılmıştır.

    25 Kasım 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  1. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238
    Sıradan bir beslenme sohbetinde bile ilk önce sakınılması gereken 3 beyazdan biri olan tuzdan söz ediyoruz. Buna rağmen yemeğin tadına bakmadan tuzluğa eli gidenlerin sayısı az değildir.

    Tuzun tarihi insanoğlunun emek savaşlarının da tarihidir. Tarih boyunca en önemli tatlandırıcı ve koruyucu madde olarak kullanılmıştır. Ama asıl önemi, vücudumuzdaki sıvıları dengeleyici özelliğinden kaynaklanmaktadır.

    Tuzun bileşenleri olan sodyum ve klorürün vücudumuzda çok önemli görevleri vardır. Klorür, hücre ile çevresi arasındaki su dengesini sağlar, sindirimde önemli rol oynar. Sodyum ile birlikte kanın asit- baz dengesini korur. Sodyum, kan hacminin ve kan basıncının düzenlenmesini sağlayarak sinir uyarılarının iletimini kolaylaştırır. Kalp ve kas kasılmaları için gereklidir. Vücudumuzda tuzun tutulmasını sağlayan bir sistem vardır.

    Tuz olmasa vücudumuz çalışmaz. Hastanelerin yoğun bakımlarında, ameliyatlarda tuzlu su ( serum) verilmesinin nedeni hastayı şoka girmekten korumak içindir.

    Ancak doğanın dengesi bıçak sırtı gibidir. Tüm diğer gereksinimlerimizde olduğu gibi azı karar çoğu zararı tuz içinde söyleriz.

    Erişkin bir insanın günlük tuz ihtiyacı 5-6 gram kadardır.
    2 çay kaşığı kadar olan gereksinimimizi aslında gün içinde yiyeceklerimizle zaten alırız. Fakat günümüzde yapılan araştırmalar bir insanın günde 15 gramdan fazla tuz tükettiğini gösteriyor. Oysa daha geleneksel yaşayan insanlar bizlere kıyasla tuzu çok daha dengeli tüketiyorlar. Örneğin Eskimolar, zaten yeterince tuz içeren deniz ürünlerine fazladan tuz ilave etmiyorlar. İçinde yaşadıkları soğuk iklim şartları besinler için zaten doğal bir koruyucu niteliğinde. Fakat "medeniyetin" onlara da ulaşması yüzünden Eskimoların da tuz kullanımı yüksek miktarlara ulaşıyor. Amazonlarda yaşayan Kızılderili kabileleri ise hiç tuz kullanmıyor ve bu insanlarda hipertansiyon hiç görülmüyor.

    Günümüzde birçoğu sağlık alanında olmak üzere tuz, 14 bin ayrı ürünün imalatında kullanılıyor. Koruyucu görevini şişeleme, konserve, vakumlama ve derin dondurma gibi daha yeni yöntemler üstlenmiş olsa da her geçen gün daha fazla tuz tüketiyoruz.

    Tuz tüketiminin düzenli olarak artması şişmanlık, nefrit (böbrek iltihabı), yüksek tansiyon ve damar sertliği gibi hastalıkları da beraberinde getiriyor. Ayrıca fazla tuz tüketimi, idrarla kalsiyum atılmasını artırarak kemiklerde kalsiyum kaybına neden oluyor.

    Tuz tüketimiyle hipertansiyon arasında yakın bir ilişki vardır.

    Dünyada 1 milyar hipertansiyon hastası var ve her yıl 7 milyon insanın bu hastalık nedeniyle ölüyor. Bu hastalığın temel nedeninin, yiyeceklerle aşırı tuz kullanma alışkanlığı olduğunu araştırmalar gösteriyor.


    Farkına varmadan Tuz aldığımız yiyecekler:
    Maden suları,
    Hazır bisküviler,
    İşlem görmüş hazır gıdalar,
    Hamur işleri,
    Ekmek çeşitleri,
    Bazı ilaçlar(antaasitler, laksatifler, sakinleştiriciler vb..)
    Efervesan tabletler,
    Kurutulmuş, tuzlanmış, konserve, salamura yiyecekler,
    Kavrulmuş kuru yemişler,
    Et suyu tabletleri
    Hazır salata ve yemek sosları

    Bu yiyeceklerden günde ne kadar yediğinizi düşünün!


    Yiyeceklerinize ne kadar tuz eklersiniz?
    Bir test:
    Bir tabak ya da kase alın üzerini folyo veya bir kapakla kapatın. Üstü kapalı kasenizde patlamış mısır varmış gibi düşünün ve normalde eklemeyi düşündüğünüz kadar tuz serpin. Ne kadar tuz eklediğinizi ölçün. Serptiğiniz tuz miktarı ¼ çay kaşığımı ya da daha fazla mı?​


    Tuzu azaltmanın yolları nelerdir?
    • Yemeklerin tadına bakmadan tuz eklemeyiniz.
    • Satın alınan hazır ürünlerin etiketleri mutlaka okuyunuz.. Tuzsuz ya da tuzu azaltılmış besinler tercih ediniz.
    • Masada tuz kullanmayınız.Lezzeti arttırmak için baharat ve maydanoz, nane, kekik, dereotu, rezene, fesleğen gibi aroma sağlayıcılar tuz yerine tercih ediniz.
    • Turşu, ketçap, hardal, soya sosu vb. yiyecekleri az ve seyrek tüketiniz.
    • Sebze ve meyve tüketiminizi arttırınız. Bu besinler az miktarda sodyum ve yüksek miktarda potasyum içerirler.
    • Bol su içilmelidir. Su genelde az sodyum içerir. Şişe suları ve maden sularının sodyum içeriğini etiketinden kontrol ediniz.

    Kolay lezzetler:
    Yemek ve salataların lezzetini arttırmak için bitkisel ve baharatlı karışımlar kullanabilirsiniz.

    Bir kavanozda ½ bardak ölçüsünde hazırlayacağınız karışımları karıştırarak kullanmalı, serin, karanlık ve kuru yerde saklamalısınız.

    Uzakdoğu tadı: 1/4 sarımsak, 2 yemek kaşığı tarçın, 1 yemek kaşığı anason tohumu, 2 tatlı kaşığı dövülmüş karanfil karıştırılır. Tavuk ve balık yemeklerinde kullanabilirsiniz.

    İtalyan Karışımı: Kuru fesleğen ve kuru meyan kökü karışımı 2 yemek kaşığı, 1 yemek kaşığı sarımsak, 2 kaşık kekik, kırmızı biber, biberiye karışımını makarna, domatesli çorbalar, tavuk yemeklerinde kullanabilirsiniz.

    Meksika Tadı: ¼ bardak toz kırmızı biber, 1 yemek kaşığı kimyon, 1 tatlı kaşığı kuru mercanköşk, sarımsak tozu, ½ tatlı kaşığı tarçın karışımını kuru fasulye, tavuk ve et yemeklerinde kullanabilirsiniz.


    Diyetisyen Selma Önelge Gür