sana benzemeyeni seveceksin-ahmet altan

Konusu 'Alıntı Yazılar' forumundadır ve talin tarafından 23 Kasım 2009 başlatılmıştır.

    23 Kasım 2009
    Konu Sahibi : talin
  1. talin

    talin Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    20 Haziran 2007
    Mesajlar:
    4.253
    Beğenildi:
    19
    Ödül Puanları:
    148
    Kocaman bir kedi gibi yatıyorum bazen gecenin içine.


    Ilık bir karanlığın örttüğü evlerdeki ışıklar tek tek sönüyor.


    Aniden bir ışık huzmesinden kanatları beyazlanarak bir kuş geçiyor.


    Sonra sessizlik...


    Öyle durup, ruhumun sessiz karanlığa akmasını, boşalmasını bekliyorum.


    Ağır bir yük ruhum bazen bana.


    Sandalyenin üzerine atılıvermiş bir gömlek gibi gecenin içine bırakmak istiyorum onu.


    İnsanlar birbirinden ne kadar değişik, ne kadar farklı...


    Biri diğerine benzemeyen onca insan hayatın içinde sürekli birbirlerine değerek, dokunarak yaşıyor, bazen dümeni kilitlenmiş gemiler gibi çarpışıyor, bazen dağ suları gibi çağıldayarak birbirlerinin içine akıyor, birbirlerine karışıyorlar.


    Her birinin ruhu, zihni, duygusu, düşüncesi diğerinden farklı böyle büyük bir kalabalığı yeryüzüne yerleştirmenin, her birini bir diğerine muhtaç ve bağımlı yaşatmanın, kendilerine hiç benzemeyen insanlara karşı onlara sevgiler, şefkatler ve nefretler yüklemenin, onların her birini kalın sır örtülerinin ardına saklayıp birbirlerini anlamalarına engel olmanın amacı ne?


    Ne istiyor tanrı bizden?


    Küçük bir gezegenin üstünde birbirine benzemeyen altı milyar insan yaratıp, altı milyarına da değişik parmak izleri veren o irade farklılığı neden bu kadar çok seviyor?


    Parmak uçlarımız bile farklı.


    Şu küçücük parmak uçları...


    Parmak uçları bile benzemeyen insanların, zihinleri, düşünceleri, duyguları, bilincin karanlıklarına saklanmış gizli arzuları, kişilikleri nasıl benzer birbirine?


    Eğer duygularımız da parmaklarımız gibi dokunduğu yerde iz bıraksaydı, onların her birinde de diğerlerininkine benzemeyen çizgiler, kıvrımlar, helezonlar görürdük herhalde, herkesi duygu izlerinden tanıyabilirdik.


    Belli ki birbirimize benzememizi istemiyor tanrı.


    Her birimizin hayata başka bir biçimde değmemizi istiyor.


    Başka izler bırakmamızı...


    Bütün bu dinler, ırklar, milletler, tarih boyunca hayatı "tekleştirmek", herkesi birbirine benzetmek isterken, tanrının bütün yarattıklarında açıkça görülen buyruğu onların isteğiyle uyuşmuyor.


    "Farklı olun" diye buyuruyor tanrı.


    "Birbirinize benzemeyin."


    Tanrının yarattıklarıyla, tanrının kitaplarında öğrendiğimiz dinlerin talepleri nasıl böylesine birbirine zıt peki?


    Tanrıdan değil, dinden de değil... Ama dini kavrayış biçimimizden kuşkulanmamız gerekiyor sanırım.


    Bir şeyi yanlış anlıyor olmalıyız.


    Her bir parmak ucunu bile diğerinden farklı yapan tanrının yarattığı bu dünyada, "birbirinize benzeyin" demek tanrının buyruğuna da karşı gelmek olmalı.


    Ne yaparsak yapalım, kim ne yaparsa yapsın, birbirimize benzemeyeceğiz.


    Tanrıyı ve hayatı anlayabilmek için bu farklılığın amacını anlamalıyız.


    Hayata biraz daha yakından bakmalıyız belki.


    Hayatı hayat yapan ne?


    Buna tek kelimeyle cevap verebilirim:


    Hareket.


    Hayat, hareketle var olur.


    Rüzgarı düşünün...


    Esip duran rüzgarı...


    O rüzgar, çiçeklerin polenlerini, ağaçların tohumlarını alıp savurur, çiçekler, bitkiler rüzgarla yayılır.


    Rüzgar olmasaydı, hava hareket etmeseydi, hayat dururdu, dünyanın bereketi kalmazdı.


    Çoğalmak, yayılmak, bereketi sürdürebilmek için insanların da sadece bedenleriyle değil ruhları, zihinleri, duyguları ve düşünceleriyle hareket etmeleri gerekiyor.


    Bütün düşünceler ve duygular birer rüzgar aslında.


    "Polenlerimizi," tohumlarımızı yeryüzüne duygularımızla yayıyoruz, çoğalıyoruz, bereketleniyoruz.


    Ve bu duyguların yayılabilmesi için farklı olmamız gerekli, suların akması için dağların olması gerektiği gibi... Eğer bütün dünya dümdüz olsaydı, vadiler ve dağlar olmasaydı, toprağın her metresi diğerini tekrar ederek uzayıp gitseydi, sular bir yerden bir yere akmazdı.


    Dağla ova arasındaki fark suları akıtıp duran.


    İnsanlar da bunun için böylesine değişik.


    Bizim de dağlar, ovalar, vadiler gibi birbirine benzemeyen ruhlara ve zihinlere sahip olmamız, duyguların bir insandan bir insana hareket etmesini sağlıyor.


    Hepimiz birbirimize benzeseydik, düz bir toprak gibi olurduk, suların kımıldamayacağı gibi duygularımız da kıpırdamazdı.


    Herkes birbirine benzeseydi kimse kimseyi sevmezdi, aşık olmazdı.


    Aşkı, farklılıklar yaratıyor, bunu anlamak kolay.


    Ama anlaşılması zor olan; varlığını savunabilmek için daha doğuştan kendine duyduğu bir aşkla dünyaya gelen, kendine hayran, sürekli olarak kendi üstünlüğünü ve farklılığını görmek isteyen, o derin bilinçaltlarında söylenemeyecek hatta bilinemeyecek kadar gizli arzular yüzen, on parmağında on ayrı parmak izi taşıdığı gibi ruhunun her parçasında farklı kimlikler barındıran, kendine benzemeyenden sürekli kuşku duyan, hep yaralanacağı, örseleneceği korkusunu içinde besleyen bu insanların birbirlerini nasıl seveceği...


    Tanrı, bize bunu söylemiyor.


    "Sevin" diyor.


    Ama nasıl?


    Bir insanın bir insanı sevmesi kolay mı?


    Annemizi, babamızı, kardeşlerimizi, çocuklarımızı; hiç sorgulamadan, kuşkulanmadan, yargılamadan sevebilmemiz için daha doğarken içimize sevgileri konanları severken bile bunca zorlanıp acı çekerken, "başka" birini nasıl seveceğiz?


    Dağdan akan su bile nehre karışmadan önce nice kiri, çamuru, çöpü toplayıp taşırken, biz başka birine nasıl "tertemiz," kaygısız, kuşkusuz akacağız?


    Ve, tohumları taşıyan rüzgar, nehire karışan su gibi hareketlenip hayatın bereketini taşıyabilmek için öyle bir seveceğiz ki sevdiğimizin yanında en büyük korkumuzu, "ölümü ve zamanı" unutacağız.


    Onun yanındayken ölüm bizi telaşlandırmayacak.


    Sadece onu düşüneceğiz.


    Sadece onu kaybetmekten korkacağız.


    Hatta onu kaybetme korkusu ölüm korkusundan bile büyük olacak.


    Birini böyle sevebilmek, ölüm korkusundan kurtulmak ancak kendinden vazgeçerek, kendine duyduğun tüm sevgiyi bir başkasına aktararak olabilir.


    Bu, nasıl mümkün ey tanrım?


    İnsan kendinden nasıl vazgeçer?


    Biliyorum, bu mümkün.


    Aşk dedikleri, insanların binlerce yıldır şiirlerde, şarkılarda, kitaplarda anlattıkları, her yerde arayıp, her yerde ondan kaçmaya çalıştıkları bu işte.


    Tanrının en tehlikeli mucizesi.


    Bir insanın bir insanı sevmesi.


    İmkansız görünen bir gerçek.


    Ama bir mucizeyi taşımak o kadar kolay değil.


    Tanrının bu mucizesiyle ödüllendirilenler, bir zaman sonra her işaretiyle "ben sizi farklı farklı yarattım" diyen tanrının buyruğuna isyankar olurlar, sevdiklerini kendilerine benzetmeye uğraşırlar.


    Kendine benzemeyeni anlayamaz çünkü insan...


    Ve sevdiğin zaman anlamak istersin.


    Ne düşünüyor, ne hissediyor...


    Onu kaybetmek korkusu ölüm korkusundan da ağırsa eğer, kendini ölümden korumaya çalıştığın gibi onu kaybetmekten de korumaya çalışırsın...


    Her duygu kıpırtısının peşine düşersin.


    Bir avcı gibi onun duygularının geçtiği yerlerde iz sürersin, nereye gittiğini, geri dönüp dönmeyeceğini kavramaya uğraşırsın.


    Kuruyup yırtılmış yapraklara, ağaç kabuklarına, çamur birikintilerine bakarken görürler seni, bir iz aradığını bilmezler, delirdiğini, hastalandığını düşünürler.


    Her yere bakarsın sen.


    Her yere, her ize...


    Rüyalarını bile merak edersin.


    Ama insan insana sırdır.


    Kimse kimseye benzemez çünkü.


    Tanrı "benzemeyin" buyurdu.


    Kimseyi kendine benzetemezsin, sen kimseye benzeyemezsin.


    Sana benzemeyeni sevmek zorundasın.


    Bu da tanrının buyruğu çünkü:


    "Sana benzemeyeni seveceksin."


    Altı milyar insanın her birini diğerinden farklı yaratan, her birinin parmak izlerini bile değişik değişik yapan tanrı benzerlikten nefret ediyor.


    O, bütün düzenini benzemezlikler ve bu benzemezliklerin yaratacağı hareket üstüne kurmuş.


    Düzenini bozmaya kalkışanı cezalandırıyor.


    O yüzden belki, birini sevip de onu kendinize benzetmeye çalıştığınız anda acı çekmeye başlıyorsunuz.


    Mucizeyi bozuyor, onu kızdırıyorsunuz.


    Zor olanı yapmanızı istiyor sizden.


    Zebraların çizgilerini bile birbirinden farklı çizen tanrı, rüzgar olmanızı, su olmanızı, dağlardan, tepelerden, vadilerden aşmanızı istiyor.


    "Sana benzemeyene akacaksın."


    Tanrı bizi seyrediyor, onun emrine uyup sana benzemeyeni sevdiğinde mutlu oluyorsun, onun emrine karşı çıkıp sevdiğini kendine benzetmek için uğraştığında acı çekiyorsun.


    Zor iş bir insanın bir insanı sevmesi.


    Ama en korkuncu, insanın sevdiği birinin acı çektiğini görmesi, acısına bir çare bulamaması, teselli edememesi, onun derinlerinde neler oluyor bilememesi.


    İnsan kendi acısını taşır...


    Ama sevdiğinin çektiği acı, işte o kendi acından bile çok yaralar seni, tanrıya yakarırsın hatta, "bırak ben çekeyim acıyı, ona biraz sükun ver."


    Kocaman bir kedi gibi yatıyorum gecenin içine.


    Ruhum o ılık karanlığa aksın diye bekliyorum.


    Kanatları ışıktan bir kuş geçiyor.


    Sessizlik...


    Tanrım, sen şimdi neredesin?


    AHMET ALTAN
     
  2. 23 Kasım 2009
    Konu Sahibi : talin
  3. papatya_931

    papatya_931 Aktif Üye Üye

    Katılım:
    19 Nisan 2008
    Mesajlar:
    150
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    çok güselmiş..
     
  4. 23 Kasım 2009
    Konu Sahibi : talin
  5. glsh85

    glsh85 Guest

    dogru demiş ..
     
  6. 23 Kasım 2009
    Konu Sahibi : talin
  7. flamenko

    flamenko Popüler Üye Üye

    Katılım:
    13 Ocak 2009
    Mesajlar:
    1.294
    Beğenildi:
    9
    Ödül Puanları:
    148
    muhteşem bi yazı..
     
  8. 24 Kasım 2009
    Konu Sahibi : talin
  9. ilayda cem

    ilayda cem Popüler Üye Üye

    Katılım:
    3 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    2.701
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    106
    harika,
    paylaşım için çok teşekkürler...........

    benzemeyeni sevmek çok zor ve yıpratıcı..........
     
  10. 24 Kasım 2009
    Konu Sahibi : talin
  11. pamugum

    pamugum Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    26 Eylül 2007
    Mesajlar:
    2.858
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    cok güzel bir yazı paylasım için tesekkürler...
     
  12. 24 Kasım 2009
    Konu Sahibi : talin
  13. hotcouture

    hotcouture Popüler Üye Üye

    Katılım:
    29 Mart 2009
    Mesajlar:
    4.959
    Beğenildi:
    796
    Ödül Puanları:
    153
    mükemmel...hiç sıkılmadan sonuna kadar okudum.normalde uzun yazıları gorunce hemen atlaryıp geçerim.
     
  14. 25 Kasım 2009
    Konu Sahibi : talin
  15. olgu35

    olgu35 ölümden başkası yalan Pro Üye

    Katılım:
    11 Ağustos 2009
    Mesajlar:
    3.424
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    148
    bende tamamını bir solukta okudum. güzel paylaşımdı. teşekkürler..
     
  16. 28 Kasım 2009
    Konu Sahibi : talin
  17. radika

    radika Popüler Üye Üye

    Katılım:
    22 Nisan 2008
    Mesajlar:
    1.046
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Çok muhteşem bir yazı...Teşekkürler...a.s.
     
  18. 28 Kasım 2009
    Konu Sahibi : talin
  19. minel axsxk

    minel axsxk HİSLERİMİN TALEBESİYİM Üye

    Katılım:
    31 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    1.232
    Beğenildi:
    13
    Ödül Puanları:
    106
    bu yazıda herkes kendinden bir kesit bulmuştur
    çok güzel bir paylaşım olmuş talincim opuyorumnanaktan