Sen mi Geldin Oğlum?

Konusu 'Hayat Bilgisi' forumundadır ve çiRkin peRi tarafından 27 Şubat 2008 başlatılmıştır.

    27 Şubat 2008
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  1. çiRkin peRi

    çiRkin peRi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2007
    Mesajlar:
    248
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    Susar bazen insan,
    Konuşacak çok şeyi olmasına rağmen ve belki de bağırması çağırması gerekirken bile susar…
    Hesap sorması gerekirken hatta isyan edecekken bile susmasını başarır bazen.
    Dedim ya bazen tüm susamışlığına rağmen susar.
    Sadece susar insan!!!

    Bugün dilimden ne bir kelime dökülebildi nede her hangi bir düşünce geçti aklımdan. Tek bir kelime , sadece tek bir kelime gözümün önünden geçip duruyor ve benim elimi kolumu bağladığı gibi kan akıtıyordu yüreğimden.

    Adını bilmiyordum aslında, öğrenebilirdim; ama öğrenmedim çünkü gördüğüm yazının devamını okuyamadım. Bildiğim tek şey bir ananın evladıydı o da.

    Kokusunu duyduğunda çocuklaşan ama kocaman bir adam.

    Yolunu gözlüyordu anası, belki hayaller kuruyordu gelişinin ardından oğlunun. Mesela düğününü düşünüyordu onun, düşünürken de aklından gelin adaylarını geçiriyordu belki; hani belki geliniyle arasında ki diyaloglar bile gelmişti düşünürken oğlunun evliliğini.
    Bir anlıkta olsa, torunları sarmıştır boynunu yada; en azından oğluna sarıldığı o an defalarca gelip gülümsetmiştir yüzünü annesinin.

    Genç adam yorulmuş olabilirdi mümkündü bu, annesini özlüyordu büyük ihtimal ve belki de annesinin aklından geçen eşini, eşi olacak sevdiğini.

    Her şey gelecekteki güzel günlere dairdi, annesiyle ayrı yerlerde kurdukları düşler bile bir gelecekte birleşiyor ve birbirlerinden habersiz gülümsetiyordu ikisini de.

    Annesi gelinine kızarken hayal ederken kendini, o aynı düşünceyle ne yapması gerektiğini soruyordu belki de… Olur ya şimdiden düşünmek gerekirdi böyle şeyleri zamanı gelince orta yolu bulabilmek için. Bilmiyordu gerçi bulamıyordu ne yapacağını ya düşünmek mutlu ediyordu uzaklarda kalmış bedenini…

    Bildikleri tek şey ikisi de acıya yer vermiyordu hayallerinde.

    Bir gün o kurşun gelipte ruhunu alana kadar genç adamın, devam etti düşlerdeki yolculuğu anası gibi isimsiz kahramanın. Bir gün hiç bilmediği bir yerde, insanları korumak için verdikleri görevi yerine getirmek için çalışırken. Bir kurşun, tek bir kurşunla kaybetti hayallerini ve kırmızımsı bir nehre aktı tüm umutları gözlerini kapatırken yaşama genç adam. Annesinin gözleri geçerken aklından, son kez baktı mavi gökyüzüne de tek bir pişmanlık duymadan yitip gitti kaybolan umutlarının ardından.

    Ana ya bu hissetmişti muhakkak. Hissetmişti de konduramamıştı o güzel evladına, hayra yordu bu yüzden büyük ihtimal. Hani rüyada görülen ölüm ömrü uzatırdı ya ona yordu özlem dolu kalbi.

    O gün kapı çaldığında da doğru düşünmüşüm diyerek açtı kapıyı. Kepten gözleri görülmeyen askere sarıldı hemen.

    -Oğlum sağ salim döndün ya…

    Bir yaş aktı sarıldığı askerin yanaklarına. Askerler ağlamaz mıydı, boş versenize. Bir ana yüreğinin sıcaklığını, özlemini her zerresinde hissedipte sonra oğlunuz şehit oldu cümlesini kuracak kişi kim olursa olsun nasıl dayanırdı böyle bir duruma.

    Asker olmak işe yarar mıydı böyle bir durumda…

    Dedim ya adını bilmiyorum askerin. Nasıl öldüğünü de bilmiyorum aslında. Bir kurşun diyip geçtiğime bakmayın okumaya dayanmadı yüreğim annenin o sözünü duyunca. Her şeyin başlangıcı bir kurşundan geçiyor ya hani ondan öyle dedim ve geçtim. Adını bilmediğim o askerden söz etmeden duramayacağını bildiğim için sadece, sadece o ananın acısını duymasam da bu sabah onunla birlikte ağladığımı söyleyebilmek için...
    Söylerken aslında, aklımdan geçirdiğim lanetlere rağmen susmam gerektiğini hatırladığım için; küçücük bir kurşunun ardına sığındı yüreğim.

    Adını bilmiyorum, nasıl öldüğünü…
    Bildiğim tek şey annesi kapıyı o diye açarken, aslında tüm umutlarının kızılımsı bir denizde kaybolduğunu anlatmaktı dileğim…

    Suskunluğumu bozmaya çalışmaktı benimkisi anlayacağınız.
    Öyleydi ya düşünüyorum da susmak en iyisi galiba…

    Çünkü bazen susar insan.
    Tüm susamışlığına, hesap sorma açlığına rağmen susar.
    Acı öyle bir çöreklenir ki kalbinin tam ortasına, yapacak hiçbir şey bulamaz susmaktan başka.

    Bu nedenle ben de o asker için susuyorum şimdi.
    Sadece susuyorum annesinin düşlerine düşen ve hayatın acımasızlığında kaybolan o isimsiz kahramanın ardından.

    Susamışlığıma rağmen ,
    Ben susar…

    Meral BİLGİÇ