Sessizlik ve Ölüm

Konusu 'Alıntı Yazılar' forumundadır ve BenCano tarafından 7 Şubat 2007 başlatılmıştır.

    7 Şubat 2007
    Konu Sahibi : BenCano
  1. BenCano

    BenCano ~HürGeneral~ Üye

    Katılım:
    17 Aralık 2006
    Mesajlar:
    2.257
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    148
    Sessizlik ve Ölüm

    Biraz sessiz kalacaktım ölürken,
    Fırtına camları kırmayacaktı
    Son akşamın ışıklarıyla erguvan hüzünler örecektim saçlarımdan
    Geceye asarak gözlerimi gidecektim
    Karanlığın tasına dolduracaktım yaşamak denen sihri

    Biliyorum beceremedim zengin sofralar kurmayı gönüllerde
    Ömrümün zarını hep yoksulluğa attım
    Ağlarken nasıl gülüneceğini bilemedim, Rabbim

    Gözlerinde bir ses olacağını bilseydim sevgilinin
    Daha önce değiştirirdim cinlerimi ve perilerimi
    Kötü renkleri silerdim tuvallerimden
    Geriye kalan ölüm yüzlü yokluk yağmurlarını kuruturdum
    Minyatür zaman aralıklarında peygamber çiçeği büyütürdüm
    Mutlu olurdum, gök aşıkları süslerken kalbimin dallarını...

    Kıpkızıl korkular yaşarken ruhunu günaha satmış ölümlüler
    Gözyaşımı ümit olarak kaydederim defterime
    Günahkar sokaklar, aziz düşler görse de duvarlarda
    Ben biraz sessiz kalacaktım ölürken
    Büyük maceralar çıkmayacaktı ölüm hikayemden...

    Ben nerde kaybettim Rabbim, biliyorum
    Güz sokaklarında erkekçe çıkılan savaşlarda türkü söyledim
    "Bilmem hayal gibi, bilmem düş gibi"
    Hain pusuları kuran kalleşlere acıdım, kardeşim de olsalar
    Yosunlu sahillerde, ince maviliklerde saklanan silahları görmedim
    Susan çiçeklerde, ateş almayan fişeklerde yaşadım yalnızlığı
    Bembeyaz gemiler durmadı limanlarımda
    Akpak sular hiç değmedi dilime...

    Bir şey yok diyorum, değişen, uykusuzluktan
    Bugün de ölmüyorum, inadına uyuyor bütün böcekler
    Zamanın umulmadık bir anında çıkıyor karşıma turkuaz gülüşlü yüzü
    Bir şey yok diyorum, ölüm sessiz gelir, sensiz kaldığım uykularda...

    Kıyasıya diş geçiriyor canıma onun dalgıç gözleri
    Soğuk terler döküyorum bir tabut hayaliyle ışıksız pazarlarda
    Ağan beyazlar altında ısınıyor yüzümün gölgeli haritası
    Yok oluyorum kör yaylalarında çılgınca özlemenin
    - Aşk dursa, yürür mü hayat, soruyorum, aydınlıklara...

    Hangi şarkıyla girsem insanlık tarihine aşk çıkıyor
    Kağıttan çiçekler bile kokuyor onun ıtırlı nefesinde
    Göğsünde açan güllerle geçiyorum ayağıma serilmiş sırattan
    Yağmur altında ıslanan gülüşü koruyor şiirlerimi
    Ellerim, görkemli bir yaşam seçiyor insanlık tezgahından

    Ölüm belki, sessizce örtecek sevmeler yorganını üstüme
    Rabbim, kokuşmuş cesetlerden koru yazgımı
    Bu kentteki bütün trenleri öldür eğri duran yanlarından
    Ruhsuz yanan bütün lambalarını söndür aşkın
    Kurumuş gözlerimize merhamet işle
    Bir elbise diktir terzilerine günahlarımızı örtecek
    Ve affedilecek sevmeleri ilham et!

    Benim sızım, coşkulu bir sevgiden geçer onun sabahlarında
    Uykulu sessizlikle dağlardan yuvarlanan çığ gibi
    Çaresiz ve suçsuz bir çağ devrilir sesi geldiğinde kulaklarıma
    O zaman anlarım ne kadar öldüğümü tamamlanmış tutkularımla
    El ele tuttuğumuzda gecelerin yolunu...

    Biraz sessiz ölecektim belki,
    Ürkütmeden gidecektim insanlığı,
    Akıl sınavından geçirecektim gökyüzünü
    Ölü balıklarla yan yana yatacaktım deniz seviyesinde
    Mikrofonsuz okunacaktı salâm
    Suzinaktan çalacaktı öldüğümü duyan plaklar
    Kıyamet kopmayacaktı belki ama üzülecekti bütün anneler
    Kudurmuş gözleriyle kanunlarını okuyacaktı kıskanç ağızlar
    Dikenli gülümsemeler patlatacaktı düşman kılıklı kızgın tanrılar
    Ellerini tutacaktım sızlayan yanlarımdan yüreğinin
    Acıyla büyüyen ne varsa kalbinde söküp atacaktım
    Beyazlığını engelleyen bütün başakları kurutacaktım sevgilinin
    Dolgun bakışlarla kesecektim ateş topu tırnaklarını onsuzluğun
    Dudağıma dokunan kancalarla korkutacaklardı beni dağıldığımda
    Cambaz gibi oynatacaklardı aynada yansıyan görüntüsünü
    Sahici bir aşktır bu diye bağıracaktım, üzeceklerdi beni son nefesimde
    Uçsuz bucaksız bir ovada gül taktığım göğsünden ayıracaklardı beni
    Ama götürecektim ya da gidecektim onun ardı sıra
    Ne söylerse söylesin dili sarhoş tayfaları yaşamın
    Çekecektim güverteme sadece onun sancağını
    Geçmişimle sınayacaklardı kalbimdeki sevgiyi
    Aldırmayacaktım...

    Özcan Ünlü
    __________________​