Sığınağı Olur musun Yüreğimin?_II. Kısım (1)

Konusu 'Hayat Bilgisi' forumundadır ve çiRkin peRi tarafından 15 Kasım 2007 başlatılmıştır.

    15 Kasım 2007
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  1. çiRkin peRi

    çiRkin peRi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2007
    Mesajlar:
    248
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    [​IMG]

    Murat Gevrek'e teşekkürlerimle...


    -Meral...

    Gülay, Meral’in gözlerinden akan yaşları fark etmiş ve istemsiz seslenmişti arkadaşına kendine gelmesini istercesine. Onun daldığının, bu kadar derinlerine gittiğinin farkında bile değildi. Meral, Gülay’ın seslenişiyle kendine geldiğinde mesaj hala açıktı.

    Seviyeli bir ilişki yaşıyorum,bana mesaj atma lütfen. Hoşçakal, kolyeni de en kısa zamanda göndereceğim sana.

    Tekrar , tekrar okudu...

    Seviyeli...Seviyeli bir ilişki...

    Gülay, anlamsız bir şekilde ona bakıyor neden böyle dolduğu anlamaya çalışıyordu.

    Ben tuvalete çıkıyorum kelimesi zar zor çıktı ağzından ve alelacele bir sigara aldı çantasından. Bürodan adımını atar atmaz da dökülmeye başladı gözyaşları. Koşar adımlarla çıkarken tuvalete, hiç bu kadar onurunun kırılmadığını düşünüyordu. Hiçbir zaman bu kadar yanmamıştı canı. Kimse tarafından seviyesizlikle suçlanmamıştı. Hele ki böyle, hele ki bu kadar severken. Hele ki bu kadar sevginin varlığına inanırken. Daha iki gün önce sana çok değer veriyorum diyen adam gitmiş, bir anda bambaşka biri çıkmıştı karşısına. Ne düşüneceğini, ne yapacağını bilmiyordu. Deniz kenarında olmayı ne çok isterdi şimdi, şimdi balıklarıyla birlikte olmayı ve yağmur altında ıslanmayı ne çok dilerdi.

    Tuvaletin kapısını kapatırken binlerce şey gelmişti aklına. Hani ölürken, insanın gözünün önüne tüm sevdikleri gelir derlerdi ya; sevdası gömülürken kirli sulara, o da bütün güzel anlarını hatırlıyordu şimdi.

    Msn yazışmalarını, gece yarısı telefonlarını ve buluşma anlarını. Recep’in en son geldiği zamanı...

    Ne sıkı sarılmışlardı birbirlerine; o zaman gerçekten değer gördüğünü düşünmüştü oysa, oysa o zaman ilişki devam etmese bile sevdası, düşünürken bu kadar pişman olmazdı O’nu sevmeye devam ettiği için.

    Şimdi, şimdi ise onu sevdiğini biliyor ve kendine kızıyordu. Kızıyordu elinde değildi, yaşanan onca güzel şeye rağmen, karşıdaki seviyeli bir ilişki yaşadığını söyleyerek kısmen seviyesizlikle suçluyordu genç kızı ve O buna dayanamıyordu.

    Büroya döndüğünde patronu dayanamadı...

    -İyi misin Meral?
    -Hı..hı..
    -Emin misin?Bir prob...
    -Sadece bitmesi gereken bir şey bitti Arzu Hanım,sanırım bittiğini yeni anlıyorum. Kadın kalbi işte.
    -Üzülme ,biri gider başka biri doldurur kalbini.
    -Öyle , gitmek istiyorsa yapacak bir şey yok değil mi?


    Güçlü gözükmeye çalışıyordu Meral, buna zorunluydu... Gülay’ın masasına geçti, her dakika ağlayabilecek bir hüzne büründüğü için çok fazla ortada gözükmek istemiyordu. Gülay ne olduğunu sormak için sabırsızlanıyor ama ses edemiyordu. Arzu Hanım gitmeden anlatmayacaktı Meral, biliyordu. Ahmet, üst tarafta her şeyden habersiz otururken çay koymaya çıktı genç kız. Gözlerindeki acı her şekilde belli ediyordu kendini; anlamıştı Ahmet, ne zaman böyle olsa tek bir sebep çıkardı karşılarına... Recep...

    -N’oldu Meral...
    -Hiç...


    Ses etmedi, akşam bir yerlere gideriz orada konuşuruz diye düşündü genç adam. Zaten Recep ile son buluşmalarının ardından bekliyordu böyle bir şeyi.

    Meral...Meral’de bekliyordu aslında; ama böylesini değil. Yani, birbirlerini aramazlar unutulur gider diyordu içinden. Oysa ki Recep son hamleyi yapmış ve her şeyi kül etmişti işte. Kendini Meral’in yüreğinde yok ederken ise, bilmediği bir şey vardı genç kız, O’na gerçekten değer vermişti ve bıraktığı dil yarası hiçbir zaman kaybolmayacaktı. Akşam nasıl oldu kimse anlamamıştı ama Meral için çok zor geçmişti bu gün. Recep karşısında olsa tek kelime etmeden sadece bakardı.

    Neydi sana gösterdiğim seviyesizlik.Aldattım mı, sen yokken bir hata mı yaptım? Sana yanlış kelimeler mi sarf ettim? Anlayışsız bir sevgili miydim yoksa bayım? Neydi benim ilişkimi seviyesiz diye nitelendirip, seviyeli bir ilişkiye başladım demenin sebebi. Bu kadar mı kin doluydu kalbin bana da, böyle ağır oldu son vuruşun. Ah bayım neydi bunlara yapmana sebep? Neydi beni incitmeyeceğine söz vermişken böyle paramparça etmenin nedeni? Neydi...Neydi de şimdi sevmemin hata olduğunu düşündürmeye başlattın bana söylesene?

    Derdi gözleriyle de tek kelime etmezdi.

    Peh, söyleseymiş, Meral kendine gel...Adamın umurunda bile değilsin neden anlamıyorsun artık...Artık neden kendi değerini bilmiyorsun?

    Hangi değer...

    Recep bile ilk başta demişti sana hani, senin gibi bir yüreği yaşamak istiyorum diye unuttun mu? İşte o değer...


    Evet yaşamak istedi ve gitti ama değil mi?


    Kendi kendine bir yandan konuşuyor , bir yandan da düşünüyordu genç kız. Nedenini bilmiyordu, bilmek istiyor muydu, onu da bilmiyordu... Ama onurunun yokluğu başını eğiyor, kendine güvenini yok ediyordu. Ahmet’in tüm ısrarlarına rağmen eve gitmeyi istemiş ve ağır ağır yürümeye başlamıştı gözlerindeki yaşları umursamadan. O Beyoğlu’nun kalabalık sokaklarından ilerleyerek giderken evine , Recep sabah çektiği mesajı açıp O’nu düşündü.

    Çok mu ağır oldu bu senin için. Hak edene bile ağır diyeceksin dimi bana...Yok demezsin, bilirim sen ses etmezsin.Bunu da kabullenmişsindir. Sen bunu da yutarsın da söz etmezsin. Kalbinin yaralarını nasıl yok edersin bilemem; ama böyle olmalıydı bebeğim. Ben senin kadar güçlü değilim belki, belki senin kadar sahiplenemiyorum sevda olaylarını.Yada gerçekten sevilmedim hiç bu kadar da korktum ... Ne dersen de, ya da ne dersem diyeyim biliyorum ki özür olarak kabul edilemez hiçbir şey; ama inan bilmiyorum neden çektim bunu sana.

    Açtığı kafeye baktı, açılış günü geldi aklına. Giydiği elbise, saçları, oturuşu , kalkışı... Her şeyiyle sanki Meral yine karşı koltukta oturuyordu; ama Recep bu sefer gidemiyordu yanına. Ne gidecek yüzü vardı çünkü, ne de Meral gerçekten oradaydı.

    Neredesin şimdi, bu mesajın ardından nereye gittin sen? Çocuklarının yanına mı, yoksa balıklarına mı? Gözlerindeki yağmurlar ne kadar çoktur , yanında olsam...Sarılsam sana?

    Yanımda olsan ve sarılsan bana. Hani şöyle hıçkıra hıçkıra ağlasam ve ardından sen yine yok olsan...


    Diye geçirdi Meral içinden. Beyoğlu’nun dar sokaklarına girdi. Balıklarına gitmek istemiyordu; onların yanına gidip yeni umutlar bağlamak, yada Recep’in bu mesajına kendince bahaneler uydurmak... Bunların hiçbirini istemiyordu.

    Çocuklarının yanına gitse...Yok olmazdı, onların yanında unutuyordu ya her şeyi, şimdi unutamazdı. Bu söylenenleri unutmaması gerekiyordu. Eve geldiğinde duramadı çıktı hemen. Oturur oturmaz dolabının üstündeki resimler aptal der gibi bakıyordu ona. Recep’in fotoğraflarına gitti önce eli, yine kıyamadı.Yırtıp atamadı ve daha fazla dayanamayıp attı kendini dışarı. Hava serindi ve o üstüne hiçbir şey almamıştı.Üşümek istiyordu,üşüyüp sirkelenmek...

    Gülüşen insanlara baktı boş boş, ne kadar mutluydular, yada ne kadar şanslı... Biliyorlar mıydı acaba değerini?

    Hiç sanmıyorum diye geçirdi içinden.

    Sen biliyor muydun Çirkin Peri... Demek ki bilmemişsin ki bunlar olmuş.Demek ki bir şeyleri eksik yapmışsın ki gitmiş giden. Şimdi bırak insanları izlemeyi de hava al biraz.Kendine gel. O seviyeli ilişkisini yaşadığı kişiyle, belki de hayran olduğun o yıldızları birlikte izlerken Keşan’da, sen de otur da onu bir daha düşünmemenin yollarını bul...

    Beni unutmanı istemiyorum aslında, aslında hep o kalbinde kalmak ve hiç çıkmamak dileğim; ama bu mesajdan sonra bilirim ki öleceğini bilsen de çıkaracaksın beni içinden. Bilirim ki...

    Düşünceleri yarım kaldı Recep’in , bir anda kalktı ve sokağa attı kendini. Arabasına bindi ve Meral’in geldiği gün gittikleri yere gitmeye karar verdi. Hızlıca sürmeye başladı arabayı, sonra aklına korktuğu geldi Meral’in.Ogün de hız yaptığında sıkı sıkı sarılmıştı elini attığı ilk yere. Yavaşladı. Arabanın üstünü açtı derken, tıpkı Meral hayran hayran izlerken yıldızları, rahat rahat baksın diye açtığı gibi. Sol gözünden , tam kalbinden çıkmış bir damla yaş aktı. Durdurdu arabayı. Neden bu kadar üzüldüğünü O da anlamıyordu. Üzüldüğü şey tipik erkek egosunun kaybettiğini anladığından mıydı, yoksa gerçekten sevildiğini bildiği için mi bilmiyordu. Yada sevdiği için mi anlamıyordu. Çıktı arabasının içinden. Hafif bir rüzgar esti ürpertti içini.

    Üşüyor musun sen de ?

    Üşüyorum... Çok üşüyorum bayım.Sözlerin buz gibi esiyor içimde...


    Diyerek oturdu Meral köprünün tam altındaki beton yere. Şimdi sessiz sedasız karşı kıyıyı izliyordu.

    Üşüdüğümü bilseydin gelir miydin yanıma acaba?

    Çirkinim şu an nasıl üşüyor içim bilsen. Yanımda olsan hani... Hani her şey en baştan başlasa...


    İki ayrı kentte, aynı sevdanın soğuğuyla üşüyordu iki genç .Tek farkları biri isteyerek dalmıştı bu serin sulara, diğeri ise arkasından itilmiş ve boğulmak üzereydi.

    Tekrar arabaya bindiğinde gitmekten vazgeçip geri döndü Recep, Meral o sıralarda telefonda konuşuyordu. Deniz, diğer taraftan laf anlatmaya çalışıyordu genç kıza.

    Çok değildi tanışmaları ya aynı yola baş koymuşlardı ikisi de; dostluk anlayışları, yazıları , sevgiye bakışları hep aynıydı.

    Bir an Deniz ile yaptıkları geldi aklına.

    Cüneyt’ten ayrılmıştı genç kız. Ağlamak istiyordu , hiç durmadan ağlamak. Ve Deniz’i aramıştı.

    -Deniz Çalıntıya içmeye gidelim diyoruz Sevtap ile gelsene sende. Ama bak ağlayacağım haberin olsun.
    -Tamam, ama bende ağlarım.
    -Benden fırsat kalırsa neden olmasın...

    Bu konuşmaların ardından buluşmuşlardı Çalıntı’da. Her daim gittikleri bir yerdi burası.Eski Türk müzikleri çalar, sadece düşünürlerdi. Hayattan beklentileri gelirdi akıllarına sonra kavuşamadıkları hayalleri ve hafif çakır dönerlerdi evlerine.

    O gün buluştuklarında ise bambaşka bir hüzün vardı Meral’in içinde. Şimdi umursamadığı bir adamın gidişi yangın yerine çevirmişti de yüreğini o serinletmek istercesine sarılmıştı dostlarına ve saklanmıştı eski Türk müziklerinin ardına.

    -Sıradaki şarkı benim olsun tamam mı?

    Bu sözün ardından Deniz atlamıştı hemen...

    -O zaman sıradaki de benim...

    Ve ardından Sevtap, şarkılarda paylaştırıldıktan sonra dinlemeye koyulmuşlardı biralarını tokuşturup. Sevmezdi birayı Meral ya en ucuzu oydu.Eh asıl buluşmanın nedeni ağlamak olacağına göre problemde yoktu ki, bir anda dökülmeye başlamıştı Meral’in gözyaşları. Kimse ne olduğunu anlayamamış, Deniz afallayıp kalmıştı deyim yerindeyse. Sevtap bekliyordu- biliyordu ne kadar duygusal olduğunu ya Deniz ilk defa böyle görüyordu O’nu. Çaresiz kalmıştı, sadece sarılabiliyordu arkadaşına. Derken bir şarkı çaldı, içine oturdu Meral’in, o sırada Deniz kafasını dağıtmak için o meşhur bilmecelerinden sordu Meral’e ama yok durduramıyordu. Bütün geceyi ağlayarak geçiren arkadaşını yurda bırakıp Leyla’ya emanet etmişti ardından da bütün gece neden bu kadar ağladığını düşünüp durmuştu.



    İnce bir gülümseme döküldü dudaklarına Meral’in. Dostluk dedi , Deniz telefonun diğer ucundan konuşurken ona.

    Bir gece de yol ortasını durmuştu aniden.

    -Ya Deniz...

    Şaşkın bakışlarla bakıyordu Deniz.

    -Şöyle alıcı gözle bir baksana sen bana
    -Kızım manyadın mı?
    -Ya yok, hani eksik bir yan mı var. Çirkin miyim mesela, yada anlayışsız....Kara cahil filan. Neden istediğim gibi bir sevda yaşayamıyorum.
    -Çünkü sevgi anlayışın geçmiş zamanlardan kalma dostum.


    Bir an soğuk bir rüzgar esti kendine geldi Meral, Deniz hala telefonun ucundaydı.

    -Bizim polis orda mı?
    -Yok...


    Ne zaman köprünün ayaklarına gitseler gelirdi o polis memuru...Bir tane sigara ister koyulurdu sohbet etmeye ya.Sohbetleri hep piskopatça olur, mutlak köprüden atlayan birinin parçalanan cesedinin anlatılmasıyla son bulurdu sohbetleri Meral artık dayanamadığından. Artlarına bakmadan kaçardı iki arkadaş.

    -Eeee
    -Eeee
    -Yine çekilmez bir halin var sankim...
    -Deniz ya...
    -Canım, başlama yine...
    -Deniz...
    -Efenimmmm...
    -Seni özledim gelsene.
    -Sonunda.
    -Anlamadım ne sonunda...
    -Sabahtan beri çağırmanı bekliyorum deli... Bekle beni...
    -Tamam...


    Bunu bekliyordu Deniz, uzun zaman olmuştu oturmayalı orada ve belki üşümeyeli. Telefonu kapatır kapatmaz çıktı ve gitti Meral’in yanına.

    Yalnız mısın?

    Diye geçirdi gecenin bir yarısı Recep içinden. Aklına düşmüştü yine Meral. Ve yine, ne yaptığını merak ediyordu. Ama yalnız değildi genç kız, o kadar güçlü değildi bu sefer.Başka bir şehre de kaçmak istemiyordu. Güçsüzlüğünü ancak gerçekten sevildiğini bildiği dostlarının yanında atabilirdi.

    -Ben seviyesiz miyim sence?

    Deniz elinde ki biradan yudumladı, baktı önce uzun uzun. Ağlamıyordu ama çok ağlamıştı belliydi.

    -Seviyesizlik ve sen.
    -Dalga geçme ama cidden soruyorum.Yani sence ben seviyesiz miyim gerçekten?
    -Değilsin...
    -...
    -Ama benim verdiğim cevap senin için yeterli olmayacak. Kendine kızmaktan vazgeç artık Meral.Dostum sen aşık olunabilecek ender insanlardan birisin.


    Güldü Meral...

    -Recep’te böyle demişti. Sen çer çöp edilecek biri değilsin.Çok değerli, çok ender bulunabilecek birisin...

    -Yani bende O’nun gibi mi söylüyorum sence. Sadece anlamadığın şey günümüz aşkları farklılaştı, tıpkı dostlukları gibi.
    -Peki hatayı nerde yapıyorum?
    -Hiçbir yerde?
    -Nasıl yani...
    -Sadece sevginin anlamını bilmeyen kişilere denk geliyorsun.
    -Recep...
    -Hemen savunmaya geçme...
    -Hayır, sadece Recep sevgimin anlamını bilmişti be Deniz.


    Deniz sinirlendi, kalktı oturduğu betonun üzerinden.

    -Yapma Meral , o yüzden sana mesaj attı dimi, o yüzden seviyeli bir ilişki yaşıyorum dedi...

    Tekrar o an geldi gözlerinin önüne. Recep’in mesajı olduğunu fark edince ne sevinmişti oysa ve şimdi yaşadıkları... Birden bire ağlamaya başladı Meral. Deniz sarıldı sadece çünkü söyleyecek hiçbir sözü yoktu.

    -Gün gelecek buda geçecek biliyorsun değil mi?
    -Evet ama onurum kırıldı Deniz, onurum çok kırıldı.Öyle kızıyorum ki kendime. Öyle çok kızıyorum ki bilemezsin. Benim kadar aptal biri var mı bu dünyada?


    Kalktı oturduğu yerden.

    -Yok sen aptal değilsin deme bana, çünkü benim kadar aptalı yok biliyorum. Bak taa nerelerden getirdim seni; O şimdi uyurken, hatta...

    Söyleyemedi...Deniz devam ettirdi...

    -Hatta belki sevgilisinin yanındayken...

    -Offf , Deniz, içim acıyor... Onurum kırıldığı için kızıyorum kendime; ama en çok hala onu sevdiğimi söylüyor ya yüreğim...


    Gene hıçkırıklar susturdu genç kızın dilini,soğuk esen rüzgara karşı sarıldı dostuna ve ağladı... Ağlarken içi sökülüyor, rüzgarlar alıp Recep’e götürüyordu ....

    Recep yatağından Meral’in ağlama sesini duyarak kalktı. Bir an o
    O’nu duyduğunu sandı, ansızın yine düşmüştü işte aklına. Eline aldı telefonunu... Baktı... Baktı... Sadece baktı ve attı yatağın diğer ucuna. Uykusu kaçmıştı çoktan , sadece yattığı yerden tavanı izliyor, aklına gelen genç kızı atmaya çalışıyordu düşüncelerinden.

    Bir an kalktı, banyoya ilerledi; gözü holdeki çiçeğe takıldı derken. Banyoya gidecekken vazgeçti, odasına döndü. Defterlerinin arasını kurcaladı, sonra aradığı şeyi cüzdanının içinde buldu.

    Dışardan bakıldığında içinin de muhteşem olduğunu düşünmeden edemiyor insan bayım.. Ama siz daha beni göremediniz, o kadar geçtim yakınlarınızdan… Çirkin Peri…

    Çirkinim...

    Meral o sırada evine gelmişti, yatağında uzanmışken irkildi bir anda...

    Bayım... Hani gitmek istedin ya ve ben seni özgür bıraktım hani. Neden benim gibi sende özgür bırakmıyorsun beni? Affet seviyorum hala seni, sen affet beni ya ben nasıl affedeceğim kendimi? Seni sevdiğim için nasıl kaldıracağım başımı eğildiği yollardan. Sen sevdamıza ihanet etmişken, ben hala seni sevdiğimi bilerek nasıl inanacağım içimdeki sevdaya?.. Ah Recep, nasıl da bir fırtınanın içine soktun beni ve ben nasıl kurtaracağım kendimi? Sığınağım ol demiştin ya hani, neden yıkıp gittin tüm korunma alanlarını, neden sulara gömdün yüreğimi?Recep... Recep, neden boğulurken ben, sen sadece baktın söylesene... Neden yaptın tüm bunları, neden bayım, neden?..

    Rüya rüya olarak kalmalı...


    Diye geçirdi içinden ve aldığı yere koydu tekrar Recep küçük notu. Meral’in aldığı çiçeğe su koydu derken.

    En azından onu yaşatacağım çirkinim diye geçirirken içinden. Meral diğer tarafta boynunu tutuyordu ,gözünden yaş akmıyordu ama bunalmıştı iyice.İyice dar gelir olmuştu İstanbul’un havası ona.

    Acaba, her şeye rağmen hatırlar mısın zaman zaman beni?

    Hep aklımda olacaksın çirkinim. Sen gittiğimi düşünsen bile hep bir yerlerde senden haber alacağım...


    Hiç farkında olmadan birbirlerine sesleniyorlardı yine her zaman yaptıkları gibi ; ama bu sefer mutluluk değil umutsuzluk kapının önündeydi. Meral uykuya dalarken, Recep’in aklına genç kızın yazdığı öykü geldi. Bilgisayarını açtı gecenin bir yarısı ve önüne gelen ilk sayfayı okumaya başladı.

    Kapının önünde beklediği o günü anlatıyordu Meral... İlk karşılaşmalarını almıştı kaleme genç kız. Ne çok heyecanlanmıştı Recep, ne güzel bir sürpriz yapmıştı ona Çirkin’i.


    -Hadi kaldır başını çirkin, biraz daha izleyeyim seni diyordu içinden… Recep,

    Meral duymuş gibi baktı ona, göz göze geldikleri anda bir alev topu kapladı yüreğini…


    Bu bakışın, yüreğime işliyor bayım… İçimi eritiyor gözlerin, gülümsemen hep gözlerimin önünde kalsa. Zaman dursa şu an ve biz hep böyle, şu saniye kalsak... Masalın en güzel bölümünde dursak, hep dursakkkkkk... Zaman akmasa…


    Diye geçirdi Meral içinden,Sevda duymuyordu onları ama konuşuyorlardı gizliden..İkisi de hissediyordu yürek seslerini…


    Ne güzel bakıyor o gözlerin senin, serinlik geliyor işliyor bedenime.Yüreğimdeki alev topu senin yüreğinden mi atıldı benliğime… Çirkin,çirkinim dur gelem daha fazla..Böyle kal,bana bakarak kal…Zaman dursun da izlesin seni gözlerim..


    Geliyorum işte, kaç adım kaldı sana doğru…Fatoş abla uyandırmaz değil mi beni..Bu bir rüya ise hep uyuyabilir miyim Allah'ım…

    Gerçek mi rüya mı anlayamıyorum ,şu an sadece senin varolduğun bir yerdeyim hissediyor musun sende…Gözlerin de alamıyorum kendimi..Şimdi daha fazla istiyorum seni yaşamayı Çirkin Peri…

    Ben dayanamıyorum bayım, kaçırmazsam gözlerimi yüreğimdeki ateş yüzüme de yansıyacak çünkü...


    Tekrar eğdi başını genç kız, son birkaç adım diye geçirdi içinden.Kolyesini tuttu....


    Kapattı derken ekranı,okuyamadı tamamını Recep. Okudukça üzülüyordu, böyle bir sevgiyi nasıl çarçur ettiğini düşündükçe çaresiz hissediyordu kendini.

    Gerçek mi , Rüya mı sözünde kalakalmıştı.

    Rüya dedi...Sadece Rüya...

    Sonra aklında Meral, çok üzülmemesini dileyerek kapattı gözlerini.

    Soğuk rüzgarlar esiyordu iki kentin yamacında ve iki sevgili, iki eski sevgili üşüyordu.

    Biri kendisi istediği için, diğeri sevdiği istediği için; yüreklerindeki fırtınaya esir düşmüş titriyorlardı

    Meral BİLGİÇ
    D.E
     
  2. 16 Kasım 2007
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  3. çiRkin peRi

    çiRkin peRi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2007
    Mesajlar:
    248
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    Teşekkür ediyorum canlarım.
    Sığınağı Olur musun Yüreğimin? I Bölüm çok beğenildiği ve ısrar edildiği için, II ye başladım.
    I. bölümü e-kitap olarak ekledim.
    Şimdi ise devam ediyorum.Bölümleri yazdıkça ekliyorum.
    Beğeninizin devam etmesi dileğiyle.
     
  4. 19 Kasım 2007
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  5. çiRkin peRi

    çiRkin peRi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2007
    Mesajlar:
    248
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    Sabah gözlerini açtığında Leyla’sı geldi aklına.Şimdi olsaydı o, emindi ki Meral, yine bulduğu ilginç şarkılardan birini söyleyerek kaldırırdı arkadaşını. Gülümseyerek doğruldu yerinden, Leyla’yı özlemişti..Hem de çok özlemişti;ama aramak için çok erkendi.Bir karar vermişti kendine ve artık eskiden kalma kimseyle görüşmeyecek ,tamamen her şeyi unuttuğunda arayacaktı Leyla’yı.Leyla kırılır mı diye düşünmüyordu çünkü onca yaşanılanlardan sonra biliyordu ki anlardı Meral’i.En azından zamanı gelince ilk aranacak kişi olduğunu bilirdi. Yeni bir gün daha diye geçirerek içinden iş yerinde aldı soluğu. Tam kapıyı açtı ki telefonuna bir mesaj geldi.

    -Ablandan aldım numaranı neden yok oldun ortadan birden.Dans derslerimizde yarım kaldı ama...

    Ferhat diye geçirdi içinden ve üzüldü.Ferhat’ın ona karşı hissettiklerini bilip, üzüldü. Aslında hiç umut vermemesine rağmen kalbinde yeri olduğundan ve olmayacak bir sevdaya gönül koyduğundan üzüldü. Ferhat’ın yaşadıklarını yaşamasını istemiyordu çünkü...O’nun Recep yüzünden çektiklerini başkasının çekmesine dayanamazdı kalbi. Bir mesaj attı,

    -Ferhat bugün işin yoksa görüşelim mi?Konuşmamız gerekiyor.

    Ferhat mesajı aldığında anlamıştı aslında ne konuşulacağını.İşim var demeyi ne çok isterdi ama diyemezdi.Söz konusu kişi Meral ise yalan söyleyemiyordu. Buluşma saati ve yeri ayarlayıp işlerine döndü iki genç. Ogün çalışıp çalışmadığını bile anlamamıştı Meral. Sürekli aklı mesajda düşünüyordu. Bir ara Arzu Hanımlar yemek için çıktıklarında telefonu çaldı. Aslında iç hat olduğu belliydi ama öyle dalgındı ki genç kız.

    -PRM Truzim , iyi günler...

    Diyerek açtı telefonu.Telefonun ucundaki ses oldukça tizdi...

    -Seeennnn depresyondasınnnnn çirkin periiiii söylemedi demeeee....

    Gülay aşağıda kopmuş gülüyordu, Meral bir an şaşırdı sonra oda katıldı gülüşmelere...

    -Ya Ahmet yaaaa...
    -Hadi hadi fazla yüz yok,başlama hemen ya Ahmet yaaa diye..Çıkta sigara içelim hadi çayda koy bakalım...
    -Ama yaaa....


    Çat diye kapattı Ahmet telefonu Meral’in yüzüne.

    -İnanmıyorum ya suratıma kapattın uyus...

    Diyerek bu sefer o aradı Ahmet’i

    -PRM Truzim buyurun.
    -Ahmet Bey lütfen.
    -Hımm kendisi depresyondakilerle konuşmuyor ancak sigara içiyor,çık hadi yukarı...


    Gülümseyerek çıktı Meral, Ahmet olmasaydı iyice kötü olurdu o kesin. Birer sigara içtiler derken ardından Ahmet’in söylediklerini uzun uzun dinleyip hak verdi Meral.

    Ahmet ile konuşmak iyi gelmişti genç kıza. Ferhat’la buluşacağını hatırlayarak Beşiktaş vapuruna binmek için otobüse bindi genç kız. Üsküdar’a vardığında Orhan koşarak geldi yanına.

    -Abla boyayım mı?
    -Yok canım...
    -Ya abla boyasam...


    Meral o kadar dalgındı ki neden sonra dönüp baktığında çocuğun yüzüne gülümseyebildi.

    -Orhan...
    -Abla...
    -Canımmm


    Diyerek sarıldı yüzü siyahlaşmış ufaklığa.

    -N’apıyorsun bakalım.Bugünkü hasılat nasıl.
    -İyi
    -...


    Bir sustu genç kız, Orhan suskunluğunu anlamamış gibi yaptı...

    -Sana muzlu süt ısmarlayayım mı abla?
    -Hımmm,olmaz.


    Orhan’ın yüzü asıldı birden,

    -Çilekli olursa olur akıllım.Ne çabuk unuttun çilekli sevdiğini.Gelmedim diye bir süre..Ohoooo...

    Boya sandığını bırakıp Meral’in yanına, koşarak gitti büfeye Orhan,içinde büyüdüğünü hissetmenin verdiği bir gururla aldı sütleri. Meral o sırada sahildeki bir banka oturmuştu bile, çilekli sütünü uzatan Orhan’a baktı uzun uzun. Derken bir yudum aldı...

    -Iıımmmm sütü kardeşim ısmarlayınca daha bir tatlı oluyormuş yahu...

    -Bende katılabilir miyim size?


    Ferhat gelmişti işte, aslında bu gelişin ardından bir daha görüp göremeyeceğini bilmiyordu Meral’i ama elinden bir şey gelmezdi. Orhan hafif bir kıskançlıkla astı suratını. Meral elini omzuna attı ufaklığın.

    -Hoş geldin abisi, sen gelene kadar korudu beni Orhan,yalnız bırakmadı.Hem bak çilekli sütte ısmarladı.

    Suratının asıklığı gitti bir anda Orhan’ın...

    -Ama artık eve gitmesi gerek çünkü Orhan aynı zamanda okuyor abisi. Geç kalmadan derslerini de yapması gerek...

    Mesajı almıştı Orhan ya Meral gene de bastırırcasına, dönerek ona,

    -Dimi ablacım dedi hafif gülümseyerek.

    Başını salladı Orhan, gitmek istemiyordu ya anlamıştı özel bir şey konuşulacağını. Kocaman bir öpücük kondurdu Meral’in yanağına, hafif sert bir bakıp attı Ferhat’a ve gitti yanlarından.

    -Senle ilk onların sayesinde tanışmıştım hatırlıyor musun?
    -Evet


    Dedi Meral,

    -Bir anda üstüne çullanacak gibiydiler.

    Güldü Ferhat,

    -Seni kıskandılar...
    -Korudular...
    -Haklılarda biliyor musun?


    Devamının nasıl olacağını bildiği için cevap vermedi Meral. Öyle susup kaldılar Kız Kulesine karşı otururken yan yana iki genç.Sonra bir anda suskunluğu bozmak istercesine lafa girdi Ferhat...

    -Lunaparka gidelim mi?
    -Ferhat..
    -biliyorum,konuşmamız gerek.ama önce gitsek sonra konuşsak...
    -Ferhat...
    -Hadi ama ya kırma beni...


    Öyle garip bakmıştı ki Meral’e, Küçük Emrah filmlerinden çıkma bir oyuncu gibiydi genç adam.

    -Peki,ama atlı karıncaya da bineceğiz.

    Bir an yutkundu Ferhat,

    -Sen bilsen ben...
    -Olmassssss
    -Peki,bir gidelim de...


    Ellerini birbirine kavuşturdu Meral ve astı suratını...

    -N’oldu yine?
    -Şımardım...Bana ne sen de binmeyeceksen gelmem...
    -Hey Allah’ım ya.Sen delisin ha biliyorum deme...Gerçekten delisin.
    -Sen benim yalancıktan halimi gördün mü akıllım.Eeee biniyor muyuz atlı karıncaya?
    -Tamam; ama bir şartla.
    -Neymiş o?
    -O zaman ufoya da binicez.


    Bir anda yüzünün rengi attı Meral’in.

    -Bak ağlarım ama...

    Gülmeye başladı katıla katıla Ferhat...

    -Meral eğer kalkmazsak hiçbirine binemeyeceğiz ama bak...
    -Atlı karıncaya söz vermeden atmam adımımı o kadarrrr....
    -Tamammmm


    Şımarık bir çocuk edasıyla kalktı yerinden Meral, sonra da lunaparkın yolunu tuttular.

    -Ya madem gidecektik, Orhan’ı neden yolladık, hem biz deli miyiz?
    -Ama ders dedin...
    -Yok, O derslerini yapmadan çıkmıyor ki dışarı.
    -Nasıl yani?
    -Yani biz konuşacağız diye demiştim ben;ama bilseydim.
    -O zaman başka birgün de onunla gideriz olmaz mı?


    Birazdan sana anlatacaklarımın ardından tekrar görüşecek miyiz onu bile bilmiyorum ki diye geçirdi içinden Meral, Ferhat anlamış gibi sustu. Meral daha fazla uzatmanın bir anlamı olmadığını biliyordu ama yine de Ferhat’ın en azından bu istediğini yerine getirmek istiyordu.

    -Aaa,önce dönme dolaba binelim mi Ferhat?Yıldızları yakalarız belki olmaz mı...
    -Acaba...
    -Tamam yakalayamayız ama en azından daha bir yaklaşırız dimi...
    -Di...


    Diyerek iki bilet aldılar ve bindiler dönme dolaba.En yukarıya çıktıklarında büyülenmişti Meral. O kadar net görüyordu ki yıldızları ve öyle huzur dolmuştu ki içini. Sanki Recep’in yanındaydı yine; çünkü yıldızlar tıpkı onun yanında olduğun gün gibi gösteriyorlardı kendilerini...

    Rüya gibi...

    Dedi belli belirsiz. Bir yıldız seçti sonra.Gözlerini dikti ona. O lunaparkta dönme dolabın en üstünde dalmışken ,Recep’te Kafesinin camından aynı yıldızı seçmişti istemsizce.Gözlerini alamıyordu yıldızdan.

    Ne kadar net ve parlak. Senin gibi...

    Diye geçirdi içinden bir anda, o sırada Meral;

    Senin yanındaymışım gibi geliyor şimdi bana.Ne tuhaf halbuki sana duyduğum sevginin binde birini kabul edecek bir adamın yanındayım ve gökyüzüne bakmam bile aklıma seni getiriyor acıyla. Off Recep...Offff.

    Diye söyleniyordu ama kendi bile duymuyordu sesini...


    Şimdi arkamdan usulca yaklaşıp sarılacakmışsın gibi sana yakın hissediyorum kendimi şu yıldıza bakmakla çirkin peri. Adı çirkin ama kendisi perilerin en güzeli...


    Ne kadar olmuştu ayrılıkları bilmiyordu ikisi de bildikleri tek şey gökyüzüne daldıkları o gece, yine yakın olduklarını hissetti ikisi de.Özlem kavurdu yüreklerini.Ama özlemle dolarken Meral’in gözleri Ferhat aynı umutsuzlukla ona bakıyordu.Ve Recep Meral’in arkasından yaklaşıp sıkı sıkı sarılmasını beklediği anda, Arzu kocaman bir öpücük kondurmuştu yanağına.

    Recep’in yanağına konan o öpücükle, bir anda kaybetti Meral baktığı o güzel yıldızı. Kaybettiği anda umutsuzluk iyice çöreklendi yüreğine.Bir anda astı yüzünü. Ferhat anladı aklına gelenin; kalbine yerleştirdiği ve tanımadığı o adam olduğunu ama umursamaz yada anlamaz davrandı. Dikkatini dağıtmaya çalıştı Meral’in...

    -Eee hadi inelim artık,atlı karıncalar bizi bekliyor.

    Ses etmeden indi genç kız,atlı karıncaların yanına geldiklerinde ise durdu...

    -Ferhat...
    -....
    -Yeter bu kadar hadi bir şeyler içelim,konuşalım biraz...


    Çaresiz peki dedi genç adam, ne ile karşılaşacağını biliyordu. Gecenin sessizliğinde üşümek istercesine deniz kenarına gittiler birlikte.Meral içindeki sevdanın yarattığı fırtınanın ,Ferhat ise Meral’in onu sadece arkadaş görmesinin verdiği üzüntünün tam ortasında kalmışken; Recep, Arzu’nun sarılışının ardından titremişti deli gibi.

    -Pamukkk helvvaaaaa....

    Bir tane aldı Meral, eskiyi hatırlayarak uzattı parayı. Üniversitedeyken nerede görse alır ve hiç umursamadan çevresindeki insanların bakışlarını afiyetle yerdi genç kız.
    Banka oturduklarında bütün İstanbul göz kırpıyordu onlara. Meral söze nasıl başlayacağını bilmiyordu. Ferhat ne konuşulacağını bildiği için sadece susuyordu. Kendi kendine söz vermişti sadece dinleyecek ve Meral ne derse kabul edecekti. Çünkü onu hiç görmemektense arkadaşı olarak bile kalmak yetiyordu genç adama.

    Meral daha fazla beklemenin bir anlamı olmadığını düşünerek girdi söze...

    -Ferhat... Benimle ilgili düşüncelerin hala aynı mı?
    -Nasıl yani...


    Ferhat’a döndü yüzünü Meral,

    -Canımmm, hani ilk konuştuğumuzda...
    -Seni hala seviyor ...
    -Evet...Seviyor musun?
    -Neden soruyorsun ona göre mi görüşeceksin benimle?


    Sitemliydi Ferhat’ın sözü, Meral nasıl yaklaşması gerektiğini kavrayamıyordu.

    -Canım, bak ben sadece senin üzülmeni istemiyorum.
    -Ben üzülmüyorum ki.Meral yanında olmak bile yetiyor bana.
    -Ferhat kime söylüyorsun bunları.Bende mutlu olsun yeter diyorum ama onu başka biriyle düşündüğümde eriyor dört bir yanım. Ben de diyorum arkadaş kalsakta yeter ama sen gel bir de yüreğime sor.Onun telefon numarasını bile gördüğümde rehberimde gözümde hep bir damla yaş hazır bekliyor.


    Genç adamın yüzü asıldı birden.

    -Bak ondan söz etmem bile canını acıtıyor senin.Ve ben böyle üzmeye devam etmek istemiyorum seni .N’olur kızma bana; ama ikimiz arasındakiler hiçbir zaman sevgili boyutunda olmayacak ve sen her bana gelişinde bunun olmasını düşleyecek sonra hayal kırıklığına uğrayacaksın... Ben ise sen her üzüldüğünde kendimi suçlu hissedeceğim. Zaten yeterince kötüyüm be Ferhat birde bu yüzden ...
    -Neden bu kadar düşünceli olmak zorundasın Meral?


    Meral anlamamıştı ne demek istediğin.

    -Anlayışlı mı? Neyim anlayışlı, bak karşıma almış kırıyorum seni ve bunu bile bile devam ediyorum konuşmaya.
    -Evet kırıyorsun ama ileride daha fazla üzülmemi istemiyorsun.Tıpkı...
    -Tıpkı bu konuları ilk konuştuğumuz gibi... Ferhat, sana bana neden aşık oldun diyemem ama ... Ama canım olmayacak bir şey içinde seni sürekli görerek; o sevginin seni terk etmesine izin vermemek olmaz.O zaman kötü kalpli insanlardan ne farkım kalır söylesene bana? Senin dostluğunu , arkadaşlığını asla inkar edemem, inan seninle de çok iyi vakit geçiriyorum ama ; ama eğer bu arkadaşlık seni ara sırada olsa hüzne buluyorsa, yüreğin beni gördüğünde elimi tutma özlemini, sevgilim olma düşüncesini bir an da olsa aklına getiriyorsa, arkadaşlığımıza da biraz ara vermemiz gerekiyor diye düşünüyorum.
    -Bunu istemiyorum.
    -Bu en iyisi.
    -Neden benim yerime karar veriyorsun.
    -Sadece doğru olanı düşünüyorum...
    -Neye göre doğru?
    -Ferhat uzatmayalım...Bana göre doğru... Hem ne fark eder ki, sana göre bana göre...Sen üzülüyorsun ,ne kadar üzülmüyorum desen de...Tıpkı benim taktığım maske gibi sende bir maske takıyorsun.Tıpkı içim alev alev yansa da Recep’in ardından,umursamaz davrandığım gibi sende aynı sahtelikle bana geliyorsun; ama hissediyorum ve artık görüşmek istemiyorum. En azından bir süre.
    -Tıpkı ilk seferki gibi
    -Tek fark, bu sefer içindekilerin bittiğine emin olmadan görüşmek istemiyorum
    .

    Ferhat hiçbir şey söyleyemedi, o an sıkı sıkı sarılıp bırakmamak geçti içinden Meral’i; ama sadece bir peki dedi...

    -Geç oldu hadi beni vapura bırak..
    -Peki...


    Peki, ne çok peki kullanmıştı Ferhat, tıpkı Meral gibi... Tıpkı Meral’in, Recep ne derse peki demesi gibi. Hatta bir an Recep isyan etmişti,hatırlıyordu...

    -Sen ne kadar uysalsın aşkım.Hiç karşı çıkmaz mısın diye sormuştu Recep şaşırarak.

    İçinde garip bir acı belirdi Meral’in, Ferhat’ın çektiklerini zamanında çekmişti ve ne kötüydü ki şimdi bunların tek sebebi kendisiydi. Vapur saati yaklaştığında son kez sarıldı Ferhat’a Meral.

    -Benim için her zaman hatırlanacak bir dostsun,dikkat et kendine...

    Dost...

    Bu sözü defalarca tekrarladı içinden genç adam , sonra sahte bir gülümsemeyle...

    -İçindeki o adama sahip çık ama asla unutma içindeki değerli...Dışarıdaki değil...Değerli olan senin içinde büyüttüğün adam,zamanı gelince göreceksin ki sevdiğin kişi geri döndüğünde yüreğindeki kişi asla o olmayacak.Zaman öyle çabuk akıyor ve insanlar o kadar çabuk değişiyor ki Meral. Bu zamana kadar bir kişi gördüm değişmeyen; onu da ben kaybettim... Şimdi,şu an... Çünkü duygularım değişti, çünkü ona arkadaş olarak bakmak istesem bile bakamadım. Bu yüzden asıl sen dikkat et kendine lütfen.
    -Sözlerin için teşekkür ediyorum
    -Gereksiz, sen daha fazlasını hak ediyorsun inan.
    -Hayır sadece sen sevdiğin için yakıştırıyorsun. Görmek istediğin gibi görüyorsun.


    Ve yanağını bir öpücük kondurdu Ferhat’ın.Vapura bindiğinde istemsiz Deniz’i aradı.

    -Beşiktaş’a gidiyorum.
    -Köprüye git,geliyorum.


    Dostum, diye geçirdi içinden Meral. Vapur bir yakadan diğerine ilerlerken rüzgara karşı durdu ve sessiz çığlıklar atmaya başladı.

    -Ne garip bir dünya bu böyle.Ben senin için üzülüyorum ve yaşadıklarımı düşünmeden başka birini üzüyorum.Tüm umutlarını doldurup cebime gidiyorum arkamı dönüp. Sonra da bana neden yaptın bunu Recep diyorum sana. Ferhat’ı üzerken aslında hepsini hak etmedim mi? Ettimm... Off, Allah’ım sen bir akıl ver bu aptal aklıma.Sen yardım et n’olur.

    İstanbul tüm canlılığıyla önüne seriliyordu Meral’in, Meral ise çok uzaklarda gözleri kaybettiği gülümsemesini düşünüyordu. O kaybettiği gülümsemesini düşünürken, Recep farklı bir kentte ilk gülümsediği anı hatırlıyordu Meral’in.

    İlk görmelerini kameradan birbirlerini...

    -Biliyor musun?
    -Neyi?
    -Gülmek... Gülmek, sana çok yakışıyor.


    Gülümsemem bayım,gülümsemem sen giderken takılı kaldı ellerinin arasında. Onu al ve sakla yüreğinin gizli köşelerine n’olur. Tıpkı kolyem gibi o da emanet olsun sana...

    Gülümsemeni özledim senin, hani o sorgusuz sualsiz sevmelerini beni. Utangaçlığını özledim çirkinim. Günaydınlarını , o sıcacık halini...Sevgini...Seni..gözlerini...

    Gözlerindeki huzuru arıyorum şimdi dört bir yanda ve hiçbir yerde kavuşamıyorum yanında bulduğum huzura.Nerdesin bayım? Hava soğuk ama senin yokluğun daha soğuk...

    Vapurdan indiğinde köprüye doğru yürümeye başladı Meral. Birbirlerinden habersiz ama birbirleriyle konuşurken ayrı iki şehirde, hiç karşılıklı oturup adam gibi konuşamamışlıklarına yandı içi yürürken.

    Sebepsiz Recep’in içi karanlıklara gömüldü birden.Öyle derin düşünmeye başlamıştı ki, bir an Meral’in hayatında birinin olabilme ihtimali geldi gözlerinin önüne.Ve bu düşünce çekilmez bir hal aldığı anda evine doğru gitmek için attı kendini sokağa.

    Köprünün altına gelip oturduğunda Meral, Deniz çıktı saklandığı yerden.

    -Ohooo dondum yahu.
    -Sen ne zaman geldin , uçtun mu be yaw...
    -Bak ne aldım?


    Arkasından koca bir çikolata çıkardı Deniz...

    -Tam da ihtiyacım olan şey,sen harikasın.
    -Biliyorum.
    -Ukelaaaaaaaa
    -Kimin arkadaşıyım akıllım?
    -Benimmmm
    -Eveeettt , sende benim.....


    Çikolata paketini açarken gülümsüyordu Meral ya , Deniz takmıştı çikolatayı gördüğünde söylediği söze genç kızın. Konuşmasını bekler gibi yerken izliyordu Meral’i... Yüzü gözü çikolata olmuştu,

    -Dur kızım ya bu kadar mı hasret kaldın çikolataya?
    -Hayır ama hani derler ya çikolata mutluluk verirmiş.
    -Haha manyak , o çikolatacıların uydurduğu bişiy, çok satsın diye.
    -Olsun denemek parayla mı akıllım?


    Çikolata bittiğinde kağıdını kıvırıp çantasına koydu Meral,sonra tam karşıya bakarak,

    -Deniz sanırım ben birini çok üzdüm.
    -Dur tahmin edeyim,Ferhat...
    -Evet, sence ben kötü müyüm?


    Deniz daha fazla dayanamadı ve gülmeye başladı kahkahalarla...

    -Ya neden gülüyorsun sen bana...

    Ama durmuyordu kahkahaları...bir yumruk indirdi Deniz’in omzuna Meral,

    -Ya gülme dedim sana...Gülmesene,ağlarım ama bak...
    -Aman aman sustum, Leyla’ya da götüremem seni.Tamam sustum...
    -Dimi, Leyla’ya da götüremezsin beni; ama ben onu da özledim.
    -Ordan oraya atlama bir be , neymiş üzdüğün olay?
    -Onunla görüşmek istemediğimi söyledim ben.
    -Sonunda dediğime geldin yani
    -Ama üzüldü
    -Hayır üzülmedi.
    -Nasıl yani.
    -Meral, Ferhat üzülmedi emin ol buna.
    -Sen emin misin?
    -Evet, çünkü ben bir erkeğim.


    Meral’in kafası karışmıştı. Ne demek istediğini anlamadı Deniz’in.

    -Bak canım, şimdi birçok kişinin birlikte olmak isteyeceği bir karaktersin, bu nedenle de Ferhat’ın bu kadar ısrar etmesi çok normal. Ama onu üzdüm diye üzülmen aptalca.
    -Aptal olduğumu biliyorum başka bir şey söyle bana.


    Kızgın kızgın baktı Deniz, Meral’in yüzüne. Ama Meral yüzünü karşıya dikmiş bakamıyordu Deniz’e aynı cesaretle.

    -Yüzüme bak önce,biliyorsun bir şey anlatılırken bana bakılmasını isterim.

    Çevirdi başını Meral, yanağındaki yaşları fark etti ve sildi Deniz.

    -Buna saflık diyelim; ama evet şu an döktüğün şu gözyaşları aptallık. Ya kimse seni üzdüğünü düşünmüyor, herkes canını yakıyor sen hala birilerini üzdüğün için üzülüyorsun. Manyak mısın sen?Deli misin demiyorum ,delisin biliyorum; ama deliler az da olsa düşünürler kendini. Meral akıllan, toplan artık kimseyi mutlu edemezsin... Birilerini mutlu etmeye çalışırken bir bakarsın daha fazlasını istiyorlar.
    -Haklısın.
    -Haklısınmış, isteyerek de şu sözü,inanarak...


    Sustu Meral,

    -Ankara’dan döndüğümde buluşmuştuk seninle hatırlıyor musun?
    -Evet,gözlerinin içi gülüyordu. Halbuki ağlıyordun gittiğin sıralarda.
    -Evet, ağlıyordum...Hem de...
    -Hem de seni defalarca aldatmış bir adamın ardından.
    -Ama gözyaşlarım onun gidişine değil tüm yaptıklarına rağmen ,yüreğime baktığımda hala onu sevdiğimi gördüğümden ağlıyordum Deniz.
    -.....
    -Ama geldiğimde içim gülüyordu, çünkü kuruyan yüreğimi güzelliklerle doldurmuştu Recep, sana anlatırken bile nasıl da mutluydum hatırlasana. Şimdi ise aynı şekilde onun için üzülüyorum. Onu seviyorum, tamam diyorum bitti ama sonra, sonra yüreğime dokunuyorum birden sebepsiz. Mesela deniz kenarına gidiyorum, yada bir tek kelime duyuyorum... Günaydın mesela, mesela peki ve bir bakıyorum Recep çıkıvermiş düşlerimden, yerleşmiş tekrar beynimin her bir köşesine.Atsam da gitmiyor. Uğraşıyorum ama kök salmış yok olmuyor. Cüneyt’i unuttuğum gibi unutmak istemiyorum onu. Başka bir sevgi yaşamak istemiyorum. Öyle saftı ki her şey, bakışları öyle güzeldi ki... Seslenişleri, verdiği değer... Ben, bitse bile... Unutup tüm bunları, yani en azından bu şekilde kaybetmek istemiyorum.
    -Bu senin elinde ama üzülüyorsun, üzülecek kadar ömrümüz yok ki bizim.
    -Al bak şimdi bile çıktı dışarı.


    Anlamadı Deniz...

    -Recep derdi bunu bana, bir ömrümüz var mutlu olmaya bakmak gerek. Sen gel buraya , burada iş bulalım sana hem ben de varım...

    Derken polis memurunun yaklaştığını görünce sustu genç kız.

    -Gençler ne haber, bir sigaranız var mı?
    -Abi var ama intihar eylemlerini dinleyecek kadar tahammülümüz yok bilesin.
    -Peki,peki diyerek gitti geri iyi akşamlar dileyerek bekleme yerine adam.


    -Ya Deniz, neden bu kadar kısa sürüyor mutluluklar ve bu kısa mutluluklar neden bu kadar fazla acı sokuyor da, bu kadar zaman çalıyor ömrümüzden?
    -Bilsem... Ah bir bilsem. Bazen, bazı insanlar aşkı asla yakalayamazlar.
    -Değerini mi bilmiyoruz?
    -Asla, sadece yanlış yüreklere aşık oluyoruz ve onların acılarını çekerken gerçek kişileri göremiyoruz.
    -O gerçek kişilerdendi Deniz.
    -Ama sevgisi senin kadar saf değildi be Mara...
    -Saftı...
    -Ne desem boş, sen takmışsın nede olsa aklına.Peki saftı...


    Deniz’in asıldı yüzü.

    -Tamam ya kızma hemen, ne yapayım inanmak istemiyorum... Yani en azından bu kadarı güzel kalsın içimde istiyorum.
    -Kalsın,kalsın ama; geçmişi düşünürken gelecekteki güzellikleri yitirme Meral. Şu an bile sana bir sürü kişi gösterebilirim dünyaları sersin önüne.
    -Ama ben...
    -Dünyaları istemiyorsun ki...


    Deniz’e sarıldı birden Meral,

    -Seni seviyorum dostum...Seni çok seviyorum.
    -Bende deli kız, bende...


    Bir süre öyle kaldı iki arkadaş, derken Deniz şaşkınlıkla atıldı hemen,

    -Aha yıldız kaydı...



    Ve başlarını çevirdi ikisi birden gökyüzüne.

    Aynı yıldızı evinin camından bakarken gördü Recep,

    Şimdi olsaydın dilek tutardın sen çirkinim...

    Diye geçirdi içinden... Birden ürperdi Meral,

    -Üşüdün
    -Hı..hı...Hem de çok...
    -Gidelim istersen
    -Yok gitmeyelim Deniz,biraz daha üşüyeyim,eve girdiğimde öyle bunalıyorum ki;öyle yanıyor ki içim. Bırak üşüsün burada ruhum, çok üşürse benliğim sen varsın yanımda. Sarıp sarmalarsın yaralanmış yerlerini.



    Evet, kalbinin dört bir tarafına kurduğu duvarları aşmış ve sonra hepsini bir bir yıkıp gitmişti de Recep, her ayaz çıktığında donuyordu genç kızın benliği.tıpkı o gece olduğu gibi. Ve her üşüdüğünde Recep geliyordu aklına; ama bilmiyordu her ürperdiğinde içi, Recep huzursuz bir şekilde atıyordu kendini dışarıya.

    Ve hala anlayamıyordu ikisi de ;anlayamamakla birlikte tek bir soru bile sormuyorlardı yüreklerine...

    -Neden? Bu rüya neden bitti?

    Diye soramıyorlardı. Recep’in sorma hakkı yoktu , Meral’in ise artık soracak bir Recep’i... Ve zaman geçiyordu tüm acımasızlığıyla. Zaman geçmeye devam ediyor ve geçmişin güzellikleri biraz daha derinlere itiliyordu her seferinde yüreklerde.


    Meral BİLGİÇ
    D.E.
     
  6. 22 Kasım 2007
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  7. çiRkin peRi

    çiRkin peRi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2007
    Mesajlar:
    248
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    Zaman gece yarısını geçmek üzereydi ki bir telefon geldi Meral’e..Gizliydi arayan numara, önce Cüneyt’tir her zamanki gibi dedi; sonra, ya ...Ya Recep ise diyerek numarasını gizledi,rehberi açtı... Deniz etrafın büyüsüne dalmış bakıyordu.

    -Ne yapıyorsun sen?
    -Hiç..
    -Sakın arayacağını söyleme...
    -Yok...

    Diyerek koydu telefonu cebine Meral. Halbuki bir tuşa basmasıyla araması kolaydı ama utandı... Hala aramak istemesinden, hala onun aradığını düşünmekten , en önemlisi ise dostundan utandı ve soktu telefonu cebine. O sırada Recep elinde telefon bekliyordu. Son arananlarda Meral’in numarası vardı. Numarasını gizliye alıp aramaya karar vermişti bir anda. İster kızsındı, ister ağlasın yada bağırsın arayıp nasıl olduğunu soracaktı...

    Ama telefon çalarken bir anda çektiği mesaj geldi aklına genç adamın ve kapattı. Şimdi ise Meral hisseder de arar diye düşünüyor ve bekliyordu.

    Hissetmişti... Hissetmişti ya hissetmesine genç kız, Deniz’in bakışıyla bırakıvermişti telefonu elinden. Aslında Deniz’in bakışı engellemezdi O’nu biliyordu; asıl cesaretsizliği, güçsüzlüğü vazgeçirmişti onu her şeyden.

    Bir süre daha telefona baktı Recep, sonra içinde bir sıkıntı yattı yatağına. Zaman geçiyordu ve zamanın onu yok etmesinden çok korkuyordu. Birlikte olamasalar bile hayatındaki en değerli adam olarak kalmak istiyordu Meral’in kalbinde.Belki bencillikti, O’da bilmiyordu... Sadece unutulmayı istemiyordu.

    Meral telefonu cebine sokunca Deniz gülümsedi,

    -Aferim dostuma,ee bir bardak şarabı hak etti.

    Şarap... Diye geçirdi içinden... Genç kız, sonra uzaklardan sesler duymaya başladı...

    Yaramazlık mı yaptın sen aşkım...

    Kafe açılışında elindeki bardak kayıvermişti birden. Recep sevimli bir şekilde gelmiş ve bu sözleri söylemişti genç kıza. Ne zaman şarap içse, yaramazlık yapmak gelirdi bu yüzden aklına. Ve ne zaman yaramazlık etmek istese mesaj çekmek isterdi Recep’ine.

    Mesela seni özledim demek, yada neden böyle oldu diye sorabilmek. Ama alkol bile hiçbir zaman bu kadar cesaretlendiremedi O’nu.Her şey bir rüya gibi geliyordu ve rüyaların hesabı sorulmazdı. Yaşanır ve ardından hatırlanıp gülümsenirdi. Ama O bu rüyayı hatırladığında bir tuğla gibi ağırlaşıyordu kalbi, ne kadar mutlu olduğunu hatırlıyor ve gözünden akan bir damla yaş -suzluk ekini ekleyiveriyordu aniden.

    Bir rüzgar esti kendine geldi Meral, şarap bile nerelere götürmüştü bir anda ,şaşkınlıkla gülümsedi kendine; sonra Deniz’e baktı,

    -Kırmızı olsun ama...
    -Tamam...

    Ve yürümeye başladılar Ortaköy’den Taksim’e. Ağır ağır yürüyorlardı yolda. Ve her dakika biraz daha değiştiğini hissediyordu Meral.

    Attığı bir adımda Recep’te bitecek diyordu önce.Tamam başkasını da sevebilirim.Cüneyt’i nasıl bıraktıysam Recep’i de bırakabilirim diye geçiriyordu içinden, sonra yanından geçen bir arabada çalan şarkıya takılıyordu ve yok diyordu inatla seveceğim. Ben onu unutmak istemiyorum ki...

    Karman çormandı...

    Bir adımında neden böyle mesaj çektin diye soruyor sonra cevabını kendi vermek için çabalıyordu. Mesela önce hafif sebepler buluyordu.

    Senden nefret etmem için söyledin kesin ,değil mi bayım.Hani olmayacak ya birlikteliğimiz, yarım kalacak ya o yüzden daha fazla üzülmesin perin diye hani... Hani senin perin...

    --Perim, keşke her şeyi en başa sarabilsek, keşke...

    Keşke söylemeseydin yine de be Recep’im, keşke hani sussaydın...

    Diye devam ediyordu Meral.Recep uzaklardan farkında olmadan aynı keşkeleri savururken gecenin sessizliğine; O, yanında Deniz yol alırken Taksim’e, fırtınanın orta yerinden kurtarması için cevapsız sorularına açıklama bekler gibi bekliyordu Recep’in yüreğini...

    Taksim’e geldiklerinde her zamanki gibi canlı müziğin çalındığı ama kafa patlatmadığı o yere doğru ilerlemeye koyuldular. Bir ara yolda dans müzikleri çalan iki adamı dinlemeye koyuldular. Deniz pis pis sırıtarak baktı Meral’e.Meral aynı şeyi düşünüyordu.

    Yerlere kadar eğildi Deniz,

    -Sevgili bayan, bu müzikte bana eşlik etmek ister misiniz efenim. Eğer cevabınız evet olur ise mutluluk yaşayacağım heyecanın adı olamaz inanın bana.

    Meral eski filmlerden kopmuş bir oyuncu gibi eğdi başını.

    -Bu şeref bana aittir beyefendi...

    Bir gülümseme koydu sonra yüzüne ve sonra dans etmeye başladı iki arkadaş. Yağmur bir anda bastırmıştı ama öyle güzel eşlik ediyorlardı ki sokak çalgıcılarına; ne onlar bırakıyorlardı çalmayı, nede iki arkadaş ıslandıklarını düşünüp hadi gidelim artık diyorlardı.

    Meral kendini bulutların arasında gibi hissediyordu. Gülüyordu, gerçekten içten gülüyordu ve dostu ona eşlik ediyordu.

    -Biz deliyiz...
    -Hayır sadece mutlu olmayı biliyoruz.
    -Ama herkes deli gibi bakıyor...
    -Baksın ,sen demiyor muydun ben deliyim akıllım diye...
    -Evet...
    -Eeee o zaman...
    -Yanlış ayağını attın Deniz ya.
    -Bak ya Ferhat ile gittiğin kurslar işe yaradı galiba...

    Sırılsıklam olmuşlardı ; iki arkadaş dans ederken yaşlı bir çiçekçi yanaştı onlara ve üç adet gül bıraktı Meral’in avuçlarına. Çiçekçi ile birlikte de son buldu iki arkadaşın dansları. Elindeki çiçeklere baktı bir an Meral. Üç ayrı renkteydi yaşlı kadının verdiği çiçekler.

    Mavi olanı çalgıcılara bıraktı; çünkü onlar umut dağıtıyorlardı insanlara...
    Kırmızı olanı dostuna... Çünkü çıkarsız seviyordu Meral’i ve dosttu... Gerçekten dostu, kırmızı gülü en çok hak edendi genç kızın kalbinde.
    Son gül ise sarıydı... Kendine ayırdı O’nu. En çok sarı gülü severdi çünkü. Çünkü sarı gül sonbaharı hatırlatırdı Meral’e ve sonbaharda ağaçlar yaprak döker bahara hazırlanırdı. Ayrılık işlemişti sonbaharın içine ya hani, Meral’de artık ayrılığı yaşamak istiyordu sonuna kadar. Acısı biraz olsun hafiflesin istiyordu hiç olmazsa.Yada Recep’i düşünmeden de yaşayabilmek mesela.

    Oturacakları yere geldiklerinde birer kırmızı şarap söyledi Deniz. Şaraplar geldiğinde dalmıştı Meral ama bu sefer o kadar kaptırmadı kendini.

    Bu gece Recep’ten söz etmek yok yüreğim, lütfen sus ve gülümsemem kalsın yüzümde ,sahte de olsa beni mutlu etmek isteyen dostum için , n’olur yüreğim bu gece sus derinden.

    Diye geçirdi içinden , o sırada Deniz kaldırdı kadehi ve

    -Güzelliklere diyerek tokuşturdular kadehlerini.

    Saat oldukça ilerlemişti ki kalktılar oturdukları yerden. Çakırkeyif olmuştu ikisi de , ikisi de neden bu dünyada olduklarını bile sorgulamaya başlamışlardı hatta... Bir ara yolda giderken Can geldi aklına Meral’in. Can üniversitedeki arkadaşıydı. Okulda az delirmemişlerdi birlikte. Karate bile yapmışlardı çocuk gibi, yada Meral kollarını açmış Can onu döndürmüştü o koca bahçede.

    -Ya sen ne biçim arkadaşsın...

    Diyerek durdu birden Meral. Deniz neye uğradığını şaşırdı.

    -Ne alaka be...
    -Şimdi Can olsaydı alırdı sırtına beni...Ohooo çocuklar gibi uçak yapardım bende.
    -Mesela böyle mi?..

    Dedi ve eğildi Deniz, Meral ağırlığını unutup atıldı genç adamın boynuna. Sanki körkütük sarhoş olmuştu da yürüyemiyor gibi gözüküyordu dışarıdan. Deniz de bunu fırsat bilmiş devam ediyordu oyuna.

    -Sana o kadar içme dedim karıcığım; olmaz ki...

    Yanlarında yürüyen yaşlı amca tuhaf tuhaf baktı onlara.Meral Deniz’in yaptığı oyunu anlamıştı.

    -Ben sarhoş değilim diyerek devam etti yarım yamalak konuşmaya.

    -Pısırık adam sende, taşıcaksın tabi. Senin birinci vazifen bana bakmak değil mi?

    Meydana kadar devam ettirdikleri bu oyuna öyle kaptırmışlardı ki kendilerini, yanlarındaki amca Deniz’e eğilip,

    -Oğlum , iki tane çarp ağzına bak nasıl düzeliyor diyince Deniz atıvermişti Meral’i omuzlarından.

    -Düş önüme, yeter be bundan sonra sana içki yasak.Hadi eve...

    Uzun uzun gülmüşlerdi Meral’in kapısının önüne geldiklerinde. Bu evi kimse bilmiyordu birkaç kişi dışında ve Deniz’de onlardan biriydi işte. Birbirlerine iyi geceler dileyip ayrıldılar ve Meral , Recep’in resimlerinin olduğu dolabının tam karşısındaki yatağına koydu başını.

    -Aferin sana yüreğim, aferin sana... Öğreniyorsun bak, maskeni doğru kullanmayı öğreniyorsun.Zaman gelecek sen bile inanacaksın buna.

    İnanmak, buna inanmak istemiyordu ... Recep’i unutmak istemiyordu genç kız. Bu garip bir şeydi. Arkadaşlarını dinlediğinde hak veriyordu. Cüneyt... Beş sene geçmişti Cüneyt’le. O gittiğinde kimse bitiremez sanıyordu ki üç sene boyunca kaldırıp başını bakamamıştı bile . Ama o zamanlarda demişti; bir başka acıyı daha kaldıramam diye. İşte kaldıramıyordu. Öyle güzel yerleşmişti ki genç adam yüreğine. Bu güzelliği o olmasa bile yok etmek istemiyordu. Ve bu yüzden geçeceğine aslında asla inanmıyor sadece umut ediyordu.

    Gecenin ağırlığı çöktü önüne. Evine gelince çıkarmıştı ya maskesini birden akmaya başladı gözyaşları.

    İnanmak istiyorum Allah’ım.Cesaret istiyorum birazcık. Mesela şu fotoğrafları kaldırmak istiyorum...Yardım et...

    Hadi kalk...

    Bu sesi duyduğunda ürperdi birden. Işığı yaktı hemen, çirkin miskin miskin geldi yanına , bacaklarına sürünmeye başladı genç kızın. Öyle sevimli bakıyordu ki sahibine.Sanki üzüldüğünü biliyor da mutlu etmek istiyordu O’nu...

    -Canım

    Diyerek aldı Meral çirkini...

    -Güzel kedim benim, en azından sen varsın değil mi? Hadi gel yapmamız gereken bir temizlik var şimdi.

    Ve bıraktı kedisini ,dolabının başına geçti. En baştan bir bir sökmeye başladı fotoğrafları. Her fotoğrafta başka bir sahne geliyordu aklına.

    İlk önce ikisinin bir karede olduğu bir resmi söktü. Kocaman bir şey koptu o anda yüreğinden. Aklına tanıştıkları ilk an geldi. Seda,O ve Recep aynı anda sohbet ediyorlardı. Ve Recep , olgunluğu, esprileriyle kırıyordu genç kızın mutsuzluğunu.

    Nasıl da şaşırmıştı o zaman;

    -Kızım insan haber verir bi, deli.
    -Bana ne, bana söylediklerini sen söyle. Hem belki…
    - :S Ne belkisi yahu, sen demedin mi çapkındır diye. Hem adamın sevgilisi de varmış.N’apcam ben bunu yaw?
    - ....



    Gülümsedi, Seda’m diye geçirdi içinden. Hemen telefonu aldı eline.

    Bazen elini ayağını çeker insan, hiçbir şeyi hatırlamak istemez ve soyutlar kendini.Ne kadar soyutlasam da ; maske taksam da yüzümü.Bil ki bu çirkin çok özledi ve çok seviyor yüreği küçüğünü.

    Yazdı ve yolladı Seda’ya. Seda mesajı sabah okuyacaktı biliyordu; çünkü zaman oldukça geçti.

    Elinde ilk çıkarttığı fotoğraf o ilk konuşmalara döndü Meral.

    -Bu arada neden çirkin yahu?

    Diye sormuştu Recep, daha dün gibi hatırlıyordu her şeyi Meral…

    -Bilmem, çirkinim ondandır belki.
    -Bu mu yani neden, oldukça ilgi çekiyor ama benden söylemesi.

    Yırtmak üzereydi ki vazgeçti... Yırtamadı koydu kitaplarından birinin içine. Sonra Recep’in gülerek çektirdiği o fotoğrafa gitti eli. Deniz kenarında çekilmişti bu resmi. Öyle tatlı gülümsemişti ki Meral bakıp huzur buluyordu resme. Ama şu an huzur yerine özlem dolduruyordu damarlarını. Çirkin şaşkın şaşkın bakarken Meral’e, O gülümseyen eski sevgilisin resmini çıkardı dolabından. Aklına fotoğrafları nasıl özenle yapıştırdığı gelmişti dolaba. Sonra kameraları açtıkları günü hatırladı.

    Çok çirkinim demişti açarken kamerayı. Ve Recep’i gördüğünde birden bir ışık saçılmıştı içine. Recep’te aynı ışığı görmüştü de bu çirkin halinse bir de makyajla görmek isterim seni diye tutturmuştu.

    Ne güzeldi oysa diye geçirdi içinden.

    Recep , yattığı yerde sadece bakıyordu boş duvara.

    Ne güzeldi oysa diye fısıldayarak kapattı gözlerini.

    Keşke bu gece sarılan sen olsaydın bana...

    Meral’in daha fazla dayanmadı kalbi, bıraktı sökmeyi fotoğrafları. Kapağı tamamen çıkardı yerinden. Belki bir gün sökmemeye karar veririm yeniden diye düşündü bir anda. Sonra ışığı kapattı ve uzandı yatağına. Çirkin bir anda atladı Meral’in yanına. Mırlıyor ve sürekli sürünüyordu genç kıza.

    -Biliyorum, sen beni bırakmayacaksın. Ama uyumazsak işim beni bırakabilir değil mi güzel kedim.En iyisi sen dışarı , hadi bakalım diyerek çıkardı kedisini ve yattı tekrar uyumayacağını bilerek.

    Telefonu ç.aldı derken. Tek uyuyamayan kendisi değildi bu kesindi. Sevtap mesaj atmıştı arkadaşına...

    -Pşşştttt
    -Sevtap,ben Recep’i çok özledim.
    -Canım biliyorum ama kusura bakma kızsan da söyleyeceğim sana. Ya bir insan hep çirkinleri mi bulur.
    -Recep çirkin değildi ki...
    -Ama en azından şurası kesin bulmuş senin gibisini burnu kalkmış diyebiliriz bence, ve birçok kişice.
    -Hayır, O en duyarlı kalbe sahip yavrum. Sadece ben salağım.
    -Boşver geçecektir,benden daha iyi biliyorsun geçeceğine. Hem merak etme kimse almazsa ben alırım seni.
    -Ama ben seviyesiz biriyim haberin olsun.
    -Meral
    -Tamam sustum

    Mesajlaşmalar bir süre sonra uykunun cazibesiyle son buldu.

    Sabah çok zor kalktı Meral. Ama bir gariplik vardı.Çirkin gelmemişti yanına.Oysa şimdi çoktan dolanmış olmalıydı.Pantolonuna saldırmalı, rimel sürerken aynanın önünden geçmeliydi mesela.

    -Çirkin... Çirkinimmmm... Benim güzel kızım ,gel pisi pisi...

    Yok, kedi yoktu ortalarda. Terasa çıktı,acaba aşağı mı düştü diye düşündü bir an. Ama yoktu hiçbir yerde yoktu.

    -Çirkinim nerdesin sen diye ağlamaya başladı birden.

    -Çirkinim sen çık ortaya,söz bir daha Recep demicem.N’olur nerdesin...Çirkinnnnn....

    Saat ona gelirken çıktı evinden.İşe geç kalmıştı, kedisini bulamamıştı. Kötü bir gün olacaktı kesin. İzin alıp hemen eve dönmeyi istiyordu,eve dönüp çirkini aramaktı niyeti. Merdivenlerden inerken Çirkinin sesini duydu.

    -Miyavvv
    -Çirkin...
    -Miyavvvvvvvvvvvvvv

    Tuvalet boşluğuna düşmüştü minik kedi.Ama işin komiği Meral’in tuvaletinde pencere yoktu, bir anlam verememişti.Hemen yardım istedi ev sahibinden. Onlar Meral’i işe gönderip merak etmemesini söyledi. İşe gitti ama hala aklı evdeydi genç kızın.

    Gün nasıl bitti anlamadı bile, koşar adımlarla geldi eve. Veysi, müjdeyi vermişti hemen. Apartman kapısını açıp ta kedisini görünce dünyalar onun oldu bir anda. Eve çıktı kedisiyle birlikte. Mırıl mırıl sevdi biraz onu. Derken bir kitap aldı eline her zaman ki gibi ve bir kahve eşliğinde okumaya başladı.

    Telefonu çaldığında saat dokuzu buluyordu...

    -Napiyosun bakim...
    -Sen kimsin?
    -Yine mi kızım ya..
    -Engin?
    -Efendim...
    -Kusura bakma canım ya, şimdi senin telefonun ödemeliye kayıtlı ya...
    -Hadi,hadi bahane uydurma kaydetmedin dimi yine cadı...
    -Neyse boşver, ee napıyorsun.
    -Valla senin kapının önündeyiz Sevtap’la
    -Valla mı...
    -Sevtap gibi söyledin kız.
    -Hem valla, hem billa...
    -Geliyorum , bekleyin.
    -Eee geleceksin tabi akıllım...

    Engin’i bir senedir görmüyordu. Özlemişti , Sevtap’ta yanındaydı daha ne isterdi ki.Aynanın karşısına geçti.

    -Hadi bakalım Meral Hanım takın maskenizi...

    Biraz makyaj yaptı ve gülümseyerek indi aşağıya. Uzun uzun sarıldı arkadaşlarına. Derken hep beraber tophanenin yolunu tuttular.
    Türk kahvesi, tavla ve nargile.
    Rahatlamanın en güzel yoluydu onlar için. Biraz sohbet derken zaman nasıl geçti anlamadı hiçbiri.
    Meral eve gelip yattığında aslında aklından hiç çıkmayan Recep’i düşünerek daldı uykuya ama ağlamıyordu , Çirkinine söz vermişti ağlamayacaktı.

    Meral , ilk kez yüreğine söz geçirmiş ve gözyaşlarını akıtmamışken; Recep diğer uçta iş güç derdine düşmüştü... Arasıra zihninde canlanan Meral’in gülümsemesini alıyordu avuçlarına... Kokluyor tekrar yüreğine sokuyordu.

    Ve Meral, Recep her eline alışında gülümsemesini, ürperiyordu. Recep diye açıyordu gözlerini. Hafif hafif başlayan yağmur , Recep’in hayalini penceresine yansıtıyordu.

    Ağır ağır işliyor yağmurlar yüreğime.
    Bir kuru öksürük boğazımda sevgili...
    Bir üşüme ki hiçbir sıcaklık yok edemez sen yoksan.
    Yağmurlar işliyor benliğime ve bir grip gibi yayılıyor sensizliğin kırgınlığı yüreğimin kurumuş toprağına.
    Penceremde gördüğüm sen misin gerçekten...
    Gerçekten bu kadar yakın mısın bana?


    Ah , Perim...
    Cesaretim olsa arasam seni... Konuşur muydun benimle? Yine sever miydin beni; yada seviyor musun hala her şeye rağmen yüreğimi?


    Hani uzatsam elimi, şu pencereye uzatırsam eğer yüreğimi...
    Yüreğini tutabilir miyim sevgili...
    Her şeye rağmen sevdiğim için seni nefret mi etmeliyim kendimden söylesene.
    Söylesene yoksa unutmalı mı her bir şeyi...
    Zamanın acımasızlığına mı gömmeliyim seninle beraber gülümsememi...

    Uyku yakalamıştı çoktan iki genci. Ve iki kente yağan yağmurlar yüreklerini titretiyordu sebepsiz. Nefes alması zorlaşıyordu Meral’in bazı zamanlar. Sevdasının toprak kokusuna karıştığını hissediyor ve sayıklıyordu kendi kendine.

    Sayıklarken bilmiyordu, başka bir odada aynı şekilde sayıklandığını. Ve kızarak kendine sevdasının acısını nasıl yok edebileceğini düşünüyor. Sonra Recep diyerek sessiz sedasız kapanıyordu yastığına.

    Tam gözleri kapanmak üzereydi ki Meral’in sesini duydu Recep. Bir şarkı duyumsuyordu onun dilinden çıkan. Bir an delirdiğini sandı ama yok ,bu Meral’di….

    Kalktı , her yerde aradı… Hani sürprizleri severdi ya belki… Sonra saçmaladığını fark edip yattı tekrar ama ses , Meral’in sesi bir türlü gitmiyordu ve şarkı devam ediyordu…


    Seni çok özledim gece gözlüm benim
    Gemilere bin gel yine gidersin
    Sonbahar rüzgarı kırarken dalları
    Ayrı düşen yaprak yaşar mı söyle

    Meral yatağında mırıldanıyordu, simsiyah gözleri geldi aklına sevdiğinin… Duyulduğunu, çok uzaklardan duyulduğu bilmeden söylüyordu nakaratı.

    Recep, yatağının diğer ucunda dinliyordu sessiz sedasız... Birden ses kesildi. Meral uykuya yenik düşmüştü. Ve Recep kaldığı yerden genç kızın devam etti şarkıya…


    Olsaydım olsaydım
    Ben yağmur olsaydım
    Düşseydim bulutlardan
    Kirpikte dursaydım

    Unutuldum mu ben
    Unutuldum mu ben



    Meral, tam dalmıştı ki , unutuldum mu ben dediğini duydu Recep’in, açtı gözlerini. Hayaldi biliyordu ama olsun hayal bile olsa duyabileceği kadar çok duymak istiyordu genç adamın sesini.


    Bayım, unutmaz yüreğim seni ama n’olur sen de …

    Dediği anda bir rüzgar çıktı dışarıda, Recep penceresini açtı uzaktaki evinde Meral’in penceresinden esen rüzgarla gideridğini bilmeden yangınlarını. Uykusu kaçmıştı ikisinin de ve yine ikiside aynı yıldıza bakarak düşlüyordu birbirlerini. Yıldızlara bakarken Meral geçti genç adamın içinden usulca…

    Çirkinim, unutma sen beni…Unutma ve unutulma…

    Meral BİLGİÇ
    D.E.
     
  8. 23 Kasım 2007
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  9. çiRkin peRi

    çiRkin peRi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2007
    Mesajlar:
    248
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    Uzun zaman geçmişti aradan. Deniz’le görüşemiyordu Meral, birkaç kez Sevtap,Engin filan çıkmışlardı dışarı ya birden kesmişti tüm dünyayla ilişkilerini sanki genç kız. Hattını kırdı o sabah ansızın. Çünkü kızıyordu kendine.Bu kadar süre geçmişti ve hala ilk uyandığında ona mesaj çekmek geliyordu içinden. Sabah uyandığında günlerdir diline dolanmayan o şarkı vardı yine aklında.

    Seni çok özledim gece gözlüm benim. Tekrarlıyordu defalarca...

    Gece gözlümde duruyor, yutkunuyor devam ediyordu. Giyindi,biraz sevdi çirkini, derken her zamanki gibi yol aldı işine. Bu arada ablası da gelecekti o gün. Uzun zamandır bekliyordu gelmesini. Artık yalnız yaşamaktan bıkmıştı ,birde ...Birde hep ablasına sığınırdı ya şimdi çok ihtiyacı vardı birine sığınmaya... Cüneyt ilk gittiğinde de ağlayarak aramıştı...

    -Abla gel...

    Şimdi ne garip bir benzerlikti ki ikinci vurgununda yüreğinin yine ablası olacaktı yanında ama bu sefer eskisi gibi açık olamıyordu. Belki de artık büyümüştü kim bilir.Büyüdüğü içinde tüm sorunları bir başına çözmeye çalışıyordu. Ne olursa olsun eve gittiğinde çirkin dışında birini görmek kadar güzeli olmayacaktı biliyordu.

    İşyerine vardığında saat oldukça erkendi.Evde durmak yaramıyordu ona. Evde durmak , yalnız kalmak daha fazla sokuyordu aklına yüreğindeki adamı. Bu yüzden sabahın erken saatlerinde işyerinde buluyordu kendini.Öyküsünü yazmaya devam ediyordu bir yandan da; ama mesajı aldıktan sonra bitirmeye karar vermişti ve gitgide daha fazla yaklaşıyordu sona. Sona yaklaştıkça canı daha fazla yanıyordu ya, sona yaklaştıkça birçok kişi de merak ediyordu öykünün nasıl biteceğini. Ama biliyor ki herkes mutlu son bekliyordu. Tek bilmedikleri gerçekler masallar kadar güzel değildi.

    Meral zaman zaman daha fazla düşünüyordu nasıl bu hale geldiklerini, birçok kişi bu kadar severken ve hissederken anlatmaya çalıştığı sevgiyi , nasıl olur da...

    Ama düşündüğü anda alacağı cevaptan korkuyor ve vazgeçiyordu her şeyden. Ogün içinde daha garip bir his vardı Meral’in... Daha başka bir hüzün sarmıştı yüreğini.

    Öykü bitiyor ya ondandır diye geçirdi içinden derken... Ve son kelimelerini yazıp noktayı koydu, bir insanın hayatında ender rastlayacağı rüyalardan birine.

    Üç damla aktı gözünden.Biri yüreği için, diğeri yüreğindeki adam, sonuncusu ise sevdası için. Ve silip her bir şeyi tıpkı eliyle gözyaşlarını sildiği gibi msne girdi genç kız.

    Gün içinde dayanamadı bir ara arama motoruna girip arama yaptı. Uzun zamandır görmemişti ya hani belki dedi içinden.

    Belki buralardan bulurum seni.

    Ki dediği de çıktı...İşte karşısında duruyordu yeni haliyle Recep. Saçlarını kestirmişti, uzun zaman olmuştu ya görmeyeli. Gördüğünde bir parça kopuverdi yüreğinden.

    Tam acısı çıkmak üzereydi ki yeryüzüne yine , msnden Engin yazmaya başladı Meral’e...

    -Pşşşttt napıosun bakim...
    -Acı çektiriyorum kendime, hafif mazoşiştlik var ya bende.
    -Delisin kızım sen ya.
    -Ah bir akıllanabilsem.
    -Ne oldu yahu, ne acısı ne çektirmesi. Napıosun sen cidden.
    -Arama motorundayım...
    -Eeeee
    -Recep’in resimlerine bakıyorum.
    -Delisin sen
    -Bunu demiştin Engin.
    -Olsun bir daha diyorum.Ya adam sana defol git hayatımdan demiş.
    -Öyle demedi.
    -Peki seviyeli bir ilişkim var demiş ve sen hala onun resimlerine mi bakıyorsun anlamadım ben.Şu an yanında olsam...
    -Ya Engin yaaaa...
    -Ne var.
    -Sende diğerleri gibi yapma n’olur.Ben zaten yeterince kötüyüm.Koca bir maske var yüzümde.Çıkarmışım, ve maskesiz anlatırken tam sana tekrar taktırma onu bana.
    -İyi de canım neye yarar resimlere bakmak, sonuçta gitmedi mi o?
    -Gitti ama gitti diye sevmeyecek miyim? Yada gitti diye hemen nasıl sevmekten vazgeçebilirim. Sen Zeynep’i düşünmüyor musun hiç?
    -Düşünüyorum ama kendime acı çektirmiyorum.Bir şey bitmişse bitmiştir tamam mı?
    -Tamam...


    Bir insanın dili ne kadar yalancı olabilir diye düşündü tamam derken ve şu anki kadar diye geçirdi içinden.

    O sırada iş çıktı genç kıza ve kapattı msnini. Bir ara öykünün son bölümünü de ekledi,belki biraz Recep’in okuyabilmesini dileyerek ama okumayacağını bilerek. Dönmesi için değildi ama bu istek.Sadece kendi için ne düşündüğünü sormuştu ya hani Meral’e, işte anlatıyordu burada hislerinin bir kısmını.Bazen kelimeler bile yetmese de anlatmaya çalışıyordu en azından.

    İşler durulduğunda bir telefon geldi ona... Ve o telefondan sonra birden ağlamaya başlamıştı. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu, bir çocuk gibi iç çekiyor ve konuşamıyordu , tıkanıyordu kelimeleri boğazında. Avazı çıktığı kadar bağırmak istiyordu. Hayatına karışan, yada karışmaya çalışan herkese durun diye bağırmak. Yada bir anda ansızın yok olmak.sessiz sakin bir yer bulmak mesela. Kimsenin onu tanımadığı deniz kenarında bir kasabada yaşamaya başlamak. Sekreterlik yapabilirdi örneğin,sonuçta evine döndüğünde yine yazardı içinden geldiği gibi. Bir bilgisayar almak ne kadar zor olurdu ki onun için. Hem kafası rahat olurdu, geçmişle hiçbir bağının kalmaması güzel bir fikir gibi geliyordu. Kısmen olmasa da bir nevi hafıza kaybı.

    Bir anda bir telefon daha geldi ve sinirleri iyice gerildi Meral’in. Bir anda msne girdi. Sevtap,Leyla fark etmezdi kim olduğu ama boşalması gerekiyordu. Anlatması... Ve belki akıl alması. Şu sıralar en çok istediği şeydi bu, tabii dinlemesi de gerekiyordu ama onu es geçiyordu genç kız. İnternete girer girmez, bir anda birçok kişinin selamı ile karşılaştı,birer birer kapattı önünde açılan ekranları. Sevtap’ı aradı biraz; derken bir anda meşgule aldı kendini. Gitgellerdeydi tüm duyguları. Msnden çıkmıyor ama kimseyle de konuşmak istemiyordu.

    İş yerinde de yine eski huzursuzluklar vardı ya iyice gerilmişti o gün.

    Hiç kimse hatta Recep bile benim canımı bu kadar yakmamıştı helal olsun bana... Aptallığım tescillendi yazdı ve bir anda sessizliği seçti dili...

    Sustu...Sustu...Sadece sustu...

    Recep içindeki sesi dinleyip girdi msne. Meral’i gördü derken. Ekranını açtı bir süre baktı sadece. Kendi ismini gördüğünde içi yandı. Recep bile sözü ağır gelmişti genç adama. Kırıldığını hissetti...

    Hani hayatında en değer verdiğin adamdım sorusunu sormak istedi Meral’e ... Hani ben...

    Sonra karşılığında sen ne verdin dedi kendi kendine. Sen ne verdin o seni hayatının en değerli yerine yerleştirirken...

    Yazmak istiyor ama bir türlü enter tuşuna basıp gönderemiyordu yazdıklarını. Meral sildiği için bir gün aniden onu listesinden, göremiyordu Recep’in geldiğini.

    Genç kız yazdığı öykünün son bölümünü okurken, neden sildim ki seni msnden, en azından arada bir de olsa bakıyordum resmine.

    Acaba ne yapıyorsun şimdi Recep? Nerelerdesin?.. Bir kez bile gelmiyor muyum aklına söylesene bana?

    Diyerek veryansın etmeye başladı, başka bir ekranın ucunda Recep’in onu gördüğünün farkında olmadan.

    Offffff.... Dedi derinden Meral, off dediği anda babası geldi aklına. Ofladığı zamanlar da hep derdi ki...

    Offf deme yavrum , oh de...Of dediğinde atmak istediğin sıkıntılar daha bir dolar içine ; ama oh dersen yani buna şükür edersen bir bakmışsın uçup gitmiş karanlıkların uzaklara.

    Gülümsedi, dünyanın en iyi babasına sahipti ya yetti gülümsemesine bir oh demesi.

    Tam kendine gelmişti ki ekranın altında yanıp sönen ışığa takıldı gözü...

    Recep...Sen....

    Evet Recep dayanamamış yazmıştı işte ve şimdi bekliyordu.Usulca açtı Meral ekranı ama sanki bir anda yine dolmuştu içine tüm karanlıklar. Sabahtan beri olanlar yine dikilmişti karşısına.

    -Benim adımı kullanmasan sevinirim


    Hep yanlış başlıyorum söze diye geçirdi gönderdikten sonra yazdıklarını ya artık çok geçti. Meral bir süre baktı sonra hızla yazmaya başladı.

    -Merak etme kimse, aa bu Recep şurda yaşıyor demiyor.Kimse sen olduğunu bilmiyor.
    -Ben biliyorum ya yetmez mi?


    Bu söze iyice sinirlendi genç kız.

    Neden bayım, çektirdiklerini hatırlamak mı üzüyor seni?Yada ....

    Yadanın devamı gelmedi.Tıpkı yarım kalan sevdası gibi yarım bıraktı içinden geçirdiklerini genç kız.

    -Silmemi mi istiyorsun adını.
    -Evet...
    -Peki


    diyerek sildi Meral iletisini.

    -İstediğin gibi oldu mu?
    -Evet
    -Peki o zaman hoşça kal.


    Recep’in onu nasıl gördüğünü bilmiyordu ama elleri titriyordu ve sebebi kızgınlıktan mı yoksa onu çok özlediğinden mi kaynaklanıyordu anlamıyordu. Recep hoşça kal dedikten sonra yazacağını umarak bekledi Meral’i. Ama Meral inat etti ve yazmadı.Sonunda dayanamadı Recep...

    -Neden böylesin?
    -Nasıl?
    -Karamsar..
    -Öyleyim.
    -İyi ama nedennn
    -Patronum burada birazdan konuşalım mı Recep?
    -Peki bekliyorum...


    Bekliyorum...


    Uzun zaman olmuştu onlar konuşmayalı. Şimdi ise dertleşmek için bekliyordu çirkin periyi Recep’i. İşlerini bitirince yazmaya başladı Meral...

    -Biraz önce çok sinirliydim kırdıysam seni...

    Hala nasıl seni kırdıysam diyebiliyorsun sen bana. O kalbini defalarca kırmışken hala nasıl kırmamayı düşünebiliyorsun beni? Ah be Meral, nasıl becerebiliyorsun böyle sevmeyi...

    Seni kırmadığımı söyle bayım bana; istediğim en son şeydir bir insanı kırmak hele ki bu insan sensen... Kırmadın de bana...


    Recep Meral’in yazmasını beklemeden cevap verdi.

    -Ne oldu anlatsana?
    -Ben...Ben neden bu kadar aptalım Recep...Yada acaba geçmişte çok büyük bir kötülük mü yaptım hep birileri zarar veriyor bana?
    -Ben anlamıyorum...
    -Boş ver bende anlamıyorum.Zaten bunu sana yazmak ...


    Meral yazarken Recep genç kızın spacendeki resimlere bakıyordu. Gözü tophanede çekilen bir resme takıldı. Engin ve ben yazıyordu.

    Engin’in adını ve kendini görünce ince bir kıskançlık yayılmaya başladı benliğine.


    -Engin mi üzdü seni bu kadar yazıverdi birden.
    -Engin?


    Bu soru çok şaşırtmıştı Meral’i.Engin ile ilgili hiç konuşmamışlardı Recep ile. Engin’i nerden bilebilirdi anlamıyordu. Sonra nerden bildiğini umursamadan cevap verdi genç adama.

    -Engin beni üzemez,üzmez. Ne zaman kötü olsam hep neşemi yerine getirmiştir. O çok iyi biri...

    Çok iyi biri...

    Bu onun için yeterli olmamıştı , kim bilir belki de histi sadece...Ama bu his Recep’i mutsuz etmeye yetiyordu.

    -Sen nasılsın peki?

    Diye geçiştirdi Meral lafı.Neden geçiştirdiğini o da anlamadı...

    -Sen...

    Dedi Recep...

    -Benim arkamdan da böyle konuşuyor musun?

    Nasıl düşünebilirsin böyle bir şeyi? Sen,sen hayatımdaki en değerli adamken nasıl aklından geçer böylesi bayım? Hiç mi tanımadın perini...

    -Ben...Ben, sen bana mesaj çektiğinde bile arkandan kötü konuşmadım ki bayım...

    Gülümsedi Recep ekranın diğer ucundan.

    Bayım...

    Öyle hasret kalmıştı ki buna. Birde Recep Efendiiii deseydi hiç fena olmazdı hani Çirkin peri...

    -Sen ilişkimi seviyesizlikle suçlarken bile, tek kötü kelime çıkmadı ağzımdan. Nasıl böyle düşünürsün bilmiyorum ama ben bir şeyi söylüyosam bil ki yalancıktan değildir Recep Efendiiii...

    İçimi mi okuyorsun yine sen çirkinim... Hani yoksa kalbimi nasıl okşayacağını nereden bileceksin böyle...

    Meral bilmiyordu zaten, sadece uzun zamandır kullanmadığı ve çok özlediği kelimeleri kullanıyordu.

    Çektiği mesaja gelince konu lafı değiştirdi hemen Recep.Meral’i neyin mutlu edebileceğini az çok biliyordu artık.

    -Kitabı ne zaman yolluyorsun bana?
    -14 Şubat’ta yayınevlerinde olacak, birkaç gün önce eline geçmiş olur seninde.


    Recep ona yazdıkça ister istemez soruları dikiliyordu yine karşısına Meral’in. Anlam vermeye çalışıyor ama anlamlandıramadığı her şey onu boğuyordu.

    Kız arkadaşın kızmaz mı bu kitabı yolladığımda sana diye geçirdi içinden. Bunu ona sormaya cesareti yoktu ...Soramadı da zaten, her zaman ki uysallığını takındı ve her şeyi içinde sakladı...

    -E-kitap olarak yayınladık biliyor musun?Bir sürü yorum geldi.Hepsi öyle güzel ki. Kendimi gerçek bir yazar gibi hissettim. Mutlu oldum çok...
    -Ne diyorlar peki, yani benim için. Hayvan... Şerefsiz...
    -Ben kendim bile söylemezken emin ol kimse sana kötü söz söyleyemez.. Ama zaten okuyan hiç kimse de ardından kötü söz söylemedi. Herkes öyle iyi ki, iyi insanlar kötü sözler etmezler yürekten.
    -Kızmıyorlar mı hiç?
    -Yorumları yollamamı ister misin sana en azından birazını?
    -Yollar mısın, öyküyü de yollasana.Nerden giriliyor ona.
    -Blogumuzda var oradan bakabilirsin.
    -Muz..
    -Blogum yani...


    Ve blogunun adresini yazdı Meral.

    -Yorumlar...

    Diye yazdı Recep.Meral gülümsedi.

    - Benim gibi beyaz dizi delisi olan birisi için ‘’ sığınağı olur musun yüreğimin ‘’ seriniz harika geliyor.
    Bir sonraki bölümü sabırsızlıkla bekliyorum…
    Yazılarınız çok güzel…


    Recep Meral’in gönderdiği yorumları okurken mutlu oluyordu. Meral ise göndermeden önce düşünüyordu eni konu. Hatta bir ara bittikten sonra yapılan yorumları yollamayı düşündü ama vazgeçti. Bitmişti zaten, hata yaptın der gibi neden göndersindi ki... Düşünüyordu , kendi kendine hem düşünüyor ,hem gülüyor hem de neyi göndersem diye süzgeçten geçiriyordu her şeyi genç kız.

    -Aaaa bak asıl şuna bayıldım. Çok tatlıydı bu yorum. Öyle güldüm ki kendi kendime.

    Meral abla büyüyünce aslında küçük değilim ,16 yaşım :d ,büyüyünce senin gibi bir aşk yaşamak istiyorum ben.O zaman bir Recep efendi bulur muyum acaba?

    Bir kahkaha attı işyerinin ortasında Recep.

    - Bir de ayrılmayın ya nolur. Ne var uzak olsun ben sana yol parası da yollarım valla. Ama yok illa bitiyor diyorsanız abim çirkine talip :) Valla ciddiyim, tanışsam hayatta bırakmam peşini diyor.
    Ya abla nolur ya ayrılmayın siz,hatta evlenin be.Düğüne gelmeyen sevcan değil,ama abimi getiremem üzülür.

    Seni seviyorum Meral abla.

    -Alla alla...
    -Taliplerin de çok, ne güzel...
    -Neyse böyle işte.
    -Çok güzel yazmışsın demek ki?
    -Yaşanılanlar güzeldi
    -Evet...
    -Eh bende güzelim :p
    -Evet...


    Sen güzelsin,yaşanılanlar güzel... Eh be Perim onaylamaya gerek bile yok bunları. Keşke her şey senin düşlediğin gibi güzel olabilseydi ya; bu adam senin kadar cesaretli değil belki de kim bilir?

    Meral , hissetmiş gibi Recep’in düşündüklerini buz gibi oldu bir anda.

    -Neyse benim çıkmam gerek dedi o anda Recep.
    -Görüşürüz sonra Çirkin peri..
    -Görüşürüz bayım...


    Recep msni kapatırken , Meral sessiz sedasız bekliyordu , ikisinin de aklına birlikte geçirdikleri o son gün geldi.

    Recep onu eve kadar bırakmış ama bir süre arabayı hareket ettirmemişti ve giderken; Meral onun arkasından sessizce bakıyordu.Tek fark o zaman hoş geldin hayatıma demişti ikisi de ; şimdi ise hoşça kal lafı mühürlenmişti de sanki başka bir şey sarf etmiyordu kelimeleri.

    Gülümserken yakaladı Gülay Meral’i... Recep dedi içinden. Demesiyle Meral’in anlatması bir oldu.

    -Hani kız arkadaşı vardı...
    -Bilmem...
    -Seni üzmesine izin verme Meral...
    -O...
    -O beni üzmez deme,burada biz görüyoruz senin halini.
    -Geçmişte kaldı be Gülay,artık büyüdüm...
    -Emin misin?
    -Değilim ama sus Ahmet duymasın çok kızıyor sonra bana...


    Ahmet tanıdığı en iyi insanlardan biriydi Meral’in.O ve kız arkadaşı Seda güneş gibi doğmuşlardı Meral’in dünyasında.Onların yanında öyle güzel geçiyordu ki zaman. Ahmet kızdığı zaman hiç içerlemiyordu bu yüzden, çünkü biliyordu ki onun iyiliği için konuşuyordu genç adam.

    Günü umut dolu bitmişti Meral’in; ama içindeki umut Recep’in dönmesine dair değildi.Hani özlemişti ya sadece, merak ediyordu ya ne yapıyor diye biraz olsun gidermişti özlemini, hiç dinmeyeceğini bildiği için kana kana doymaktansa bir yudum alıp geçmişte bıraktı, tıpkı uyurken gördüğü güzel düşler gibi yüreğindeki adamı.



    Meral gitgide taktığı maskesine daha bir yapışıyor ve gülmesini başarabiliyordu her ne kadar bir tarafı eksik olsa da; alışmak denilen şey bu olsa gerekti alışıyordu.

    Zaman geçiyordu artık.Öykü bile bitmişti istemese de. Bittiği için içindekilerin de akıp gideceğini düşünüyordu Meral. Mesela sabahları kalktığında artık onu düşünerek uyanmıyordu. Evet geceleri yatarken hala giriyordu aklına, telefonu hala alıyordu eline ve numarasını değiştirmesine rağmen arayabilme ihtimalini düşünüyor , ararsa ne kadar mutlu olacağını bilerek uyuyordu. Ama zamanla geceleri de düşünmeyi bırakacaktı, en azından umut ediyordu. Onu sarıp sarmalayıp kalbinin en dip köşesine yerleştirecek ve arada bir tatlı bir anı olarak hatırlayacaktı... Sadece şimdi değil, çünkü şimdi özlemleri yüreğini kavuruyordu aklına geldiğinde genç adam.Bu yüzden farklı şeylerle ilgilenip düşünmemeye çalışıyordu.

    İşten çıktıktan sonra evine doğru yol alıyor. Bir kahve yapıp oturuyordu ablasıyla birlikte.Zamanla tırtılda katılmıştı onlara.Tırtıl ablasının işyerinden arkadaşıydı ama ikisi de çok seviyorlardı onu. Hep beraberken kırılıyorlardı gülmekten. Ve artık günler daha çabuk geçiyordu. En azından evde belli etmediği için kendini, hüznü odasına girip tek başına kaldığında çıkıyordu dışarıya.

    Msne giriyordu gündüzleri,genelde Engin ile uğraşıyordu. .Yada Sevtap’la başlıyorlardı ondan bundan bahsedip dedikodu yapmaya.Dedikodu denilince akla onun bunun ardından konuşmak gelirdi ya onlar genelde birbirlerini çekiştiriyordu.

    İşlerin rahat olduğu bir gün msne girdi yine çevrimdışı olarak.Böyle daha rahat oluyordu. Öbür türlü meşgul bile yazsa anlamayan çok oluyor ve iletilerin bir geliyor biri gidiyordu.
    Recep’i ekledi.Özlemişti, yapmaması gerektiğini biliyordu ama elinde değildi. Açıp resmine baktı uzun uzun. Tam o sırada Engin yazdı...

    -Orda mısın?
    -Efendim canım...
    -Napıyorsun ....
    -Ya Engin yaaaaa
    -Ya Meral yaaaaaaa...
    -N’oldu be bu benim sözümdü.
    -Çok sinirliyim ben ya,herkes benim üstüme yükleniyor.
    -Anlatsana canım...


    Engin anlatmaya başladı derken.Gerçekten çok dolmuştu genç adam. Meral’in ruhu da daralıyordu.

    -Engin

    Dedi...

    -Gel bu akşam deniz havası alalım,birer de bira içeriz...Olmaz mı?
    -Çok iyi olur valla...Nereye gidelim?
    -Beşiktaş’a balıklarımı özledim.Yok ,yok yada Galata’ya gidelim. Olur mu?
    -Tamam Galata’da buluşalım.
    -Peki..Eee hadi çık o zaman sen.Ancak gelirsin karşıdan buraya...


    Engin msni kapatıp çıktı işyerinden. Meral bir süre daha durdu. Recep çevrimdışı onun ekranını açmış duruyordu. Resimlerine bakıyordu genç adam ve ne zaman resimler Engin ile çektirdikleri resimlere gelse içinde ince bir yangın alevlenmeye başlıyordu sebebini bilmediği...

    Beni unutmanı istemiyorum çirkinim... Seni...

    Ama devamını getiremiyordu. Getirmeye hakkı olmadığını düşünüyor,tüm olanlardan sonra susmayı görev biliyordu Recep.

    Halbuki söyleseydi...Hani söyleyebilseydi...Meral hiçbir şey hatırlamazdı geçmişe dönük bilmiyordu. Çıkmadan önce son kez açtı Recep’in ekranını Meral.Recep genç kızın ekranını açtığını gördüğünde heyecanlandı.

    Meral baktı tekrar resmine...Baktı,baktı,baktı....

    Özledim yazdı...Sildi...
    Rahatsız ediyorum ama seni merak ettim yazdı...Yine sildi...
    O yazıp sildikçe Recep ekrana girecek gibi oluyordu.Hani şöyle girebilse ekranın içinden de onun yanından çıksa.Sarılsa...Sımsıkı sarılsa ve kana kana koklasa,kokusunu çekebilse...

    Hadi çirkinim, silme yaz...Ben buradayım ,lütfen yaz...

    Seni seviyorum yazdı Meral...Seni gerçekten seviyorum bayım...

    Sonra resme baktı,hayatının en değerli adamına...

    Birlikte olduğun kişiye haksızlık yapıyorum.Ben sensizliği bu kadar çekmişken , başka birine nasıl bunu yapabilirim. Yapamam...

    Dedi ve onu da sildi...Sonra da Engin’le buluşmak için çıktı işyerinden.Recep Meral’in çıktığını anlayınca hayal kırıklığı ile kapattı ekranı.

    Acaba Engin mi geldi böyle çıktın birden...Tam yazarken bana ne durdurdu seni... diye geçirdi Recep içinden.

    Halbuki ne Engin nede başka biriydi durduran Meral’i... Recep’in kız arkadaşıydı. Onun acı çekmesine neden olan seviyeli ilişkisinin baş kahramanı.

    Zaman akıyordu ve yine zaman alıştırıyordu çirkin periyi yüreğindeki sızıya... Sızı gitgide Meral’in maskesinin altında kaybolmaya başlamışken , Recep’in yüreğinde beliriyordu anlamadığı bir sebepten.Aslında biliyordu nedeni...Engin... Aralarında bir şey olmamasına rağmen bu çocuk onun içindeki sızıyı gün ışığına çıkarmıştı ve bir türlü atamıyordu...
    Ne o çok yoğun işleri ne ise Arzu içini kaplayan sisi engelleyemiyordu...
    Atabilecek bir kişi vardı ama O’nuda kendisi bırakmıştı... Yüzü yoktu yardım istemeye genç kızdan. Belki de vardı ama cesaret edemiyordu, çünkü ne demesi gerektiğini bilmiyor her şeyi bozmaktan korkuyordu.

    Ne zaman bir şey yazmak istese yanlış başlıyordu cümleye ve her yanlışında biraz daha incitiyordu Meral’i.

    Tıpkı çektiği mesaj gibi...


    Meral BİLGİÇ
    D.E.
     
  10. 30 Kasım 2007
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  11. çiRkin peRi

    çiRkin peRi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2007
    Mesajlar:
    248
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    Recep belki gelir diye genç kız, msnden çıkmadı ama saatin iş saatini geçtiğini fark etmesiyle kapatması bir oldu. Meral bir taksiye atladı hemen, Recep ile konuşurken vakit aslında hayli geç olmuştu. Karaköy’e geldiğinde iskelenin karşısına oturup beklemeye başladı Meral, o sırada vapurda yanaşmak üzereydi. Hafif bir rüzgar esiyordu denizden kıyıya. İçindekileri söndürmeye çalışsa da daha bir alevlendiriyordu sanki her şey.Düşünürken Engin’in gittiğini gördü Meral, görmemiş Galata köprüsüne doğru ilerlemeye başlamıştı genç adam. Meral sessiz sedasız yaklaştı.

    -Kendimi sapık gibi hissetmeye başladım beklesene deli...

    Güldü Engin,

    -Görmedim kızım ya
    -Baksaydın o zaman alla alla.
    -Tamam tamam bakarım bir daha...Hadi bakalım nereye gidiyoruz?
    -Oraya...


    Galata köprüsünü işaret etti Meral.Birlikte güzel bir yer bulup oturdular denizi en net görebilecekleri bir koltuk seçerek. Birer bira söylediler derken ve Engin’in o çok kızdığı olayı anlatmasıyla birden sohbetin ortasında buldular kendilerini. Bir ara köprü geçen arabalar nedeniyle sallandı hafif hafif....

    -Biliyor musun?
    -Neyi?
    -İstanbul’a ilk geldiğim zamanlarda bir arkadaşım vardı. Öyle iyiydi ki, yani görünüşüne göre...
    -Görüşünüş...
    -Evet, biraz iri yarıdıyda da kendisi.Neyse, ben buraya ilk geldiğim dönemlerde, beni buraya getirmişti. Köprünün üstünde yürüyoruz. Benim o sıralar deprem korkum var ama öyle büyük ki , bu yüzden bir ara geri dönmeyi bile düşünmüştüm.Neyse...


    Diyerek bir yudum aldı birasından genç kız. Öyle güzel anlatıyordu ki ilk gelişini, öyle heyecanlıydı ki tıpkı o ilk adım attığı gün gibi...

    -İlerlerken, birden köprü sallanmaya başladı benim yüz halimden korktuğumu anlamış arkadaşımda, deprem oluyor diye bir söyledi...
    -Eeee...
    -Esi köprü üstünde ben çığlık çığlığa. Hey Allah’ım ya rezil olmuştum herkese. Öyle bir sarıldı ki bana korkmayayım diye,yumruklamaktan canım çıkmıştı. Çünkü benim yumruk ona değdiğinde ondan çok benim elim acıyordu.
    -Deli kız sende bilmiyor muydun köprüyü?
    -Nasıl bilicem ben yahu, daha yeni gelmişim buraya. İstanbul’u hiç bilmiyordum ki ben geldiğimde...


    Bir an denize baktı uzun uzun Meral.

    -İnsanlar buraya ne hayallerle geliyor dimi, hele ki okulu bitirmişsen.Ohooo dünyayı sen kurtarıyorsun; sonra bir bakmışsın dünya aslında seni kavuruyor. Büyüyorsun,olgunlaşıyorsun,sevmeyi öğreniyorsun...Güvenmeyi...

    Engin sadece dinliyordu...

    -Sonra da hepsinin bir anda yok oluverdiğini görüyorsun ve yeniden başlıyorsun.

    Bir an dayanamadı Engin,

    -Hangisi sensin anlayamadım ben kızım ya?

    Bu soru karşısında şaşkın şaşkın bakıyordu Meral.

    -Neyi anlamadın?
    -Geçen sana şey demiştim , yazılarını okumuştum hani. Seni tanımasam sana aşık olurdum..
    -Evet


    Dedi gülerek Meral, bende,

    -Aman dedim aman demiştim...
    -İşte onu anlamıyorum,yani normalde hiçbir şeyi umursamayan,başına buyruk dediğim dedik biri gibisin. Ama böyle oturup konuştuğumuzda...
    -Alakasız biriyim.
    -Evet hangisi gerçek yüzün peki.
    -Ne önemi var ki... Yani umursamaz biri olursam pek yaşamak bir işe yaramıyor.Yani üzülmeyeceksen, ağlamayacak yada mutlu olmayacaksan...Aman otluğun bir anlamı yok işte...
    -Ot oraya nereden geldin ya?...
    -Belediyenin yaptığı çimenlikler vardır hani. Çimenlere basmayınız der. Harbiden ot gibi yaşar onlar.Ezilme tehlikesi yok,ekmek elden su gölden...Ama diğerleri ezilirler, yolunurlar...


    Engin sözün nereye geleceğini anlamıyordu.

    -Ben diğerlerinden olmayı istiyorum.Yani adım ot olsa bile... Cüneyt’ten sonra öyle garip bir koruma sistemi oluşturdum ki kendime. Çimenlere basmayın yazılı yerdeki çimenler gibi görünüyorum ama aslında diğerlerinden pek farklı değilim.
    -Benzetmeye bak ya...
    -Dalga geçme aklıma geldi söyledim işte alla alla...
    -Yani bir nevi kendimi koruyorum diyorsun.
    -Evet aynen öyle. Sadece güçlü gözükürsen insanlar sana zarar vermek için bir kez daha düşünüyorlar..Hepsi bu...
    -Vayyy zeki kızımız...
    -Dalga geçme ama...


    Saate baktı derken...

    -Hadi kalk bakalım biraz daha geç kalırsak ablam bizimle dalga geçecek dalgacı beyefendi...

    Hesabı ödeyerek kalktı iki arkadaş. Evet iki arkadaş ama başka bir kentte işyerinde düşünmekte olan Recep buna pek inanmıyordu.İnanmak istiyor ama bunu başaramıyordu.

    Meral Recep’i düşünmüyor gibi gözükse bile aslında içten içe aklına geliyor ,bir yolunu bulup atıyordu bilinç altına.Engin Meral’i evine bırakıp ayrıldı. Meral yüzünde oluşan gülümsemeyi fark etti,gülümseyince aklına düştü yine bayı, başını kaldırdı gökyüzüne.

    Seni özledim Recep...Seni çok özledim...

    Recep eski mesajlara bakıyordu...

    -Bayımmmmm bu bayan sizi çok özledi....

    Yazıyordu mesajlardan biri...

    Çirkinim dedi gülümseyerek. Sanma ki sensizim, hani ayrıyız ya sanma ki aklımda değilsin.

    Telefonunu bıraktı ve en baştan düşünmeye başladı olanları. O sırada Meral’de üstünü değiştirmiş ve Recep’in çektiği mesajlara bakmaya başlamıştı.

    -Ben de seni çok özledim bebeğim.

    Neden böyle oldu. Şu mesajlar hissetmeden yazılabilir mi gerçekten. Halbuki...

    Recep, Meral’in çiçeğini aldığı anı düşünüyordu. Şaşırmıştı ama en çok heyecanı durmuyordu yüreğinde. Gelmesini istiyordu ama geleceğini hiç tahmin etmemişti o zamanlar. Kafedeki yoğunluk biter bitmez almaya gitmişti onu...Hatta heyecandan telefon açıp aşağıdayım demek yerine mesaj atmıştı.Hatırladıkça gülümsüyor, gülümsedikçe ince bir sızı doluyordu içine. Farklı şehirlerde olsa da hiçbir zaman kimsenin sevgisini bu kadar yoğun hissetmemişti halbuki. Halbuki kimsenin sevgisine inanmamıştı bu kadar fazla.

    Meral, Recep düşünürken telefonundaki mesajlara bakmaya devam ediyordu.

    Recep’in geldiği zaman attığı mesajı gördü aşağıdayım...

    Heyecandan ayakkabılarını giydiğini bile unutmuştu genç kız. Yine o zamanki gibi istemsiz boynuna gitti eli... Yüzü asıldı..Dedem diye geçirdi birden içinden. Ve aklına Recep’le birlikte yolda ilerlerken ne kadar da yakın olduğunu hatırladı yıldızlara.

    Meral BİLGİÇ
    D.E.
     
  12. 18 Ocak 2008
    Konu Sahibi : çiRkin peRi
  13. çiRkin peRi

    çiRkin peRi Popüler Üye Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2007
    Mesajlar:
    248
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    Recep dalmış gitmişken Arzu geldi yanına...

    -N’apıyorsun hayatım...
    -Hiç...
    -Neden böylesin Recep?Ne oldu , ne var..
    -Bir şey olduğunu nereden çıkarıyorsun?
    -Ben çıkarıyorum yani...
    -Yine başladık...


    Evet, hiçbir şey değişmiyordu,bazı şeylere yeniden başlamak istenilse bile.Öyle ki kavgalar bile devam ediyordu eskisi gibi. Tek fark bu sefer gerçekten olmayan bir şeyler nedeniyle değil, yapılan tercihlerin kötülüğü nedeniyle çıkıyordu tartışmalar.

    -Bir şey yok dedim Arzu,nedir bu kavga isteği...
    -Dalıp gidiyorsun ve daldığın her an bir gülümseme konuyor yüzüne. Ne olduğunu düşünmemem gerek.
    -Offff
    -Recep adam gibi konuşamayacak mıyız?


    Meral olsaydı diye düşündü içinden... bir gün çok yorgun eve gelmişti ve aramıştı genç kızı.Canı sıkkındı, bir küfür çıkmıştı ağzından...

    -Küfür etme ama...
    -Ettim artık aşkım...
    -Ama benim bayım küfür etmez ki...
    -Eder arasıra...
    -Ama etmese...
    -Offff...
    -Tamam hayatım canın sıkkın zaten kapatalım konuyu ne oldu anlatsana...


    Anlayışlı sevgilim diye geçirdi içinden Recep, ama bir anda Arzu tekrar konuşmaya başladığında eski sevgilisi olduğunu hatırladı Meral’in.

    -Bak yine daldın...
    -Yıldızlar çok güzel gözüküyor,hava alalım mı biraz.
    -Recep konuşuyoruz, neden kaçıyorsun...
    -Kaçmıyorum, canım sıkkın ve hava almak istiyorum ..Gel yada gelme...


    Bir tartışma başlamıştı aralarında.Recep daha fazla dayanamayıp çıktı kafeden. Arabasına atladığı gibi şehir dışına sürmeye başladı...

    Atlayıp gelseydim yanına...Mesela çalsaydım şimdi kapını.Tepkin ne olurdu acaba?

    Meral telefon elinde arayıp aramamak arasında gidip geliyordu.

    Arasam seni...

    Bu ne onursuzluk Meral, ara bir mesaj daha gelsin arama demedim mi diye.Ne laftan anlamaz bir kızsın sen böyle ya...

    Diye kızdı derken kendine.

    Şu yıldızlar kadar netken gönlümdeki yerin ben neden gelemiyorum...Çirkinim.Neden yapıyorum bunu bize...

    Durdu, çoktan gelmişti işte eve. Bekçi onu görünce şaşırdı, bir selam verip eve girdi genç adam.Bütün pencereleri açtı, kuş seslerini duymak istiyordu.Çünkü o zaman huzurlu olabilecekti ve yanında olmaktan en mutlu olduğu kişiyi yanındaymış gibi hissedebilirdi. Başını koltuğa dayadı ve gözlerini kapatıp oturmaya başladı. O sırada Meral mesajlar elinde gülümsüyordu. Kuş seslerini duyduğunda gecenin bir yarısı deprem olacağını düşünüp ürktü bir an ,sonra onların büyüsüne öyle kapıldı ki penceresini açıp yumdu gözlerini.

    Kuşlar cıvıl cıvıl burada.Yıldızlar gözükmüyor ama; İstanbul’un ışıklarındandır belki, ya senin kentinde nasıl bayım? Kuşlar yine aynı mı söylesene,umut dağıtıyorlar mı yüreklere? Ya yıldızlar, yıldızlar yine tutulabilecek kadar net mi gökyüzünde?

    Kuşlar seni çağırıyor çirkinim, duyuyor musun bak?.. Getir onu da diyorlar bana.Gelsem, gelir miydin benimle yine buraya.

    Gelseydin bir bayım, hani çalsaydın şu kapıyı da uyandırsaydın beni bu kabustan...

    Recep elini oynattı bir an , sert bir şeye denk gelmişti elleri. Meral o anda boynuna götürmüştü yine elini.Gözlerini açtı genç adam, kolye dedi sessiz ,içinden. Genç kızın kolyesini tuttu ve kalbinin üstüne koydu. Daha bir hızlı atmaya başladı Meral’in kalbi tıpkı Recep gibi.

    Her şey eskisi gibi berrak olsa hayatımızda. Yine gecenin bir yarısı arasan beni mesela, mesela ben mesaj atsam her sabah sana...Olmaz mı?

    Recep biraz rahatlamıştı ki telefon sesiyle açtı gözlerini. Arzu idi arayan. Meral’in kalbine tam o anda bir acı yerleşti...

    Her şey eskisi gibi olsa mı?Meral yeter artık, sen bunu düşünürken başka bir yerde, hiç tanımadığın bir kız acı çekecek.Nasıl bu kadar vicdansız oluyorsun söyler misin bana?

    Kalkıp kapattı penceresini, kuş sesleri sustu bir anda. Recep Arzu’nun telefonunu reddedip Meral’in numarasına geldi ve durdu.

    Ara hadi... Ne kaybedebilirsin ki? Hem o senin gibi yapmaz en fazla konuşmayacağını söyler...Ara...

    Meral telefon elinde bakıyordu.Mesajları açtı derken ve yavaş yavaş silmeye başladı. En baştan itibaren, ilk mesajlaştıkları günden itibaren silmeye başladı bir bir. Bir yandan ağlıyor , bir yandan siliyordu.Ve sildikçe...

    Seni de sileceğim bayım...Kendime verdiğim sözü tutup sileceğim seni de tıpkı beni sildiğin gibi...

    Diyordu.

    Yüzün var mı gerçekten aramaya Recep Efendiiii diye sordu genç adamın yüreği...

    Yok.... Dedi Recep ve Arzu’yu aradı tekrar. Merak etmişti sevgilisi onu, özür diliyordu ...Bir daha tartışma olmayacak...

    -Keşke bir özürle değişse her şey Arzu,emin ol o zaman hiç dilemediğim kadar özür dilerdim ben...
    -Uzatma işte Recep...
    -Tamam tamam,problem değil...Ben bugün buradayım merak etme.
    -Peki,yarın gelecek misin?
    -Bilmiyorum,İstanbul’da bir işim var...Belki...
    -İstanbul mu?
    -Hadi Arzu iyi geceler...


    Diyerek kapattı Recep telefonu...

    Meral mesajları sildikten sonra bir banyo yaptı. Ve yattı yatağına. Çirkin miskin miskin geldi yanına ve birlikte uyumaya başladılar... Recep elinde Meral’in kolyesi uyumuştu kuş seslerinin içinde.

    Gözlerini açtığında gülümsüyordu. Bir an yanında Meral var gibi hissetmiş heyecanla açmıştı gözlerini ya Meral o sırada çoktan işinin başına geçmişti bile.

    Artık her şey gitgide daha fazla sıradanlaşmaya başlamıştı ikisi içinde.Günlük işlerini tamamlıyor daha sonra uykudaki düşlerinde rahatlıyorlardı. Sonra yine sabah kalkıyor ve günün stresini farklı olaylarla ama aynı derecede hissediyorlardı. Meral arasıra msne giriyor ve Recep’e bakıyordu; silmediğini biliyordu ama gözükmemesinin tek bir sebebi olabilirdi. Büyük ihtimalle genç adam engellemişti genç kızı. Gülümsedi sessizce...

    -En azından bazılarımız daha cesaretli...

    Diye geçirdi içinden. O sırada Recep msnde onun penceresine bakıyordu ve görmediğini biliyordu.

    Recep sonunda geri dönemeyeceğini anlamıştı, buna cesareti yoktu.Ne ile karşılaşacağını bilmiyordu ve bu nedenle izin verecekti.Bu sefer izin verecekti gitmesine. Çünkü aslında biliyordu, biliyordu ki arada bir karşısına çıkıp hatırlattıkları sayesinde Meral’in unutmasına izin vermiyordu. Korkuyordu evet unutulmaktan çok korkuyordu ama sevginin en güzelini gördükten sonra en azından bunu borçlu olduğunu biliyordu. Çünkü genç kız onu sevdiği için neden bile demeden izin vermişti gitmesine. Halbuki hesap sormasını beklemişti genç adam,gitme demesini...Gidemezsin sözünü çok beklemişti. Kim bilir belki duysaydı gitmezdi de..Yada daha kolay giderdi,sende herkes gibi anlayışsızsın diyip daha kolay uzaklaşırdı genç kızdan.Ama Meral’in hareketleri içinden çıkılmaz bir hale sokmuştu Recep’i.


    Neden hesap sormadın bana çirkinim?Neden ...

    Dediği anda Meral iletisini değiştirdi.Anlamıştı her şeyi.Recep artık özgür kalmasını istiyordu ve oda özgür olmak. Gerçi bu Recep’in isteği diye mi istiyordu bilmiyordu. Belki de aslında özgür kalacak kişi Recep’in kendisiydi.

    Seni sevmekten vazgeçersem yada sen öyle bilirsen anlıyorum ki vicdanın rahatlayacak bayım. Nedense şu an beni gördüğünü hissediyorum. Sanırım bir yerden başlamam gerek değil mi?

    Dedi ve öncelikle iletideki adını değiştirdi.


    Meral BİLGİÇ
    D.E.